Refah Partisi, Fazilet Partisi ve AK Parti'de siyaset
yapmış, son 10 yılın en önemli siyasi simalarından TBMM Susurluk
Komisyonu ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanlıkları görevini yapmış olan
Mehmet Elkatmış ile ilk bölümü büyük yankı uyandıran röportajımızın
ikinci bölümünü yayınlıyoruz.
SİZ İŞİNİZE BAKIN BİZ HALLEDERİZ
-Başkanlığını yaptığınız Susurluk Araştırma Komisyonu'nun çalışmalarında bunu bizzat gözlemleme imkanı buldunuz mu?
Biz o zaman komisyon olarak soruşturma yapmak için Genelkurmaya yazı yazdık. Soruşturma izni için ancak izin verilmedi. İstanbul cumhuriyet Başsavcılığına da, Devlet Güvenlik Başsavcılığına da yazdık. Onlara da bilgi vermediler. Adeta korudular. Tam on yıl korunuyor. İlk yazıda, 'tamam biz araştırıyoruz, soruşturuyoruz' diyorlar. İkinci yazıda 'siz işinize bakın biz hallederiz' diyorlar. On yıl karartma perdeleme uygulanıyor.
TEOMAN KOMAN KOMİSYONA NE CEVAP VERDİ?
-Peki gerçekten de halledildi mi? Yani bu süreçte istediğiniz bilgi ve belgelere ulaşabildiniz mi?
Hiçte halledilmiyor o dönemlerde gerek güneydoğuda gerekse başka bölgelerde ölüm üçgeni olarak andığımız Sapanca-Gebze-Sakarya üçgende birçok faili meçhul olaylar oldu bu olayların hepsi jandarma mahallinde oldu. Dolayısıyla bu olaylar da aydınlatılamadı. Bilmesi gereken Teoman Koman'ı komisyona davet ettik. Gelmedi gelmediği gibi komisyonu tehdit eder gibi bir yazı gönderdi. Diyor ki 'ben gelip size bilgi vermek zorunda değilim' diyor. 'Ben Başbakan'a, Genelkurmay Başkanı'na, Cumhurbaşkanına ve MGK'ya bilgi veririm, onun dışındakilere bilgi vermem mümkün değil' diyor. Soruyorum size 'TBMM'den daha üst bir makam var mı demokrasilerde? Halkın iradesinin üzerinde, TBMM'nin iradesin üzerinde bir makam var mı? Olmaması gerekir zaten o zaman demokrasi olmaz. Türkiye'de demokratik hukuk devletiyse olmaması lazım diyor ve gelip ifade vermiyor. Vermediği gibi, 'aslında bu iş TBMM ile TSK arasında bir güç gösterisine dönüşmüştür' diyor. Bu cümle çok önemli. Ne demek bu?
Bundan 'Asker daha güçlüdür' anlamı çıkmıyor mu?
Tabi mefhumu muhalifinden bunu anlıyoruz. Türkiye'de meclisin üzerinde bir güç olur mu ya da kurumlar bir birlerine güç gösterisi mi yaparlar. Bu kabul edilebilir mi demokraside bu düşünülemez bile.
JİTEM VAR MI YOK MU?
-Sizin bu tıkanan noktada Başbakan'a bilgi vermek gibi bir girişimde bulunmanız gerekmez mi? Başbakana bilgi verildi mi o dönemde?
Başbakan'a ne tür bilgi verildiği melesi de meçhul, o da ayrı bir konu. Türkiye'de Jitem denen bir şey var. Birçok faili meçhuller bugün de Ergenekon'da da ortaya çıkıyor. Jitem başrollerde. Peki, Jitem var mı yok mu? Bize aynı komutan yazı gönderiyor, diyor ki, 'Jitem diye bir kuruluş yoktur TSK bünyesinde.' Ama var. Olduğu ortaya çıktı. Var bu. İşte olaylar var, kuruluş da var. Peki, nedir bu, olayları saptırmak, bilgi gizlemek... Türkçesi bu, biz de onun için, komisyon raporunda 'her ne kadar Jandarma Genel Komutanlığı Jitem yoktur diyorsa da, varlığı tartışmalı ama icraatları gerçek' diye yazdık. İcraatları var. Bu nedir, bilgi saklamak, örtbas etmek. Bir takım askerlerin de bu işin içinde olduğunu biliyoruz. Herkesim içinde çürük elmalar olur. Askerde de siyasette de olur. Alt meslek gruplarında da olur.
ÇEVİK BİR TEHDİT Mİ ETTİ?
