"6-7 Eylül spontane
bir olay değil. Kıbrıs sorunu fırsat bilinip ortaya konmuş ve başarıyla
uygulanmış bir psikolojik harekattır. Şöyle ki yalnız o 6 Eylül'den
önceki 1-2 ay döneminde değil ondan çok önce bu kamuoyu oluşturulmaya
başlandı."
"Mahallemdeki Ali bana tuhaf bakmaya başlamıştı"
Bu zeminin nasıl oluştuğunu Vasiliadis şöyle anlatıyor:
"Yasalarla
uygulanan tedbirler dışında çoğunluğu azınlığa düşman etme politikası
güçlendirildi. Kıbrıs'ta yaşayan Yunan asıllı Kıbrıslılara Kıbrıslı
yerine 'Rum' dendi. Bunu o dönemin basını da benimsedi. Türklerde
infiale neden olan, Kıbrıs'ta meydana gelen olaylar insiyaki bi
biçimde, Türkiye'deki Rumlara mal edilmiş oldu."
Vasiliadis 6-7
Eylül 1955'te 15 yaşındaydı. Tarlabaşında, Emniyet Müdürlüğü'nün
bulunduğu binanın öbür köşesinde oturuyorlar. Babasını kaybettikten
sonra çalışmaya başlıyor. O yıl eylül ayı da yaz tatiline denk geldiği
için Vasiliadis bir mefruşatçıda çalışıyor.
"Mahallemde birlikte
oynadığım Bülent, Ali, bana tuhaf bakmaya başladı. Yazılıp çizilenleri
okurken etkilenmemelerine imkan yoktu."
"6-7 Eylül'den kısa bir
süre önce, mefruşatçıların olduğu, Mısır Çarşısı'nın arkasındaki Rıza
Paşa yokuşunda hiç tanımadığımız kişiler peyda oldu. Bunlar o köşeden
başlayıp Eminönü'ndeki vergi dairesine kadar olan yerde inip çıkarlardı
ne sağa sola ne vitrine bakarlar, bir şey bekler gibi aşağı yukarı
giderler gelirlerdi."
"Türk komşular korumaya çalıştılar ama açıkça 'durum bu' demediler"
"Alka mefruşatçısında (Alesandri ve Kalipolidis diye iki ortağın dükkanı) çalışıyordum. Oranın esnafının yüzde 25'i Müslüman, yüzde 25'i Türk, yüzde 25'i Ermeni olarak tarif edilebilir. Bizim her gün beraber olduğumuz, yemek yediğimiz Müslüman Türk komşularımız bizim patrona 'Bugün durumlar tuhaf sen şu dükkanı kapat da eve git' gibi tavsiyelerde bulundular. Ama kimse açıkça ve doğrudan 'Böyle bir şey var çekin gidin' demedi."
Vasiliadis herkesin kendi dostları olan Rum, Musevi ve Ermenileri koruduğunu, ama kimsenin açıkça bir şey söylemediğini anlatıyor.
Vasiliadis o gün azınlığa mensup kişilerden bazılarının dükkanlarını kapattıklarını ama sonra o kapanan kepenklerin kağıt gibi yırtılıp, dükkanların yağmalandığını aktarıyor.
"Olay
günü dükkan kapanınca eve dönmek üzere yola çıktım, ne dolmuş var, ne
tramvay, ne de tren... Yürüyerek köprüyü geçtim. Yollarda olarda aynen
Rıza Paşa yokuşunda inip çıkan gruplar gibi gruplar vardı."
"Bizim
kapıcı Ahmet Efendi kapıda bekliyordu. 'Aman Mihail çabuk koş' dedi
beni içeri aldı, apartmanın kapısını kapattı. Elinde bayrakla dışarıda
kaldı, güruh geldiğinde, 'Burada gavur yoktur' dedi; onların bizim eve
girmesini engelledi. Belki yanı başımızdaki karakol da ısrar etmelerini
engelledi."
