SUNUŞ
İkinci dünya savaşı sonrasında kurulan İmam-Hatip Liseleri, özellikle halkın yoğun ilgisi ile gün geçtikçe nitelik ve nicelik yönünden gelişme göstermiştir. Halen bir çok ilde birden fazla ve hemen hemen her ilçede bir tane İmam-Hatip Lisesi bulunmaktadır.
Ülkemizde 28 Şubat 1997 tarihinden itibaren ise, anılan liseler aleyhine bir durum gelişmeye başlamıştır. Bu gelişmenin temelinde “ideolojik” ve “ekonomik” nedenlerin ön sırada yer aldığını düşünmekteyiz. Bu süreçte yapılan uygulamalar, kamu yararı amaçlı olmaktan çok uzakta bulunmaktadır.
Gerçekten de, ülkemizde yaşanan bu süreçte; sosyal doku alabildiğine tahrip olmuş, milletin önemli bir kesimi refüze edilmiş, devletine yabancılaştırılmış, çok daha vahim sosyal problemlere zemin hazırlanmıştır. Öte yandan, bu süreçte ülkemizin toplam üretimi yarı oranında düşmüş, borçlar iki misline çıkmıştır. Ülkenin mevcut zenginlikleri en alt düzeyde işletilir olmuştur. Üretim yapan fabrikalar, başta Balkanlar olmak üzere, dış ülkelere hurda fiyatına satılmaktadır. İhracat alabildiğine düşmüş, işsizlik ise alabildiğine artmıştır.
Yapılan kamuoyu araştırmalarında öne çıkan sorunların yukarıda anılan nitelikte olduğu görülmektedir. Ekonomik sorunların büyümesi ile atbaşı olarak, ülkemizde zaten sınırlı olan düşünce, inanç ve bunları ifade etmek özgürlüğü alabildiğine sınırlanmaya başlanmıştır. Yasalar yeniden düzenlense de uygulamada, iyileştirme görülememektedir.
Bu cümleden olmak üzere, temel haklar kapsamında olan kılık-kıyafet hususu, başta üniversiteler ve resmi daireler olmak üzere İmam-Hatip Liselerinde de sorun haline getirilmiştir. Gerçekten de, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV)’nın araştırmasında görüleceği üzere, toplumun %75 i için böyle bir sorun bahis mevzu değildir. Toplum her türlü inanca ve inancın ifadesine saygı ve hoşgörü göstermekte cimri davranmamaktadır. Ne var ki, kamu adına hareket eden bir kısım yöneticiler, temel hakları yönetmeliklerle sınırlamakta bir beis görmemektedirler. Haksız uygulamalarını ise, “Laik Cumhuriyetin korunması” olarak takdim etmektedirler. Bu takdimin vicdanlarda makes bulmadığı, yapılanın Laik Cumhuriyeti korumak olmadığı açıktır. Ancak çocukların tepesine sopa inmeye devam etmekte, göz yaşları akıtılmaktadır.
Laiklik, hukuki bir kavram olarak ele alındığında, devletin kişilerle olan ilişkilerinde belli bir dini öne çıkaran ve kayıran, diğerlerine yaşam alanı tanımayan, alan daraltan bir görünüm ve uygulamadan uzak durmasının adıdır. Esasen devletin bu vasfı, onun tarafsız olması gereğinin de doğal bir sonucudur.
Laiklik’i hukuki bir kavram olmaktan çıkaran anlayış, uygulaması ile hukuku da uygulanmaz hale getirmiştir. Gerçekten başörtüsüne ilişkin düzenlemeler, temel haklara ilişkin olması nedeniyle Anayasa 13. ve 38. maddeleri uyarınca Kanunla yapılması gerekir iken Yönetmelik ile yapılmıştır. Yönetmelik ise nihayetinde bir yasanın uygulanmasını gösteren alt bir düzenleyici işlemdir. Ne var ki, yasaları ve evrensel hukuk ilkelerini aşan düzenlemeler yönetmelik ile yapılmaktadır. İlginç olan nokta ise, aynı yönetmeliği yapan idare, yasa hakimiyetini koruduğunu ileri sürerek, zımnen keyfiliğini yasa buyruğu olarak takdim etmektedir.
