Günümüzün
modern işkence uygulamalarının geçmişe göre en önemli farkı kapalı kapılar
ardında yapılması yani gizli tutulmasıdır. Çünkü görünüşte hiçbir devlet alenen
işkence yasağına karşı çıkmamaktadır.
Ancak tüm
örtbas etme çabalarına karşın, başlarına geleni kader olarak kabul etmeyen,
işkence gördüklerini yüksek sesle haykıranlar da bulunmaktadır. Bu cesur
insanlar bizleri, bu utanç verici bilmezliğin
içinden çıkarmakta ve işkencecilerin suç ortaklığından kurtarmaktadırlar. Bu çabalar
sonucunda BM Genel Kurulu 1997 yılında aldığı bir kararla, "İşkenceye Karşı
Sözleşme"nin yürürlüğe girdiği gün olan 26 Haziranı "İşkence Görenlerle Dayanışma Günü" olarak ilan etmiştir.
Bu önemli gün vesilesiyle aşağıda imzası bulunan insan
hakları örgütleri olarak dünyada ve ülkemizdeki işkence gerçeğine ilişkin
değerlendirmelerimizi kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.
Uluslararası İnsan Hakları örgütlerinin verileri,
işkencenin sadece askeri diktatörlüklerde ve otoriter rejimlerde değil
"demokratik" ülkelerde de uygulandığını ve hatta ölümle sonuçlandığını ortaya
koymaktadır.
Özellikle 11 Eylül 2001 sonrasında tüm dünyada "terörle mücadele" gerekçesiyle işkenceyi
meşrulaştıran, yaygınlaştıran ve işkencecileri koruyan tutum ve politikalar
kabul görür hale gelmiştir.
Türkiye'de ise işkence sistematik bir hak ihlali olma
özelliğini devam ettirmektedir. Özellikle Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nda yapılan değişiklik sonrasında sıradan polis karakollarında, jandarma birimlerinde, açık
alan ve sokaklarda, gösteri ve yürüyüşlere müdahale sırasında işkence ve kötü
muamele uygulamalarının nicelik ve şiddetinde ciddi bir artış gözlemlenmiştir.
Bunun başlıca nedeni bir yandan AB kriterlerine uyum
amacıyla yapılmaya çalışılan göreli ve kısmi iyileştirmelere son verilmesi iken
diğer yandan tüm ülkede muhafazakar ve otoriter yönelimlerde bir tırmanışın
yaşanıyor olmasıdır.
Bilindiği gibi cezasızlık, sistematik işkencenin hem bir
sonucu hem de işkence yapılmasını mümkün kılmanın araçlarından birisidir. Çünkü
işkence failleri ve sorumluları, hukuki ve fiili açıdan cezaya karşı
korundukları oranda, yeniden işkence yapma cesareti bulmakta ve yığınlar
üzerindeki işkence tehdidi sürekli kılınmaktadır.
İşkencenin soruşturulması ve sorumluların yargılanmasında
en önemli delil olarak kabul edilen tıbbi
raporlandırmalar, hala eksik ve yetersiz ya da yanlış olabilmektedir.
Mahkemeler ise, yargılama sırasında işkence iddiası ya da
bulgusu ile karşılaştıklarında, olaya ilgisiz kalmakta, işkence ile ilgili
olarak savcılıklara suç duyurusunda bulunma gereği duymamaktadır.
İşkencenin cezasız bırakılması yönünde son zamanlarda sık
başvurulan bir başka uygulama ise, her işkence iddiası sonrasında mağdurlara
yönelik olarak polise mukavemet ettikleri gerekçesiyle karşı davalar
açılmasıdır. Böylelikle mağdurun, maruz kaldığı uygulamalara karşı sesini
çıkarması ve hak araması engellenmektedir.
Buna karşın işkence yaptığı ve aşırı güç kullandığı
gerekçesiyle güvenlik görevlileri hakkında çok az dava açılmakta açılan davalar
da zaman aşımı, iyi hal indirimi, sicil affı vb. gerekçeler ile cezasızlıkla
sonuçlanmaktadır.
Kısacası, egemen anlayışı, mevcut sistemi ve uygulamaları
bir bütünlük içinde değerlendirdiğimizde asıl problemin "işkenceye tolerans" olduğu görülecektir. Gerçekten de bugün her
cinsten, her yaştan, her meslekten insan bir suçlamaya maruz kalsın ya da
kalmasın her an işkence görme tehdidi altındadır.
İşkenceye karşı "sıfır tolerans" yaklaşımının bir
gerçeklik kazanabilmesi için başta zihniyetler olmak üzere mevcut hukuk
sisteminde topyekûn bir değişim sağlayacak yasal, yargısal, idari ve eğitsel
tüm tedbirlerin etkin biçimde alınması gerekmektedir.
Ülkemizde
işkenceye karşı, tüm dünyanın takdirle karşıladığı, ciddi ve nitelikli bir mücadele
yürütülmektedir. Bu mücadelede, başta
insan hakları hareketinin tüm unsurları olmak üzere farklı toplumsal
kesimlerden, düşünce ve uzmanlık alanlarından çok sayıda kişi ve kuruluşun
önemli payı ve emeği bulunmaktadır.
Elbette asıl
büyük pay, maruz kaldıkları insanlık dışı uygulamalara karşın "ben işkence gördüm!" diyebilenlere
aittir.
İşte bu
nedenledir ki, her şeye karşın geleceğe umutla bakabilmekte ve "Yalnız değiliz; İşkencesiz bir dünya için hep birlikteyiz"
diyebiliyoruz.
Helsinki Yurttaşlar Derneği
İnsan Hakları Derneği
Mazlum-Der
Türkiye İnsan Hakları Vakfı
Toplumsal Hukuku Araştırma Vakfı