Basın Açıklamaları

"HER ZAMAN, HER YERDE O.H.A.L!" T.M.K.?DA DEĞİŞİKLİK TASARISI RAPORU

Hazırlayan : MAZLUMDER İstanbul Şube Yönetim kurulu Üyesi Av. HAlim Yılmaz


GİRİŞ

Türkiye son yıllarda, demokratikleşme ve insan hakları konusundaki reformlar ile yurtiçi ve yurtdışında takdir gören büyük gelişmeler kaydetti. Yasal reform süreci, bazı istisnalar dışında genel olarak olumlu gelişmeler kaydettiği hemen herkesin kabul edeceği bir gerçektir. Bu reform sürecinde, haklar ve özgürlükler bakımından olumsuz gördüğümüz noktaları raporlar halinde kamuoyu ile paylaştık.
Ne var ki, mevzuatın hızla değişmesi sakıncaları da beraberinde getirdiği aşikardır. MAZLUMDER olarak, tüm bu reform çalışmalarında, üzerinde durduğumuz nokta, ?her yeni kanun değişikliği, adaleti sağlamanın, hak ve özgürlükleri genişletmenin aracı olması? gerektiği yaklaşımıdır.

Bilindiği gibi, "terör"ün herkes tarafından kabul edilen ortak bir tanımı bulunmamaktadır. yoktur. Özellikle 11 Eylül sonrasındaki gelişmeler terörü ve terörle mücadele konusunu tamamen tartışmalı hale getirdi. Terör bahane edilerek, ülkeler işgal edildi.Yüzbinlerce insan öldü. "Terörist" olduğu gerekçesiyle yakalananlar, esir bile sayılmayarak, hiç bir yasal hakkı olmaksızın yıllarca dünyanın farklı yerlerindeki gizli hapishanelerinde tutulmaktadırlar.
Diğer yandan Türkiye'de siyasi-sosyal karışıklıklar gündeme her geldiğinde yasal yetkilerin ve tedbirlerin yetersiz olduğundan yakınanların tavrı da dikkat çekicidir. Yaklaşık 8 ay önce TMK Tasarısı gündeme gelmesi Bozüyük ve Gemlikteki olaylara denk gelmişti. Bu seferde Diyarbakır olaylarından kısa bir süre sonra gündeme getirilerek alelacele Meclise sevkedilmesi dikkat çekicidir. Konjonktüre göre kanun yapmak, adil olmayan sonuçlara götüreceği açıktır.


ÖZGÜRLÜK YOK! SADECE GÜVENLİK VAR!

TMK tasarısının tam da terör ve karışıklıkların arttığı bir zaman da gündeme getirilmesi haklı olarak kuşkuyla bakılmasına neden olacaktır. İçerdiği hususlar nedeniyle, kamuoyunun aşırı tepki göstererek yasalaşmasına engel olması gereken bir yasa tasarısı, bu kadar kolayca Meclise sevkedilemezdi. TMK?da değişiklik öngören Tasarıda insan hakları ve özgürlüklerini yok sayan, mevcut hükümetin şimdiye kadar yaptığı reformları silip süpüren, "özgürlük yok! sadece güvenlik var!" anlayışıyla hazırlandığı anlaşılmaktadır. Hükümet kanadından bazı isimlerin "özgürlüklere halel getirmeyeceği"ni belirtmelerine karşılık, söylenenler, tasarı metni içeriği karşısında inandırıcılığını yitirmektedir. Tasarının PKK'ya karşı hazırlandığını söyleyerek özgürlükleri daraltıcı hükümler bulunmadığını savunmak da tasarıda yer alan hususlarla çelişmektedir.

