Akparti iktidarı geçmişin istikrarsız ve krizlerle dolu hükümetlerine nazaran onuncu yılına doğru hızla ilerliyor. İlk yıllarını iktidar ama muktedir değil tartışmaları ile dolduran, belli bir süre darbe girişimleri ile boğuşup ancak her seferinde halkın desteğini almasını bilen hükümet, şimdilerde hepimize kendi muktedirliğinin etkilerinin fazlasıyla konuşulduğu bir süreci yaşatıyor.
Akparti, yoğun sistem baskısını yaşadığı ilk döneminde darbelere ve merkez medyaya karşı olan savaşını demokratikleşme ve Avrupa Birliği hedefiyle yürüttü. Anti demokratik bir hukuk sistemi ve uygulamalarının var olduğu ülkede olağanüstü halin kaldırılması, gözaltı sürelerinin kısalması işkencenin minimize edilmesi ve mevzuat değişiklikleri ile birlikte Kürtler dahil ülkenin bütün kesimlerinin yoğun desteğini alan hükümet, açıktan açığa olmasa da aslında kendisinden olmayan halk kesimlerince de tahmin edemeyeceği kadar sahiplenilmiş ve korunmuştu. Özellikle bu dönemde özgürlükler alanında olumlu politikalarıyla aslında bazı eksikliklerine rağmen bütün Kürtleri kuşatmayan hükümet, ideolojik olarak Akparti'li olmayan Kürtler tarafından da kuşatılmış ve sahiplenilmişti. 2007 seçimlerinde bölgedeki ciddi oy artışı bunun en açık göstergesidir.
2007 seçimlerinin ardından gelişen her siyasal süreç hükümet lehine evrilip, sistem muhipleri yenilince 12 Eylül anayasa değişiklikleri oylamaları ile birlikte Akparti bu ülkede muktedir oldu. 2011 Haziran seçimlerindeki yüzde elli oy oranı ise bu muktedirliğin en büyük belgesidir.
Aşağıda olduğu gibi aktardığımız konuşma BDP'nin mecliste başörtüsü ile ilgili bir önergesi üzerine, yıllarca dini inancı sebebiyle sistem tarafından dışlanıp, ifadeleri yüzünden hapis yatan bir başbakana aittir.
"Bir grup çıkıyor, pat bir tane önerge sunuyor. Öyle bir derdi yok. Benim başörtülü kardeşlerimi niye istismar ediyorsun? Yahu senin böyle bir derdin yok ki. Dini Zerdüştlük olan bir anlayışın böyle bir derdi olabilir mi? Türkiye'nin gelişmesini istemeyenlerin en öncelikli hedefi bu ahengin bozulmasıdır. Herkes müsterih olsun, bu ahengi kimseye bozdurmayacağız. Türkiye'nin ayağına zincir takmak isteyen, genç, kadın, çocuk, hamile, işçi, köylü demeden ocaklar söndüren caniler, mutlaka ama mutlaka kaybedeceklerdir."
Samimiyet ve İstismar Sorunu
Akparti ve geçmişinde dayalı olduğu Milli görüş çizgisi yıllarca dini siyasete alet etmekle, özellikle de başörtüsünü istismar etmekle suçlandı ve bunun kavgasını verdi. Yine hep niyetleri sorgulandı ve samimiyetsiz oldukları iddia edildi. Dini özgürlükler ve başörtüsü yasağı bu ülkede sorunsa bu sorunu çözmek elbette her sorunu çözmek gibi siyaset kurumunun işidir. Dolayısıyla milli görüş dahil, geçmişten bugüne bütün siyasal çizgilerin başörtüsüne özgürlük istemesi kadar doğal bir durum olamaz. Şimdilerde başbakanın kullandığı bu dil yıllarca yakındığı sistemin anlayışı ile özdeşleşme tehlikesi barındırıyor. Bir siyasal iktidarın devletle aşırı özdeşleşmesi demek, aslında o iktidarın devlete ait bütün hastalıkları kapması demektir.
