Yüz binlerce insanın iş, aş, ekmek ve eğitim hakları yokken, bu yetmezmiş gibi bir de işkence ya da ölümle her an yüz yüzeler. Ülkemizi de tehdit eden bu sorunlar bir insan hakları örgütü olarak, takip, tespit ve teşhirini yaptığımız konular üzerinde de görülmektedir. Artan faili meçhul cinayetler, göz altında ki ölümler, "Sivil Anayasa" tartışmaları gölgesinde düşünce ve ifade hakkının gaspının göz ardı edilmesi alenîdir.
Guantanamo, Ebu Garib, Özbekistan cezaevlerinde işlenen insanlık suçlarının ve uluslararası yaptırımların bu durumu değiştirmekte etken olması için insan hakları örgütlerinin işlevindeki önemini vurgularken, Türkiye'deki cezaevlerini de unutmuş değiliz. Cezaevleri cezalandırmaktan, ıslah etmekten çok nefret tohumlarını büyütülen yer olmaktadır. F tipi yerine daha insani bir şeyi yapmayıp nefret tohumlarını ha bire sulamaktadırlar. F Tipi cezaevlerinde mahkumlara sunulan imkanlar olan; yakınları ile diyalog, yalnızlaştırma, çevresinden uzaklaştırmada, yiyecek, cezaevleri kantinlerinden alınması zorunlu giyecek ve duş için sıcak su bulma sıklıklarına kadar olan şartlar tam bir insanlık ayıbı örneğidir.
Toplumda büyüyen gelir dağılımındaki adaletsizlik ve fakiri daha fakir, zengini daha zengin eden uygulamalar kesintisiz sürmektedir.
Kadının insan hakları sorununun çözülmesi adına da etkin adımların atılması için kadının cinsel, ruhsal istismarı, fuhuş sektörünün önüne geçilmesi, töre cinayetlerinin önlenmesi ve şiddetin engellenmesi için daha etkin, daha keskin adımların atılması kaçınılmazdır. Toplum olarak bu gün, dünden daha iyi olduğumuzun göstergesi değildir.
Kronikleşen ve Devletin vatandaşı ile barışamaması sorunu ile Kürt sorununun aldığı hal ve çözücülerin geldiği nokta sirkleri aratmamaktadır. Daha çok kan, daha çok acı ile yukarıdan ve aşağıdan sorunu körükleyici bir tavır ile kaos ve kargaşanın körüklenmesi kabul edilemez. Yıllardır yapılan uygulamaları "dillerini yasaklamasaydık bari" deyip akşam marketten aldığı yarım kilo peynirin tadını beğenmeyip "almasaydım" diyen adamın edasını takınmaktadırlar. Bu insanlar toplumu ezerken dinleri ile barışık değildir, dilleri ile barışık değildir, hiç bir şeyini beğenmez. Halkının ve halkını fitne ile birbirine bilinçli yada bilinçsiz kırdırma yoluna da gitmektedirler. Bizlerin kavgası bir etnik kimlik kavgası değildir. Ve bu kavgada bizler taraf değilizdir. Bizlerin kavgası ancak adil bir dünya için verilen mücadelenin kavgasıdır ve kimlik haklarının korunması, kollanması çabasıdır. Bu noktada farklı görüş ve düşünceden insanların Türkiye genelinde olduğu gibi Kocaeli'nde de birbirine karşı tehditkar tavırları ve tahammülsüzlüğü kaygı vericidir.
Dünyada, Türkiye'de yaşanan sorunların Kocaeli'ne yansıması boyutunun yanında Kocaeli'nin özeldeki sorunlarını da görmezden gelemeyiz. Bir sanayi kenti olması münasebetiyle Kocaeli'nin Dilovası Beldesinde tüm siyasi çekişme ve entrikaların gölgesinde yaşanan hayat gaspı devam etmektedir. Bununla birlikte İzaydaş fabrikasının kurulduğu Alikahya'da halkın mahsullerin de bulunan kanserojen madde oranı birkaç yıl içerisinde gelebilecek bir facianın habercisi niteliğindedir. Hemen hemen Kocaeli'nin bir çok beldesinde bulanan fabrikaların çevreye verdiği zararda yetkililerin yeterli denetleme yapmaması ve filtre uygulamadaki ciddi ihmalkarlık dikkat çekiyor.
Din ve vicdan hürriyetine, düşünce ve ifade özgürlüğüne kement olmanın yanında, kadına yönelik bariz ayrımcılığın bir resmi de başörtüsü yasağıdır. "Haydi kızlar okula, başörtüsü takana kadar" demeyip, onları sonra inanç ve eğitimleri arasında tercih yapmaya zorlamaktadırlar. Ve bu hadsizliği okul kapıları dışına da yaymak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Hala, şu hak mı, bu hak mı deyip, işi sulandıra sulandıra, "Başörtülüler çoğalmakta, eyvah!" çığlıkları atanlar, yeri gelince menfaatleri sebebiyle işlerini yaptırmak için "dindar" kesime yaranmaktan geri kalmıyorlar. Toplum, çözüm üretemeyecek stres ve korkularla gerdiriliyor. Bunların, hedef aldıkları her kesime fitne oklarını saplamada da üstleri de yoktur.
İşte tablo, işte insanlık... Kim, neye sahip diye hep beraber düşünelim... Ben neye sahibim, komşum neye, başka insanlar neye sahip... Bilelim ki, can kafesinden uçunca hepsi aynı hürriyete sahip! Kendini dünyaya esir edenler ve zulümleri yanlarına kar kalacaklarını sananlar da görecektir gerçeği.
Biz, hesabın burada ya da orda görülmesini seçip, beğenemeyiz. Allah, istediği yerde görür hesabını. Her şey ve her şeyimiz aydınlığa çıkmak için, her şey mutlak adalet için...
MAZLUMDER Kocaeli Başkanı