Yasal reformların ardından, hem Genelkurmay'dan "İngiltere'deki gibi Terörle Mücadele Kanunu" talebi ve kolluk yetkililerinin ?kısıtlı yetkiler?den şikayetinin hemen ardından Adalet Bakanlığı'nda bir komisyon kurularak "Terörle Mücadele Kanunu"nda değişiklik yapmak üzere çalışmalarına başlamıştı. Taslak metinle ilgili değerlendirme raporumuzu Eylül ayında (2005) kamuoyuyla paylaşmıştık. Kanun değişikliğine gerek var mı? sorusuna verilecek cevap, TCK?yı hazırlayan akademisyenlerin dediği gibi, ?yeni bir yasaya ihtiyaç yoktur, yeni yapılan yasalar da bu durum öngörülerek hazırlandı?. Hem TCK'da örgütle ilgili suçlar ve yaptırımlar hem de CMK'da düzenlenen usuller tam olarak kullanıldığında yeni bir kanuna ihtiyaç bırakmamaktadır. Bu nedenle mevcut yasaların terörle mücadele için yeterli olduğunu söylemek gerekir.


BU TASARI "TERÖR"E BİR HEDİYEDİR!

TMK Tasarısının bu şekilde yasalaşarak hak ve özgürlüklere ciddi kısıtlamalar getirmesi, terörü bir araç olarak kullananların elini güçlendirecektir. Demokratik yöntemlerle mücadele edenlerin cezalandırılması, terör ve şiddeti kullananlara yarayacaktır. TMK tasarısı aynen yasalaşsa bile terörü sonunu getirecek değildir.

Görünen o ki, TMK Tasarısı "terör"e karşı görünmekle birlikte aslında terör için bir hediye olabilir. Beklenilenin aksine terörü azdırmaya, şiddet olaylarının artmasına neden olabilir.
Halen yürürlükte olan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda (TMK) 12.04.1991 tarihinde, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu?nun (TCK) 140, 141, 142 ve 163. maddelerinin kaldırılması ile birlikte yürürlüğe girmiştir. yürürlüğe girmiştir. Yürürlüğe girdiği 1991?den bugüne farklı tarihlerde değişikliklere uğrayan TMK, en son AİHM kararları doğrultusunda, 6. uyum paketiyle, 19.7.2003 tarihinde 4928 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle ifade özgürlüğünü sınırlandıran 8. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. TMK, özel bir yasa olarak düzenlenmiş olup, Ceza, Ceza Usul ve Ceza İnfaz Hukukunu yakından ilgilendirmektedir. TMK içerik olarak, TCK?da yer alan bazı suçların terör amacıyla işlenmesi halinde bunlara verilecek cezaların arttırılması, görevli mahkeme, yargılama usulü, müdafi tayini, cezaların infazı gibi hususları farklı olarak düzenlemektedir.

Terörle Mücadele Kanunu ve değişiklik tasarısı, hak ve özgürlükleri daha özel olarak kısıtlayabilen bir kanun olması nedeniyle hayati ve özel bir öneme sahip olduğunu vurgulamak gerekir. Özel bir soruşturma ve kovuşturma usulünü öngörmesi, cezaların özel olarak ağırlaştırılması ve arttırılması hak ve özgürlükler bakımından daha özenle ele alınmayı gerektiriyor.

UYUM YASALARI UYUYACAK!

AB'ye giriş süreci ve hukuk reformları ile önemli gelişmeler kaydeden Türkiye'nin hukuk sistemi, yeni TMK Tasarısı ile geriye dönüşün, yıllarca ve çok sayıda yasa ile yapılan değişiklik ve reformların tek bir yasa ile geri alınmasının adı olabilir. Tasarı ile "uyum yasaları" adı altında yapılan iyileştirmeler geri alınmakta, düşünce ve ifade özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği, savunma hakkı, basın özgürlüğü ciddi şekilde sınırlandırılmak istenmektedir.

Yakın sayılabilecek bir geçmişte, hak ve özgürlükler konusundaki kısıtlamaların, yasal sınırlandırmaların terör olayları ile işkence ve kötü muamele olaylarının başat gittiğini unutmamak gerekir. Ayrıca bu kısıtlayıcı yasalar nedeniyle, "terör"le bir alakası olmadığı açıkça bilinen bir çok yazar ve gazeteci "basın yoluyla terör örgütünün propagandası" yapmaktan dolayı yargılandığı ve cezalandırıldığı bilinmektedir. Bunların çoğu daha sonra AİHM kararları ile Türkiye'nin mahkumiyetine neden olduğu da hatırlanacaktır.

"Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı", ülkenin tamamında adeta sivil bir sıkıyönetim ilan etmekte ve Anayasa?daki bir çok temel hak ve özgürlükleri rafa kaldırmaktadır. Bu tasarının yasalaşması halinde, öngördüğü olağanüstü soruşturma ve kovuşturma usulleri ile yaptırım hükümleri nedeniyle ülkemiz için "Her zaman, her yerde OHAL" kanunu gerçekleşmiş olacaktır.



TASARININ KAPSAMI

Tasarının 1. maddesinde terör tanımı mevcut kanundaki tanım ile korunmuştur. 2005 Taslağındaki, kamuoyundan da çokça tepki alan terör tanımının yer almaması isabetlidir. Buna karşılık terör kapsamı çok genişletilerek suçların çoğu duruma göre terör suçu sayılabilecektir. Taslaktaki eleştirilen tanım yerine suçların kapsamı genişletilerek aynı amacın gerçekleşmesi sağlandığı anlaşılmaktadır. Tanımın aynı olmasına karşılık, kapsamın çok genişletilmesi tanımın da dolaylı olarak ve olumsuz yönde değişerek genişlediği anlamına gelmektedir. Çünkü fuhuş, açlık grevi, suça tahrik, halkı askerlikten soğutma gibi çok sayıda suç "terör amacıyla işlendiği" takdirde terör kapsamına alınacak ve cezaları yarı oranında artırılacaktır. Bu sonuçla, terör suçlarında "cebir ve şiddet" kriteri dolaylı olarak aranmamış olacaktır.

Tasarının 2 ve 3. maddesinde sayılan suçlar ile kanunun kapsamı oldukça genişletilmiştir. Tasarının 3. maddesine göre terör örgütü ile bağlantı kurulabilmesi durumunda, TCK'da yer alan 50'den fazla suç ile Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunu'nda tanımlanan suçlar, Orman Kanunu'ndaki orman yakma suçu, Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar, Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hâl ilan edilen bölgelerde, olağanüstü hâlin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar terör suçu sayılacaktır. Tasarıda sayılan çok sayıda suç, terör bağlantısıyla terör suçu olarak değerlendirilerek, hırsızlıktan gaspa, orman yakmadan kaçakçılığa, sahtecilikten uyuşturucu ticaretine kadar çok sayıda suç, özel kovuşturmaya ve yarı oranda ağırlaştırılmış cezalara muhatap olacaktır.

Tasarının 4. maddesi, Terörle mücadele gerekçesiyle, temel ceza yasası olan TCK?da öngörülen cezaların üst sınırlarının aşılabileceğinin öngörülmektedir. Bu durum mevcut yasadaki eşitsizliği derinleştirmektedir.

Tasarının 5. maddesinde, birinci fıkrada "para cezası" yerine "hapis" cezası verilmesi, ikinci fıkrada, terör suçu sayılan suçların "basın yayın yoluyla işlenmesi halinde" onbin güne kadar adli para cezası verilebileceği, üçüncü fıkrada da, terör "suçları ve suçlularını övme veya terör propagandası" niteliğindeki yayınlar durdurulabileceği düzenlenmiştir. Para cezasının yerine hapis cezasının düzenlenmesi, basın yoluyla suçun işlenmesi halinde onbin günlük para cezasının (yani 27.5 yıllık hapis cezasının karşılığı) ve yayın durdurulması, hükümleri uygulandığında çok ağır ve orantısız tedbirler olabilecektir. Gazeteciler hakkında halen devam eden davalar gözönüne alındığında, yargılanan gazetecilerin sayısı hızla artacaktır. Ayrıca normal mahkemelerde değil özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde (yani eski DGM'lerde) yargılanacaklardır. Yayınların durdurulması ile ilgili tedbirlerin hakim denetimine tabi olması pratikte bir anlam ifade etmeyecektir. Çünkü, mahkemeye sunulan genel bilgiler veya istihbarat bilgilerinin doğruluğu ve nasıl elde edildiği mahkemede tartışılamayacaktır. Tartışılsa bile, bu bilgilerin doğruluğu veya yanlışlığı ispat edilemeyecek, böylelikle hakim denetiminin uygulamada bir faydası ve anlamı olmayacaktır. .

