Basında Mazlumder

TARİHTE İHLALLER / KIZILDERİLİ KATLİAMI

Kızılderililer son derece sade, dürüst ve eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar.

Çeşitli bahaneleri gerekçe göstererek, dünya üzerinde gerçekleştirilen soykırım ve katliamların mimarı olan ABD, coğrafi keşiflerin ardından ülkenin temellerini atan dedelerinin Kızılderililere yönelik kıyımlarıyla işe başladı. Bölgeye ayak basan beyaz adam, bölgenin asıl yerlileri olan Kızılderililerin vatanı üzerinde hak iddia etmiş ve buna bağlı olarak da Kızılderilileri bölgeden tecrit etmeye çalışmıştı. Yüzyıllardır aşiret kabileleri halinde yaşayan yerliler, vatanlarından zorla sürülmüş, vahşi uygulamalara tabi tutulmuş ve bu şekilde beyaz adam, bugünkü ABD’nin temellerini atmıştı.

ABD, o gün uygulamış olduğu vahşeti unutturmaya çalışsa da, tarih bunu açıkça gözler önüne sermektedir. 16. yüzyılda başlayan katliamlar 1886 yılına kadar devam etmiş ve 70.000.000 Kızılderili’nin yaşamına malolmuştu. Beyazların kıtayı işgalini takip eden süreçte Kızılderililer, ya öldürülmüş, ya köle olarak Avrupa’ya gönderilmiş yahut da prangalarla ağır işlerde çalışmaya tabi tutulmuştu.

Almanya'da yayınlanan dergilerden biri olan PM dergisinin Kızılderililere ilişkin yaptığı araştırmada, günümüz metotlarıyla nüfus sayısını hesap eden tarihçilerin, tüm dünyada 1500 yılında 400.000.000 insanın yaşadığını ve bunun beşte birinin Amerika'da hayat sürdüklerini tespit ettiklerine dikkat çekerek, 1550 yılında Amerika kıtasında sadece on milyon insanın geriye kaldığı belirtiyor. Yani kıta nüfusunun yaklaşık % 90’ı, ya öldürülmek veya köle olarak satılmak suretiyle Amerika'dan silinmişti. Avrupalılar, bir yandan Amerikalı Kızılderilileri köle olarak satmak üzere gemilerle Avrupa'ya taşırlarken bir yandan da Afrikalıları aynı amaçla Amerika'ya taşıyorlardı.

Yaşatılan soykırımın uygulayıcılarından birinin hatıralarında aynen şu ifadeler geçiyor:
“Askerlerimiz zorlu bir yürüyüşten sonra tam şafak vaktinde oraya vardılar. Kızılderililerin çoğu derin uykudaydı. Silahlarını çadırlara sokup onları kurşun yağmuruna tuttular, bundan sonra cesaret edip çadırlarından çıkabilenler pek savaşamadılar, savaşta sadece bir İngiliz öldü. Diğer Kızılderililer İngilizlerden yüzerek kaçmak için nehre daldılar ancak çoğu suda vurularak öldürüldü. Yaralananlar oracıkta boğuldu, birçoğu da kanolara binerek küreklere asıldı. Fakat kürekçiler vuruldu, kanoların tümü devrildi. Büyük çağlayanların yanında nehrin akıntısı çok güçlü ve hızlı olduğundan kanolardan düşenlerin çoğu nehrin güçlü akıntısı ile sürüklenip çağlayanlara taşınarak yüksek kayaları aştılar. Buradan aşağı yuvarlanarak parçalandılar. İngilizler daha sonra bazıları nehirde bazılar karaya vurmuş olan iki yüzden fazla ceset buldular.”

Dee Brown, 1970 yılında kaleme aldığı "Bury My Heart at Wounded Knee" (Kalbimi Vatanıma Gömün) adlı incelemesinde, Kristof Kolomb 'un İspanya Kraliçesine, Kızılderililere ilişkin şunları yazdığını aktarır:
“Yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına Majestelerin önünde ant içebilirim. Komşularını kendileri kadar seviyorlar, konuşmaları son derece tatlı ve kibar, konuşurken hep gülümsüyorlar. Elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.”

Kolomb yine seyir günlüğünde şunları ifade eder:
“...Onlara kılıçlarımızı gösterdik. Demir silahları ilk kez gördükleri belli. Kesmenin ne demek olduğunu bilmediklerinden, bazıları kılıçların keskin tarafını tutunca ellerini kestiler. Bu insanlar ne herhangi bir mezhebe bağlılar ne de puta tapıyorlar. Kötülüğü tanımıyorlar, birbirlerini öldürmeyi bilmiyorlar. Hiç silahları yok... Kızılderililer son derece sade, dürüst ve eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar. Komşularını kendileri kadar çok seviyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insanlar yoktur. Her zaman gülüyorlar.”

Yaşanan bu vahşet ötesi uygulamalara verilecek örnekler oldukça fazla... Burada göze çarpan, yüzyıllar öncesinde ABD’nin yerli halka yönelik uyguladığı “yok etme, köleleştirme, aç bırakma, ağır işlerde çalıştırma” politikalarının bugün halen farklı coğrafyalarda kendini göstermeye devam ediyor olması. Bunun en bariz örneği biri Afrika kıtası ve son on yıldan beri sonu gelmeyen, insanlık dışı müdahaleye maruz bırakılan Irak halkının yaşadıklarıdır.
Ne hazindir ki yüzyıllar öncesinde yaşanan bu büyük insanlık ayıbının başlangıcı sayılan “Kristof Kolomb’un keşfi, bugün tarih kitaplarında Amerika tarihinin başlangıcı olarak kaydedilmektedir. Ve bugün modern aynı zamanda son derece zengin ve ileri olan ABD’nin tarihi, meşhur keşfe dayandırılırken, uygulanan vahşetten hiç söz edilmemektedir. Kızılderililere yapılan bu vahşet de dünya tarihinde klasik sömürgeciliğin temeli ve ilk örneği sayılmaktadır.
Beyaz adamın bölge halkını imha süreci, 1886 yılında Kızılderili savaşçı olan Apaçi Şefi Geronimo'nun teslim olmasına dek sürmüştür. Ancak bu süreçte, Amerika’nın yerli halkının yüzde 93’ü imha edilmiş, arazileri talan edilmiş ve yerel halkın dili, kültürü yok edilmişti.


ULUSLARARASI HAK İHLALLERİ İZLEME MERKEZİ / UHİM