MAZLUMDER
NİSAN 2003 İNSAN HAKLARI
RAPORU
YAŞAMA HAKKI
Faili
Meçhul Cinayetler/Şüpheli Ölümler :
Çatışmalarda
Ölenler ve Yaralananlar:
Sivillere Yönelik Eylemler :
KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ
Kaçırma
ve Kayıplar :
Cinsel Taciz/Tecavüz:
İşkence/İşkence
İddiası :
Çeşitli Amaçlarla Yapılan Baskı ve Tehditler:
Gözaltılar
:
Tutuklamalar
:
Yerleşim
Merkezlerine Yönelik Baskılar :
Cezaevlerinde
Yaşanan Olaylar :
Cezaevlerinde Ölüm :
DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ:
İstenen Ceza:
Verilen Ceza:
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ
Kapatılan/Toplatılan/Yasaklanan Yayın ve Etkinlik :
Gazetecilere Ve Yayın Organlarına Yönelik Baskılar :
Gözaltına Alınana Gazeteciler:
DİN ÖZGÜRLÜĞÜ:
Soruşturma Geçiren/Ceza Alan/Atılan Öğrenci :
Gayrimüslimlere Yönelik Baskılar:
Gözaltılar :
ÖĞRENİM ÖZGÜRLÜĞÜ:
Soruşturma Geçiren/Ceza Alan/Atılan Öğrenci :
ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ:
Sivil Toplum Örgütlerine Yönelik Baskılar :
SIĞINMA HAKKINA YÖNELİK İHLALLER:
ÇALIŞMA YAŞAMINA YÖNELİK İHLALLER
Ölenler :
Yaralananlar:
İşten Atılanlar :
SAĞLIK:
____________________
(*) MAZLUMDER İnsan Hakları İhlallerini İzleme Komisyonu'nca hazırlanmıştır.
MAZLUMDER
NİSAN 2003 İNSAN HAKLARI RAPORU
YAŞAMA HAKKI
FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER/ŞÜPHELİ ÖLÜMLER
30 Mart 2003 tarihinde İstanbul Kadıköy'de 34 TBP 55 plakalı ticari otomobilin sürücüsü İsa Çalışır (35), aracına müşteri olarak binen 2 kişi tarafından boğazı kesilip, karın ve çeşitli yerlerinden bıçaklandıktan sonra İçerenköy İnönü Mahallesi Düzenli Sokak'ta taksiden atıldı. Olay yerine gelen sağlık görevlilerince Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne kaldırılan Çalışır hayatını kaybetti.
30 Mart 2003 tarihinde Adana'da Rüstem Tataş, sokakta yürüdüğü sırada henüz kimliği belirlenemeyen kişi yada kişilerce bıçaklandı. Ağır yaralı genç, yürüyerek hastaneye gitti. Rüstem Tataş, müdahaleye rağmen kurtarılamadı.
30 Mart 2003 tarihinde Çanakkale'de muhasebecilik yapan emekli Sayıştay denetçisi H. Ramazan Bayrak (45) işyerinde ölü bulundu. Bayrak, 1995 seçimlerinde DYP'den 1999'da MHP'den milletvekili aday adayı olmuştu.
31
Mart 2003 tarihinde Antalya'nın Göksu Mahallesinde vatandaşlar, sulama
kanalında bir erkek cesedi görerek polise bildirdiler. Olay yerine gelen
ekipler, 30-35 yaşlarında bir kişiye ait cesedi çıkararak, otopsi yapılmak
üzere Antalya Devlet Hastanesi'nin morguna kaldırdı.
3 Nisan 2003 tarihinde İstanbul Kartal'da tek başına yaşadığı öğrenilen Kimya Mühendisi Cengiz Erez, evinde boğazı kesilerek öldürülmüş halde bulundu. İncelemelerde bulunan polis, evde boğuşma izlerine rastladı. Polis, cinayetin muhtemelen iki ya da daha fazla kişi tarafından işlenmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruyor.
5 Nisan 2003 günü İstanbul Beşiktaş'ta, Levent-Fatih Sultan Mehmet Köprüsü bağlantısında, yol kenarındaki bariyerlerin yanında kafasından kan akan ve üzerinden İsmail Hakkı Yaman (42) kimliği çıkan bir kişi bulundu. 15-20 metre mesafede, toprak alanında terk edilmiş durumda 34 VL 1466 plakalı bir otomobil bulundu. Polisin üzerinde inceleme yaptığı ve Yaman'ın ölümüyle bağlantısı olabileceği düşünülen bu otomobilde ise çarpma sonucu oluşmuş bir hasara rastlanmadı.
5 Nisan 2003 tarihinde Tokat'ın Erbaa İlçesi yakınından geçen D-100 karayolu üzerinde, ateşli silahla öldürülen Alaattin Yavuz'a ait ceset bulundu.
6 Nisan 2003 tarihinde, ihbar üzerine Ankara'daki Çubuk Barajı'na giden emniyet ekipleri, Murat Alıcı'ya ait olduğu belirlenen ceset ile karşılaştı. Yetkililer, cesette darp izlerinin bulunduğunu kaydettiler.
