Yurt İçi Raporlar

Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısı Hakkında Değerlendirme Raporu

MAZLUMDER İstanbul Şubesi Hukuk Komitesi Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısı üzerine aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır

Şüphe yok ki Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu önemli bir kanundur. İnsan Haklarına ve hukuka uygun delil toplanması, Adil Yargılanma, Maddi gerçeğin hukuka uygun olarak ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanması bu kanunda vaz edilen hükümler çerçevesinde yapılabilecektir. Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu insan hakları açısından bu kadar önemli olduğu gibi, ait olduğu devletin, hukukun üstünlüğüne, kişi hak ve özgürlüklerine, hukuk devleti anlayışına bakışını ortaya koyması bakımından da önemlidir.

MAZLUMDER olarak İnsan Hakları ve özelde de “Adil Yargılanma Hakkı”nı birincil derecede ilgilendiren ve alt komisyonda görüşülerek TBMM Genel Kuruluna sevk edilen bir tasarının kanunlaşma aşamasında iddia edildiği gibi “daha demokratik ve İnsan Haklarına saygılı” bir kanunun ruhuna aykırı düşecek nitelikte düzenlemelere dikkat çekmek ve bu türden sorunlu maddelerin tasarı henüz kanunlaşmamışken gerekli düzeltmelerin yapılmasını sağlamaya hizmet etmek amacı taşımaktayız.

Söz konusu rapor, tasarının bütünü içerisinde sorunlu maddelerin tespiti ve eleştirileri içermemektedir. Böyle bir çalışmanın yapılabilmesinin zorluğu ve sürecin olabildiğine hızlı ilerlemesi gibi nedenlerle ancak mutlaka değiştirilmesi gereken maddelerin gözler önüne serilmesini içeren bir çalışmadır.

Türkiye için, 04/04/1929 tarihli Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun değiştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Zira halihazırda yirmi yedi defa değişikliğe uğrayan mevcut yasa, yetersiz kalmakta ve aksaklıklara neden olmaktadır. Bu noktada yakın dönemde yasalaşması planlanan CMK tasarısı ve özellikle alt komisyonda gerçekleştirilen değişikliklerin bir kısmı adil yargılanma hakkı açısından ümit vericidir. “İstinaf mahkemeleri”nin kurulması da olumlu bir gelişmedir. Ayrıca “Adli Kolluğun” kurulması delil toplanması ve ceza yargılaması açısından çok önemli bir gelişmedir. Ancak Tasarıdaki hükümlerle kurulan Adli Kolluk kanaatimize göre Türkiye’ye özgü sorunları daha da içinden çıkılmaz hale getirecektir. Bu bakımdan “Adli Kolluk” kurumuna çok önem verilmeli, Adli Kolluğa ilişkin maddeler hem tasarıdaki hem de Adalet Alt Komisyonundan geçen haliyle çok mahsurludur. Bu maddelerin mutlaka düzeltilmesi gerekmektedir. Tasarıda yer alan aşağıdaki maddelerin de tekrar düzenlenmesi zorunluluk arz etmektedir.

- 49. maddede yer alan Devlet Sırları Hakkında tanıklık yapabilme sırla ilgili makam amirinin yazılı iznine bağlanmış, ancak davanın çözümü bu sırrın açıklanmasına bağlı olduğu hallerde hakime ilgili Bakanlıktan izin alınmasına bağlanmıştır. Ayrıca sır kavramı hususundaki muğlaklık da tanımlanmamıştır. Bu haliyle bu tasarı kanunlaştığı takdirde bir çok husus sır gerekçesiyle saklanabilecektir. Bu nedenle bu maddenin kaldırılması gerekmektedir.

- Şüpheli veya sanığın beden muayenesi başlıklı 78. maddede, işlenmiş bir suçun delil, iz, eser ve emarelerinin saptanması amacıyla şüpheli veya sanıktan kan, saç, tükürük, tırnak, cinsel salgı ve benzeri örneklerin alınmasına olanak verilmektedir. Sanığın rızası dışında kendisinden bu tür salgıların alınması İnsan Haklarının açıkça bir ihlalidir. Bu maddenin tasarıdan tamamen kaldırılması gerekmektedir.

