Raporun PDF'i İçin Tıklayınız...
İzmir İli, Karabağlar İlçesi, Limontepe Semtinde Meydana Gelen Emrah Barlak’ın Öldürüldüğü Ve 3 Kişinin Yaralandığı Olay Hakkındaki Araştırma-İnceleme Raporu
MAZLUMDER İZMİR ŞUBESİ
AMAÇ:
İzmir İli, Karabağlar İlçesi, Limontepe Semtinde, 12/08/2012 tarihinde, Erhan BARLAK’ın kullandığı sivil aracın resmi polis aracına çarpması sonrasında yaşanan tartışmaya bağlı olarak polis tarafından ateşli silah kullanılmış, olay neticesinde Emrah BARLAK hayatını kaybetmiş ve 3 kişi vücudunun değişik yerlerinden yaralanmıştır. Bu raporla, yaşam hakkı ihlaline yol açan bahse konu olay hakkında kamuoyunu doğru bilgilendirmek, olayla ilgili gerçekliği, görgü tanıklarının beyanlarıyla tespit etmek ve somut olayda hukuka aykırı olarak güç ve şiddet kullanıldığı yönündeki iddiaları araştırmak ve incelemek amaçlanmıştır.
HEYETİN OLUŞUMU:
MAZLUMDER İzmir Şube Yönetim Kurulu Üyesi Av. A. Aykut DİKENCİK, MAZLUMDER Genel İdare Kurulu Üyesi M. Arif KOÇER ve MAZLUMDER Genel İdare Kurulu Üyesi (aynı zamanda İzmir Şube Yönetim Kurulu Üyesi) Av. Suphan ERKAN’dan oluşan heyetimiz olayla ilgili araştırma ve inceleme yapmıştır.
OLAY YERİ:
İzmir İli, Karabağlar İlçesi, Limontepe Semti.
OLAYIN ÖZETİ:
12 Ağustos 2012 tarihinde, gündüz, saat : 15:00 sıralarında, Erhan BARLAK, kullandığı araç ile Eskiizmir-Limontepe kavşağından dönüş yaparken park halinde olan resmi polis aracına çarpmış, araçlarda küçük çaplı bir hasar oluşmuştur. Resmi araçta bulunan polislerden biri, Erhan BARLAK’tan ehliyetini istemiş, Erhan BARLAK ehliyetinin olmadığını belirtmiştir. Sonrasında, polislerce, kaza mahalline trafik polisi çağrılmış, trafik polisi kazaya ilişkin tutanak düzenleyerek kaza mahallinden ayrılmıştır. Bu esnada kaza mahalline, sayıları görgü tanıklarının ifadelerine göre 10 ile 20 arasında değişen sayıda polisin, 8 civarında ekip otosunun geldiği belirtilmiştir. Erhan BARLAK ve arkadaşları, ehliyetli bir arkadaşları üzerinden tutanak düzenlenmesini temin etmek için polislerden ricada bulunmuşlar, bu isteklerini yineledikleri esnada, görgü tanıklarının ifadelerine göre daha sonra silahını ateşleyecek olan polisin (Haberlerde İ.K. olarak geçmiştir) etrafında bulunan kişilerden Erhan BARLAK’a ve Seyyid isimli bir diğerinin kafalarına telsizin dibiyle arka arkaya vurmasıyla birlikte olay mahallinde bulunan Faruk KARHAN tarafından polisin bu tutumuna tepki gösterilmiş, polislerin amiri konumunda olduğunu düşündüğü bir diğer polise, “Başkomiserim görmüyor musunuz ? Böyle vurmaya hakkı var mı ?” dediği esnada, polis memuru (İ.K.) , yakınındaki Faruk KARHAN’a ve diğerlerine önce biber gazı sıkmaya çalışmış, ardından da herhangi bir uyarı atışı yapmaksızın silahını önce Faruk KARHAN’a, ardından Emrah BARLAK’a, sonrasında Erhan BARLAK’a ve en son yine Emrah BARLAK’a yönelterek ve hedef gözeterek 8 veya 10 el ateş etmiştir. Olay sonrasında, ateşli silah kullanımına bağlı olarak kalbinden ya da kalbine yakın bir yerden ve başkaca yerlerinden vurulduğu belirtilen Emrah BARLAK yaşamını yitirmiş, Erhan BARLAK vücudunun muhtelif yerlerinden hayati riski olacak şekilde, Faruk KARHAN da ayağından yaralanmıştır. Ayrıca isminin Halil ALTUN olduğu öğrenilen ancak kendisine ulaşamadığımız bir diğer vatandaşın olay mahallinden geçmekte iken kurşun sekmesine bağlı olarak ayağından yaralandığı yaralandığı tespit edilmiştir.