Ama biz Genelkurmay Başkanlığı'na yazı yazıyoruz, 'Askeri kişiler içinde de çete ve mafya olaylarına karışan var mı, bununla ilgili rapor veya bilgi varsa bize bildirin' diye, Çevik Bir imzasıyla bir cümlelik bir cevap geliyor: 'TSK'nin böyle konularla ilişkisi olamaz' diyor. Ama var. Biz tekrar yazdık, dedik ki 'her ne kadar yok deniyorsa yazınızda, bize gelen bilgi ve belgelerden anlaşıldığına göre bir takım asker kişiler de bu olayların içinde, bu olaylara karıştıkları açıktır. Konunun yeniden incelenerek ona göre cevabın gönderilmesi.' Bu sefer yine Çevik Bir imzasıyla yine bir iki sayfalık bir yazı geliyor, yok diyor, asker kişilerin bu olaylarla ilişkisi yok. Orasını anladık. Hatta orada ben not da düştüm bu Yüksek Ova çetesi ile ilgili, bunun gibi örnekler de ortaya koyduk. Yoktur diyor onu da anladık ama orada en son bir cümle kullanılıyor, diyor ki, 'TSK'nin bu gibi olayların içine çekilmek istenmesini üzüntü ile karşılıyoruz.' Sanki asker düşmanlığı yapıyormuşuz gibi, askeri de mutlaka bu işin içine sokmak istiyormuşuz gibi bir mana çıkıyor. Bu da aslında örtülü bir tehdit. Yani diyor ki, 'bu işi karıştırmayın.' Olay bu, o zamanki üst düzey komuta mantığın burada olmadığını görüyoruz. Bir takım generaller ordu evlerinden alındı. Ama o zaman bırak böyle bir şeyi, bilgi dahi verilmiyordu. Saptırıyorlardı.
-Devletin diğer resmi kurum ve kuruluşları ile ilişkileriniz nasıldı? İstediğiniz bilgiler size ulaştırılıyor muydu?
Yine mesela her türlü telefon dinlemesinde, bir iddia vardı, denirdi ki; 'Başbakanlığın telefonuyla Kanada'daki bir uyuşturucu şebekesinin konuşmaları var.' Telefon numarası veriyorlardı, isim veriyorlardı. Biz yazdık, Telekom'a dedik ki, 'Şu numaralı telefonla şu numaralı telefon konuşmuş mu? Konuşmuşsa ne zaman konuşmuş?' Ne konuştuğunu zaten tespit etmek imkansız artık çünkü konuşma yapılmadan önce dinleme izni alınması ve dinlenmesi gerekirdi. Sadece konuşmuş mu konuşmamış mı, bunun gizlilikle bir alakası var mı? Gelen cevap ne? 'Bu bilgiler gizlidir, kişisel haklara girer. Dolayısıyla bu konuda komisyonunuza bilgi vermeyiz.'
SUSURLUK KOMİSYONU NE İŞE YARADI?
Başkanlığa bildirildi mi bu durum peki?
Bizim istediğimiz zaten ne konuştuğu değil, zaten bilemeyiz. Sadece konuşmuş mu konuşmamış mı? Ben komisyon Başkanı olarak o zamanki Telekom'un bağlı olduğu Ulaştırma Bakanı'na yazı yazdım. Dedim ki, "Bu bilgilerin komisyona gönderilmesini, ayrıca bu bilgileri komisyona göndermeyerek kanuna aykırı davranış sergileyen Telekom görevlileri hakkında görevlerini kötüye kullandıkları için gerekli idari soruşturmanın yapılmasını saygılarımla rica ederim.' Bu yazıya bugüne kadar bir cevap alınmadı. Yetinmedim, aynı gün ve aynı tarihle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na ilgililer hakkında görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle haklarında gerekli soruşturmanın yapılması talebiyle suç duyurusunda bulundum. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik kararı verdi. Ulaştırma Bakanlığı hiç cevap vermedi. Telekom'un cevabında da böyle bir durum var. İstenen bilgilerin ancak mahkeme kararıyla verilebileceği belirtiliyor, yani mahkemeye verin diyorlar. Bu durumda komisyonun ne manası var.
HANGİ BİLGİYİ İSTESEN 'DEVLET SIRRI'
Bir takım kayıp silahlar var biliyorsunuz. Soruyoruz, 'Devlet sırrı' diyorlar. Yani önce asker sonradan emniyete geçen bir görevliye soruyoruz, bunu söylüyor. Devlet sırrı nerde başlıyor, kim bilecek devlet sırrını? TBMM'den saklanan bir devlet sırrı olabilir mi? En gizli bilgileri bile icabında gizli oturum yapar, kapalı oturum yapar öğrenir. Öğrenmek zorunda. Gerçi ben şimdiye kadar bir çok gizli oturumda bulundum. Hiçbir gizli bilgi de verilmedi o da ayrı bir konu. İstediği gibi bilgiler veriyor.
