Basın Açıklamaları

ENDİŞELERİMİZ, HAK İHLALLERİNE SEBEBİYET VERMEMELİDİR

23 Şubat 2007 tarihinde Demokratik Toplum Partisi (DTP) Diyarbakır İl başkanı Hilmi AYDOĞDU, "Kerkük, Irak'taki Araplar, Türkmenler ve Kürtlerin bir sorunudur ve onlar kendi sorunlarını kendi iç dinamikleriyle>>>

24.02.2007/Diyarbakır

ENDİŞELERİMİZ, HAK İHLALLERİNE SEBEBİYET VERMEMELİDİR

23 Şubat 2007 tarihinde Demokratik Toplum Partisi (DTP) Diyarbakır İl başkanı Hilmi AYDOĞDU, "Kerkük, Irak'taki Araplar, Türkmenler ve Kürtlerin bir sorunudur ve onlar kendi sorunlarını kendi iç dinamikleriyle çözmek zorundadırlar. Türkiye'nin Kerkük'e müdahalede bulunması, ya da bir saldırıda bulunması, Türk Devleti ile Kürtleri karşı karşıya getirecektir. Burada hiç kimsenin arzu etmediği çok büyük bir savaş yaşanacaktır. Bu savaşın bir tarafı Türkiye, bir tarafı Irak'taki Kürtler olacaktır. Türkiye'de de 20 milyon Kürt yaşamaktadır ve 20 milyon Kürt de Irak'ta Kürtlerle yapılacak böylesi bir savaşı veya Kerkük'e yapılacak böylesi bir saldırıyı kendilerine yapılmış olarak görecektir" görüşlerini ifade ettiği için "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği" gerekçesiyle tutuklanmış bulunmaktadır.

Kişilerin görüşlerine katılmayabiliriz, karşıda olabiliriz. Ancak bu katılmamamız, kişinin cezaevine konulması ve hürriyetinden mahrum bırakılması sonucunu doğurmamalıdır.

İsnat edilen "Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik" etme iddiasının; tutuklamayı varsayacak fiillerin düzenlendiği Ceza Muhakemesi kanunun 100. maddesindeki suçlardan olmaması, şahsın siyasi bir partinin il başkanı sıfatı, tanınan bilinen kişilerden olması nedeniyle kaçma ve delilleri yok etme hallerinin bulunmadığı düşünülmektedir. Tedbir olan ve infaza dönüşmemesi gereken tutuklamanın, fiile karşı ölçülü bir uygulama olma zorunlulu vardır. Aksi halde tutuklama kararı hukuki olmaktan çok siyasi bir karar olacaktır.

Tutuksuz yargılanabilecek ve kaçma şüphesi olmayan kişileri, biran önce derdest edip, onun şahsında aynı görüşteki insanlara karşı gözdağı verme sonucunu doğuracak fiiller, sonuçları yanında kendilerini de tartışmaya açar.

Adalet herkes için vardır. Kurulu düzenin doğru veya yanlış her görüşünü, ideolojisini koruma aracı haline getirilmek istenecek Adalet, bizzat bu kavrama ve ona karşı samimi çalışan görevlilerine karşı yapılacak en büyük haksızlıklardan olacaktır. Bağımsızlığını koruyamayan, siyasallaşma tehlikesi altındaki her kurum ve karar, meşruluk yönünde tartışılır, tartışılmalıdır da.

Kişiyi kurulu düzene bağlayan en büyük gücün, şekli kurumlar ve ortak geçmiş ile çabalar olmasından çok, "hak ve yükümlülüklerde kendisine uygulanacak Adalet" olduğu unutulmamalıdır.

Siyasi partiler seçmenlerinin ve toplumdaki taleplere binaen kurulan ve toplumun bir kısmının talebini dile getirmek zorunda olan yapılardır. Şiddeti teşvik etmedikleri sürece AHİM kararlarda da belirtildiği gibi "Siyasi konuşmalar ve genel çıkar sorunları alanındaki ifade özgürlüğünün daraltılması için bir yer bırakılmamalı" hükmüne dikkat edilmelidir.

MAZLUMDER olarak;

- Düşünceden korkulmaması gerektiği, farklı görüşlere katılmasak dahi, dile getirilmesinin zenginliğimiz olduğu ve buna imkan sağlamanın ifade özgürlüğünün bir gereği olduğunu,

- Siyasi parti İl başkanının görüş ve kanaatlerinden dolayı tutuklanmasının toplumsal barışa katkı sunmayacağı, görüşlere karşı tutuklama yerine, görüşlerin tartışılması gerektiğini ifade ederiz. BASIN BÜROSU