6 Nisan 2003 tarihinde, ihbar üzerine Hatay'ın Şehit Pamir Caddesi'ndeki çok katlı otoparka giden polis, kafasına sert bir cisimle vurularak öldürüldüğü belirlenen Kemal Sarpkaya'nın (23) cesedini buldu.
Çorum'un Osmancık İlçesi'nde kocası Celal Sarı tarafından 21 Şubat 2003 tarihinde intihar ettiği şüphesiyle güvenlik birimlerine bildirilen Hanife Sarı'nın (49) cesedi, Kızılırmak Nehri'nde balık avcıları tarafından bulundu.
8 Nisan 2003 tarihinde Bursa'nın Görekli Beldesi'ne bağlı Motor Tepe mevkiindeki zeytin bahçesinde Mehmet Ulutaş'ın (48) cesedini bulan vatandaşlar, durumu jandarmaya bildirdi.
9
Nisan 2003 tarihinde Şanlıurfa Viranşehir'de oturan İsmail Kapancı (49),
Cumhuriyet Mahallesi'ndeki evine giderken, bir otomobilden açılan ateş sonucu
ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan Kapancı kurtarılamadı.
10 Nisan 2003 tarihinde Samsun'un Sarıdibek Köyü'nde ormanlık alanda ceset bulan vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine gelen jandarma, cesedin Hakkı Yıldız'a (41), ait olduğunu belirledi.
10 Nisan 2003 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul Maltepe teşkilatına üye Ziya Ekmekçi, Kartal'daki Tekel köprüsü altında kimliği belirsiz kişi yada kişilerce kafası taşla ezilerek öldürüldü.
10 Nisan 2003 tarihinde Çankırı Eldivan İlçesi'nin Çay Mahallesi'ndeki çeşmenin içinde Hasan Tahsin Küçük ölü bulundu. Cumhuriyet Savcılığı, Küçük'ün ölümünü şüpheli görerek, cesedi otopsi için Adli Tıp Kurumu'na gönderdi.
Şemdinli'de bulunan Hakkari 3. Dağ ve Komando Taburu 8. Dağ ve Komando Bölüğü'nde askerliğini yapan Murat Ekinci'nin (22) cesedi, intihar etti denilerek ailesine teslim edildi. 10 Nisan tarihinde Ekinci ailesini arayan askeri bir yetkili, oğullarının bir kazada yaralandığını ve durumunun iyi olduğunu söyledi. Kardeşine ilişkin yapılan telefon görüşmesinin ardından 8. Dağ ve Komando Bölüğü'nü arayan Nevzat Ekinci'ye bu kez "Başınız sağolsun" denilerek, Murat Ekinci'nin saat 10.00 nöbeti esnasında intihar ettiği bildirildi. Ölüm hakkında detaylı bilgi vermeyen askeri yetkililer, cenazenin helikopterle aynı gece Diyarbakır'a getirileceğini belirterek, ailenin Hakkari'ye gelmesine gerek olmadığını ifade ettiler. Bütün gece cenazeyi bekleyen Ekinci ailesine ertesi sabah cesedin karayolu ile konvoy eşliğinde yola çıktığı iletildi. Ağabey Nevzat Ekinci, kardeşinin cenazesini yetkililerden aldıktan sonra otopsi yapmak istediklerini, ancak yetkililerin, "Biz otopsi dahil gerekeni yaptık. Siz cenazeyi alıp defnedin" dediğini söyledi. Askerlerin aynı zamanda "Biz cesedi yıkadık" diyerek, 4-5 kat kefene sarılı cenazenin camide yıkanmasına izin vermediğini de vurgulayan Ekinci, Şehitlik Mezarlığı'ndaki cenaze töreninde aile fertlerinin kefeni açıp çocuklarının yüzüne bakmak istediklerini, ancak askerlerce engellendiklerini söyledi. Ekinci, kardeşinin askerlerce tabutla gömülmek istendiğini, ancak itiraz etmeleri üzerine bundan vazgeçildiğini kaydetti.
13 Nisan 2003 tarihinde Tekirdağ'da, jandarma, ihbar üzerine gittiği su depoları civarında Necmiye Kırbaş'a (47) ait olduğu belirlenen bir ceset buldu. Ali Kırbaş, akli dengesi yerinde olmayan eşinin 3 gündür eve gelmediğini söyledi.
13 Nisan 2003 tarihinde Uşak'ta Şaban Köyü'nde kaldığı evde rahatsızlanan eski sayman Ali Çelik'e zehirlenme teşhisi konuldu. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne sevk edilen Çelik, burada vefat etti. Banaz Savcılığı, hastane raporu üzerine soruşturma başlattı.
13 Nisan 2003 tarihinde jandarma, Kırşehir Kaman'a bağlı Büyükoba Köyü yakınlarında 5 ay önce kaybolan Dilek Armağan'a (12) ait olduğu belirlenen bir çocuk cesedi buldu.
14 Nisan 2003 tarihinde Samsun Çetinkaya Beldesi'nde, evinin önünde kimliği henüz belirlenemeyen kişilerce av tüfeğiyle ateş edilen Veli Balkaya (30), hastaneye kaldırılırken yolda öldü.
