Değerli Basın Mensupları
Asıl gündemimiz olan İşsizlik, gelir dağılımındaki
adaletsizlik, eğitim öğretimdeki fırsat eşitsizliği, hayat pahalılığı, can ve
mal güvenliği gibi temel konular bir tarafa bırakılarak 3 Çeyrek asrı aşan
süreden beri kısır bir döngü içerisinde hep aynı şeyler konuşuluyor ve hep aynı
şeyler tartışılıyor. Her 10 yılda bir
yapılan açık ve post modern darbelerle, Parti kapatmalarla, kamusal alan,irtica,
başörtüsü tartışmalarıyla Özgürlük alalarını kısıtlamalarla ülkemiz; adım, adım kriz, korku ve kaos ortamına
sürüklenirken. Maddi ve manevi kalkınma, insan hakları, özgürlükler ve hukukun
üstünlüğü gibi temel konularda bir arpa boyu yol alınamıyor.
Halkın sivil siyasete verdiği desteği kırmak isteyen bazı
oligarşik ve bürokratik güç odakları tarafından tanımı tarifi yapılmamış, hukuk literatüründe yeri olmayan "kamusal alan ve irtica gibi kavramlar işe gelmeyen
hükümetleri düşürmenin mazereti, vakıfları dernekleri siyasi partileri kapatmanın
gerekçesi, inanan ve inandığını yaşamak
isteyenleri kendisi gibi düşünmeyenleri bertaraf etmenin mazereti olarak
kullanılıyor.
Halkın dini eğitim ve öğretim talepleri, üniversitelerde
başörtüsü yasağının kaldırılması ve Meslek Liselerinin Üniversiteye
girişlerinde ki katsayı adaletsizliğinin giderilmesi yönündeki arzuları, Kuran
öğrenimine yaş sınırlaması getiren çağdışı kanunun yürürlükten kaldırılması
talepleri, Üniversiteleri ele geçirme, devlete sızma, laik ve demokratik rejime
karşı başkaldırı harekâtı olarak değerlendiriliyor.
Değerli Basın Mensupları;
İnanma ve inandığı gibi yaşama özgürlüğü Çağların ve
yönetenlerin lütfettiği değil, kişiye yaratıcı tarafından doğuştan verilen
vazgeçilmez, vazgeçilemez, devredilmez ve devredilemez bir haktır. Ve en az
yaşama hakkı kadar kutsaldır. İnanma ve inandığını yaşama özgürlüğü bütün
özgürlüklerin anasıdır. Bu özgürlüğün
olmadığı bir ülkede adaletten söz
edilemez. Serbest bırakıldığında Üniversitelerde ve Devlet Kurumlarında
kutuplaşmalara ve çatışmalara sebep olur. Siyasi bir simgedir, semboldür gibi
ideolojik mülahazalara kurban edilemez. İnanan insanları temel hak ve
özgürlüklerinden mahrum bırakılmasının gerekçesi sayılamaz.
Başörtüsü Allahın emridir. İslam'ın bir hükmüdür. Allahın
emri olduğu kitap, sünnet, icma ile TC Devletinin Bir Kurumu Olan Diyanet
İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulunun Kararı ile sabittir. İnanma inandığını yaşama hürriyetinin
inançların yaşanmasını garanti eden laikliğin gereğidir.
Ülkemizde uygulanan Başörtüsü yasağı ise hukuki hiçbir
dayanağı olmayan fiili bir durumdur. Ve bu yasak sebebiyle kadınlarımızın ve
kızlarımızın eğitim ve öğretimlerinin engellenmesi, çalışma ve sosyal güvence
haklarından mahrum bırakılması hukuk ve insanlık ayıbıdır. Ve Kamu vicdanında
kanayan bir yaradır.
Değerli Basın Mensupları;
İşte bu fiili durumu ortadan kaldırmak kanayan yarayı
durdurmak için TBMM de Halkın kahir ekseriyetinin arzu ve istekleri doğrultusunda
Özgürlük alanlarını genişletmek Başörtüsü yasağını Üniversitelerde serbest
bırakmak, bilimin önündeki engelleri kaldırmak amacıyla yapılan Anayasanın 10.
ve 42. Maddelerindeki değişiklik bilindiği üzere 9 Şubat 2008 günü Tarihinde
Değerli Basın Mensupları;
Anayasa mahkemesi
üyelerinin önce kararını açıklayıp sonra karara uygun gerekçe hazırlaması
Sanığın idamına kararın bilahire verilmesine" mantığından farksızdır.