Habervaktim
SİZ İŞİNİZE BAKIN BİZ HALLEDERİZ
-Başkanlığını yaptığınız Susurluk Araştırma Komisyonu'nun çalışmalarında bunu bizzat gözlemleme imkanı buldunuz mu?
Biz o zaman komisyon olarak soruşturma yapmak için Genelkurmaya yazı yazdık. Soruşturma izni için ancak izin verilmedi. İstanbul cumhuriyet Başsavcılığına da, Devlet Güvenlik Başsavcılığına da yazdık. Onlara da bilgi vermediler. Adeta korudular. Tam on yıl korunuyor. İlk yazıda, 'tamam biz araştırıyoruz, soruşturuyoruz' diyorlar. İkinci yazıda 'siz işinize bakın biz hallederiz' diyorlar. On yıl karartma perdeleme uygulanıyor.
TEOMAN KOMAN KOMİSYONA NE CEVAP VERDİ?
-Peki gerçekten de halledildi mi? Yani bu süreçte istediğiniz bilgi ve belgelere ulaşabildiniz mi?
Hiçte halledilmiyor o dönemlerde gerek güneydoğuda gerekse başka bölgelerde ölüm üçgeni olarak andığımız Sapanca-Gebze-Sakarya üçgende birçok faili meçhul olaylar oldu bu olayların hepsi jandarma mahallinde oldu. Dolayısıyla bu olaylar da aydınlatılamadı. Bilmesi gereken Teoman Koman'ı komisyona davet ettik. Gelmedi gelmediği gibi komisyonu tehdit eder gibi bir yazı gönderdi. Diyor ki 'ben gelip size bilgi vermek zorunda değilim' diyor. 'Ben Başbakan'a, Genelkurmay Başkanı'na, Cumhurbaşkanına ve MGK'ya bilgi veririm, onun dışındakilere bilgi vermem mümkün değil' diyor. Soruyorum size 'TBMM'den daha üst bir makam var mı demokrasilerde? Halkın iradesinin üzerinde, TBMM'nin iradesin üzerinde bir makam var mı? Olmaması gerekir zaten o zaman demokrasi olmaz. Türkiye'de demokratik hukuk devletiyse olmaması lazım diyor ve gelip ifade vermiyor. Vermediği gibi, 'aslında bu iş TBMM ile TSK arasında bir güç gösterisine dönüşmüştür' diyor. Bu cümle çok önemli. Ne demek bu?
Bundan 'Asker daha güçlüdür' anlamı çıkmıyor mu?
Tabi mefhumu muhalifinden bunu anlıyoruz. Türkiye'de meclisin üzerinde bir güç olur mu ya da kurumlar bir birlerine güç gösterisi mi yaparlar. Bu kabul edilebilir mi demokraside bu düşünülemez bile.
JİTEM VAR MI YOK MU?
-Sizin bu tıkanan noktada Başbakan'a bilgi vermek gibi bir girişimde bulunmanız gerekmez mi? Başbakana bilgi verildi mi o dönemde?
Başbakan'a ne tür bilgi verildiği melesi de meçhul, o da ayrı bir konu. Türkiye'de Jitem denen bir şey var. Birçok faili meçhuller bugün de Ergenekon'da da ortaya çıkıyor. Jitem başrollerde. Peki, Jitem var mı yok mu? Bize aynı komutan yazı gönderiyor, diyor ki, 'Jitem diye bir kuruluş yoktur TSK bünyesinde.' Ama var. Olduğu ortaya çıktı. Var bu. İşte olaylar var, kuruluş da var. Peki, nedir bu, olayları saptırmak, bilgi gizlemek... Türkçesi bu, biz de onun için, komisyon raporunda 'her ne kadar Jandarma Genel Komutanlığı Jitem yoktur diyorsa da, varlığı tartışmalı ama icraatları gerçek' diye yazdık. İcraatları var. Bu nedir, bilgi saklamak, örtbas etmek. Bir takım askerlerin de bu işin içinde olduğunu biliyoruz. Herkesim içinde çürük elmalar olur. Askerde de siyasette de olur. Alt meslek gruplarında da olur.
ÇEVİK BİR TEHDİT Mİ ETTİ?
