Basın Açıklamaları

İnsan hakları savunucularına yönelik keyfi baskılara son verilmelidir?

Haziran 1999 yılında MAZLUMDER hakkında başlatılan soruşturma sırasında sergilenen hukuk dışılıklarla ilgili ortak basın açıklamasıdır


İnsan hakları savunucularına yönelik keyfi baskılara son verilmelidir?

Biz aşağıda imzası bulunan ve Türkiye?de faaliyet gösteren insan hakları kuruluşları olarak geçtiğimiz günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından karara bağlanan Taner Kılıç & Türkiye kararı ile 1999 yılında MAZLUMDER?e yönelik açılan soruşturma kapsamında yapılan arama işleminin AİHM tarafından MAZLUMDER yönetim kurulu üyelerinin, dolayısı ile insan hakları savunucularının özel hayatlarına yönelik bir müdahale olarak tanımlanmış ve işlemin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)?ne aykırı olduğunun tespit edilmiş olmasını Türkiye?nin, insan hakları savunucularına yönelik tutumunu gözden geçirmesi için bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmek isteriz.

Türkiye?de insan hakları savunucularına yönelik baskıların önemli örneklerinden biri olarak bu işlem, Haziran 1999 yılında MAZLUMDER hakkında kapatma talepli olarak başlatılan ceza soruşturması kapsamında, zamanın Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından yürütülmüştür. Yüksel, bazı yöneticiler hakkında açılmış ve beraat kararıyla sonuçlanmış davalar, bazı yöneticilerin birtakım süreli yayın organlarında yazı yazmış olması, Başörtüsüne Özgürlük Ormanı için fidan dikilmesi, bazı ülkelerde yaşanan insan hakları ihlallerine tepki gösterilmesi ve en önemlisi MAZLUMDER İzmir Şubesi tarafından düzenlenen bir toplantıya Kayseri eski Belediye Başkanı Şükrü Karatepe?nin ve Savaş Karşıtları Derneği üyelerinin katılmış olması gibi hiçbir hukuki dayanağı olmayan gerekçelerle MAZLUMDER?in genel merkezinde ve tüm şubelerinde arama yapılmasını talep etmiştir. Dönemin DGM Askeri Hâkimi Ülkü Coşkun tarafından da derneğin ?ülke bütünlüğü ve laik Cumhuriyet rejimi aleyhine faaliyet gösterdiğine dair bilgi ve delillerin mevcut olduğu anlaşılmakla? gerekçesi gösterilerek talep edilen arama işlemi yönünde karar verilmiştir. Bu hali ile aranmasına hâkim kararı ile karar verilen yer sayısı 16?dır. Ancak Yüksel bununla sınırlı kalmamış ve DGM hâkiminin kararından bir gün sonra İçişleri Bakanlığı?na yazmış olduğu yazıda ?gecikmesinde mazarrat umulan hal? gerekçesiyle arama kararı kapsamının ?Derneğin genel merkez yönetim kurulu üyelerinin ev ve işyerlerine de? genişletilmesini istemiştir. Aradan geçen bir günde nasıl bir aciliyet durumu olduğu ve niçin bu yöndeki talebin hâkim denetimine sokulmadığı belli değildir. Böylelikle aranacak yer sayısı 11 genel merkez yönetim kurulu üyesinin ev ve işyeri de eklenince 38 olmuştur.

Ancak MAZLUMDER hakkında başlatılan soruşturma kapsamında uygulanan keyfilikler bununla da sınırlı kalmamıştır. Savcı Yüksel?in yazısını alan dönemin İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Yahya Gür tarafından 80 İl Valiliğine gönderilen yazıda öncekilere ilaveten ?Şubelerin yönetim kurulu üyelerinin ev ve işyerlerinin de aranması? emredilmiştir. İl Emniyet Müdürlükleri de bu emir doğrultusunda tüm MAZLUMDER merkez ve şubelerinin yönetim kurulu üyelerinin ev ve işyerlerinde bu arama işlemini aynı tarih ve saatte gerçekleştirmiştir. Bu emir nedeniyle aranması istenen yer sayısı böylece 188 olmuştur. Bazı şubelerin bulunduğu illerde ?kendilerine böyle bir emir verilmemiş olmasına rağmen- İl Emniyet Müdürlükleri nezdinde oluşturulan ekiplerce MAZLUMDER şubelerinin yedek yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ev ve işyerlerinin de arandığı bilinmektedir. Bu hali ile bir insan hakları örgütü hakkında başlatılan keyfi soruşturmanın her aşamasında rol oynayan kişilerce keyfi olarak işlemin kapsamının genişletildiği ve bunun daha sonraki süreçte de hâkim denetiminden geçirilmediği görülmektedir.

