Basın Açıklamaları

DİYARBAKIR CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI

Genelkurmay başkanlığının 27.4.2007 tarihli bildirisinin suç oluşturduğundan bahisle, Diyarbakır Barosu, MAZLUMDER ve İHD Diyarbakır şubeleri aşağıdaki suç duyurusunu, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına şikayet dilekçesi olarak vermiştir.

03.05.2007/Diyarbakır

DİYARBAKIR CUMHURİYET BAŞSAVCILI'ĞI

MÜŞTEKİLER :1-Diyarbakır Barosu başkanı M.Sezgin TANRIKULU

2-İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube başkanı Selahattin DEMİRTAŞ

3-İnsan Hakları Ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği Diyarbakır Şube başkanı Nesip YILDIRIM

ŞÜPHELİLER : Muhtıra olarak nitelendirilen bildiriyi hazırlayan ve yayınlayan kişiler

SUÇLAR : 1-Anayasayı ihlal suçu (5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 309.madde)

2-Yasama organına karşı suç (Türk Ceza Kanunu 311.madde)

3-Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu (Türk Ceza Kanunu 288.madde)

4-Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçu (T.C.K. 216.madde)

5-Ayırımcılık Suçu (Türk Ceza Kanunu 122.madde)

SUÇ TARİHİ : 27.04.2007

DELİLLER : 27.04.2007 tarihli basın açıklaması(www.tsk.mil.tr)

OLAYLAR : Şüpheli Genel Kurmay Başkanlığı, 27.04.2007 tarihinde 23.10 civarında www.tsk.mil.tr olan resmi web sitesinde yazılı bir açıklama yapmıştır. Kamuoyuna karşı yapılan açıklama, genel kanıyla "Muhtıra" olarak tanımlanmış ve Anayasa hükümleri başta olmak üzere, ceza kanununda yer alan birçok suç işlenmiştir. Kanun önünde eşitlik, Din ve vicdan hürriyeti, Düşünce ve kanaat hürriyeti, Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına da müdahaleyi içerir beyanlar mevcuttur. Suçluların kimliğine bakılmaksızın cezalandırılmalarını istemek, Hukuk devletinin bir gereğidir. Şöyle ki;

A- TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ GÖREVİ VE SİYASET HAKKINDAKİ KONUMU:

aa- Siyasi konulardaki açıklama;

"Türk Silahlı Kuvvetleri her türlü siyasi tesir ve düşüncelerin dışında ve üstündedir. ...Silahlı Kuvvetler mensupları..., her türlü siyasi ... nutuk ve beyanat vermeleri ve yazı yazmaları yasaktır." (211 sayılı T.S.K. İç Hizmet K. Madde 43 )

Silahlı Kuvvetler mensupları gazete ve risalelere iç ve dış siyaseti hakkında yazı yazamazlar. Hükümet... aleyhinde tenkitte bulunamazlar ..." (T.S.K. İç Hizmet Yönetmeliği Madde 127 )

" Askeri şahıslardan;...Siyasi amaçla ...yazı yazan veya telkinde bulunanlar,...herhangi bir sebeple yalnız veya toplu olarak siyasi mahiyette beyanname hazırlayan, hazırlanmış beyannameyi imzalayan, imzalatan veya yayın organlarına ulaştıran veya dağıtanlar,... cezalandırılırlar." Denilmektedir.( 1632 sayılı Askeri ceza kanunu madde 148)

Yasa ve yönetmeliğe göre siyasi konularda ve özellikle sivil yönetim olan hükümete karşı bir açıklama yetkisinin olmadığı ve bu fiillerin yasak hallerden sayıldığı açıktır. Yasağa aykırı hareket edildiğinden şüpheliler suç işlemiştir.

ab- Askerin silahlı konumu ve açıklama;

"Türk Silahlı Kuvvetleri ... silahlı Devlet kuvvetidir." (211 sayılı T.S.K. İç Hizmet K. Madde 1 )