Demokratik
Ülkelerde Hiçbir Kurum hiçbir şahıs ne kutsaldır ne dokunulmazdır. Denetim
mekanizmasının dışında tutulamaz. Şiddete bulaşan ve şiddeti teşvik eden
partiler ister iktidar, ister muhalefet olsun kapatılmaları ve müsebbiplerinin
cezalandırıl maları doğaldır. Doğal olmayan şey yasalarda şuç sayılmayan bir
konuda Halkın inanma ve inandığını yaşama hürriyetinin önündeki engelleri
kısmen kaldırılmasına yönelik bir kanun değişikliğinin parti kapatmanın
gerekçesi sayılmasıdır.
Doğal olmayan şey; Yargıtay ve Sayıştay başkanlar
kurulunun Parti kapatma ve mezkûr anayasa değişikliğinin iptali yönündeki
davaların görüşülmesi devam ederken yargı bağımsızlığı elden gidiyor
yaygaraları ile tarafsızlık ilkelerini çiğneyerek Yüksek mahkeme üyelerini etki
altına alınmasıdır.
Doğal olmayan şey
Anayasayı korumak ve kollamakla mükellef olan bir kurumun görevini kötüye
kullanarak. Yetkisini aşarak anayasayı çiğnemesidir.
Doğal olmayan şey halkın istek ve arzuları doğrultusunda
hareket ederek, tamamen hukuk zemini içerisinde kalarak üniversitelerde
eğitim-öğretimi engelleyen kılık kıyafet yasağını kaldırmak, özgürlük
alanlarını genişletmek amacıyla ve içinde muhalefet partilerinin de bulunduğu
411 Milletvekilinin evet oyuyla kabul edilen anayasanın 10. ve 42
maddelerindeki yapılan anaya değişikliğin anayasada değiştirilmesi teklif dahi
edilemeyen maddeler içerisinde mütalaa ederek suç sayılmasıdır.
Değerli Basın Mensupları;
Hukukun amacı adaletin bütün bireylere eşit olarak
dağıtılmasıdır. Taraflar arasında adaleti tartan yargıçlardır. Hukuk devletinde
bireylerin yargıçlardan adalet talep etme hakları vardır. Yargının ve
yargıçların en önemli görevi ise adaleti sağlamak, haksızlığı ortadan kaldırmak
ve haksızlığa sebep olmamaktır. Adalet terazisini tutanların bağımsızlığı kadar
tarafsızlığı da önemlidir. Çünkü Adalet terazisi bakkal terazisi değildir. Adalet
terazisinin dengeleri çok hassastır. Adalet denilen dengeyi kuran terazinin
kefesine müdahale ederseniz. Verilen karar adalet değil, Zulüm getirir. İşte yargıçlar adalet terazisinin kefesine
müdahale ederek haksız bir kararın çıkmasına sebep olmuşlardır.
Değerli Basın Mensupları;
Yüksek Yargıçlar yaptıkları hukuk darbesiyle halkın
seçtiklerini, rehin "Egemenlik Kayıtsız
Şartsız Milletindir" sözünü askıya almışlardır. Yasama yetkisine fiilen el
koyarak Millet iradesinin tecelligahı olan TBMM sini yok saymışlardır.
Yüksek yargıçlar verdikleri kararla kendilerini resmi
ideolojinin ve din karşıtlarının yegâne sözcüsü sayarak Resmi ideoloji ile
Müslümanlar arasına derin bir uçurum açmışlardır. Daha doğrusu Laikliği her
türlü inanç özgürlüğünün karşısına dikerek dini inancı gereği başörtüsü
takanları laiklik karşıtı potanın içine sokmuşlardır.
