
Bilindiği üzere yasama organı başörtüsü sorununu ortadan kaldırmak amacıyla 5735 sayılı yasayla anayasanın 10. ve 42. maddelerinde değişiklik yapmıştır. Buna göre Anayasanın 42. maddesine eklenen hükümde “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.”
Kamuoyunda ve akademik çevrelerde mevcut Anayasa değişikliğinin herhangi bir alt norm yani kanun değişikliği yapılmaksızın uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmaktadır. Daha açık bir ifadeyle 2547 sayılı yükseköğrenim kanunun ek 17. maddesinde bir değişikliğe ihtiyaç olup olmadığı, meselenin özünü teşkil etmektedir. Özellikle yasağın devamını savunanlar ve üniversitelerde Anayasa değişikliğinin bir şey değiştirmeyeceğini ifade eden rektörler, ek 17. maddede değişiklik yapılmadığı sürece eski yasakçı uygulamalarına devam edeceklerini belirtmektedirler. Esasen bu yaklaşım samimiyetten uzak olmakla birlikte Anayasa değişikliğini kadük bir hale dönüştürme çabasının çırpınışlarıdır. Bununla amaçlanan, yasama organını ek 17. maddede bir değişikliğe zorlayacak Anayasa mahkemesinin 1991 yılında vermiş olduğu karara benzer bir karar çıkartmak ve yasağın devamını meşrulaştırmaktır. Şunu çok açık söyleyebiliriz ki; mevcut Anayasa değişikliği ve halen yürürlükte bulunan ek 17. madde yasakçıların dayanmış oldukları 1991 tarihli Anayasa mahkemesi’nin kararını da tamamen ortadan kaldıracak ve “Yok hükmünde” sayacak niteliktedir. Kaldı ki ek 17. madde yürürlükte olmasaydı dahi bu haliyle de yasağın uygulanma kabiliyeti ortadan kalkmış olurdu. Buna benzer örnekler mevcuttur.
Bu izahtan sonra üniversite önlerinde hala hukuka aykırı bir şekilde içeri alınmayan öğrencilerin durumu ne olacaktır? Bu uygulama hukuka aykırıdır ve anayasal suçtur.
Yasağın savunucuları aynı zamanda Türk Ceza Kanunu anlamında da gerek “Eğitim-Öğrenimin engellenmesi” gerekse “Ayrımcılık” suçlamasını işlemektedirler. Yasak uygulaması üniversite yönetiminin yazılı bir emrine dayanabileceği gibi eylemsel ve keyfi muamelenin ürünü de olabilir. Öncelikle dayanağın ne olduğunun tespiti önem taşımaktadır. Üniversiteye giriş hakkını kullanmak isteyen öğrencilerin yasağın dayanağını açık bir şekilde öğrenmesinde fayda bulunmaktadır. Bu dayanak yapılabilecek bir suç duyurusuna delil oluşturulabilir. Bütün bunlara rağmen yasağın dayanağı hakkında hiçbir bilgi edinilememesi halinde üniversiteye girişin engellendiğine dair öncelikle noter vasıtasıyla, bunun mümkün olmadığı hallerde ise girişi engellenen öğrencilerin, tutacağı bir tutanakla durum tespit edilebilir. Bu hususta hukuk komitesinde görevli arkadaşlarımız gerektiğinde her türlü hukuki yardımı yapmaya hazırdırlar. Son olarak şunu belirtmekte fayda görüyoruz; başörtüsü yasağının devamını isteyen bir takım çevreler, bir dizi provokatif eylemler niyetinde olabileceğinden hak arama mücadelesinin oldukça dikkatli ve itidalli yapılması elzemdir. 26.02.2008
Av. Selçuk KAR
MAZLUMDER
HUKUK KOMİTESİ ÜYESİ