Basın Açıklamaları

DÜNYA KAYIPLAR HAFTASI

BM’nin 1992 tarihli bildirisinde “hangi görev ya da düzeyde olursa olsun, devlet görevlilerinin devlet adına ya da devletin dolaysız ya da dolaylı desteği ile izin vermesiyle ya da rızasıyla hareket eden örgütlü grupların ya da kişilerin insanları gözaltına alması, tutuklaması, iradeleri dışında kaçırması ya da diğer herhangi bir biçimde özgürlüklerinden yoksun bırakması ve daha sonra bu kişilerin akıbetini ya da bulundukları yeri açıklamayı veya özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarını kabul etmeyi reddetmesi ve böylece onları yasanın koruma alanından çıkarması” olarak tanımlanıyor kayıp olgusu.

Kayıp olgusuyla Nazi işgalleri döneminde karşılaşan insanlık, bu tarihten sonra totaliter yönetimler tarafından sıkça başvurulan bir sindirme ve yıldırma aracı olarak kullanıldığına tanıklık etmiştir. Başta Güney Amerika’daki cunta rejimleri döneminde olmak üzere, ülkemizde ve özellikle de bölgemizde çok sayıda kişi evinde, sokakta, aracında gözaltına alınmış ya da kaçırılmış, bir daha bu kişilerin akıbeti konusunda herhangi bir bilgi alınamamıştır. Türkiye’de 1980 sonrası dönemde siyasal muhaliflere karşı sistemli olarak uygulanan zorla kaybetme vakaları, 1990 yılından itibaren hızla tırmanmaya, hukukun ve insan haklarının askıya alındığı OHAL rejimi sırasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yoğunlaşmaya başladı. Öyle ki yüzlerce insan güpegündüz kentin en işlek caddelerinde kaçırılmış ve bu kişilerden bir daha haber alınamamıştır. Bu trajedinin yarattığı korku nedeni ile insanlar, bu suça sadece sessiz tanıklık yapmışlardır. Buna faillerin korunması ve ceza bağışıklığı da eklenince ortaya yüzlerce trajik hikaye çıkmıştır. Nitekim 1994 yılında kaybedilen Murat Aslan’ın cesedi, devlet adına operasyonlar yaptığını itiraf eden Abdulkadir Aygan’nın itiraflarında belirttiği yerde, bir dere kenarında bulunmuştur. BM’in tanımında açıkça ortaya konulan “devlet adına dolaylı veya dolaysız hareket edenler “ tanımlaması tamda A. Aygan ve ekibinin durumunu ortaya koyuyor. Buna rağmen adli mekanizmalar Aygan’ın itirafları için harekete geçmiyor ve kayıpların akıbetlerinin ortaya çıkarılması için etkin bir soruşturma süreci işletilmiyor. Türkiye’de Murat Aslan gibi 850’ye yakın insan kayıp ve akıbetleri bilinmiyor. Kaybedilenler ile ilgili, her gün yeni toplu mezarlar, itirafçıların beyanları ile failleri gösteren bir çok kanıt ortaya çıkmasına rağmen yetkililer ve adli mekanizma, bu konudaki kayıtsız tutumlarını sürdürmekte , ayrıca bu kanıtları ortaya çıkaran kişi ya da kurumlara hasmane bir tutumla yaklaşmaktadır. Bu nafile gayretler, bu ülkeye hiçbir şey kazandırmayacaktır. Gerçekler er geç ortaya çıkacaktır. Dünyanın olağanüstü yönetimler ve çatışma süreçleri yaşayan her ülkesinde, “Demokratikleşme” olgusunun önemli bir ayağı da geçmişle yüzleşme olmuştur. Geçmişin bütün hukuksuzluğunu toplumsal belleğin unutkanlığına havale ederek demokratik bir devlet ve toplum yaratmak imkansızdır. Gerçek bir demokrasi iradesi, geçmişle yüzleşme ve tüm sorumluları yargı önüne çıkarma iradesidir aynı zamanda. Bu nedenle bizler, Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin önemli bir parçası olduğunu düşündüğümüz geçmişle yüzleşmenin faili meçhul cinayetler ve kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması ile başlamasının zamanın geldiğini düşünüyoruz. Bu çerçevede herkesi bir kez daha tanıklığa ve demokratikleşme sürecine katkı sunmaya çağırıyoruz. Sözlerimizi tamamlarken, sizleri toplumsal duyarlılığa vurgu yapan ve Naziler tarafından öldürülen Pastor Niemoeller’e atfedilen şiirle baş başa bırakıyoruz: "Önce Yahudiler için geldiler ve ben konuşmadım- çünkü bir Yahudi değildim. Sonra komünistler için geldiler ve ben konuşmadım- çünkü ben bir komünist değildim. Sonra sendika üyeleri için geldiler ve ben konuşmadım çünkü ben sendika üyesi değildim. Sonra benim için geldiler ve benim için konuşacak kimse kalmamıştı." DİYARBAKIR BAROSU İNSAN HAKLARI DERNEĞİ DİYARBAKIR ŞUBESİ MAZLUMDER DİYARBAKIR ŞUBESİ