Hizmet: Kanunlarla nizamlarda yapılması veyahut yapılmaması yazılmış olan hususlarla, amir tarafından yazı veya sözle emredilen veya yasak edilen işlerdir. (T.S.K. İç Hizmet K. Madde 6 )

Emir: Hizmete ait bir talep veya yasağın sözle, yazı ile ve sair surette ifadesidir." (T.S.K. İç Hizmet K. Madde 8 )

"...bir amirin verdiği emirleri onu tanıyanlar yapmaya mecburdur. (T.S.K. İç Hizmet K. Madde 19)

"Düşman karşısında hareket"

Milletin ve yurdun mukaddes haklarını korumak için icabında düşmanları ile muharebe edecek olan Silahlı Kuvvetler içinde ve düşman karşısında her askerin vazifesi, düşmanı yenmek için bütün maddi ve manevi kuvvetlerini kullanmak ve hiç bir fedakarlıktan çekinmemektir. (T.S.K. İç Hizmet Yönetmeliği Madde 112 ) denilmektedir.

Yukarıdaki hükümler dikkate alındığında, şüpheliler, silahlı olan bir kuvvette, hizmetin gereği olarak gördükleri bildiriyi, kendi mensuplarına bir görev ve emir olarak beyan etmiştir. Bu emrin uygulanması, hatalı da olsa yasal bir zorunluluktur.

Açıklama gereği "düşman" tanımına uyan herkes hakkında, düşmana karşı yapılması gereken silahlı mücadele dahil olmak üzere tüm fiiller, yasadışı bir emir olarak verilmiştir. Bildiride,

" Ne mutlu Türküm diyene!" anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir." denilmekte.

Açıklamanın, siviller veya elinde silahlı kuvveti tutan devletin kurumları tarafından yapılması ile, bir vazife olarak, kendine görev bilen Genelkurmay başkanlığı tarafından yapılması arasında toplumda yaratacağı etkinin farklı olacağı muhakkaktır.

Zaten açıklama sonrasında, açıklamanın bir "Muhtıra" olduğu, halk içinde "Darbe hazırlığı" olarak kabul edilip karşı çıkıldığı, yapılan mitingde darbeye karşı çıkma vurgusunun yapılması ile piyasaların sarsıcı şekilde(bir günde % 4 oranında borsa düşmüş ve yaklaşık 7 milyar dolarlık bir maliyet oluşmuştur) etkilenmesi dikkate alındığında, muhtıranın; sivillere, TBMM ve hükümete karşı silahlı yöntemi yönelineceği algısını oluşturduğu açıktır.

B- ANAYASAL YETKİ VE SORUMLULUK: 1982 ANAYASASINDA;

Ba- EGEMENLİĞİN KULLANILMASI VE YETKİ:

" Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." (Anayasanın 6.maddesi ) denilmektedir.

Anayasa' da Cumhurbaşkanının nasıl seçileceği belirtili kurallara bağlanmış ve sadece TBMM'nin Cumhurbaşkanını seçeceği ve egemenliğin kullanılması hususu açıkça belirtilmiştir. Bunlar içerisinde Genel Kurmay başkanlığının seçime müdahale etmesi, kaynağını Anayasadan almayan bir fiili durumdur.

C- CEZA KANUNLARI AÇISINDAN DEĞERLENDİRME:

Ca -ANAYASAYI İHLAL SUÇU

"Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü.... düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar ... Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur." (5237 sayılı Türk ceza kanunu 309.madde) Denilmektedir.

Silahlı kuvvetlerin yegane görevi ülkeyi, savaşa ve yoğun silahlı şiddete karşı savunmaktır. Anayasal düzene karşı sivil, demokratik tepkilere karşı silahlı savunma, TSK'nın görevi değildir. Aksi halde silahı elinde bulunduran bu güç, beğenmediği her konuya karşı kendisine vazife çıkarıp kaos oluşturabilir. Bu durum Anayasanın özü ve ruhuna uymaz.

