Günümüze kadar verilen mücadelelerin sonucunda elde edilen hakların varlığına rağmen, Kadınların maruz kaldıkları ayrımcılık ve şiddet hayatın her alanında devam etmektedir.
Kadınlar, yaşamın her alanında şiddete ve ayrımcılığa uğramakta; siyasette, karar mekanizmalarında, iş hayatında, eğitimde erkeğe göre ikincil konumda, medyada ve reklam dünyasında cinsel bir obje olarak istismar edilmekte; kültürel, ideolojik nedenlerden ayrımcılığa uğramakta ve dışlanmaktadır. İşte bu yüzden 8 Mart, başlangıç noktası iş hayatında karşılaşılan sıkıntılar olsa da yaşadığımız ülke ve dünya gerçekliklerinde yalnızca iş hayatıyla sınırlı olan değil, yaşamın her alanında hak ihlallerine maruz kalan, özgürlüğü kısıtlanan her kadının sesini duyurması için önemli bir gün haline gelmiştir.
Gerek siyasal gerekse toplumsal kültürün umursamazlığı neticesinde kadınların, erkekler tarafından şiddete uğramasının doğal karşılandığına, çeşitli kadına yönelik şiddet davalarında gördüğümüz “saygın tutum, iyi hal indirimi” ve sair kararların yasal müeyyidenin taşıması gereken caydırıcılık niteliğini kaybetmesine ve kaybetmese dahi şiddetin önünü açacak kadar yumuşatmasına neden olduğunu görüyoruz. Yine dizi ve filmlerde bilhassa sözlü tacizin komik, insanları eğlendiren bir araç olarak yansıtılması, kısmen sansür getirilmiş olsa da, bedenlerimiz ve doğurganlığımız üzerinden yapılan “espriler”, kadınların erkeklerin beğenisine sunulması formatıyla yapılan televizyon programların da kadınlara yapılan ayrımcılığın bir yüzü olduğunu ve kabul edilemeyeceğini vurguluyoruz.
Çeşitli haber kanallarından alınan verilere göre Türkiye’de 2016 yılında 328 kadın cinayetinin işlendiği, içinde bulunduğumuz 2017 yılında ise 57 kadın cinayeti ve 33 kadının cinsel şiddete uğradığı ve tahmin edemeyeceğimiz daha nice tecavüz, cinayet, şiddet vakası olduğunu ve yine mahalle baskısından ötürü bunların medyaya yansımadığını biliyoruz.
Kürdistan’da çatışmalarla başlayan sonrasında darbe girişimi ve ilan edilen OHAL ile devam eden kadın derneklerinin kapatılması, bir gecede yayınlanan KHK’lerle ihraç edilen kadınların yaşadığı sıkıntılı süreç, gözaltında yapılan kötü muamele ve taciz iddialarının da yine hak ihlallerine sebebiyet verdiğini görüyoruz. Kadına yönelik şiddet yalnızca fiziksel şiddetle sınırlı olmadığı ,kadınların maddi-manevi emeklerinin sömürülmesiyle zulmün katlandığı bir zaman diliminde olduğumuzu biliyoruz.
Biz kadınlar hem dini argümanların geleneksel yorumu ile, hem de apaçık insan hakları bağlamında yapılan bu hak ihlallerine ataerkil bir bakış açısıyla “bahşedilmiş” hakların yeterli olmadığını biliyoruz. Kadınların “hak verilmez, alınır” düsturuyla en temel haklarının kazanımı için verdikleri mücadelelerini takip ettiğimizi, yıkıcılığı ve zararı özelde kadınlar genelde tüm toplum üzerinde görülen OHAL’in bir an önce son bulmasını istiyoruz.
MAZLUMDER Diyarbekir Şubesi olarak 8 Mart 1857 yılında 40 bin emekçinin haksızlıklara karşı yürüttükleri mücadelede yanarak can veren 129 kadın emekçinin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü vesilesiyle canları pahasına yaptıkları mücadeleyi saygıyla selamlıyoruz. Kadınlara karşı yapılan hak ihlallerinin her zaman peşinde olacağımızı, özelde kadın haklarının genelde de insan haklarının pazarlık konusu yapılamayacağını beyan ediyor, tüm dünya kadınlarının 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyoruz.
8 Mart’a giderken Türk Metal Sendikasının Bursa’dan Ankara’ya Kadınlar Günü etkinliği için gitmekte oldukları otobüsün kaza yaptığını, 7 kadın arkadaşımızın yaşamını yitirdiğini ve 33 den fazla yaralı olduğu haberi bizi derinden üzmüştür. Yaşamını yitirenlere Allahtan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyoruz, mücadelelerini selamlıyoruz.
MAZLUMDER DİYARBEKİR KADIN KOMİSYONU