MAZLUMDER?in genel merkez ve tüm şubelerinin bulunduğu il ve ilçelerde aynı gün, aynı saatte yürütülen bu arama işleminde birçok kitap, teyp ve video kasetine el konulmuştur. Ancak tüm bu arama işlemlerinde hiçbir suç unsuruna rastlanmamıştır. MAZLUMDER hakkında başlatılan soruşturmanın keyfiliği o kadar açıktır ki, bir süre sonra bizzat dönemin DGM Savcılığı tarafından yürütülen hazırlık soruşturması için ?takipsizlik? kararı verilmiştir. Bununla birlikte henüz bu karar verilmeden İzmir Şubesi yöneticilerinden Av. Taner KILIÇ hemen arama işleminin ertesinde savcı Nuh Mete Yüksel ile müsteşar Yahya Gür hakkında Savcılığa söz konusu keyfi arama nedeniyle suç duyurusunda bulunmuştur. Ancak sahip oldukları hukuki pozisyon gereği alınması gereken ?soruşturma izinleri? verilmemiş, bu kararlara yönelik olarak yapılan itiraz ve temyizleri de yine olumsuz sonuçlanmıştır. Bu hali ile söz konusu işlem hakkında iç hukuk yolları tükendikten sonra Av. Taner KILIÇ, vekili Av. Orhan Kemal CENGİZ vasıtasıyla Ocak 2001?de AİHM?ne başvurmuştur. O zamandan beri süren davada öncelikle kabul edilebilirlik kararı verilmiş ve geçtiğimiz günlerde AİHM başvuruyu karara bağlıyarak anılan işlemin AİHS?ne aykırı olduğunu tespit ederek başvurucu için 2.000 Euro tazminat ile 1.000 Euro mahkeme masrafı ödenmesine karar vermiştir.

AİHM?nin Türkiye?nin mahkûmiyeti ile sonuçlanan kararlarında verilen tazminat bedellerinin mahkûmiyete neden olan kişilerden tahsili konusundaki taleplerimizi bu basın açıklamamızda da yineliyoruz. Anayasa 129/5 maddesi ve borçlar hukukunun genel ilkeleri gereği, dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk imzalı 04.07.2000 tarihli genelgede de belirtildiği gibi, bu tür davalarda Türkiye?nin tazminat ödemesine neden olan ve özellikle insan hakları ihlallerini bizzat keyfi şekilde veya ihmal ile uygulayan personelin bu tazminatların hazinede neden oldukları azalma için bedellerini karşılaması, karşılamayan personeli yönelik olarak ise hazine vekillerinin rücu girişimlerinde bulunması, bu konudaki gelişmeleri de kamuoyu ile paylaşması gerekmektedir. Biz aşağıda imzası bulunun kurumlar olarak bu sürecin takipçisi olacağımızı şimdi bir kez daha ifade ediyoruz.

Bu kararı, bu arama işleminden önceki ve sonraki tarihlerde de Türkiye?de devam ettiği bilinen insan hakları savunucularına yönelik baskı ve gözdağı verme eylemlerinde AİHM tarafından yapılan bir durum tespiti ve baskıların keyfiliğinin ortaya çıkarıldığı bir belge olarak değerlendiriyoruz.

Kararın bizlere göre önem arz eden yanları şunlardır:

1) Türkiye?de insan hakları savunucularına yönelik olarak rutin hale gelmiş olan, dava açma ve arama uygulamalarının meşruiyeti, AİHM?nin bu kararıyla daha fazla sorgulanır hale gelmiştir.

2) AİHM sadece evinin değil, başvurucunun bürosunun da aranmasını özel hayatına bir müdahale kabul ederek, insan hakları savunucularının kamusal alandaki edimlerini de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, özel hayatın dokunulmazlığını düzenleyen 8. maddesinin koruması altına almıştır.