Ama biz Genelkurmay Başkanlığı'na yazı yazıyoruz, 'Askeri kişiler içinde de çete ve mafya olaylarına karışan var mı, bununla ilgili rapor veya bilgi varsa bize bildirin' diye, Çevik Bir imzasıyla bir cümlelik bir cevap geliyor: 'TSK'nin böyle konularla ilişkisi olamaz' diyor. Ama var. Biz tekrar yazdık, dedik ki 'her ne kadar yok deniyorsa yazınızda, bize gelen bilgi ve belgelerden anlaşıldığına göre bir takım asker kişiler de bu olayların içinde, bu olaylara karıştıkları açıktır. Konunun yeniden incelenerek ona göre cevabın gönderilmesi.' Bu sefer yine Çevik Bir imzasıyla yine bir iki sayfalık bir yazı geliyor, yok diyor, asker kişilerin bu olaylarla ilişkisi yok. Orasını anladık. Hatta orada ben not da düştüm bu Yüksek Ova çetesi ile ilgili, bunun gibi örnekler de ortaya koyduk. Yoktur diyor onu da anladık ama orada en son bir cümle kullanılıyor, diyor ki, 'TSK'nin bu gibi olayların içine çekilmek istenmesini üzüntü ile karşılıyoruz.' Sanki asker düşmanlığı yapıyormuşuz gibi, askeri de mutlaka bu işin içine sokmak istiyormuşuz gibi bir mana çıkıyor. Bu da aslında örtülü bir tehdit. Yani diyor ki, 'bu işi karıştırmayın.' Olay bu, o zamanki üst düzey komuta mantığın burada olmadığını görüyoruz. Bir takım generaller ordu evlerinden alındı. Ama o zaman bırak böyle bir şeyi, bilgi dahi verilmiyordu. Saptırıyorlardı.
-Devletin diğer resmi kurum ve kuruluşları ile ilişkileriniz nasıldı? İstediğiniz bilgiler size ulaştırılıyor muydu?
Yine mesela her türlü telefon dinlemesinde, bir iddia vardı, denirdi ki; 'Başbakanlığın telefonuyla Kanada'daki bir uyuşturucu şebekesinin konuşmaları var.' Telefon numarası veriyorlardı, isim veriyorlardı. Biz yazdık, Telekom'a dedik ki, 'Şu numaralı telefonla şu numaralı telefon konuşmuş mu? Konuşmuşsa ne zaman konuşmuş?' Ne konuştuğunu zaten tespit etmek imkansız artık çünkü konuşma yapılmadan önce dinleme izni alınması ve dinlenmesi gerekirdi. Sadece konuşmuş mu konuşmamış mı, bunun gizlilikle bir alakası var mı? Gelen cevap ne? 'Bu bilgiler gizlidir, kişisel haklara girer. Dolayısıyla bu konuda komisyonunuza bilgi vermeyiz.'
SUSURLUK KOMİSYONU NE İŞE YARADI?
Başkanlığa bildirildi mi bu durum peki?
Bizim istediğimiz zaten ne konuştuğu değil, zaten bilemeyiz. Sadece konuşmuş mu konuşmamış mı? Ben komisyon Başkanı olarak o zamanki Telekom'un bağlı olduğu Ulaştırma Bakanı'na yazı yazdım. Dedim ki, "Bu bilgilerin komisyona gönderilmesini, ayrıca bu bilgileri komisyona göndermeyerek kanuna aykırı davranış sergileyen Telekom görevlileri hakkında görevlerini kötüye kullandıkları için gerekli idari soruşturmanın yapılmasını saygılarımla rica ederim.' Bu yazıya bugüne kadar bir cevap alınmadı. Yetinmedim, aynı gün ve aynı tarihle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na ilgililer hakkında görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle haklarında gerekli soruşturmanın yapılması talebiyle suç duyurusunda bulundum. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik kararı verdi. Ulaştırma Bakanlığı hiç cevap vermedi. Telekom'un cevabında da böyle bir durum var. İstenen bilgilerin ancak mahkeme kararıyla verilebileceği belirtiliyor, yani mahkemeye verin diyorlar. Bu durumda komisyonun ne manası var.
HANGİ BİLGİYİ İSTESEN 'DEVLET SIRRI'
Bir takım kayıp silahlar var biliyorsunuz. Soruyoruz, 'Devlet sırrı' diyorlar. Yani önce asker sonradan emniyete geçen bir görevliye soruyoruz, bunu söylüyor. Devlet sırrı nerde başlıyor, kim bilecek devlet sırrını? TBMM'den saklanan bir devlet sırrı olabilir mi? En gizli bilgileri bile icabında gizli oturum yapar, kapalı oturum yapar öğrenir. Öğrenmek zorunda. Gerçi ben şimdiye kadar bir çok gizli oturumda bulundum. Hiçbir gizli bilgi de verilmedi o da ayrı bir konu. İstediği gibi bilgiler veriyor.
Habervaktim