Tasarının 6. maddesinde (ikici fıkrada), terör örgütü propagandasını yapmak ya da bu suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde ceza yarı oranında arttırılacaktır. Ayrıca, basın ve yayın organları ile sorumlu müdürle hakkında onbin güne kadar adli para cezası verileceği öngörülmüştür. Maddenin diğer fıkralarında "Örgütün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde, örgüte ait amblem ve işaretlerin taşınması veya bu işaret ve amblemlerin üzerinde bulunduğu üniformayı andırır giysiler giyilmesi veya toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün, tamamen veya kısmen kapatılması, örgütün amacına yönelik afiş, pankart, döviz, resim v.b. taşınması veya bu nitelikte slogan atılması veya ses cihazları ile yayınlanması, Örgüte üye kazandırmaya yönelik faaliyetlerde bulunulması" yarı oranında arttırılan hapis cezası ile cezalandırılması öngörülmektedir. Zaten ?Toplantı ve Gösteri yürüyüşleri hakkı? konusunda uygulamada ciddi sorunlar bulunmaktadır. Anayasadaki hak kanun ve yönetmelikle iyice daraltılmış, uygulamada ise neredeyse kullandırılmamaktadır. Bu değişikliğin gerçekleşmesi durumunda ise silahsız ? saldırısız gösteri yapan hemen herkes terörist muamelesi görebilecektir.

Tasarının 7. maddesi, terörün finansmanı ve maddi katkı sağlanması cezalandırılmaktadır. "Doğrudan ve dolaylı olarak" fon sağlamanın cezalandırılması belirtilmişse de "dolaylı olarak fon sağlamak" ifadesi, soyut ve yoruma göre değişebilecek bir husustur.

Ayrıca terör suçlarının tüzelkişi faaliyeti kapsamında işlenmesi halinde TCK'nin 60. maddesindeki güvenlik tedbirlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Tüzelkişi çatısı altında yapılan faaliyetler sadece yapanları, failleri bağlar. Belirtilen tedbirlerin uygulanması hem tüzelkişi açısından hem de faaliyetlerle ilgisi olmayan tüzelkişi üyelerinin mağduriyetine neden olacağı açıktır. Bir veya bir kaç kişinin işledikleri suç nedeniyle tüzelkişinin faaliyetinin durdurulması benzeri tedbirler, adil olmayan ağır sonuçlar doğuracaktır.

8. madde ile bu kanun kapsamında yer alan suçlarla ilgili davaların CMK'nin 250. maddesine göre yetkilendirilen ağır ceza mahkemelerinde görüleceği belirtilmiştir. Böylelikle olağanüstü soruşturmaya tabi suçlar, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde açılacak davalarda görülecektir. Bunun kısaca anlamı, tabelası değişmiş bir DGM ile muhatap olmuş olacağız.

9. Maddede yer alan "soruşturma ve kovuşturma usulü" ile gözaltına alınanın yakınlarına haber verilmesi kısıtlanması, 24 saat süreyle müdafi ile görüşme hakkının kısıtlanması, bir müdafi ile savunmanın sınırlandırılması, müdafi avukatın dosya evrakını incelemesi ve fotokopi almasının kısıtlanması, gerektiğinde gözaltındaki kişiyle avukatın görüşmesine bir görevlinin bulunması vs. kısıtlama ve sınırlandırmalar öngörülmektedir. ?Soruşturmanın amacının tehlikeye düşebilmesi ihtimaline binaen müdafiinin dosya içeriğini incelemesi ve örnek almasının da Cumhuriyet savcısının istemiyle ve hakim kararıyla kısıtlanabileceğini? hükmü ?savunma hakkının kısıtlanması? anlamını taşımaktadır. Terör suçlarının sanıklarına, diğer suçların sanıklarına tanınan hakları esirgemek, hem eşitlik ilkesine, hem de masumiyet karinesine aykırıdır.

