Gözaltıların, işkencelerin, sınırdışı edilmelerin ve
tutuklamaların yaşandığı -halen yaşanmakta olduğu-, dini/etnik kimlikler bahane
edilerek asimilasyon çalışmalarının hız kazandığı bir viraj olmuştur aslında 11
Eylül.
İntikamı alınan neydi, hangi maçın rövanşıydı, "saldırılar kim
tarafından ne için yapıldı/yaptırıldı, sonuçları açısından sipariş edilmiş bir
saldırı mıydı?" gibi şaibeli konular ve sorular halen tartışılmaktadır.
Tartışmasız olan tek husus ise insanlığın, iyileşmesi güç yaralara
belendiğidir. Kendisini dünyanın sahibi/varlık sebebi olarak gören süper(!)
güçlerin, güvenlik sağlama ve terörizmin kökünü kazıma adına ötekileri/diğer
dünya insanlarını kaotik bir sürece iterek kan gölüne çevirmesine seyirci
kalınmıştır, başta BM olmak üzere birçok devlet, hükümet ve benzeri oluşum
tarafından.
Demokrasi ve insan hakları paketleri içerisinde bombalar,
mermiler, tecavüz ve işkence hediye edilmiştir şehirlerde, köylerde evlerinin
önünde oyun oynayan çocuklara.
Masum olmayan dünyanın, masum çocuklarına...
Afganistan'ı, Irak'ı ve birçok coğrafyayı kendilerine satranç
tahtası olarak gören güç odakları, insanların hayatına, güvenliğine, tabii
zenginlik ve yarınlarına kastetmiştir. Farklılıklar körüklenip, aynı coğrafyada
yüzyıllardır kardeşçe yaşayan insanlar birbirine kırdırılmıştır.
Havaalanları, su şebekeleri, hastaneler, enerji tesisleri,
yetimhaneler, ibadethaneler, kültür mirası hedef alınmış, gıda ve ilaç
ambargoları sonucunda milyonlarca masum sivil hayatını kaybetmiştir.
11 Eylül sonrası gerek işgallerle, gerekse ABD ve Avrupa'da
yaşayan göçmenlere yönelik ayrılıkçı uygulamalarla, BM İnsan Hakları evrensel
bildirgesine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, Cenevre Sözleşmesine ve ek
protokollere açıkça aykırı davranılmış, uluslar arası hukuk, menfaatlere feda
edilmiştir.
11 Eylül 2001 tarihi dünya genelinde yürütülen insan hak ve
hürriyetleri mücadelesinde derin kırılmalara yol açtığı, hak ve özgürlüklerde
ciddi gerilemelerin hızlandığı, dünyanın hemen her yerinin "güvenlik" adına
daha da güvensizleştiği bir tarihtir.
İnsan haklarını sahiplenip dünya devletlerine karne
dağıtanların, karşılaştıkları ilk problemde inisiyatiflerini ayrımcılıktan,
zorbalıktan ve adaletten uzaklaşmaktan yana kullandıkları görülmüştür. İnsan
hakları alanında yeni bir sahip arayışını ortaya çıkarmıştır, eski sahiplerin
insanlığa ihaneti.
Sivil haklar/özgürlükler ve güvenlik, insan hakları ve
güvenlik, ahlak, değerler, adalet ve güvenlik kavramlarının birbirine tercih
edilemeyeceği, bilakis birbirini besleyen, koruyan ve yücelten unsurlar
olduğunun bilincindedir insanlık. İnsan hak ve özgürlüklerinin korunmadığı bir
dünyada barış ve huzurun olamayacağı, güvenlik kaygısının giderilemeyeceği
açıktır.
Kendini dünyanın lideri sanarak, liderliklerini sorgulayanlara
acımasızca bomba yağdıranlar, dönüştürme projesiyle sınırları ve değerleri alt
üst etmeye çalışanlar insanlığa hesap vermelidir.
Bu bildiriyi 45 ülkede aynı anda yayımlayan bizler, İnsanlık
suçu işleyenleri, kendi vicdanlarımızda kurduğumuz mahkemelerde yargılıyoruz.
Akan her damla kanın, kaybedilen her hayatın, harap edilen dünyanın hesabı
sorulsun, işgaller ve ayrımcı muameleler sonlandırılıp insanlığa karşı suç
işleyen İsrail, ABD ve müttefikleri derhal adil bir mahkemede yargılansın istiyoruz.
MAZLUMDER İstanbul Şubesi