Vasiliadis, sonra Ahmet Efendi'nin elindeki bayrağı
apartmana koyup, kazmasını alıp diğer Rum evlerini yağmalamaya
gittiğini söylüyor:
"O bizleri Mihail'i, Madam Katina'yı
kurtardı ama diğerleri 'Rum'du ve gazetelerde Rumlar hakkında kötü
şeyler okuyordu, ama bizi fiilen tanıyordu. Yani önce komşuluk,
dostluk, insanlık görevini yaptı, sonra 'vatani görev'ini yaptı. Saf
halkın beynini yıkamak psikolojik harekatlarla kışkırtmak zor bir şey
değil. Bu ancak vicdan aşılamakla değişir."
"O gün hiçbir Türk
hiçbir Rum'u korumadı, pek çok Ahmet, Hasan, Hüseyin, Yanni'yi,
Kosta'yı, Agop'u, Mişon'u kurtardı: Ermeni, Rum olduğu için değil,
arkadaşı olduğu için."
"İçim tamamen boşaldı"
Vasiladis o günden sonra neler hissettiğini şöyle anlatıyor:
"Ahmet
Efendi'nin gözüne bakmaktan hep çekindim. Duygularımı tarif etmem çok
zor; siz Guernica tablosunda benim gördüğümü zannnettiğim şeyleri asla
göremeyeceksiniz. Dünyanın her yerinde bugün ezilen kişiler vardır,
milli kimlikleri bir yana çingene oldukları ya da homoseksüel
oldukları, engelli oldukları için çoğunluğun baskısını üzerinde
hisseden kişilere sormak lazım..."
"O an" diyor Vasiliadis "Benim içim tamamen boşaldı. İçimdeki hisler ne var idiyse boşaldı."
"Biraz
etraflarına baksınlar, empati kursunlar, Rum azınlığıyla ilgili
mütekabiliyetten bahsediliyor. Biraz kendilerini mütekabiliyet
istedikleri diğer toplumun yerine koysunlar; bize reva görülen
davranışların aynısının Batı Trakya'daki Müslümanlara yapılması
durumunda nasıl hissedeceklerini görsünler."
Vasiliadis
1964'te gazetecilik yaparken, "milli birliği bozacak şekilde Rumluk
propagandası" yapmakla suçlanmış, 10 sene sürmüş davası; üç kere beraat
etmiş, üçüncü davası bozulmamış. 1975'te İstanbul'daki Rumların gidişi
durdurulamayacak bir hale gelmişken o da gitmiş Yunanistan'a.
"28 yıl Yunanistan'da kaldım. Burada gazetenin sahibi ölünce, gazetenin kapanmaması için önerdiler, İstanbul'a dönmeyi istiyordum. Yedi yıldır başındayım."
6-7 Eylül olayları
Kıbrıs sorunu 1955'te Türkiye'nin gündemine oturmuştu. Dışişleri yetkilileri Londra'da Kıbrıs temaslarına devam ederken, Atatürk'ün Selanik'teki evinde bir bomba patlamasıyla ilgili haber, önce 6 Eylül 1955 günü Türkiye radyolarında yayınlandı.
Bunun üzerine, "Atamızın evi bombalandı" manşetiyle
ikinci baskı yapan İstanbul Ekspres gazetesini o dönemde kurulmuş olan
'Kıbrıs Türktür Cemiyeti' üyeleri bütün İstanbul'da satmaya ve halkı
galeyana getirmek üzere kullanmaya başladı.
1955'in 6 Eylül'ü.
Başta İstanbul olmak üzere, İzmir ve Adalar'da Rumlara ve diğer
gayrimüslimlere karşı büyük bir linç ve yağma hareketi başladı.
İki
gün süren olaylarda birçok gayrimüslim yaralandı, yaşamını yitirenler
oldu. Maddi hasar ise çok büyük boyutlardaydı. Kalabalık güruhun önüne
çıkan tüm dükkanlar, kiliseler yağmalandı. (NZ/EÜ)
Bianet