Genelkurmay, Anayasa'da; C.Başkanlığının seçimi ve Egemenliğin kullanılmasının hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı hususu ve hiçbir kimse veya organı kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı hükmüne karşı çıkarak suç işlemiş, taraf olarak müdahale etmiştir.

Anayasada kuvvetler ayrılığı prensibine göre gücün; yasama, yürütme ve yargı makamlarınca bağımsız bir halde kullanılacağı belirtilmektedir. Bu üç gücün dışında, TSK'nın da; egemenliğe ve C.Başkanlığı seçimine müdahale etme hakkı ve yetkisi olduğu belirtilmemiş, aksine müdahale etmemesi gerektiği yasayla açıklanmıştır. Genelkurmay'ın silahlı gücüyle,"taraf olduğu ve diğer beyanları", atılı suçu oluşturmaktadır.

Cb- YASAMA ORGANINA KARŞI SUÇ

"Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini...nin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılırlar." (Türk ceza kanunu 311.madde) denilmektedir.

Genelkurmay başkanlığı açıklamasının; TBMM'nin Anayasa'ya göre Cumhurbaşkanı seçimini yaptığı 1. tur oylamasının akşamında gelmesi ve tek Cumhurbaşkanı adayı olan Abdullah GÜL'ün açıklamaya göre"sözde değil, özde"tanımına uymayacağı iması/vurgusu, yasama organının yaptığı seçime müdahale niteliğindedir

_____________ .______________

Yukarıdaki belirtilen ağır suçlar tehlike suçlarıdır. Tehlike suçları için, fiilin sonuca gitmesi gerekmemektedir. Buna kastedilmesi halinde suç oluşmuş sayılır.

Maddede geçen "Cebir ve Şiddet" unsuru, sivil kişi ve kurumlar için dikkate alınsa da, niteliği gereği ve kendisine görev olarak kabul etmesi halinde TSK'nın silahlı, emrindeki ordularda hazır bir yapı olması dikkate alındığında, (tehdit içeren ve düşmana karşı silahlı mücadele görevi) beyanı, cebir ve şiddeti içerir olarak kabul edilmelidir. Zaten siviller, piyasa, TBMM ve hükümetin verdiği tepkilerde; Genelkurmay başkanlığı beyanının, silahlı güç/militarist tehdit algısı nedeniyle ciddiye alındığı ortaya çıkmıştır.

_____________ .______________

Yukarıdaki suçların işlenmesi halinde maddelerin 2.fıkralarında; "bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur." Denilmektedir.

Cc- ADİL YARGILAMAYI ETKİLEMEYE TEŞEBBÜS SUÇU

"Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hakim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." (Türk ceza kanunu 288.madde) Denilmektedir.

Genelkurmay bildirisi zamanlaması itibariyle; T.B.M.M' de yapılan C.Başkanlığı seçimlerinin 1.tur oylamasından sonra ve Ana muhalefet partisi CHP'nin seçime 367 milletvekilinin katılmadığı gerekçesiyle, Anayasa Mahkemesine iptal başvurusu yapıldığı günün akşamında gerçekleşmiştir. Birkaç gün içinde Anayasa Mahkemesi tarafından verilmesi gereken yargı kararı silahlı kuvvetler tarafından baskı altına alınmıştır. Bu durum adil yargılamayı etkilemeye yönelik işlenmiş bir suçtur.

Cd- HALKI KİN VE DÜŞMANLIĞA TAHRİK VE AŞAĞILAMA SUÇU

"Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." (Türk ceza kanunu 216.madde) Denilmektedir.

Bildiride: dini inançlarından dolayı etkinliklere katılanlar suçlanmakta ve "...Ne mutlu Türküm diyene" anlayışına karşı çıkan herkes, Türkiye cumhuriyetinin düşmanıdır ve öyle kalacaktır." Denilmekte.