GÖRGÜ TANIKLARI, İLGİLİ VE YETKİLİLER İLE YAPILAN GÖRÜŞMELER :
<!--[if !supportLists]-->A- <!--[endif]-->GÖRGÜ TANIKLARI İLE YAPILAN GÖRÜŞMELER :
1-ABDULGANİ YAŞLI : Ben olayla ilgili karakolda da ifade verdim. Olayı başından sonuna kadar gördüm, izledim. Zira olayın olduğu yer, o sırada bulunduğum Limontepe merkez kıraathanesinin tam önüdür. Şu an hastanede yaralı olan Erhan BARLAK adlı kişinin kullandığı araç, Eskiizmir-Limontepe Kavşağına dönerken yolda durmakta olan polis aracına çarptı. Biz kaza olduğunu görünce kaza mahalline geçtik. Hatırladığım kadarıyla, polis aracında iki polis vardı. Erhan’ın kullandığı araçta, kendisi dışında bir de küçük bir çocuk vardı. Erhan ve polisler araçtan indiler. Aralarında kaza nedeniyle biraz tartışma oldu. Ancak bu her kaza sonrasında yaşanan türden bir konuşmaydı. Polis aracındaki, sağ ön koltukta oturan polis, Erhan’ın ehliyetini istedi. Erhan, ehliyeti olmadığını söyledi. Bunun üzerine polisler, trafik polisi çağırdı. 15 dakika kadar sonra, trafik polisi kaza mahalline geldi. Tutanak tuttu ve daha sonra gitti. Trafik polisleri beklenirken ve sonrasında olay yerine gelen polis arabası ve polis sayısı giderek arttı. Erhan’ı bırakmadılar. Daha sonra polislerden biri, o esnada Erhan ve kendilerinin yakınında duran bir gencin kafasına, telsiz ile sert bir şekilde vurdu. Telsiz ile gençleri darp eden polis ile daha sonra silah kullanan, gençleri öldüren ve yaralayan polis aynıydı. Olayın başlangıcı polisin gençleri telsizle darp etmesiyle başladı. Polis önce telsizle darp etti. Ardından orada bulunan ve olayı izlemekte olan gençler “arkadaşa/çocuğa niye vuruyorsun ?” diye bağırıp çağırdıkça cinayeti işleyecek olan polis, silahını çıkarak önce Faruk KARHAN’ı, ardından Erhan BARLAK’ı vurdu. Sonra da arkadaşı ve kardeşinin vurulması karşısında olayın etkisiyle kendini kaybeden Emrah BARLAK, kahvenin önündeki sandalyelerden birini kapıp gelmekte iken aynı polis memuru (İ.K.), Emrah BARLAK’ı silahını ardı ardına ateşlemek suretiyle vurdu. Polis memuru hedef gözeterek ateş ediyordu. O esnada biber gazı kullanmadı. Havaya hiçbir uyarı atışı yapmadı. Gençlerin elinde polisin silah kullanmasına neden olacak hiçbir kesici ya da delici alet yoktu. Gençlerin polisin şiddet kullanmasına karşı bağırış ve çağırışları dışında polise yönelik bir saldırganlıkları olmadı. Polisleri görürsem teşhis ederim. Taraflarla bir akrabalığım yoktur.
2-AYDIN DOĞAN : Merkez kıraathanedeydim. Erhan’ın kullandığı araç, polis aracına çarpınca, çarpma sesiyle birlikte dışarı çıktım. Kaza sonrasını izledim. İsmini sonradan öğrendiğim çarpan araçtaki Erhan ve polisler sakin bir şekilde araçlarından indiler. Polislerden biri, Erhan’dan ehliyet istedi. Erhan, “ehliyetim yok” dedi. Sonra polisler, trafik polisini çağırdılar. Aynı esnada, kaza mahalline çok sayıda polis aracı da geldi. Birdenbire kaza mahallinde polis sayısı oldukça arttı. Sonra trafik polisleri geldi ve tutanak tutup gittiler. Ancak gördüğüm kadarıyla gençler ve polisler konuşmaya devam ediyorlardı. Bu arada, daha sonra silah kullanan polis, Seyyid diye bildiğim ve yanında duran kişinin başına telsizin dibiyle vurdu. Sonra orada bulunanlardan biri, diğer polislerden amir konumunda olana, “amirim, komiserim, telsizle niye vuruyor arkadaşımıza ?” diye bağırmaya başlayınca, telsizle darp eden aynı polis çevresindekilere biber gazını sıkmak üzere spreyi çıkardı. Spreyi sıkmaya çalıştı. Ancak spreyi sanırım sıkamadı. Ardından da silahını çıkardı. Faruk KARHAN adlı kişi elindeki şişeyi, bu esnada yere vurdu. Her şey bir anda geliştiği için hatırladığım kadarıyla, polis bundan sonra silahını ateşlemeye başladı, diye gördüm. Polis, Faruk’u ayaklarından vurdu. Faruk yere düştü. Faruk vurulduktan sonra Emrah polise doğru “ne yapıyorsun?” diye bağırarak yürüdüğü esnada, polis bu defa Emrah’a ateş etti. Emrah sanırım bacağından vuruldu önce. Sonra Emrah’ın kardeşi Erhan, polise doğru yürüyerek ve ellerini açarak “Ne yaptın ? Abimi vurdun.” Diye bağırdığı esnada, polis bu defa Erhan’a ateş etti. Emrah kardeşinin vurulduğunu görünce bu defa, bulunduğu yerden kalkarak kahvedeki sandalyelerden birini alarak ateş eden polise doğru hareketlendi. Polis bu defa da Emrah’a ateş etti. Sanırım üç el ateş etti. Doğrudan hedef gözeterek ateş etti. Polisler olaydan sonra hep birlikte gittiler. Yaralılar, o vaziyette 10-15 dakika yerde kaldı. Yaralı yakınları kendi imkanları ile yaralıları hastaneye götürdüler. Duyduğum kadarıyla, kendi çağırdıkları ambulansa yolda denk gelip yaralıları ambulansa almışlar. Benim gördüklerim ve hatırımda kalan bunlardır. Olayın tarafları ile akrabalık bağım yoktur.