Yasaya aykırı yönetmelikler dahi uygulanmamaktadır. İncelemelerimize göre, öğrencinin okul kapısından geri çevrilmesi, aslında kendisi de yasaya aykırılıkla malül olan yönetmeliğe de aykırıdır. Anılan yönetmeliğe göre böyle bir uygulama yapılabilmesi için yetkili kurulların kararı gerekmektedir. Böyle bir karar olmaksızın öğrenciler içeri alınmamakta ve devamsızlıktan sınıfta bırakılmaktadır.
Okula alınmayan öğrenciler, kapıda gerçek muhatapları olan okul idarecileri yerine polis ile muhatap olmaktadırlar. Polis ise, zaman zaman çok sert muamelede bulunmakta, öğrenci ve velilerine yönelik hakaret, darp ve haksız gözaltı uygulamaları yapmaktadır. Kimi zaman kelepçelenen öğrenciler görülmektedir.
Bu hiçbir şekilde kabul edilemez bir durumdur. Çünkü kanunsuz emri uygulamak yapılanı meşru kılmaz. Polisin ,öğrencilerin güvenliğini sağlamaktan başka bir görevi bulunmamaktadır.
Yukarıda anılan uygulamalar nedeniyle okul idarelerine dilekçe vermek gerektiğinde, bu da mümkün olmamaktadır. Dilekçe hakkının Anayasa 74.maddesi ile düzenlenmiş temel bir hak olduğunda şüphe yoktur. Birey ile devlet arasındaki bağ, ilişki ancak bu hakkın varlığı ile mümkündür.
Hukuk devleti gerçekten de, suçlunun da haklarının korunduğu devlettir. Sanığın haklarının ihlali, bir hukuk devletinde ayıp karşılanır. Ne var ki, esasen suç da olmayan başörtüsü konusunda her türlü ihlal, kamu görevlileri nezdinde meşru gibi algılanmaktadır. Eğer başörtülü ise, dilekçesi alınmayabilir, hakaret eden görevli mazur görülebilir gibi.
Yine bu cümleden olmak üzere, yapılan başvurularda, konunun üst başlığı ile ilgilenilmekte, esas soruna değinilmemektedir. Örneğin, “başörtüsü” nedeniyle vermek istediğiniz dilekçe alınmadığı için , başka bir dilekçe ile “dilekçe almama” şeklindeki “suç” un şikayeti sadedinde üst makama başvurulduğunda, dilekçe alınmamasına değinilmeksizin, başörtüsünün yasak olduğu vurgusu yapılmaktadır. Bu anlayışın hukukun üstünlüğü inancı ile hakların etkin kullanımını sağlamak ve denetlemekle görevli kamu görevlilerinde yer etmesi endişe vericidir.
Gerçekten de idarenin bu tasarrufları sonucunda ülkemizde yaşayan her insan, gelen her iktidarın ya da ideolojik eğilimin etkisi ile esecek rüzgârların kendisini işinden ve aşından edebileceği, yaftalayabileceği duygusuna kapılabilmektedir. Bu da devlete, giderek ve daha vahim yönüyle hukuka olan güveni ortadan kaldırmaktadır. İnsanlar egemen olanın hukuk değil de “güç” olduğunu düşünmeye başlamaktadırlar. Kurallar, kural koyucunun amacının dışında, kanunun lafzı ve ruhu ile anlattığının dışında, güne bağımlı ve keyfiyen yorumlanıp uygulanmakta, ülkede kurallara inanç ve güven bırakılmamaktadır. Hukuka inancın yitirildiği bir ülkede ise, toplumu bir arada tutacak tüm yapı malzemeleri tahrip edilmiş demektir.