Türkiye'de; Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Araplar, Süryaniler ve daha birçok etnik kökenden insanlar yaşamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığında birleşen tüm etnik yapıları, sadece bir etnik kimlikte tanımlama görüşüne karşı çıkılması, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 10. maddesinde yer alan "ifade özgürlüğü" kapsamında iken, yeni ve yasal olmayan bir dayatma getirilmek istenmektedir.

Bildiride, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında, dini bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimi "çağdığı, irticai, istismarcı" ifadeleriyle aşağılanmış, ırki bakımdan farklı özelliklere sahip bir kesimi, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edilmiştir.

Atatürk'ün "...Ne mutlu Türküm diyene" ifadesi duygusal bir öneri iken, bu ifadeye uymanın yasal bir zorunluluk olduğu, hatta bu düşünceye karşı sadece fikri eleştiri yapanlar, silahlı kuvvetler tarafından "Düşman" olarak tanımlanıp, "...Türk silahlı kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır...görevleri eksiksiz yerine getirme kararlılığı..."ifadeleri, kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu nedenlerle de suç işlenmiştir.

Ce- AYIRIMCILIK SUÇU

"Kişiler arasında dil, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, ...sebeplerle ayırım yaparak..." (Türk ceza kanunu 122. madde) denilmektedir.

Bildiride; mevcut ırk anlayışını eleştirenler veya bir kesimin benimsediği dini inanç ve kıyafetleri nedeniyle tercihte bulunanlarla, halkın diğer kesimi arasında ayrımcılık yapılmış ve suçlanmıştır.

D- ANAYASAL İLKELERİN İHLALİ:

Da- KANUN ÖNÜNDE EŞİTLİK

" Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz." (Anayasanın 10.maddesi ) denilmektedir.

Bildiriyle Genelkurmay, Anayasada olmadığı halde kendisini imtiyazlı görerek; sivil siyaset alanına müdahale etme hakkını kendisinde tanımakta, halk içinde farklı olanları, eşit görmemekte ve kendileriyle savaşılması gereken düşmanlar olarak göstererek eşitlik ilkesine aykırı tutum sergilemektedir.

Db- DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ

"Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.... ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. Kimse,... dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz." (Anayasanın 24.maddesi ) denilmektedir.

Bildiri içinde bahsedilen tören ve anma toplantıları, dini inanç ve düşünce kapsamında yapılmış yasal etkinliklerdir. İslam dini peygamberinin doğumunun kutlandığı (Kutlu doğum haftası) etkinlikler,"dini ayin ve törenler" dir. Dini inancı gereği kıyafet tercihinde bulunan kişilerin iradeleri ve etkinliklerini, Genelkurmay başkanlığı, bu kesimi "dini duyguları istismar ettikleri", "çağdışı", "irticai" şeklinde tanımlayarak, dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınamakta ve düşman görerek suçlamaktadır.

Malatya'da gerçekleşen olayın "ulusalcı" kesim tarafında yapıldığına dair mevcut delilere rağmen, bildiride; dini eğilimleri olanların barışçıl ve şiddete bulaşmadan yaptıkları etkinlikler arasında bağlantı kurulmaya çalışılması hatalı bir anlayıştır.

Dc- DÜŞÜNCE VE KANAAT HÜRRİYETİ

"Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz." (Anayasanın 25.maddesi ) denilmektedir. İfade özgürlüğü, mevcut ideolojik anlayışı benimsemek zorunluluğuna uymak değil, tüm doğmaları ve fikirleri özgürce eleştirebilme hakkını içerir.

Bildiride: "...temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden,...Türk silahlı kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır... "Ne mutlu Türküm diyene" anlayışına karşı çıkan herkes, Türkiye cumhuriyetinin düşmanıdır ve öyle kalacaktır." denilmektedir.