3- İDRİS GÜNGER : Faruk adlı arkadaşla Limontepe’de bir kahvedeydik. Erhan’dan telefon geldi ve bize kaza yaptığını söyledi. Bize “ehliyetli biri gelsin” dedi. “Polislerle konuştuk, anlaştık” dedi. Araca bindik. Olay yerine gittik. Ehliyeti asayişten gelen, kazaya karışan araçtaki polislere verdik. Daha sonra trafik polisi geldi. Neden bilmiyorum, ehliyeti alın, cezası neyse verilecek diyerek ehliyeti bize geri verdiler. Erhan da o esnada, “ne yazacaksanız yazın ya neyse öderiz” diyerek ve başka bir şeyler daha söyleyerek sinirli bir şekilde söyleniyordu. O esnada orada bulunan Seyyid isimli şahıs, Erhan’ı kastederek, “Çocuk askere gidecek. Yazıktır. İdare edin. Yapın bir güzellik” diye polislere bir şeyler söylemeye çalışırken, daha sonra silahını kullanacak olan o polis, elindeki telsizle Seyyid’in kafasına sert bir şekilde vurdu. Faruk (KARHAN) da orada bulunan diğer polislere dönerek oradaki amirleri olduğunu düşündüğü kişiye hitaben olmalı, “Başkomiserim görmüyor musunuz ? Böyle vurmaya hakkı var mı ?” diye bağırdığı esnada, bu sefer aynı polis, üzerindeki gaz spreyini Faruk’a doğru sıkmaya çalıştı. Faruk bu esnada da “komiserim bakın gaz sıkacak, gaz sıkacak” diye bağırıyordu. Polis çevresinde bulunanlara gazı sıkmaya çalıştı. Ancak başaramayınca bu defa silahını çıkardı. Faruk’a doğru soğukkanlı bir şekilde ateş etmeye başladı. Faruk’u ayağından vurdu. Bunun üzerine, Erhan, “Ne yapıyorsun ?” diyerek ateş eden polise doğru bağırıyordu. Polis ve Erhan arasında, 1-
4- İDRİS DAŞ : Kahvede oturmaktaydım. Kaza sesini duydum. Dışarı çıktım. Erhan ve polisler, araçlardan iniyorlardı. Erhan, polislere mütevazi bir şekilde yaklaşıyordu. Polis aracının, inerken gördüğüm şekliyle, sağında oturan ve sonradan silahı kullanacak olan polis, öfkeli bir şekilde davranıyordu. Erhan, “Cezamız neyse öderiz” gibi bir şeyler söylüyordu. O polis ise Erhan’a hitaben, “Sen bu aracın kimin olduğunu biliyor musun ?” dedi. Erhan, “Biliyorum. Devletimizin aracıdır” dedi. Polis aracının sürücüsü olan diğer polis, Erhan’a “Ehliyetin var mı ?” diye sordu. Erhan, “Ehliyetim yok” dedi. Sürücü olan polis, Erhan’a “Bir ehliyetli vatandaş getir. Tutanak tutalım” dedi. Erhan, arkadaşlarına telefon açtı. Bir arkadaşı ehliyet getirdi. Ardından trafik polisleri geldi. O sinirli olan polis, “Alın bu ehliyeti. Cezası neyse verilecek” diyerek ehliyeti iade etti. Erhan da ehliyeti alıp arkadaşına verdi. Hemen sonrasında nedenini anlayamadım. Zira bir tartışma falan da yoktu. O sinirli olan polis, yakınında duran Seyyid’in kafasına telsizle vurdu. Erhan da vuran polise dönerek “o çocuk özürlü niye vuruyorsun ?” diye polise çıkışınca, polis bu defa Erhan’ın başına telsizi vurdu. Arkasından da kim olduğunu şu an hatırlayamadığım bir kişiye daha telsizle vurdu. Polis bunun hemen ardından gaz spreyini çıkararak sıkmaya yeltendi. Ancak sıkmayı başaramayınca bu defa silahını çıkardı. Bu olanlara, bağırarak tepki gösteren Faruk’a tek el ateş ederek ayağından vurduğunu gördüm. Faruk’tan sonra, Erhan, ateş eden polise, “Arkadaşıma ne yaptın ? Ne yapmaya çalışıyorsun ?” diye bağırdığı esnada, Aynı polisin bu defa Erhan’a dört el ateş ettiğini gördüm. Erhan vurulduktan sonra abisi Emrah da kahveden kaptığı sandalyeyle “Beni de vur. Beni de vur” diyerek polise doğru yürürken polis bu defa da Emre’nin belden yukarısına doğru hedef gözeterek ateş etti. Tahminim Emrah’a 2-3 el ateş etti. Polis bundan sonra da çevresine silah doğrultmaya devam etti. Ateş eden polisle, yanındaki diğer iki polis olay yerinden uzaklaştılar. Orada bulunan diğer polisler, yaralılara çevredekilerin yardım etmesine müsaade etmediler. Biz olay yerinden ayrılmadık. Daha sonra olay yerine gelen polislerin, olay yerinde bulunan mermi kovanlarını ayağıyla rögara attığını gözlerimle gördüm. Bunu yapan polise, “Ne yapıyorsun ?” dedim. Ve o polis beni sert bir şekilde itekledi. Bana, “Sen karışma” dedi. O polisi görsem teşhis ederim. Eskiizmir polis merkezindeki bir polistir. Delil tespiti esnasında, “olay yeri inceleme ekibi çalışıyorken yerdeki “boş kovanları rögara atıyor” dediğim için başlarındaki amir “Joplayın bunları. Dağıtın” dedi. Bunun üzerine göz yaşartıcı spreyleri ve jopları kullanmak suretiyle kalabalık dağıtıldı. Sıkılan bu gaz nedeniyle, sağ gözüm halen yanmakta ve bu gözüm az görüyor.
5-MURAT IŞIK : Lokantadaydım. Yemek yemekteydim. Kaza olunca sesi duydum ve dışarı çıktım. Polis aracının, ön sol tamponunda küçük çaplı bir hasar oluşmuştu. Taraflar, normal bir şekilde konuşuyorlardı. Herhangi bir tartışma falan da yoktu. 5-10 dakika sonra trafik polisi geldi. Trafik polisi, sadece şoförler gelsin, dedi. Şoförler gitti. Arkalarından da gözlüklü olan bir polis, gaz spreyinin kapağını açarak gitti. Bunu gördüm. Tutanak tutuldu sanırım. Hemen bir iki dakika sonra daha sonra silahını kullanan polisin oradan bir gürültü geldi. O polisin yerdeki birine telsizle vurduğu gördüm. Ardından aynı polisin ve diğer kısa boylu olan bir polisin biber gazı sıktığını gördüm. Biber gazı sıkılınca oradaki gençlerin geriye doğru kaçtıklarını gördüm. Polis hemen bunun ardından silahını ateşlemeye teşebbüs etti. Önce silah tutukluk yapmış olmalı ki doldur boşalt yaptı. Mekanizmayı yeniden kurdu. Hemen silahını ateşledi. Görebildiğim kadarıyla önce Faruk adlı şahsa, sonra Emrah’a ardından Erhan’a, ardından tekrar Emrah’a ateş ettiğini gördüm. Polis hiçbir şekilde uyarı atışı yapmadı. Her şey çok kısa bir süre içerisinde, birkaç dakika içinde oldu. Gençler hiçbir şekilde polisi darp etmediler. Silah kullanan polisin etrafında 9-10 polis daha vardı. Hiçbiri müdahale etmediler. Olaydan sonra da yaralıları öylece bırakıp gittiler.