Tasarının 10. maddesinde ise, birinci fıkrada, terörle mücadelede görev alan personelin görev sırasında işlediği suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda müdafi olarak belirleyeceği üç avukata kadar avukatların ücretinin personelin kurumu tarafından ödeneceği ve yapılacak ödemenin avukatlık ücret tarifesine bağlı olmaksızın ödeme yapılacağı belirtilmektedir. İkinci fıkrada ise bu kişiler hakkında tutuklama gerektiren suçlarda tutuklanma kararı verilmeyip adli kontrol hükümleri uygulanabileceği düzenlenmiştir. Yani, terörle mücadele eden görevlilerin yasaları çiğnemeleri, kişi haklarını ve özgürlüklerini hiçe saymaları, bu yönde suç işlemeleri adeta teşvik edilmektedir. Böylece işkence suçunun işlenmesi halinde devlet bu personel için tarifeye bağlı olmaksızın avukat ücretini de ödeyecek, tutuklanmayı gerektirse dahi tutuklanmayacak ve görevine devam edecektir. İşkence pratikte zaten kolluk memurları görev ile ilgili suçlarda korunup kollanırken, tasarı ile bu durumun yasal hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Böylelikle terörle mücadele ettikleri gerekçesiyle suç işleyen personelin bir çeşit "yargı bağışıklığı" sözkonusu olacaktır. Bu anlayış da "vatan kurtarma" adı altında suç işlenmesini mübah gören "Susurluk anlayışı"nı hatırlatmaktadır.

11. maddede, terör suçlarından mahkum olanların koşullu salıverilme koşullarından kısıtlı olarak yararlanması ya da hiç yararlanmayacağı; 12. madde, Suça karışmış olmamak şartıyla suçları ihbar edenlere para ödülü verileceği; 13. maddede terörle mücadelede görev alan personelin ve ilgili kişilerin korunması; 14. maddesi terörle mücadele ederken malul olanlar ile ölenlerin dul ve yetimlerine sağlık ve sosyal güvenlik yardımı, ile köyleri boşaltılan öğrencilere burs verilmesi hususları düzenlenmiştir. 15. Madde terör örgütlerine karşı yapılan operasyonlarda silah kullanma yetkisi düzenlenmiştir.


TMK'DAN ÖZGÜRLÜKLERE: YOK OL!

Görüldüğü gibi, "terör suçu" kapsamında yer alan suçlardan birisi işleme şüphesi olduğunda , özel soruşturma usulüne tabi olarak avukattan faydalanmasının sınırlanması (sadece bir avukat), savunma hakkının kısıtlanması vs. bir çok haktan faydalanamayacaktır. Buna karşılık terör suçu şüphelisi hakkında sorgulama yapan personelin hukuka ve yasalara aykırı davranışları mubah görülerek hatta teşvik edilerek, yasal koruma altına girmiş olmaları sağlanacaktır. Suç işleyen personel kamunun parasıyla ve avukatlık tarifesine bağlı olmaksızın üç avukatla savunulacak ve tutuklamayı gerektiren suçlarda (örneğin ağır işkence vakalarında ya da yargısız infazla suçlanma durumunda) tutuklanmayacaktır. Böylelikle terör suçu şüphelisi ile terörle mücadele görevi yapan suç şüphelileri arasında haklar bakımından tam bir uçurum sözkonusu olacaktır. Şüpheli hakkında yargı kararı verilinceye kadar "terör suçlusu" olarak yargılanması, temel haklarından yoksun bırakılması kişinin beraati halinde telafi edilemez zararlara neden olacağı bellidir.

TMK Tasarısı ile yapılması düşünülen değişiklikler İngiltere'de "Terörle mücadele" kapsamında yabancılara uygulanan süresiz gözaltı vs. uygulamalar ile ABD'nin terör suçlularına karşı uyguladığı muameleyi hatırlatmaktadır. İngiltere'nin bu nedenle AİHS 5 ve 6. maddelerinden kaynaklanan yükümlülüklerini askıya aldığına göre, TMK'nin yasalaşması halinde AİHS başta olmak üzere uluslararası yükümlülüklere (ve TC Anayasasının 19. maddesine) açıkça aykırı olması nedeniyle Hükümetin bu hakları askıya aldığına dair bir beyanatta bulunması gerekebilir. Tasarıda yer alan hükümlerin çoğu, AB süreci çerçevesinde hazırlanmış olan yasal değişikliklere ve 5271 sayılı CMK hükümlerine de açıkça aykırıdır. Bu tasarı ile masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı, suç ve cezaların yasallığı, suçta şahsilik gibi temel prensipler yok sayılmakta ve kişi güvenliği ve özgürlüğü ciddi anlamda tehdit edilmektedir. Tüzelkişiler bakımından da özellikle sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri, terör propagandası yapıldığı bahanesiyle engellenecek veya yasaklanabilecektir.



