
MAZLUMDER İzmir Şubesi Başörtüsü yasağının kaldırılması için mektup kampanyası başlatmıştır.
ARKAPLAN BİLGİSİ Türkiye, halkının büyük çoğunluğu Müslüman bir ülkedir ve toplumda genç kız ve kadınların önemli bir bölümü inançları doğrultusunda başlarını örtmektedir. Toplumsal örf ve adetlerin de Türkiye’deki kadınların örtünme kültürü üzerinde etkili olduğuna inanılmaktadır. Başörtülü genç kızların lise ve üniversite düzeyinde eğitim almaya başlamaları, kendilerini laik ve cumhuriyetçi olarak tanıtan bazı çevrelerin konuyu bir rejim sorunu haline dönüştürmesine neden olmuştur. 1996 yılından itibaren daha da artan biçimde ülke çapında eğitim veren lise ve üniversitelerin neredeyse tamamında öğrencilerin başörtülü olarak okula girişleri yasaklanmıştır. Aynı yıl kamu sektöründe memur olarak görev yapan başörtülü kamu personeli de kovuşturmaya uğramış, pek çoğu ya istifa etmek zorunda bırakılmış ya da disiplin cezaları ile mesleklerinden uzaklaştırılmıştır. Türkiye’de başörtüsü yasağı iki binli yıllara gelindiğinde toplumsal hayatı kuşatacak boyutlara ulaşmıştır. Bilgisayar, Yabancı Dil ve Sürücü Kurslarına devam eden kadınlara başörtülü fotoğrafları nedeniyle sertifika verilmediğine dair basın yayın organlarında birçok haber çıkmıştır. Askeri özellik taşıyan sosyal tesislere ise başörtülü olarak girmek imkansızdır. Eşi başörtülü olan TBMM Başkanı Bülent Arınç, Başbakan R.Tayyip Erdoğan ve benzer konumda olan diğer hükümet üyeleri, Cumhurbaşkanı’nın ve Genelkurmay’ın resmi davet ve resepsiyonlarına genellikle eşsiz olarak davet edilmektedirler. Kendileri de “gerilime meydan vermemek” adına bu toplantılara eşleri ile birlikte katılmamayı uygun görmektedirler. Başbakan, kızlarını başörtüsü yasağı nedeniyle Türkiye’de eğitim alamadıkları için yurtdışına göndermek zorunda kaldığını belirtmektedir. Tüm bu yaşananlara bakıldığında, konunun siyasal kutuplaşmalar ve ayrışmalar için kimi çevreler tarafından istismar edildiği izlenimi uyanmakta ve başörtüsü sorununun insan hakları hukuku açısından sağlıklı bir değerlendirmesini yapmak zorlaşmaktadır. Oysa Türkiye’de başörtüsünü yasaklayan yasal bir hüküm mevcut değildir. 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun ek 17.maddesine göre “yürürlükte bulunan kanunlara aykırı olmamak kaydıyla üniversitelerde kılık kıyafet serbest” bırakılmıştır. Anayasa ve yasalarda başörtüsü ile ilgili herhangi bir yasak bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın çeşitli kararlarında başörtüsü yasağını hukuka uygun bulan içtihatlar, bu kurumların yeni bir yasal hüküm tesis etmek gibi bir görevleri bulunmadığı gerekçesiyle anayasa hukukçuları tarafından eleştirilmiştir. Ancak üniversiteler ve kamu kurumları söz konusu içtihatları mevcut yasal hükümlere tercih ederek başörtüsü yasağını hukukun temel hükümlerine ters düşmek pahasına ısrarla uygulaya gelmişlerdir. Bu durum, Türkiye’de idari pratik kazanmış görünmektedir. Türkiye, BM Kadın Ayrımcılığını Önleme Sözleşmesi, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi gibi temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan birçok uluslararası sözleşmeyi onaylamış bir ülkedir. Uluslararası hukuka göre devletler, dini özgürlüklerin kullanılmasında ancak kamu güvenliğini ağır bir şekilde tehlike altına sokacak görünür bir durum ortaya çıktığında; dini inançlar yerine getirilirken başkalarının hak ve özgürlüklerine açık bir tecavüz veya saldırı gerçekleştiğinde meşru bir amaca hizmet eden durumlarda özgürlükleri ancak yasayla sınırlayabilir. Aynı şekilde uluslararası hukuk, devletlerin çocukların gelişim kapasitesiyle orantılı olarak ebeveynlerinin çocuğun eğitim hakkı üzerindeki tasarrufuna müdahale etmesini ve ailelerin dini inançları dolayısıyla herhangi bir ayrımcılık veya cezalandırmaya maruz kalmasını engelleyici kurallar koymaktadır. Başörtülü öğrencilere getirilen yasak, açıkça uluslararası hukuk ölçülerinin dışındadır ve getirilen sınırlamalar da eğitimde fırsat eşitliği hakkını ortadan kaldırmaktadır. Yasaklar öğrencilere başka bir ülkede eğitim görme zorunluluğu dışında başka bir seçenek bırakmamaktadır. Başörtüsü yasağının hayatın farklı alanlarında sıradan insanların temel haklarını kısıtlayan bir ayrımcılığa dönüşmesi, toplumsal barış ve tolerans kültürünü derinden sarsmaktadır. Sonuç olarak Türkiye, hukuki yükümlülüklerini hatırlayarak kendi vatandaşlarına büyük acılar yaşatmaya devam eden kılık kıyafet yasaklamalarını biran önce ortadan kaldırmalıdır. MEKTUP KAMPANYASI SÜRESİ 30 NİSAN TARİHİNDE SONA ERECEKTİR. LÜTFEN ÇAĞRILARINIZI ACELE GÖNDERİNİZ. BM İNSAN HAKLARI YÜKSEK KOMİSERLİĞİ Kadına Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi Committee on the Elimination of Discrimination against Women Division for the Advancement of Women, Department of Economic and Social Affairs United Nations Secretariat 2 United Nations Plaza, DC-2/12th Floor New York, NY 10017, United States of America Fax: + 1-212-963-3463 Kadının Ekonomik ve Sosyal