Basın Açıklamaları

DIL KULLANIM HAKKI BIR INSAN HAKKI OLUP CEZALANDIRILMAMALIDIR

Hak ve özgürlükler partisi (HAK-PAR) yöneticileri, 4 Ocak 2004 tarihinde yapılan 1. Olağan Genel Kurul'unda Kürtçe konuşmaları ve genel kurula davet metnini, Türkçe ve Kürtçe iki dilde yapmaları nedeniyle Siyasi patiler kanunun>>>

15 .02.2007/Diyarbakır

DIL KULLANIM HAKKI BIR INSAN HAKKI OLUP CEZALANDIRILMAMALIDIR

Hak ve özgürlükler partisi (HAK-PAR) yöneticileri, 4 Ocak 2004 tarihinde yapılan 1. Olağan Genel Kurul'unda Kürtçe konuşmaları ve genel kurula davet metnini, Türkçe ve Kürtçe iki dilde yapmaları nedeniyle Siyasi patiler kanunun 81 ve 117 maddelerinden cezalandırılmış bulunmaktadır. İbrahim Güçlü, Reşit Deli, Semir Güzel ve Kasım Ergün hakkında 1 yıl hapis cezası verilmiş ve ertelenmemiştir. Sadece Abdulmelik Fırat'ın 65 yaş üstü olmasından dolayı kendisine verilen 1 yıllık ceza, 29.200 ytl gibi ağır bir para cezasına çevrilmiştir. 13 yöneticiden 8'ine ise 6 ay hapis cezası verilip bu ceza, para cezasına çevrilmiştir.

Öncelikle;

Dil kullanım hakkı bir insan hakkıdır. Sırf bir dili kullandı diye yukarıdaki ağır cezaların verilmesi insan hakları açısından kabul edilemez niteliktedir.

"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir...." denilmektedir. (Anayasanın 10. maddesi)

Eşitliğin, farklı olma hakkı tanınarak sağlanması gerekir.

Siyasi Partiler Kanunu'nun 81.maddesi gereğince Kürtçe dil kullanımı, -ismi verilmemiş ise de- yasaklanmış bir konumundadır. "Kanunla bu dil, cezalandırılan bir fiildir" demek yeterli midir? Yasalarda sorun varsa ve bu en temel insan haklarını da ihlal ediyorsa yasayı mı kutsamalıyız, yoksa bu yasayı da tartışmaya açıp, yasa yoluyla haksızlığa son mu vermeliyiz?

Siyasi partiler kanununun 81.maddesinde "... Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar...

Tüzük ve programlarının yazımı ve yayınlanmasında, kongrelerinde, açık veya kapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçe'den başka dil kullanamazlar; Türkçe'den başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar, plâklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz ve dağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasına kayıtsız kalamazlar. Ancak, tüzük ve programlarının kanunla yasaklanmış diller dışındaki yabancı bir dile çevrilmesi mümkündür." Denilmektedir.

Siyasi partiler kanununun bu maddesi ile ;

1- İfade özgürlüğü sınırlandırılıp engellenebilmektedir.

İfade özgürlüğünü; çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlülük için olmazsa olmaz bir insan hakkı olduğunu hatırlatırız. Özgürlüğün standardı:

-"ifade özgürlüğü, sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsemeyen "bilgi" ve "düşünceler" için değil, aynı zamanda Devleti veya toplumun herhangi bir kesimini inciten, şok eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğu,

-İfade de şiddet kullanımına, silahlı kuvvetlere direnişe veya başkaldırmaya tahrik olarak görülemeyecek açıklamaların özgürlük kapsamında değerlendirilmesi gerektiği,

- Siyasi konuşmalar ve genel çıkar sorunları alanındaki ifade özgürlüğünün daraltılması için bir yer bırakılmaması özgürlüğün daha geniş yorumlanması gerektiğini hatırlatırız.

(Yaşar Kemal Gökçeli v. Türkiye 27215/95 03.05.2001)

Yukarıdaki beyanlara göre sadece "Kürtçe" dilini kullanmanın, ifade özgürlüğü alanında sınırlandırılması gereken bir fiil olmadığı açıktır.

2- Örgütlenme özgürlüğü sınırlandırılıp engellenebilmektedir

Her türlü dil, kültür, din ve inançların kendilerini ifade edebilmeleri; Demokratik çoğulculuk ve katılımcılığın önünü açan, sağlıklı ve kendisiyle, iktidarla barışık topluma da katkı sunacaktır.

Ancak özellikle siyasi partiler hakkındaki yukarıdaki yasaklar, farklı olma ve bu farklılıkla örgütlenebilme hakkını engellediği için kaldırılmalıdır.

Siyasi partiler seçmenlerinin ve toplumdaki taleplere binaen kurulan ve toplumun bir kısmının talebini dile getirmek zorunda olan yapılardır. Varlık nedenlerini dile getiremedikleri ölçüde, çok particilik anlayışının Türkiye'de varlığını dillendirmemizin bir alamı kalır mı?

Ulus devlet anlayışında farklılıklar yerine tek tipleştirici anlayış, toplumdaki renkler ve tercihler üzerine baskı kurmakta ve temel sorunların oluşmasına bizzat katkı sunmaktadır.

Farklı olma hakkının vurgulanması, bazı kesimlerde bir suç olarak algılanabilmekte ve niyet okumalarla bu farklılığın kötüye hizmet etme endişesi ifade edilmektedir. Endişelerimiz, meşru taleplere karşı hakkı teslim etmemize engel olmamalıdır. Unutulmamalıdır ki, insanı insan eden onun sahip olduğu haklarıdır. Bu haklar kullanılmakla bir değere dönüşür. Kendimiz için istediğimiz bir hakkı başkası içinde isteyebilmeliyiz.

MAZLUMDER olarak;

— Farklılıklarımızın zenginliğimiz olduğunu ve buna imkan sağlamanın insani bir çalışma olduğu,

— Siyasi partiler kanununun 81. maddesinin İfade ve örgütlenme özgürlüğünün "özüne" dokunacak şekliyle sınırlandırılmasının önlenmesi amacıyla bu maddenin kaldırılmasını,

— İhtiyaç bulunan her toplulukta ve Siyasi partilerin her alanda; Türkçenin yanı sıra diğer dilleri de özgürce kullanılabilmesi gerektiğini belirtiriz.

BASIN BÜROSU