Basın Açıklamaları

Kahramanmaraş Gözaltılarındaki Hak İhlalleri ve İddialar Soruşturulmalıdır!

Kahramanmaraş Gözaltılarındaki Hak İhlalleri ve İddialar Soruşturulmalıdır!

Kahramanmaraş’ta 6 Ekim 2026 tarihinde Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen operasyonda aralarında İslami çalışmaları ile bilinen yazar Kul Sadi Yüksel’in de bulunduğu farklı şehirlerden yaklaşık 40 kişi gözaltına alınmış, 9 Ekim’de adliyeye sevk edilen şüphelilerden 22'si tutuklanmıştır. Gözaltı anından tutuklama kararına kadar geçen süreçte, müdafilerin bizzat müşahede ettiği ve şüphelilerin aktardığı ağır hak ihlali iddiaları kurumumuza yansımıştır.

Gözaltına alınanlar, ifade ve sorgu süreçleri dahi tamamlanmadan, basına "DEAŞ üyesi" olarak servis edilmiştir. Servis edilen görüntülerde serbest bırakılan kişilerin de kullanılması, elleri arkadan kelepçeli, kafaları bastırılan bu kişilerin toplum önünde damgalanması hukuksuzdur. Aynı şekilde, aramalarda ele geçirilen ruhsatlı av tüfeği, basit nitelikli kamalar ve bazı dini içerikli kitaplar “örgütsel materyal” görüntüsü verilecek biçimde dizilerek soruşturmanın ciddiyetiyle örtüşmeyecek biçimde kamuoyuna sunulmuştur.

Tutuklanmış ya da serbest bırakılmış olsun, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan hiç kimse suçlu ilan edilemez. Soruşturma aşamasında yapılan bu teşhir, son günlerdeki fon krizi gündeminde sıkça dile getirilen, masumiyet karinesini ve lekelenmeme hakkını yok sayan bir itibar suikastıdır. 

Nitekim süreç boyunca:

• Adresi ve faaliyetleri bilinen kişilerin evlerine gece saat 03.00–04.00 sularında kapıları kırılarak girildiği, aile bireylerinin gözü önünde mahrem odalarında ters kelepçe takıldığı ve bazı şüphelilere şiddet uygulandığı,

• Şüphelilerin 24 saat boyunca avukatla görüştürülmediği, bu karara yapılan itirazın sonuçsuz kaldığı,

• Gözaltı süresince abdest almalarının, banyo yapmalarının ve ibadetlerini yerine getirmelerinin engellendiği, 

• İfadelerin saatlerce sürdüğü, bazı şüphelilerin uykusuz bırakılarak ifade vermeye zorlandığı, ifadesi sabaha karşı 04.00'te biten kişilerin aynı sabah 06.00'da sevk işlemlerine alındığı,

• Aralarında yaşlı ve hastaların da bulunduğu şüphelilerin adliyede saat 10.30'a kadar su dahi verilmeden, aç ve ters kelepçeli halde bekletildiği, su ve kahvaltının ancak avukatların çabasıyla sağlanabildiği avukatlar tarafından raporlanmıştır. 4

Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), ifade alırken yorma dahil iradeyi bozan her türlü yöntemi açıkça yasaklamaktadır. Kötü muamele yasağı, kişiye yöneltilen suçlama ne olursa olsun hiçbir gerekçeyle askıya alınamayacak mutlak bir yasaktır.

Yaklaşık 40 kişinin gözaltında bulunduğu dosyada ifadeler tek bir savcı tarafından alınmış, şüpheliler ve avukatları yeterince dinlenilmeden, aynı gün içinde oluşturulan 40'ı aşkın klasör birkaç saat içinde tek bir Sulh Ceza Hakimliğinin önüne konulmuştur. Dosyaların incelenmesine fiilen imkân tanımayan bu yöntem, tutuklamayı bireysel değerlendirmeye mahal vermemektedir. Karar aşamasında şüphelilerin ve avukatların salondan çıkarılması ve bu sırada kolluk görevlilerinin içeri alınması yönündeki iddialar, silahların eşitliği ve yargı bağımsızlığı bakımından açıklanması gereken vahim bir durumdur.

Sorgularda şüphelilerin inanç ve ibadet hayatları da suç şüphesinin konusu yapılmıştır. Şüphelilere devleti “tağuti” görüp görmedikleri, imam arkasında namaz kılıp kılmadıkları, anayasal düzeni benimseyip benimsemedikleri, teravihi nerede kıldıkları, “infak” ve “tevhid” kavramlarını neden kullandıkları, sadakayı neden gizli verdikleri sorulmuştur. Bir kişinin din yorumu, ibadeti, kullandığı dini kavramlar ve hayır maksatlı faaliyetleri suç delili olarak kullanılamaz. Bu sorgu pratiği, din ve vicdan özgürlüğünü doğrudan hedef almaktadır. Herkese açık bir vakıf binasının ve yasal bir konferansın fiziki takibe konu edilmesi, katılımcıların isimlerinin tek tek sorulması da aynı şekilde hukuka aykırıdır.

Şüphelilerin bir kısmının daha önce aynı türden ithamlarla yargılanıp beraat etmesine ve bu kararların kesinleşmesine rağmen “işlem kaydı olan” kişiler olarak sorgulanması hukuk devletiyle bağdaşmaz. Hakkında yalnızca “işlem kaydı” bulunduğu söylenen, yargılanıp yargılanmadığı dahi açıklanmayan kişilerle salt telefon kaydı bulunması suç teşkil etmez. Hele 6 Şubat depremi sonrasında arama-kurtarma ve yardım faaliyetlerinin yoğun iletişim ortamında oluşan HTS kayıtlarının şüpheli irtibat olarak sunulması kabul edilemez.

Belirtmek gerekir ki suçla mücadele, delilden bağımsız bir şüphe iklimine ve inanç temelli fişlemeye dönüştürülemez. Bir kişiye hangi suç isnat edilirse edilsin, adil yargılanma hakkı, savunma hakkı ve insan onuru herkes için aynı ölçüde korunmak zorundadır. 

MAZLUMDER olarak, İçişleri Bakanlığını, Adalet Bakanlığını, Hakimler ve Savcılar Kurulunu ve adli makamları:

• Gözaltı sürecindeki kötü muamele ve şiddet iddialarına ilişkin etkili ve bağımsız bir soruşturma başlatmaya,

• Tutuklu bulunan herkesin durumunu somut delil ve bireysel değerlendirme esasında yeniden ele almaya, tutuklamanın istisnai bir tedbir olduğunu gözetmeye,

• Masumiyet karinesini ve lekelenmeme hakkını çiğneyen basın servislerini yapan ve yaptıranlar hakkında adli ve idari işlem yapmaya,

• Yaygın anlayışın dışında da olsa inanç ve ibadet hayatını suç şüphesinin dayanağı yapan sorgu pratiklerine ve bu tür toplu dosyalardaki ezberlere son vermeye davet ediyoruz.