Geçtiğimiz günlerde Aktütün Karakolu'na yapılan saldırının doğurduğu tepkiler de, ülkenin otoriter bir siyasi rejime savrulması amacı doğrultusunda kullanılmaktadır. Yaşadığımız şiddet sorununun kaynağını ve mahiyetini kavrayamayan çevreler de, bugüne dek sorunu üreten ve besleyen kısıtlamaları "önlem" olarak sunmaktadırlar. Son olarak genelkurmay ikinci başkanı Hasan Iğsız da, Hükümet'ten yetkilerinin genişletilmesi için talepte bulunacakları açıklamasında bulunmuştur. Bu taleplerle ilgili olarak Adalet bakanı Mehmet Ali Şahin'in, "iki konuda hemfikir oldukları" yönündeki açıklaması, yaşadığımız bütün tecrübelere rağmen, çözümün daha fazla fazla kısıtlamada arayan zihniyetin hala etkili olduğunu göstermesi bakımından endişe vericidir.
PKK tarafından söz konusu karakola yapılan saldırıda 17 askerin hayatını kaybetmiş olması, elbette bir zaaf göstergesi olarak değerlendirilebilir. Ancak bu zaafın nedeni, zaten olması gerekenin çok gerisindeki sivil ve siyasi haklarımız değildir. Defalarca saldırıya uğrayan bir karakolun yerinin neden değiştirilmediğini izah edemeyenlerin, vatandaşlar olarak tabi olacağımız hukuki ve siyasi çerveyle ilgili önerilerde bulunmaları en azından tutarsızlıktır. Hükümet sözcüsünün, onlarca yıldır denenen ve şiddeti sona erdirmede başarılı olmadığı tescillenen bu kısıtlama önerilerini ciddiye alması ise, son yıllarda elde edilen hukuki kazanımların geri alınması anlamını taşıyacağı gibi, sorunları daha da ağırlaştırmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır.
Çünkü özgürlükle güvenliği birbirinin karşıtı gibi gören anlayışın kendisi sorundur; insana ve onun haklarına ilişkin sorunlu bir yaklaşımın ifadesidir. Hakları ve bu kapsamda özgürlüğü güvenliğin karşıtı veya alternatifi olarak gören anlayış, şiddet sorunu da dahil, ülkenin karşı karşıya bulunduğu sorunları çözemez.
MAZLUMDER olarak, toplumumuzu mevcut haklar ve özgürlükler düzeyinin de altına indirmeyi öngören düzenlemelere karşı mücadele edeceğimizi duyuruyoruz. Çözüm daha fazla kısıtlama değil, daha fazla özgürlüktür. Özgürlüklerden geri adım atmak, aynı acıların, belki daha yoğun biçimde yeniden yaşanmasından başka bir sonuç doğurmayacaktır.
Mazlumder Genel Başkan yardımcısı