
8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Sivil Toplum Kurumları ortak bir basın açıklaması yapmıştır.
1857 yılında Newyork’ta tekstil sektöründe çok ağır şartlar altında çalıştırılan kadınların ayaklanmasıyla başlayan ve süreç içinde resmiyet kazanan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çeşitli oluşumların, etkinliklerle kadına bakışının değerlendirildiği bir gündür. Kadın konusu modernleştirme ve batılılaştırma politikalarının vazgeçilmez unsurlarından biridir.Bu politikalarla kadının konumu yeniden şekillendirilmeye çalışılmış, aile içindeki yeri toplumsal hayata katılış biçimi ve giyimi toplumsal dönüşümü sağlamada bir araç olarak kullanılmıştır. Küresel sistem kadın konusunu da tıpkı demokrasi, insan hak ve hürriyetleri kavramlarını sömürdüğü gibi sömürmekte ve kadını hem dişiliği ile hem de temel sorunları ile sömürmektedir. “Çağdaşlık, Özgürlük ve Demokrasi ” söylemleri ve uyguladığı politikalarla; uzun yıllar Dünya’da, kadını ve toplumu sürüleştirip, bir yandan kadını küresel kapitalizmin yaşam tarzına uymaya zorlamakta, bir yandan da tüketim kültürünün potansiyel pazarı- aracı ve birer cinsel meta durumuna düşürmek istemektedirler.Kadın, fiziksel gücü bir üstünlük aracı olarak telakki eden zihniyetlerin, hakim olduğu hemen her devirde ezilen ve haksızlığa uğrayan bir varlık olagelmiştir.Özellikle Ortaçağ Avrupası’nda habis bir ur şeklinde görülen, değerlendirilen ve toplumdan dışlanan kadının çektiği sıkıntılar birkaç yüzyıl öncesine kadar batıda kadının nasıl ezildiğinin bir göstergesidir. Son yıllar da “Büyük Ortadoğu Projesi” adına arzuladıkları dünya kaynaklarını sömürmek için işgal ve zulüm politikalarını sürdürmekte, başta kadınlar olmak üzere katliam, işkence, tecavüz ve her türlü insanlık dışı uygulamaları sergilemekten kaçınmamaktadırlar. Uluslararası AF ÖRGÜTÜ’nün 8 Mart dolayısıyla yayınladığı rapora göre dünyada yaşayan kadınların üçte biri yaşamının bir anında dayak yemektedir. ABD’ de, her yıl dört bin kadın dayaktan dolayı yaşamını yitirmekte, her on dakikada bir kadın tecavüze uğramakta, Fransa’ da ise fiziksel şiddete maruz kalan kadınların oranı % 85 iken Türkiye’de bu oran %79 olarak verilmektedir.Bu veriler kadının uğradığı şiddetin küresel düzeyde olduğunu gösterirken kadın katliamı ile ilgili tüm örneklerin İslam aleminden ve 3. Dünya ülkelerinden seçilmesi ve rapor edilmesi iyi niyet ve samimiyetten uzaktır. -Bir kısım Medya organları; aileyi-kadını koruyucu tarzda program yapmak yerine; kadını, kadın vücudunu ekonomik, reyting veya farklı nedenlerle, yeri geldiğinde istismar etmektedir.Bu Medya, özgürleştirme ve modernleştirme adına, televole, gelin-kaynana ve benzeri sosyete görüntüleri, evi gazinoya çeviren programlarla kadını öz benliğinden, iffetinden koparmakta, kadın bedenini pazarlamakta, adeta bir meta haline getirmektedir. Çocuklarda dahil olmak üzere, tüm aile bireylerinde, ahlaki yozlaşmaya ve ailenin parçalanmasına sebep olmaktadırlar. Bunun neticesinde, aile kurumumuz ciddi yaralar almış, kişide bulunması gereken edep, haya, sadakat ve güven gibi değerler zedelenmiş; erkeğin yaptığı “zina, eşine sadakatsizlik” “erkeklik” göstergesi ve basit bir kaçamak olarak görülmüştür. Asliye Hukuk Mahkemelerinde ki toplam dava sayısında “Boşanma davaları” nın çok önemli bir orana ulaşması ve bu alanda daha evliliğin ilk yıllarında yaşanan boşanma furyası, dayatılan kültürün bizleri hangi sonuçlara götürdüğünü göstermektedir. Bölgemizde ise kadın, bu dış etkilerin yanında; binlerce köyün boşaltılmasından kaynaklanan GÖÇ sorununun oluşturduğu tahribatlar, fakirlik, koca dayağı, işsizlik, fuhuş ve ahlaki yozlaşma, bunalım , intihar girişimleri, eğitimsizlik ile sosyal alandan tecrit edilme gibi ciddi sorunlarla mücadele etmek zorunda bırakılmıştır. -Türkiye’de kadının özgürlük alanının genişletilmesi gerektiği halde, bizzat Başörtüsü takan kadınların önüne çekilen setler ve yaşam alanlarını daraltacak yasaklar kadına uygulanan baskı zulüm ve ayırımcılığın had safhaya ulaştığını göstermektedir.Kadınlar başörtüleri gerekçe gösterilerek hastanede tedavi imkanından mahrum bırakılmakta, yargılandığı bir davada en temel haklarından biri olan savunma hakkı elinden alınmakta, kadın erkek ayırımcılığı yaparak resepsiyon krizlerine sebep olunmakta ,dil ve ehliyet gibi kurslara alınmayarak sosyal hayatın tamamen dışına itilmekte ve eğitim hakları gaspedilerek okullara sokulmamaktadır.Bu yasaklarla; -Din ve vicdan hürriyeti, -Eğitim ve öğrenim hakkı, -Çalışma hakkının kısıtlanması ve -Kadına yönelik cinsiyetinden kaynaklanan ayırımcılık uygulanmaktadır. . Kadını özgürleştirmeyi hedef edindiğini bildiren bazı kadın hakları savunucularının yukarıda bildirilen ve bizzat kadının en temel haklarını yasaklayıp somut mağduriyetlere sebebiyet veren bu ihlalleri görmezlikten gelmesi oldukça düşündürücüdür. Kendisi için hak isterken “öteki” tabir ettiği kadınlar için ise yasağı reva görenler, çifte standart içerisinde değil midir ? Sivil Toplum Örgütleri olarak ; kadına yönelik mağduriyetlerin kaldırılması,ihlallerin giderilmesi için; toplumun kadın hakları yönünde doğru bir perspektifle eğitilmesi, manevi değerlerin sağlamlaştırılması, dini özgürlük ve eğitim hakkının önündeki engellerin kaldırılması, kadının kişilik hakları, mal ve can güvenliğinin sağlanması için başta devlet yetkililerinin, yerel yönetimlerin , STK’ların ve halkın üzerine düşeni yapmasının bir insanlık görevi olduğunu hatırlatırız. 1. MAZLUMDER 2. ÖZGÜR-DER 3. AY-DER 4. EĞİTİM BİR-SEN 5. DİYANET-SEN 6. BÜRO MEMUR-SEN 7. TOPLUM-DER 8. TOÇBİR-SEN 9. KÜLTÜR MEMURSEN 10. BAYINDIRLIK MEMURSEN 11. A.KADİR GEYLANİ EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI 12. MEMURSEN 13. ANADOLU GENÇLİK