6- BAYRAM KARABULUT : Kaza yapıldıktan sonra oraya gittim. Trafik tutanağı tutulduktan sonra ateş açan polis Erhan’a telsizle vurdu. Daha sonra Erhan’ın abisi Emrah geldi. Trafik cezasını kastederek “Cezamız neyse çekeriz” gibi bir şeyler söylüyorlardı. Hemen ardından polis biber gazı sıkmaya çalıştı. Sonra da silahını çekti. Sıkmaya başladı. Faruk’a, Emrah’a , Erhan’a arka arkaya ateş etti. Polis ateş açmaya başlayınca bir an engellemeyi düşündüm. Ancak hemen polisin yanında, eli silahlı bir polis görünce bundan vazgeçtim. Polisler, yaralılar yerde yatarken ambulans çağırmadılar. Hatta yaralıyken bile sıkmaya çalıştı. Yaralıları taşıyacak şahıslara da silah çevirdi. Sıkacaktı. Yardım etmek isteyen çocuklar korkup kaçtı. Polisler arabalarına binip gittiler. Ondan sonra bizler yaralıları, kendi aracımıza koyarak hastaneye götürürken yarı yolda ambulansa denk geldik ve yaralıları ambulansa aktardık. Yaralananlarda hiçbir silah, kesici, delici bir alet yoktu. Olay sonrası olay inceleme ekibinin çevirdiği alanın içinden bir genç geçmeye çalışıyordu. Ona zarar gelmesin diye yardımcı olmak isterken bana gelip biber gazı sıktılar. Ardından da kafama tahta jopla vurdular. Rapor henüz elime geçmedi. Kafamda dört adet dikiş var.
7-ERCAN BARLAK : Öldürülen Emrah BARLAK abim olur. Ben de tesadüfen kahvelerin orada telefoncunun önünden yürüyordum. Kazayı gördüm. Araçlarda bulunan polisin (polis İ.K. olduğunu teyit etti.) , abime hitaben “Nasıl geçiyorsun ? Ne yapıyorsun ?” diye bağırdığın duydum ve gördüm. Erhan da polise hitaben “Görüyorsun abi geçecek yol kalmamış” dedi. Erhan’dan ehliyetini istediler. Erhan ehliyeti olmadığını söyledi. O esnada polisler, trafik polisi çağırdılar. Erhan arabayı emaneten arkadaşından almıştı. Erhan, ehliyeti de olmadığından aracın sahibi olan arkadaşlarını çağırdı. Anormal bir durum yoktu. Polisle konuşmaya çalışıyorlardı. Bir ara Seyyid lafa girerek, polise (polis İ.K.’yı kastettiğini teyit etti.) “Çocuk askere gidecek abi. Bir haftaya kadar asker olacak idare ediver” dedi. Polis (İ.K.) Seyyid’in başına telsizle sert bir şekilde vurdu. Öbür polisler de Seyyid’in üzerine çullandı. Faruk (KARHAN) , polislerin amirlerine hitaben, “ Komiserim görmüyormusun, nasıl vuruyor. Çocuğa böyle vurmaya yetkisi var mı ?” dediği esnada, o polis (İ.K.) , önce Faruk’a ve orada bulunan diğerlerine biber gazını sıkmaya çalıştı. Ancak tam sıkmayı başaramayınca, amirleri olan polis, “silahı çıkar” dedi. O polis de silahı çıkarır çıkarmaz Faruk’a ateş etti. Daha sonra da Erhan, “Ne yapıyorsun ?” diye bağırınca, Erhan’a arka arkaya ateş etti. Şok olmuştum. Her şey bir anda oldu. Erhan’a 3-4 kez ateş ettiğini gördüm. Bu sefer Emrah da “Kardeşimi vurdun.Ne yaptın. Beni de vur”diye bağırdığı ve sandalyeyi kaptığı esnada, polis (İ.K.) arka arkaya Emrah’a hedef gözeterek ateş etti. Emrah yere düştü. Ben de bu esnada çaresiz bir şekilde diğer polislere “ambulans” diye yalvarıyordum. Daha sonra o polis (İ.K.) şarjörü değiştirdi. Etrafa silahı göstermeye devam etti. O esnada, polislerden bazıları cep telefonuyla, olayları videoya kaydeden çocuğun peşinden gittiler. Yakalayamayınca, ekip aracıyla birlikte devam ettiler. Bunu da gördüm. Sonra o çocuk, bize bir şekilde o video kaydını getirdi. Kardeşlerimi hastaneye götürmek istedik. Buna izin vermediler. O vaziyette 10-15 dakika geçti. Abim sürekli kan kaybetti. Polislerden ambulans çağırmalarını istedik. Ambulans da çağırmadılar. Sonra polisler orayı terk edince, biz her iki abimi de kendi imkânlarımızla çağırdık.
B-) YARALILAR ve AKRABALARI İLE YAPILAN GÖRÜŞMELER :
<!--[if !supportLists]-->1- <!--[endif]-->FARUK KARHAN : Erhan, yeğenimden (görgü tanıklarından İdris GÜNGER) arabayı ödünç almıştı. Dönüş yolunda polis aracına çarpmış, Erhan aracın sahibi olan yeğenimi aramış kaza yaptım diye. Biz de bunun üzerine yeğenimle kaza mahalline gittik. Biz polislere, “Yazıktır. Çocuğun ehliyeti yok. Aracın sigortası var. Zararınız karşılanır. Sorun olmaz” dedik. Araç sahibi olan İdris kendi ehliyetini ruhsatla birlikte polise verdi. O esnada, polisler telefonla trafik polisi çağırdı. O telefonun ardından da olay yerindeki polis sayısı birden arttı. Tahminim bir anda, 8-10 araç ile 15-20 civarı polis geldi. Ben de amirlerine hitaben, “Komiserim niye bu kadar polis geldi. Burada terör mü var ki ?” dedim. Bana “bekleyin” dediler. Bir açıklama yapmadılar. Aynı esnada Erhan’ın GBT’sine bakıyorlardı. O polis (İ.K.) bize ruhsatın içindeki ehliyeti çıkardı ve geri verdi. Erhan’ın da omzundan tutarak, “Aracı kullanan budur. Ehliyeti de yoktur. Buna göre işlem yapılacak” dedi. Erhan da bunun üzerine sinirlenerek, “Yazarsanız yazın. Sikilen ben olayım. Sikeyim cezasını” diyerek söylendi. Ancak polise hitaben küfretmedi. Kendi kendine küfretti. Bundan sonra polis (İ.K.) Erhan’a telsizle vuracaktı. Seyyid, “Niye vuruyorsun?” diye çıkışınca, bu sefer Seyyid’in kafasına telsizle vurdu. Seyyid yere düştü. Polis yere düştükten sonra da Seyyid’e vurmak istedi. Bu sefer ben elini tutup vurmasını engellemek istedim. Bu kez de bana dönüp biber gazını sıkmaya çalıştı. Bunun üzerine, ben “komiserim biber gazı sıkıyor, niye sıkıyor” diye bağırdım. Ardından derhal silahını çıkarıp doğrudan bana ateş etmeye başladı. Beni ayağımdan vurdu. Ben sonra yere düştüm. Benden sonra da Emrah’a, ardından Erhan’a, sonra tekrar Emrah’a arka arkaya ateş ettiğini gördüm. Her şey bir anda oldu. Olay esnasında, ne bende ne diğer arkadaşlarda herhangi bir kesici, delici alet yoktu. Polisin silahını kullanmasını gerektirecek bir durum yoktu. Polis uyarı atışı bile yapmadı. Polise herhangi bir saldırgan davranışımız da olmadı. Her şey zaten video kaydında görünüyor. Başkaca söyleyecek sözüm yok.