Türk silahlı kuvvetleri, ülkeyi savaş ve şiddet hareketlerine karşı korumak görevinde iken; kendisine farklı bir rol biçerek, halk içindeki farklı görüş ve eleştirilere de silahıyla karşı çıkacağını belirtmektedir.

Yukarıdaki ifadeler; düşünce özgürlüğünü tümden baskı altına alacak nitelikte olup, yer yer farklı düşünceler düşman olarak tanımlanmakta gözdağı verilerek üstü örtülü tehdit mesajı iletilmektedir. Farklı görüşlere karşı tahammülsüzlük ve baskı, ifade özgürlüğüne açık bir müdahale niteliğindedir.

Dd- TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ DÜZENLEME HAKKI

"Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir." (Anayasanın 34.maddesi ) Denilmektedir.

Bildiride, bazı toplantıların "...milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etme...Bu etkinliklerin mülki makamların müsaadesi ve bilgisi dahilinde yapılmasını suçlanılacak fiil olarak belirtmektedir.

Toplantı ve gösteri yapma hakkı, başta Anayasa ve yasalarda temel haklar arasında tanımlanmış olup, suç unsuru taşıyanlara ne şekilde müdahale yapılacağı belirlenmiştir.

Buna rağmen, toplantı konularının dini duyarlılıklar sonucu olması, zamanlaması (ki geçmişte de yapılmış etkinliklerdir) toplantı içeriğindeki giyim tarzı gibi, yasal olarak suç içermeyen konular gerekçe gösterilerek, Anayasal bir hakkın engellenmesi gerektiği ifadesi ve katılanların suçlanması, toplantı özgürlüğüne müdahale niteliğindedir.

E- ASKERİ MAHKEMELER ve ADLİ YARGI

Şikayet dilekçemizi Askeri yargı yerine Adli yargı makamlarına vermekteyiz. Şikayet edilen Genel kurmay başkanlığı hakkında yargılama yapma hususunda mahkeme bulunmamaktadır. Generaller hakkında 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanununun "General ve amirallerin yargılanması:" başlıklı 15.maddesinde "General ve amirallerin askeri mahkemelere tabi suçlarından dolayı yargılanmaları Genelkurmay başkanlığı nezdinde kurulan askeri mahkemede yapılır." denilmekte ise de, Genelkurmay başkanının vereceği izin esas alındığından, Genelkurmay başkanı hakkında kimin izin vereceği hususu muğlaktır. Ayrıca kurumsal bir statüsü olan "Genelkurmay başkanlığı"nın hangi mahkemede ve kim tarafında yargılanacağı hususunda bir açıklık yoktur.Hukuk devletinde, ayrıcalıklı bir konum ve yargılama tanınamaz.

Ayrıca, askeri ve adli yargı şeklinde ikili bir yargılamanın da doğru olmadığını düşünmekteyiz. Yasa önünde herkesin eşit olması gerekir. Asker kişilerin sayıca çokluğu ve konumunun, ayrı bir yargılamayı gerektirdiği ifade edilecekse, Yüz binlerce personeli olan bakanlıklar ve diğer kurumlarında ayrı bir mahkeme istemesi bu mantıkla gerekecektir. Yargı birliği ve kimseye özel bir statü tanınmaması için, yargılamanın asker sivil ayrımı yapılmadan tek çatı altında yapılması gerekmektedir.

İş bu nedenlerle şikayet başvurusunda bulunmak gerekmiştir.

SONUÇ VE İSTEK :Yukarıda izah ettiğimiz sebeplerden dolayı ; Şüpheliler hakkında yukarıda belirtilen yasa maddeleri yönünden kamu davası açılması ve cezalandırılmalarını talep ederiz. 03.05.2007

Diyarbakır Barosu başkanı M.Sezgin TANRIKULU

İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube başkanı Selahattin DEMİRTAŞ

İnsan Hakları Ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği Diyarbakır Şube başkanı Nesip YILDIRIM

EKİ :Genelkurmay başkanlığı açıklaması