3) AİHM bu tür davalarda genellikle, sözleşmenin ihlal edildiğini tespit etmeyi yeterli bulmakta ve ayrıca bir tazminata hükmetmemektedir. Bu davada tazminata hükmetmesi aynı zamanda Türkiye Hükümetine yönelik bir mesaj niteliğindedir.

4) AİHM?nin ihlal tespit ederken vurguladığı şu hususlar üzerinde dikkatle düşünülmelidir: AİHM?ye göre;

? Mahkeme tarafından çıkarılan, DGM savcısı tarafından genişletilen ve İçişleri Bakanlığı müsteşarı tarafından yoruma tabi tutulan arama kararı, başvurucunun evini ve iş yerini kapsayacak bir şekilde, sınırları belirsiz bir düzenleme getirmiştir.
? Başvurucunun mesleki dokümanlarına, bunun gerektirdiği özel izin alınmadan el konmuştur.
? Başvurucunun el konulan eşyaları ve fotokopileri çekilen dokümanları için (Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 90.maddesinin gerektirdiği biçimde ) bu işlemleri onaylayan bir mahkeme kararı alınmamıştır.
? Aynı şekilde, fotokopisi çekilen evrakların bir listesi başvurucuya verilmemiştir.
? Başvurucunun söz konusu hukuksuzlukları işleyen görevlilerin cezalandırılması için yaptığı başvurular herhangi bir gerekçe belirtilmeden reddedildiği gibi, evinden alınan video kasetlerinin kendisine iade edilmesi yönündeki talebi de cevapsız bırakılmıştır.
? Sonuç olarak Mahkeme, başvurucunun ve iş yerinde yapılan aramanın usulüne göre bir yetkilendirme olmadan ve gerekli güvenceler sağlanmadan gerçekleştirildiğini tespit etmiştir.

5) AİHM?nin yukarıda yaptığı tespitler dikkatli bir şekilde okunacak olursa, AİHM?nin Türkiye?yi kendi yasa ve kurallarına uymadığı için mahkûm ettiği görülecektir. Bu çok önemli bir husustur ve insan hakları savunucularına yönelik müdahalelerin keyfi boyutunu vurgulamaktadır. AİHM söz konusu kararında, arama ve el koyma işlemlerini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bakımından değerlendirmeye bile gerek duymaksızın bunları, ilk olarak Türk hukukuna aykırı niteliktedir diyerek Türkiye?yi mahkûm etmiştir. Bu tespitin önemli bir sonucu da, arama kararının kapsamını keyfi olarak genişleten yetkililerin suç işlediklerinin AİHM tarafından hüküm altına alınmış olmasıdır.

Söz konusu kararın sembolik değeri büyüktür. Bir dönem, sıradan bir rutin haline gelmiş uygulamaların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde, yukarıda belirtilen gerekçelerle mahkûm edilmesi, söz konusu kararın, sadece tazminat ödenerek infaz edilmesini olanaksız kılmaktadır.

Yukarıdaki kararın, gereğinin yerine getirilebilmesi için,

1) Arama kararını keyfi bir şekilde genişleten ve yine keyfi bir şekilde başvurucunun eşyalarına el koyan kamu görevlileri cezalandırılmalıdır.
2) Türkiye Hükümeti, keyfi işlemleri ile Türkiye?nin mahkûmiyetine neden olan kamu görevlilerine rücu ederek ödemek durumunda olduğu tazminatı bu görevlilerden tahsil etmelidir.
3) Türkiye hükümeti, bu kararın da ışığında, insan hakları savunucularına yönelik benzeri keyfi işlem ve eylemlerin tekrarlanmaması için gerekli tedbirleri almalıdır.

Saygılarımızla,
Av. Taner KILIÇ (Başvurucu)
Reyhan YALÇINDAĞ, İnsan Hakları Derneği Genel Başkan Yardımcısı
Ayhan BİLGEN, MAZLUMDER Genel Başkanı
Orhan Kemal CENGİZ, İnsan Hakları Gündemi Derneği Başkanı
Levent KORKUT, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Başkanı