- 136. madde de yer alan iletişimin tespiti hükmü çok ciddi sakıncalara yol açabilecek bir maddedir. Özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyetine aykırı olan bu madde her şeyin ötesinde suiistimallere açıktır. Ses kayıtlarının tahrif edilmesi, gerçeğe aykırı delil oluşturulması ihtimalinin çok yüksek olması, bu maddenin kaldırılmasını zorunlu hale getirmektedir.

- 140. maddede yer alan gizli görevli deyimini ve Devlet eliyle suç işlemeye cevaz veren, üstelik gizli görevlinin hem suç işlemeyeceğini hem de işlediği suçlardan cezalandırılamayacağını ifade eden bir düzenlemenin modern bir Ceza Muhakeme Kanununda yer almasını kabul etmeye imkan bulunmamaktadır. Muhbir ajanlığın suçu önlemedeki başarısı kanıtlanmadığı gibi, bir hukuk devleti, (sonucu ne olursa olsun), tamamen hukuk ölçüleri içerisinde faaliyet göstermelidir.

- Tasarının 199. maddesinde yer alan suç ortağının doğruyu söylemesinden endişe edilen hallerde sanığın duruşmadan çıkartılması, sanık haklarını hiçe saymaktır. Yargılamanın kurucu unsurlarından her hangi birisinin duruşmadan dışarı çıkarılması hukuka aykırıdır.

- Mahkeme başkanının duruşmayı gerçekleştirirken, düzeni bozan kişileri duruşma salonundan çıkarma yetkisinin genişliği, uygulamada sakıncalara sebebiyet vermektedir. Hakime “bakış” şeklinden ötürü, duruşma salonundan çıkartılan avukatların varlığı, bu maddenin tekrar düzenlenmesini ve duruşmanın yapılmasını imkansız hale getiren durumlar nedeniyle bu yetkinin verilmesini gerektirmektedir. Muhakemenin kurucu unsurları açısından ise kesinlikle böyle bir yetkinin verilmemesi gerekmektedir. Aynı şekilde duruşmada karışıklık çıkarma sonucu verilen disiplin hapsi kararının da, olayın tarafı olan hakim tarafından değil, en yakın yetkili hakim tarafından verilmesi gerekmektedir.

- 202 madde de yargılamada büyük sakıncalara ve sorunlara neden olan ifade verme hususunda açıklık getirilmiştir. Cumhuriyet savcısının beyanlarında olduğu gibi, müdahil vekili ve sanık ve müdafiinin de istedikleri takdirde beyanlarını duruşma zaptına kendilerinin yazdıracaklarının hüküm altına alınması mutlaka gerekmektedir.

- 19. madde de yer alan dava nakli, tabii hakim ilkesine aykırı olduğundan ve sürekli tartışmalara yol açmaktadır. Sadece dava naklinin yargılamanın devamı için elzem olduğu durumlarda davanın en yakın yer mahkemesine gönderileceği hükmü konulmalıdır.

- Ceza muhakemesinde masumiyet karinesi nedeniyle aslolan sanığın tutuksuz yargılanmasıdır. Bu noktada 100 maddede öngörülen durumların varlığı halinde ancak suçun işlendiğine dair somut deliller var olması halinde tutuklamaya karar verileceği beyan edilmelidir. Bu da ancak delillerin toplanması ve muhakemenin sağlıklı yürüyebilmesi açısından başvurulması gereken bir yol olarak görülmelidir. 102 maddede tutukluluk süresinin dört yıla kadar uzatılabileceğinin hükme bağlanması uluslararası normlarla çeliştiğinden azami süre iki yıl olarak düzenlenmelidir.

- Mevcut yasada ve tasarıda yer alan, asker kişilerin görevleri ile ilgili olmayan suçlarla ilgili yargılanmasına ilişkin maddenin tasarıdan çıkartılması hatalıdır. Askeri yargının görevine girmeyen bir suçtan dolayı da, askeri mahkemede yargılama yapılması, ceza muhakemesinin genel ilkelerine aykırıdır.Bunun için aleni ve özel bir hüküm CMK’ da yer almalıdır

- 116, 117 ve 118 . maddelerde yer alan aramanın kişi hakları açısından yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Özellikle gece arama yapılamayacağının belirtilmesi, kişilerinin sadece taciz amaçlı aranmasının ve yargılama yapılmadan önce ailesi ve toplum nazarından mahkum ettirilmesinin önüne geçecektir.119 madde de aramanın sadece hakim kararı ile yapılacağının öngörülmesi gerekmektedir.