<!--[if !supportLists]-->2- <!--[endif]-->NUSRETTİN BARLAK : (Babası) Küçük oğlumun ehliyeti yoktu. Dönerken karşılıklı çarpışmışlar. Ortada 200 TL masraf yok. Çocuklar neyse cezamızı hallet diyorlar. Tutanak tutun karakolda diyorlar. Bir polis durmuyor, kalkıyor önce kafasına vuruyor, daha sonra silahla ateş ediyor. 8 kurşun sıkıyor. Emrah’ı öldürüyor. Erhan’ı yaralıyor. Onun tedavisi sürüyor. Halen hayati riski var. Hastanededir. Bu kadar yetkiyi polise nasıl veriyorlar? Adalet neyse yerine gelsin. Cezaları verilsin, diyerek acı çektiğini ifade etti.
<!--[if !supportLists]-->3- <!--[endif]-->CEMALETTİN BARLAK : (Amcası) Bu konuyu başka yerlere çekmek isteyenler oldu. Olayın olduğu günün akşamı kalabalığı yatıştırmak için yoğun çaba sarfettik. Çok büyük olaylar çıkabilirdi. Akl-ı selimle yaklaşarak akrabalarımızı yatıştırmaya çalıştık. Vali ve Emniyet Müdürü üzüntüsünü paylaştı. Kimsenin korunmayacağını, hak edene cezasının verileceğini ifade ettiler. Bizim de istediğimiz budur. Olayın sorumlusu kimlerse, hak ettikleri ceza neyse verilsin. İstediğimiz adaletin yerini bulmasıdır. Adaletten başka bir talebimiz yoktur.
C-) RESMİ YETKİLİLERLE GÖRÜŞMELER :
Olayla ilgili olarak bilgi ve görgüsüne başvurulmak üzere ateşli silah kullanan polis memuruna (Basında yer alan kısaltmayla İ.K. tam adı bilinmiyor) ulaşılamamıştır. Amir konumunda olan Karabağlar İlçe Emniyet Müdürü Özkan DEMİRKURT tarafımızdan aranmış, olayla ilgili görüşmek üzere kendisinden randevu talebinde bulunulmuştur. DEMİRKURT, telefon görüşmesinde : “Bu konuda açıklama yapmaya yetkili değilim. Gerekli açıklamayı Valimiz yapacaktır.” demiştir. Bunun üzerine olayla ilgili gelişmeler ve idari süreç konusunda bilgi edinmek ve görüşlerine başvurmak üzere Valilik Özel Kalemi’nden, İzmir Valisi Cahit KIRAÇ ile görüşme talebinde bulunulmuştur. Valilik Özel Kalemi, görüşme isteğimizi Emniyetten sorumlu Vali Yardımcısı Ardahan TOTUK’a yönlendirmek suretiyle cevaplamıştır. Bunu müteakip Vali Yardımcısı Ardahan TOTUK’tan randevu talep edilmiş, Vali Yardımcısının yoğunluğu gerekçe gösterilerek yüzyüze görüşmenin takvim itibariyle mümkün olmadığı, ancak dilediğimiz takdirde heyetimizle telefon ile görüşebileceği tarafımıza ifade edilmiştir. Heyetimiz üyelerinden Av. Suphan ERKAN, Vali Yardımcısı Ardahan TOTUK ile telefonda görüşmüştür. Vali Yardımcısı Erdoğan TOTUK, olayla ilgili olarak, “Silah kullanan polis hakkında görevden uzaklaştırma ve açığa alma işlemi uygulanmıştır. Adli ve idari soruşturma devam etmektedir. Müfettişler çalışmalarını yapıyor. Bu aşamada başka bilgi veremiyorum” şeklinde beyanda bulunmuştur.
GÖZLEM VE DEĞERLENDİRMELER :
<!--[if !supportLists]-->1- <!--[endif]-->Olay başlangıcı itibariyle, küçük çaplı maddi hasarın meydana geldiği sıradan bir trafik kazasıdır. Bu nitelikteki bir trafik kazası, hayatın olağan akışında, tarafların trafik polisine ihtiyaç duymaksızın kendi aralarında tutanak düzenleyerek çözüme kavuşturabilecekleri bir sorundur.
<!--[if !supportLists]-->2- <!--[endif]-->Olay yeri, heyetimizce gezilmiş ve olay mahallinde görgü tanıkları dinlenmiştir. Olay yeri, görsel kayıtlardan da anlaşılacağı üzere oldukça işlek ve kalabalık bir caddedir. Olay tüm aşamalarıyla, “merkez kıraathane” adlı kahvehanenin önünde cereyan ettiğinden çok sayıda görgü tanığı bulunmaktadır. Trafik kazasına karışan aracın bir polis aracı olması çevredeki vatandaşlar için ayrıca bir dikkat nedeni olmuştur. Heyetimiz görgü tanığı konumunda olan 7 kişi ile görüşmüş, bu konuda sayıca çok daha fazla kişinin görgüye dayalı bilgileri olduğu müşahede edilmiştir. Ancak görgüsüne başvurulan kişilerin beyanlarının olayı aydınlatıcı olduğu kanaatiyle görüşme yapılan kişilerle yetinilmiştir.