Bu vesile ile, yapılan ihlallerden sorumlu olduğunu düşündüğümüz, hükümet başta olmak üzere bütünüyle siyaset kurumunu, sorunun çözümü için acilen gayret sarf etmeye bekliyoruz.
Saygılarımızla...
Av.Cihat Gökdemir Av.Mustafa Ercan
MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ’NE
İHL ÖĞRENCİLERİNİN YAPTIĞI
HUKUKİ YARDIM BAŞVURULARI
( ŞUBAT – MART – NİSAN – MAYIS 2002)
İMAM- HATİP LİSELERİ ÖZELİNDE YAŞANANLAR
Öğrenci ve Velilere Darp / Hakaret :.......................................................................................10
Gözaltına Alınan Öğrenci ve Veli :...................................................................................1885
Okula Giremeyen Öğrenci :.... ...............................................................................1678
Tasdikname Alan Öğrenci :.. ...................................................................................336
Toplam :....................................................................................3909
İMAM – HATİP LİSELERİ’NDE YAŞANAN İHLALLER
26 Şubat 2002 saat 07:45 ten itibaren Şubemiz İHLAL İHBAR HATTI’na telefon ile yüzlerce başvuru gelmeye başladı. Öğrencilerin okula başörtülü olarak gelmeleri nedeniyle İstanbul’da bulunan imam-hatip liselerinin nerdeyse tamamında eğitim durdu. Bugüne kadar onbeşbinin üzerinde öğrenci mevcudu bulunan İmam-Hatip Liselerinde binlerce polis okul yollarını ve okul etraflarını ablukaya aldı ve öğrenciler okul yakınlarına dahi yaklaştırılmadı.
Derneğimize ulaşmış ve gözlemcilerimiz tarafından tespit edilen 1885 öğrenci ve veli gözaltına alındı. Bunlardan 200’e yakını mahkemede yargılanıyor. Bazı öğrenci ve veliler darp edildi. Hakarete uğradı. Psikolojik ve fiziki zarar gören çok sayıda öğrenci tespit edildi. Öğrenciler polis otolarına doldurularak bilmedikleri uzak semtlerde bırakıldılar. Parası olmadığı için saatlerce yürüyerek evlerine dönmüş olan öğrenciler oldu. Okullara alınmadıkları halde disiplin cezası alan ve tasdikname verilen öğrenciler oldu. Anayasaya göre dilekçe almak ve 60 gün içinde cevap vermek zorunda olan idari merciler, yetki ve hakları olmadığı halde anayasaya aykırı olarak dilekçeleri almadılar.
Başbakan Yardımcısından, Meclis Başkan vekiline kadar birçok yetkili, olanlar ile ilgili rahatsızlıklarını gerek TBMM kürsüsünde, gerek diğer ortamlarda dillendirdiler. İçişler Bakanı bu uygulamalara kaynak olan genelgeleri gönderen İstanbul Valisine söz geçiremediğini söyledi. Tamamına yakını 18 yaşından küçük olan bu öğrencilerin hayatları ve gelecekleriyle ilgili bu konuda “çocukların menfaatinin yüksekliğini” koruyacağını imza altına alan Türkiye Hükümeti bu uygulamaların önüne geçemedi.
Binlerce öğrenci ve veli 24 saat açık olan Derneğimizin İHLAL İHBAR HATTI’nı gece gündüz sürekli arayarak uğramış oldukları haksızlıklara karşı başvurularda bulundular ve bulunmaya devam etmektedirler. Bilgilenme talep eden binlerce başvurucuya gerek Dernek merkezimizde gerek Dernek dışında muhtelif yer ve mekanlarda ve okul önlerinde tek tek ve toplu olarak bilgilendirmeler gerçekleştirildi.
İHLAL İHBAR HATTI : 0212 - 534 22 47