- 135,136 maddelerde yer alan “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve geçici elkoyma” hükmü gelişen teknoloji nedeniyle suistimal edilerek, gerçeğe aykırı delil oluşturulmasına sebebiyet verebilecek bir düzenlemedir. Hacker’ların çok rahatlıkla bilgisayarların kayıtlarına girebildiği, şifre kırıp başkaları adına email gönderebildiği ve bilgisayarın kütüğünde bulunmayan kayıtları sonradan ve anlaşılmayacak şekilde kütüğe dahlettikleri bilinen bir gerçektir. Bu şekilde elde edilen delillerin delil niteliğinin kabulü mümkün değildir. Böyle bir hüküm gereksiz yere hak ve özgürlükleri kısıtlamaktan başka bir işe yaramaz.

- 141,142,143 ve 144 maddelerde yer alan tazminat sisteminde kısmi değişiklikler yapılması ve yasadaki koşullar gerçekleştiğinde haksız yere yakalanan yada kontrol tedbirine maruz bırakılan kişilerin tazminat talebinde bulunabileceği ifade edilmelidir. Ayrıca süreler tebliğden itibaren 1 ve olayın oluşumundan itibaren 10 yıl olmak üzere yeniden düzenlenmelidir.

- Yukarıda değinildiği gibi daha iyi delil toplanması uzmanlaşmanın sağlanması için adli kolluğun kurulması çok yararlıdır. Ancak beklenen yararı sağlayabilmesi için bu birimin her il ve ilçe emniyet müdürlüğü bünyesinde oluşturulması ve İçişleri Bakanlığına bağlı olarak Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları ile çalışması gerekmektedir.

- 173. maddede sadece iddianamenin iadesinin düzenlenmesi ve tasarının ilk halinde mevcut olan iddianamenin reddi kurumunun kaldırılması doğru değildir. Şekli eksikliklerin varlığı halinde dosyanın iadesi doğru iken, hiçbir delilin bulunmadığı durumlarda iddianamenin reddi için hakime takdir yetkisi verilmesi için bu maddenin yeniden tanzim edilmesi gerekmektedir.

- 175. madde de sanığın savunmaya hazırlaması için tanınan 7 günlük zaman içinde tebliğin yapılmaması durumunda, sorgu yapılamayacağı özel olarak düzenlenmelidir. Aksi durum uygulamada duruşmaya ara verilmesini isteme hakkı bulunan sanığa bu hakkın hatırlatılmaması ve savunma haklarının kısıtlanması ile sonuçlanabilir.

- 247. maddede yer alan zorlama amaçlı el koyma hükmü, hakkında henüz bir mahkumiyet hükmü bulunmayan sanığın, peşinen cezalandırması anlamına geldiği ve sanık dışında bakmakla yükümlü olduğu ailesini cezalandırdığı için kaldırılmalıdır.

- 264. madde de yer alan itiraz süresinin 7 günle sınırlandırılması kişi haklarını kısıtlamaktadır. Bu surette hatalı bir işleme itirazın, sanığın bilgisizliği gibi sebeplerle çok kısa olan bu süre içinde yapılmaması, işlemi geçerli hale gelebilecektir. Bu noktada hatalı olan süre kısıtlamasının kaldırılması gerekmektedir.

- 277 madde istinaf talebinde bulunan sanığın duruşmaya gelmemesini talebinin red sebebi olarak düzenlemektedir. Bu hüküm ceza muhakemesinin amacıyla çelişmektedir.

- Ayrıca “Yargılama” kavramı, muhakemenin işlev ve amaçlarını sağlamaktan uzak bir kavram, olduğu için bu kavramın “muhakeme” olarak düzeltilmesi ve bu bağlamda 307, 310, 311, 313, 314, 315, 316, 317, 318, 319. maddelerde kelime değişikliği yapılmalıdır.

Hukukun üstünlüğü, Hak ve özgürlükleri herkesin yaşayabilmesi en zor durumlarda bile adaletin gerçekleşmesi temennisiyle…
Hazırlayan
Av. Selçuk Kar