Değerli Basın Mensupları;
Yasakçıların ve
yargıçların başörtüsü yasağı konusunda en büyük dayanağı AİHM nin Müslüman
kadınların inancı gereği örttüğü başörtüsünü bir insan hakkı ve inanma hakkı
olmaktan çıkarması kararıdır. Bu kararlar Avrupa AİHM tarihinin en karanlık ve
en kirli kararlarıdır. Mahkeme verdiği
talihsiz yanlı taraflı tutumu ile Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 9. Ek 1 No'lu Protokolünün 2. ve BMİHB nin 18 ve
26. Maddelerinde ifadesini bulan ilkeleri çiğnemiş ve evrensel hukuk
kurallarına ters düşmüştür. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi bu haliyle Müslümanların aleyhine alınan kararların odağı
haline gelmiştir. Biz artık Müslüman'ı insan, Müslümanların haklarını da insan
hakkı olarak görmeyen AİHM' ni tarafsız bir mahkeme olarak görmüyoruz ve
tanımıyoruz.
Değerli Basın Mensupları;
Bu karar
yargıçların hukuk tanımazlıklarının ve kendilerini hukukun ve adaletin üstünde
gördüklerinin bir işaretidir. 'Yasa,
anayasa ne derse o olur; düşüncesinden ziyade hangi parti hangi oranda seçimi
kazanırsa kazansın yargıçlar ne derse o olur
'görüşünün ispatıdır.
Bu karar ideolojiktir. Bu karar siyasidir Bu kararı hukuka
ve vicdanlara sığdırmak mümkün değildir Onun için Yüksek Mahkeme
üyelerinin "Türk milleti adına"
verdikleri karar ne halkının % 99 u Müslüman olan Yüce Türk milletinin Ne de
sağduyu sahibi dünya kamu oyununun vicdanının da yer bulamamıştır. Millet adına
karar verenlerin milleti ve milletin tercihlerini yok sayma hakları yoktur.
Toplum vicdanı bu karara saygı duymayacaktır.
Değerli Basın mensupları;
İçerde ve dışarıda Yargının siyasallaştığı yargıçların
tarafsızlığını yitirdiği parlamento iradesinin yok sayıldığı bir ortamda artık
ister istemez insanın aklına şu soru geliyor. Bir şeyin kokmasını önlemek için
tuzlarsınız. Tuz kokarsa ne yaparsınız. Haksızlığa uğrarsanız yargıçlara
başvurusunuz. Ya yargıçlar haksızlık yaparsa kime başvuracaksınız. Kısaca tuz kokmuştur.
Değerli Basın Mensupları
İnananıyla inanmayanıyla başı açık olanıyla kapalı
olanıyla azınlığı ile çoğunluğu ile birbirini anlayan dinleyen birbirinin
haklarına ve inançlarına farklı dünya görüşlerine saygı duyarak yaşamak
istiyoruz.
Yargıda halkın özgürlük alanına müdahale eden darbeci
yargıçları, üniversitelerde kız öğrencilerin eğitim öğretimini engelleyen, gardiyan rektör, gardiyan dekan istemiyoruz. Millet
olarak bu ardı arkası bitmez ayak oyunlarına, Her 10 yılda nakarat gibi
tekrarlanan açık ve post modern, postallı ve cüppeli darbelere isyan ediyoruz. Ülkemizin
krizler ve kaoslar ülkesi, kapatılan siyasi partilerin mezarlığı olarak
anılmasından utanç duyuyoruz.
İrtica ve kamusal alan gibi hukuk literatüründe yeri
olmayan kavramların inananlara karşı ideolojik ve siyasi baskı olarak kullanılması
yönündeki alışkanlıkların terk edilmesini istiyoruz.
Mahkeme kararlarıyla Allahın hükmünün Müslümanların
haklarının yok sayılmasını, Allah'ın emri veya dinin bir hükmü olan konularda
Müslümanların taleplerini anayasada değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen
maddeler arasında mütalaa ederek Müslümanları, Allah'ın emri ile mahkemenin
kararı arasına sıkıştırılmasını istemiyoruz.
ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU ADINA
MEMUR-SEN ANKARA İL
BAŞKANI VE EĞİTİM-BİR SEN ANKARA 1 NO'LU ŞUBE BAŞKANI
MUSTAFA KIR