<!--[if !supportLists]-->3- <!--[endif]-->Kazanın ardından, Erhan BARLAK’ın arkadaşından aldığı emanet bir aracı ehliyetsiz olarak kullandığının ortaya çıkması üzerine, Erhan BARLAK’ın kazaya karışan araçtaki polislerden, bir arkadaşı üzerinden trafik kaza tutanağı düzenlenmesi talebinde bulunduğu, kaza mahalline bu konuda yardımcı olmaları için araç malikini çağırdığı, kaza mahalline araç maliki İdris GÜNGER ile araç malikinin yakını olan Faruk KARHAN’ın geldiği, daha sonra kaza mahalline kazadan haberdar olan Erhan BARLAK’ın abisi Emrah BARLAK’ın da geldiği anlaşılmaktadır. Aynı esnada polislerce, kaza mahalline trafik polislerinin çağrıldığı, 10-15 dakikalık süre içerisinde kaza mahalline trafik polislerinin geldiği görgü sahiplerince ifade edilmiştir.
<!--[if !supportLists]-->4- <!--[endif]-->Kazanın hemen sonrasında, Erhan BARLAK ile polis memurları arasındaki konuşmanın “münakaşa” düzeyine varmadığı, her kaza sonrasındaki olağan diyalog düzeyinde seyrettiği, Erhan BARLAK’ın kazadaki kusurunu kabul ettiği anlaşılmaktadır. Kazaya karışan polis aracında bulunan ve sonradan silah kullanacak olan polisin (İ.K.) asabi tavırları olduğunu, aracı kullanan diğer polisin daha olgun ve yapıcı davrandığını görgü tanıklarından bazıları ifade etmişlerdir.
<!--[if !supportLists]-->5- <!--[endif]-->Trafik polisinin beklendiği esnada, kaza mahalline 8 civarında polis devriye aracının geldiği, polis sayısının buna bağlı olarak 15-20 civarında olduğu görgü tanıklarınca ifade edilmiştir. Bazı görgü tanıklarının bu duruma anlam veremediği müşahede edilmiştir. Heyetimizce de bir trafik kazası sonrasında bu kadar polisin kaza mahalline çağrılmış ve gelmiş olmasının somut nedeni anlaşılamamıştır.
<!--[if !supportLists]-->6- <!--[endif]-->Trafik polislerinin gelmelerinden sonra polis memuru (İ.K.) ruhsat arasında bulunan İdris GÜNGER’e ait ehliyeti iade etmiş, ehliyetsiz olarak Erhan BARLAK adına işlem yapılacağını belirtmiştir. Trafik polisleri tutanağı tutarak olay yerinden ayrılmışlardır. Trafik polislerinin gitmelerinden sonra polis memuru (İ.K.) ile etrafında bulunan gençler arasında konuşmaların devam ettiği, Erhan BARLAK’ın ehliyetsiz olarak işlem yapıldığı için sinirlendiği, bu duruma tepki gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu tepkinin devamında, polisin (İ.K.) Erhan BARLAK’a telsizle vurmak için hamle yaptığı ya da vurduğu, Seyyid adlı kişinin Erhan BARLAK’ı korumak için polisin elinden tutmaya, engellemeye çalıştığı, polisin bu kez Seyyid adlı kişinin başına sert bir şekilde telsizin dip kısmı gelecek şekilde vurduğu, sonrasında Faruk KARHAN’ın bu duruma bağırarak tepki gösterdiği esnada, polis (İ.K.) ve diğer bazılarının biber gazı spreyini grubu dağıtmak için kullandıkları, polis (İ.K.) ‘nın, biber gazı spreyi çalışmayınca, silahını çıkararak, önce Faruk KARHAN’ı, ardından Emrah ve Erhan BARLAK kardeşleri herhangi bir uyarı atışı yapmaksızın, hedef gözeterek vurduğu, arka arkaya 8-10 el atış yapıldığı, görgüye dayalı beyanlardan anlaşılmaktadır.
<!--[if !supportLists]-->7- <!--[endif]-->Polis memuru (İ.K.) ‘nın açtığı ateş sonucunda aldıkları kurşunlarla, Faruk KARHAN ayağından, Erhan BARLAK kasığından, hayalarından ve bacağından, olay mahallini uzaktan izleyen Halil ALTUN hafif şekilde ayağından yaralanmıştır. Erhan BARLAK’ın tedavisi hastanede devam etmekte olup durumu ciddiyetini korumaktadır. Emrah BARLAK ise kalbine aldığı kurşun nedeniyle yaşamını yitirmiştir.
<!--[if !supportLists]-->8- <!--[endif]-->Olayla ilgili, telefon kamerasından çekilmiş video kayıtları, internet ortamında, sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılmıştır. Tespit edilmiş video görüntülerinin ana hatlarıyla raporumuzdaki görgüye dayalı anlatımlarla paralellik arz ettiği görülmüştür. Elimizde mevcut video görüntülerinden hareketle, video görüntülerinin Faruk KARHAN’ın vurulduğu bölüm ve öncesini kapsamadığı sonrasına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
<!--[if !supportLists]-->9- <!--[endif]-->Video görüntülerinden ve görgüye dayalı anlatımlardan vardığımız sonuca göre Faruk KARHAN, Erhan BARLAK, Emrah BARLAK ve soy ismini tespit edemediğimiz Seyyid adlı kişilerden, polise yönelik olarak polisin meşru müdafaa kapsamında kendini savunmasını gerektirecek, ateşli silah kullanmasını zorunlu kılacak düzeyde bir saldırısı yoktur. Adı geçenlerin elinde herhangi bir kesici, delici alet de bulunmamaktadır. Görgüye dayalı beyanlardan ve video kaydından anlaşıldığı üzere Faruk KARHAN’ın vurulmasını müteakip Emrah BARLAK’ın kahveden aldığı sandalyeyle polis (İ.K.)’ya yöneldiği, Erhan’ın da araya girdiği esnada polis (İ.K.) tarafından vurulması sonrasında elindeki sandalyeyle “beni de vur” diyerek, (İ.K.)’ya yöneldiği esnada polis (İ.K.)’nın bu defa Emrah BARLAK’ı kalbinden ya da kalbine yakın bir bölgeden vurarak ölümüne neden olduğu heyetimizce açıklıkla tespit edilmiştir.