Statüsü’nün Gelişimi Komisyonu Commission on the Status of Women c/o Division for the Advancement of Women, Department of Economic and Social Affairs United Nations Secretariat 2 United Nations Plaza, DC-2/12th Floor New York, NY 10017, United States of America Fax: + 1-212-963-3463 İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Dilekçe Ofisi Petitions Team Office of the High Commissioner for Human Rights United Nations Office at Geneva 1211 Geneva 10, Switzerland Fax: + 41 22 917 9022 E-mail: tb-petitions@ohchr.org AVRUPA KONSEYİ Council of Europe European Commission against Racism and Intolerance E-mail: combat.racism@coe.int Avrupa Komisyonu-İnsan Hakları Komiserliği Council of Europe Commissioner for Human Rights E-mail: CommissionerHR.Communication@coe.int MEKTUP ÖRNEĞİ-Türkçe Sayın Başkan, Bir insan hakları savunucusu olarak, Türkiye’de yıllardır kadınların önemli bir kısmı için uygulanmakta olan başörtüsü yasağına dikkatinizi çekmek istiyorum. Yaklaşık olarak 20 yıldır Türkiye’deki devlet üniversitelerinin yanı sıra zorunlu olarak özel üniversitelerde de kesintisiz olarak uygulanan başörtüsü yasağı sonucu binlerce kız öğrencinin eğitim hakkı ihlal edilmiştir. Kamu alanında çalışan başörtülü kadınların önemli bir bölümü işten çıkarılmışlardır. Son yedi yıl içinde ise yasak lise öğrencilerini de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Türkiye’deki başörtüsü sorunu öyle boyutlara ulaşmıştır ki, özel yabancı dil ve bilgisayar kurslarına devam eden başörtülü kursiyerler bile fotoğrafları nedeniyle sertifika alamamaktadır. Özel sürücü kurslarına giden başörtülü sürücü adayları da aynı yasak ile karşılaşmaktadırlar ya da kursu başarıyla bitirseler bile başörtülü fotoğraflarıyla sürücü belgesi alamamaktadırlar. Kısacası Türkiye’deki başörtüsü yasağı, kadını toplumsal hayatın dışına iten sistematik bir uygulamadır. Başörtüsü yasağının din ve vicdan özgürlüğü, eğitim özgürlüğü ve çalışma hakkı bakımından temel bir insan hakkı ihlali olduğuna inanıyorum. Aynı zamanda bu uygulamayı kadına yönelik ciddi bir ayrımcılık olarak değerlendiriyorum. Türkiye, BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi ve Ek Protokolleri, BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi gibi uluslararası birçok sözleşmeyi onaylayarak “Taraf Devlet” yükümlülüklerini kabul etmiş bir ülkedir. Ancak Türkiye başörtüsü sorunu ile ilgili olarak sözleşmeler karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmaktadır. Başörtüsü yasağının kaldırılması ve mağdurların yeniden eğitim ve çalışma hakkına sahip olmaları için yetkilerinizi kullanmanızı ve Türkiye’nin uluslararası hukuk karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi için acele olarak harekete geçmenizi rica ediyorum. Saygılarımla, İsim, Adres, MEKTUP ÖRNEĞİ-İngilizce Dear President, As a human rights defender, I want to take your attention to the headscarf ban enforced to a great number of women in Turkey. The right to education of thousands of student girls have been violated by means of the headscarf ban enforced uninterruptedly for about 20 years in both state and foundation universities in Turkey. Most of the women wearing headscarves have been dismissed from public works. In the last 7 years, the ban has been expanded to include high school students. This headscarf ban has reached to a great extend that even students of private language and computer courses can not take their certificates because of their photographs taken with headscarves. Those attending private driving courses also encounter the same prohibition. Consequently, the headscarf ban in Turkey is a systematic practice which forces women to leave the social life. I believe that the headscarf ban violates fundamental human rights including freedom of religion and conscience, right to education, and right to work. At the same time this ban causes a serious discrimination against women. Turkey has ratified and accepted the commitments of international conventions such as UN Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination against Women, UN International Covenant on Civil and Political Rights, as a States Party. However, Turkey keeps away from fulfilling his commitments about the headscarf problem, resulting from the ratified conventions. I ask you to use your authority to lift the headscarf ban in Turkey and give the rights to education and work of oppressed women and act to force Turkey to realize his responsibilities in international law. Yours sincerely, Name, Address, Sayın Katılımcı, Bu kampanya dosyası MAZLUMDER İzmir Şubesi tarafından hazırlanmış olup ulusal ve uluslararası katılıma açıktır. Kampanyaya posta yoluyla katılacaksanız lütfen İngilizce mektup örneğini kendi el yazınız ile yazarak veya yazılı metni imzalayarak gönderiniz. Gönderilerinizin ardından herhangi bir geribildirim alırsanız derneğimizin; izmir@mazlumder.org.tr adresine bilgi iletmenizi rica ederiz. Saygılarımızla, MAZLUMDER İzmir Şubesi