DEJA VU: OHAL VE DGM'LER YENİDEN

TMK Tasarısı "her zaman her yerde OHAL" sonucunu doğurabilir ve kaldırılan DGM'lerin daha ağır bir şekilde dönmesine neden olabilir. Propaganda ve yayın yapma konusundaki düzenlemeler ile kaldırılan TMK m.8 geri gelmesi, ifade özgürlüğü konusunda tüm yasal değişikliklerin heba olması sözkonusu olabilir. TMK Tasarısı hak ve özgürlüklere adeta "yok ol!" demekte, insan hakları ve temel özgürlüklere karşı terör estirmektedir. Terörle mücadelede görev alanların suç işlemesini adeta teşvik etmekte ve bu da "terörle mücadele terörü"nü gündeme getirecektir. Teröre karşı "aynı dili kullanmak", en büyük terörün devlet terörü olduğu savının da doğru olduğunu ortaya çıkaracaktır.
Bu tasarı kısaca "Özgürlükler yok; Terörle mücadele var!" demektedir. Anayasa, uyum yasaları, yeni TCK ve CMK, AİHS bir kenara atılmaktadır. Bu tasarı Anayasa?ya ve Türkiye?nin kabul ettiği uluslar arası sözleşmelere ve uluslar arası yükümlülüklerine açıkça aykırıdır. Tasarı yasalaşacaksa, Hükümet bir deklarasyonla yürürlüğe girmiş uluslar arası sözleşmelere uyulmayacağını da beyan ederek süreci tamamlaması gerekebilir!


SONUÇ OLARAK
Hemen her suçun terörle bağlantısı kurularak özel soruşturma ve kovuşturmaya tabi olması çok ağır ve adaletsiz sonuçlar doğuracaktır. Savunma hakkının aşırı kısıtlanması karşısında suç işleyen personelin korunup kollanmasının adaletle bağdaşır bir tarafı bulunmamaktadır. Tam tersine, yasaları çiğneyerek suç işleyen personele kısıtlamalar getirilmesi gerekir. Tasarı, başta ifade ve basın özgürlüğü ile savunma hakkına ciddi tehditler içermektedir. Tasarının yasalaşması ile adliye koridorlarında (daha doğrusu eski DGM'lerin koridorlarında) çok sayıda gazeteci ve yazarın görünmesi sürpriz olmayacaktır. Gazete sahiplerine de hapis cezası değilse bile verilecek aşırı para cezaları nedeniyle gazeteyi kapatmayla sonuçlanabilir. Diğer yandan terör suçu kapsamındaki soruşturmalarda savunma kısıtlanacak ve adil yargılanmayı etkileyecektir. Bu nedenle gazetecilerin temsilciliğini yapan kuruluşlar ile baroların bu konuda seslerini yükseltmemeleri manidardır.

Teröre karşı "terör yöntemleriyle" mücadele etmek, terörün gerekçelerini sağlamlaştırır. Devletin, terör yöntemlerini yasal olarak kullanması, devletin canavarlaşmasını ve devlet terörünü doğurur. Mevcut kanunların tam olarak kullanımı terörle mücadele için yeterlidir. CMK'da soruşturma ile ilgili düzenlemeler, TCK'da örgütle ilgili yaptırımlar tam olarak tatbik edildiğinde yeterli olacaktır.

MAZLUMDER olarak çağrımız: Bu tasarı geri çekilsin!
Sonuç olarak, "Kalkınma iyi olabilir, ama her şeyden önce adalete ihtiyaç var!" Aksi halde bu tasarının yasalaşması ile birlikte yılların emekleriyle yapılan yasal değişiklik ve iyileştirmelerin sonu olabilir. Şimdiye kadar hak ve özgürlüklerden yana gösterilen çabalar akim kalabilir. Türkiye?yi 15 yıl geriye götürebilecek girişimlere karşı dikkatle ve soğukkanlılıkla karşı durulması şarttır.