<!--[if !supportLists]-->10- <!--[endif]-->Video görüntülerinde görüldüğü ve görgü tanıklarının beyanlarından anlaşıldığı üzere çevrede bulunan çok sayıda polisin, polis (İ.K.)’yı izlediği, bazılarının ise polis (İ.K.) silahını ateşlerken eş zamanlı olarak biber gazı kullanmaya devam ettiği görülmektedir. Polis (İ.K.)’nın bu olayda orantısız güç kullandığı, hiçbir şekilde uyarı atışı yapmadığı görülmektedir. Polis (İ.K.’nın) en son başvurulması gereken hedef gözeterek ateş etme seçeneğini en başta kullandığı görülmektedir. Bu konuda polis (İ.K.)’ya meslektaşları tarafından da müdahale edilmediği, kendisinin uyarılmadığı/engellenmediği görülmektedir. Emrah BARLAK sandalyeyle saldırdığı esnada iki veya üç polisin en sert tedbir olarak biber gazı ve jop kullanmak suretiyle, Emrah BARLAK’ı kontrolleri altına alabileceği değerlendirilmiştir. Özetle, bu olayda silah kullanımı hiçbir şekilde hukuki sınırlar içerisinde ve meşru değildir.
<!--[if !supportLists]-->11- <!--[endif]-->Olayın ardından, vücudunun ölümcül bir bölgesinden yaralanmış olan Emrah BARLAK için talep edilmesine rağmen polislerce ambulans çağırılmadığı gibi, yakınlarının Emrah BARLAK’ı kendi imkanlarıyla hastaneye götürmelerine de izin verilmediği görgü tanıklarının beyanlarından anlaşılmaktadır. Emrah BARLAK’ın yaşam mücadelesini kaybetmesinde, burada kaybedilen zamanın da etkili olabileceği değerlendirilmektedir.
<!--[if !supportLists]-->12- <!--[endif]--> Olayla ilgili olarak Valilik ve Emniyet Müdürlüğü gibi kamu otoritesini temsil eden makamların toplumu doğru ve zamanında bilgilendirme konusunda gereken özeni göstermedikleri, yeterince bilgilendirmedikleri değerlendirilmiştir. Güvenlik bürokrasisini ilgilendiren benzer olaylarda olduğu gibi bu olayda da bir insan hakları örgütü olarak resmi muhataplarla görüşme ve sağlıklı bilgi edinme konusunda sorun yaşadığımızı belirtmek isteriz. Gazete ve televizyonlarda yer alan bazı haberlerin bilgi kirliliği içerdiği, failin ve mağdurların somut olaydaki durumlarını tespit etmekten öte gerçekle ilgisi olmayan manipülasyon amacı taşıyan nitelikte olduğu tespit edilmiştir. Örnek vermek gerekirse ; somut olayda polis (İ.K.) tarafından uyarı atışı yapıldığı belirtilmekte ise de görgü tanıklarının beyanlarına ek olarak video görüntülerinden polis (İ.K.) nın herhangi bir biçimde uyarı atışı yapmadığı açıklıkla görülmektedir.
<!--[if !supportLists]-->13- <!--[endif]-->Yaşanan bu olaya ilişkin başlatılan adli soruşturma dosyasında Mahkemece gizlilik kararı verilmiştir. Dosya bu nedenle incelenememiştir. Bu açıdan polis (İ.K.) ve meslektaşları yönüyle olayın gelişiminin nasıl izah edildiği tespit edilememiştir. Adli soruşturma safahatı açısından bildiğimiz, polis (İ.K.)’nın kasten adam öldürme suçlamasıyla sevkedildiği Mahkemece tutuklanmış olmasıdır. Vali Yardımcısı Erdoğan TOTUK’un beyanına göre de polis (İ.K.) hakkında, idari soruşturma başlatılmış, tedbiren görevden uzaklaştırma ve açığa alma işlemi uygulanmıştır. Ancak bu tedbirlere ek olarak delil karartma girişimleri olduğu yönündeki raporumuzda yer alan görgüye dayalı anlatımlarda bazı polis memurlarının boş mermi kovanlarını ve çekirdeklerini ayaklarıyla rögara süpürdüğünün görüldüğü belirtilmiştir. Bu durumun adli ve idari soruşturmanın sağlıklı işleyeceği konusundaki toplumsal güveni sarsıcı nitelikte olduğu değerlendirilmiştir. Keza, olay mahallindeki marketin olay mahallini görecek açıdaki kamera kayıtları, olaydan sonra polis memurlarınca istenmiş, daha sonra ise “bozukmuş” denilerek iade edilmiştir. Market sahibinin beyanına göre kayıt cihazında bir sorun olmadığı gibi kayıtlarda da bir sorun olmadığı ancak “bozukmuş” denilerek iade edildiği belirtilmiştir.
<!--[if !supportLists]-->14- <!--[endif]-->İzmir’de yaşanan olayla ilgili olarak, basına yansıyan haberlere ve iddiaya göre Antalya Emniyet Müdürlüğü’nde görevli 4. Sınıf emniyet Müdürü S.G.’nin kişisel hesabından Facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde, yaptığı paylaşımda : “Helal olsun, sokak ortasında dayak yiyip de üniformayı rezil etmediniz. Ölen ve yaralanan köpeklere Allah'tan rahmet dilemiyorum” diye yorumda bulunduğu belirtilmektedir. Eğer doğruysa ölenlerin yasının henüz devam ettiği bir ortamda, insan yaşamının sona erdiği böylesi acı bir olayda, bir emniyet müdürünün “insan öldüren” meslektaşını koşulsuz olarak övmesi, mesleki onur adı altında yaşam hakkı ihlalini meşrulaştırması hiçbir şekilde kabul edilemez. Bu örnekte ifade bulan nefret söylemini tüm toplumun barış içerisinde yaşama imkânına yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz.