Kim ne derse desin başörtüsünü özgür kılacak ve üzerindeki baskıyı kaldıracak hiçbir girişim istismar değildir ve mağdurları tarafından istismar olarak algılanmaz. Özgürlükler, kimin bahşettiğine göre değil, pratik yaşamda yaşanılıp yaşanılmadığına göre değerlendirilecek bir olgudur.
Türkiye'de Müslüman çoğunluğun dahi özgürlüklerinin çiğnendiği gerçeği karşısında asıl samimiyet testi sistemin çürümüş yapısını sorgulamaktan geçiyor. Bu konuda Türkiye iyi bir sınav vermiyor. Gayrimüslim azınlıkların hakları lütufçu bir anlayışla ve tedricen teslim ediliyor. Heybeliada Ruhban Okulunun açılması tamamıyla bir özgürlük meselesi iken dış politika taktiklerine kurban ediliyor. Alevi Çalıştaylarında hiçbir sonuç alınamadı ve Alevilerin "birlik ve beraberlik" beklentisiyle hala Aleviler tanımlanmaya çalışılıyor. Roman çalıştayları halaylı göbekli görüntülerden ibaret kaldı. Kürt Sorununda gelinen son nokta ise yeniden asayişçi anlayış oldu.
Hal böyle iken Türkiye'deki bütün insan hakları kurumları ve demokrasi güçleri bütün bu sorunların aşılması açısından bir ön kabule sahip olamaz. Hangi parti olursa olsun özgürlüklerin gelişiminde katkı sağlarsa adını demokrasi tarihine yazdıracağından kuşku duyulmamalıdır. İnsan hakları savunucuları reform yapıcıların kimliğini ve niyetini değil reformun kendisini beklemekte ve istemektedir.
Bir Hakaret Aracı Olarak Zerdüştlük
Zerdüştlük bir inançtır. Zerdüştlük dahil her inancın var olma ve dışlanmama hakkı vardır. Kişi kendini Zerdüşt kabul ettiğinde bu durum onun inanç alanına girer ve dışlanamaz. Bir Zerdüşt vatandaş pekala çıkıp başörtüsü dahil bütün dini inançların özgürlüklerini savunabilir. Olması gereken de aslında savunmasıdır. Kaldı ki Türkiye'de ne zaman ki siyasetçiler ve toplumun diğer kesimleri sadece kendine dokunan ve kendini rahatsız eden konularda değil, ötekinin de hakkının gasp edildiği noktada tavır koyarsa, özlemini çektiğimiz eksiksiz bir demokrasi ve insan hakları anlayışı ancak o zaman yerleşecektir. Bu yönüyle varlık sebebi aslında Kürt Sorunu olan BDP'nin başörtüsü konusundaki duyarlılığı önemli ve anlamlıdır.
Sayın Başbakanın konuşması içerisinde Zerdüştlük inancını bir hakaret aracı olarak kullanması ise başlı başına bir sorundur. Bu olgu bizdeki çok yerleşik bir zihniyetin kodlarını ele veriyor. Başbakanın bu tutumu ayırımcı ve dışlayıcı bir tutumdur. İnsan haklarına aykırıdır.
Ayrıca aynı konuşma bütünü içerisinde bütün BDP'lileri Zerdüşt ilan ederek bir başka yanlışa daha imza atıyor Sayın Başbakan. BDP büyük kitlesi olan bir siyasal partidir. BDP tabanı içerisinde Zerdüşt inancına sahip olup savunanlar olabilir ve doğaldır. O kadar doğaldır ki bugün Akparti'ye oy verenlerin tamamı Müslüman'dır diyemeyeceğimiz kadar doğal bir olgudur bu. Dolayısıyla Sayın Başbakanın bütün BDP'li vekilleri veya bu partiye gönül verenlerin dini inancını belirleme, tanımlama ve sorgulamaya hakkı yoktur.
Bir de sayın başbakana sormak gerekir; Kaosa kalkan 411 el içerisinde o zaman ki DTP milletvekillerinin eli var mıydı yok muydu? Elbette vardı. Peki, neden o zaman hazzetmediğiniz "Zerdüştlerle" birlikte el kaldırdınız?
Laikliğe Aykırılık
MAZLUMDER Batman Şube Başkanı
22.10.2011 Taraf