SONUÇ VE KANAAT
İzmir’de yaşanan olay, en temel hak olan yaşam hakkını ihlal etmiştir. Polis (İ.K.) , insan hakları açısından eleştiri konusu yaptığımız ve keyfi uygulamalara açık olduğunu belirttiğimiz Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun (PVSK) ilgili (4/A ve 16. Maddeler) maddelerine dahi aykırı davranmıştır. Zira belirtilen yasal hükümler, polisin görevini yaparken bir direnişle karşılaşması halinde, direnişi kırmak için öncelikle bedeni gücünü kullanmasını, bununla sonuç elde edememişse, bedeni gücü dışında kalan, kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını kademeli olarak devreye sokmasını, bunlarla da netice elde edememişse, kanuni şartlar gerçekleştiğinde silah kullanabileceğini düzenlemektedir. Somut olayda ise polis (İ.K.) ne bedeni gücü kullanmış, ne de maddi gücü gereği gibi kullanmıştır. Polis (İ.K.) maktul ve yaralılara doğrudan hedef gözeterek öldürme ve yaralama kastıyla ateş etmiştir. Heyetimizde oluşan kanaat bu yöndedir. Kaldı ki olayların başlangıcı bir asayiş meselesi değildir. Bir trafik kazasıdır. Polisin, maktul ve yaralılara şüpheli muamelesi yapmasını gerektirecek somut bir neden de yoktur. Görgü tanıklarının beyanlarından polisin görev icrası esnasında bir mukavemet gördüğü konusunda somut bir anlatım da yoktur. Erhan BARLAK’ın polis (İ.K.)’ya küfrettiği farz edilse dahi polis (İ.K.)’nın iddiaya göre telsizle darp etme yetkisi yoktur. Bu durumda da izlenecek şikayet, gözaltı ve ifade alma prosedürleri bellidir. Polis (İ.K.) somut olayda tek kelimeyle durumdan vazife çıkarmış, basit bir trafik kazası vahim bir asayiş meselesine dönüşmüştür. Değerlendirme kısmında değindiğimiz üzere meşru müdafaa koşulları somut olayda mevcut olmadığı gibi şiddet kullanımında orantılılık ilkesine uygunluktan da bahsedilemez. Görgü tanıklarının beyanları haricinde, video görüntüleri dahi tek başına bu görüşlerimizi doğrular niteliktedir.
Bir hukuk devletinin temel amaçlarından biri, vatandaşın, genel anlamıyla insan yaşamının ve insanın temel haklarının güvencesi olmaktır. Bu doğal ve zorunlu olarak güvenlik bürokrasisinin de temel bir görevidir. Somut olayda polis varlık sebebi olan ilkeye, yani insan yaşamının ve haklarının güvencesi olma ilkesine aykırı davranmıştır.
Yaşanan bu olayla ilgili olarak gözlem ve değerlendirme kısmında değindiğimiz delil karatma girişimleri konusunda da sorumlular hakkında adli ve idari soruşturma başlatılması gerektiği kanaatindeyiz. Keza, somut olaydaki rolleri dikkate alınarak, gerek bu rapordaki gerekse rapor dışındaki görgü tanıkları ile yüzleştirilmek ve teşhise imkan vermek suretiyle, olay mahallinde bulunan ast ve üstler dahil olmak üzere tüm polis memurları hakkında, gerek orantısız güç kullanımına müdahale etmedikleri, gerekse orantısız güç kullandıkları için, ayrıca ve bilhassa hayati risk altındaki Emrah BARLAK’ın hastaneye sevki konusunda gerekeni yapmayarak ölümüne neden oldukları gerekçeleriyle görevli kamu makamlarınca adli ve idari yönden titizlikle soruşturma yürütülmeli, sorumlular tespit edilerek cezalandırılmalıdır.
Polisin tarafı olduğu bu tür vakalarda, polisin korunduğu ve hak ettiği cezanın verilmeyeceği yönünde yerleşik ve büsbütün de temelsiz olmayan bir toplumsal algı/yargı vardır. Güvenlik stratejileri ile özgürlükleri kısıtlayan devletin genel gidişatı, işkenceden mahkum olmuş polis şeflerinin bile terfiler ile ödüllendirilmesi, bütün toplumun kesesinden ödenen tazminatlardan dolayı kusurlu polis memurlarına- ilgili açık Adalet Bakanlığı genelgesi olmasına rağmen- rücu edilmemesi, “işkenceye sıfır tolerans” iddiasını ne yazık ki, boşa çıkarmaktadır. Bu olay vesilesiyle bir kez daha, siyasi iktidarın, “işkenceye sıfır tolerans” politikasını yaşama geçirme konusunda gereken kararlılığı ortaya koyamadığını hatırlatmak isteriz. Gerek mevzuat, gerekse uygulama yönüyle sorunlar devam etmektedir. En sıcak örnek, yaşanan bu somut olaydır. Somut olay aynı zamanda sistemik bir sorunun tezahürüdür. Diğer taraftan, devleti kutsal bir varlık, kendilerini ise bu kutsalın uzuvları olarak gören “memur” anlayışı, keyfi uygulamalara kapı açabilecek olan PVSK’daki geniş yetkileri “polis şiddetini” netice verecek şekilde kullanmaktadır. PVSK’daki son değişiklik sonrasında 2011 yılına kadar geçen 4 yıllık süre zarfında bu yetki genişlemesi sebebiyle 115 insanın yaşamına polisin silah kullanması neticesinde son verilmiştir. Yasa boyutundaki bu soruna da çözüm bulmak parlamentonun görev alanına girmektedir. Bu nedenle, PVSK daki polisin silah kullanma yetkisi, yasa çıkmasından sonraki 5 yıllık dönemdeki keyfi uygulamalar da göz önüne alınarak acilen sınırlandırılmalıdır. Polis memurları periyodik olarak psikoterapi testlerinden geçirilerek, zihinsel motivasyonlarının sağlıklı ve dengeli, uygulama olarak “halkın hizmetinde” olduklarını hissetmeleri ciddi bir zihinsel dönüşüm ile sağlanmalıdır. Ve mevcut haliyle polis şiddetinin önüne geçilmelidir.
Kamuoyuna saygıyla arz ederiz. 17.08.2012
Mehmet Arif KOÇER Av.Suphan ERKAN Av.A.Aykut DİKENCİK
MAZLUMDER GYK Üyesi MAZLUMDER GYK Üyesi İzmir Şube YK üyesi
(İzmir Şube YK üyesi)