15 Nisan 2003 tarihinde Batman'da, kimliği belirlenemeyen kişi veya kişilerin bıçaklı saldırısına uğrayan Sağlık Meslek Lisesi öğretmenlerinden Şeyhmus Çiçek (56) hayatını kaybetti.
17 Nisan 2003 tarihinde Elazığ Sosyal Sigortalar Hastanesi'nde görevli Selma Genç (27), yalnız yaşadığı Ulukent Mahallesi Hattat Sokak No: 31/2'de av tüfeğiyle öldürüldü.
17 Nisan 2003 tarihinde Adana'da, Yeşilyurt Mahallesi 248. sokakta, Hakan Açın (19) adlı bir kişi, yürüdüğü sırada, tanımadığı biri bayan 2 kişi tarafından çeşitli yerlerinden bıçaklanarak ağır yaralandı. Ağır yaralı olarak Numune Hastanesi'ne kaldırılan Hakan Açın kurtarılamadı.
17 Nisan 2003 tarihinde İstanbul Avcılar Endüstri Meslek Lisesi tesviye bölümünde okuyan Cihan Aydemir, staj yaptığı işyerinin önünde kimliği belirlenemeyen bir kişinin silahlı saldırısına uğradı. Yürüyerek işyerinin kapısından içeri giren ve kapının önüne düşen Aydemir, burada çalışanlar tarafından Avcılar Hospital'a kaldırıldı. Lise öğrencisi genç, kurtarılamadı.
19 Nisan 2003 tarihinde İstanbul Avcılar'da Burhan Kurt evinde kurşunlanarak öldürüldü. Kurt'un cesedini eve dönen eşi ile çocukları buldu. Cinayet Masası ekiplerinin yaptıkları inceleme sonucu Kurt'a kafasından, kalbinden ve karnından 3 kurşun isabet ettiğini tespit etti.
20 Nisan 2003 tarihinde Sakarya'da silah sesi duyulduğu ihbar edilen apartmana giden güvenlik güçleri, 1. Piyade Tugay Komutanlığı'nda görevli Astsubay Kıdemli Çavuş Eray Yalçın'ı (25) başından vurulmuş olarak buldu.
23 Nisan 2003 tarihinde İstanbul Zeytinburnu'nda devriye görevi yapan polis ekipleri, Seyitnizam Mahallesi Silivrikapı Sokağı'nda bir kişinin kanlar içinde yerde yattığını gördü. Yapılan ilk incelemede, bu kişinin, başından tabancayla vurularak öldürüldüğü belirlendi. Üzerinden kime ait olduğunu belirlemeye yarayacak herhangi bir belge çıkmayan ceset, Adli Tıp Kurumu'na kaldırıldı.
23 Nisan 2003 tarihinde İl Jandarma Komutanlığı'na bağlı ekipler, Şanlıurfa-Hilvan Karayolu'nda devriye gezerken yolun 20. kilometresinde, yol kenarına park edilmiş 27 UF 505 plakalı otomobilin içinde, Fadıl Unç ve Erkan Gerger'in cesetlerini buldu.
5 ay önce Muş'un Varto İlçesi'ndeki evinden çıkan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Sıddık Kaya'nın cesedi, Murat Nehri'nin kıyısında ayaklarına taş bağlanmış şekilde bulundu. 20 Kasım 2002'de "Beni Astsubay Celal Şen çağırıyor" diyerek evinden çıkan ve bir daha dönmeyen Sıddık Kaya'nın cesedi 24 Nisan'da akşam saatlerinde Bulanık'a bağlı Serinova Beldesi yakınlarında Murat Nehri'nin kıyısında bulundu. Sıddık Kaya'nın dayısı Şevket Kılma, bölgeye pancar toplamaya giden çocukların cesedi bulduğunu söyledi. Yeğeninin ayaklarına taş bağlanmış ve ağzı da bağlanmış şekilde bulunduğunu belirten Kılma, "Yeğenimin yüzü tanınır haldeydi. Kaybolmadan önce Erzurum'da yapılan ameliyatla sağ ayağının baş parmağı kesilmişti. Uzak bir yerden suya bırakıldığını tahmin ediyorum. Çünkü sürüklendiği belliydi, üzerinde hala elbiseleri vardı ve kolundaki saat hala çalışıyordu" diye konuştu. Sıddık Kaya'nın yakını Sabri Kaya da cesedin Muş Devlet Hastanesi morguna kaldırıldığını, buradan da otopsi için 25 Nisan gecesi saat 01.30 sıralarında İstanbul'a gönderildiğini söyledi. Cesedi teşhis için önce ailesine izin verilmediğini ancak daha sonra teşhis için morga alındıklarını belirten Kaya, şöyle konuştu: "Cesedin üzerinde kum olduğu için herhangi bir iz görünmüyordu. Nasıl öldüğü konusunda yetkililer herhangi bir açıklama yapmadı. Zaten nasıl öldüğü İstanbul'da yapılacak otopsiden sonra anlaşılacak. Şu anda söyleyecek bir şeyimiz yok, sonuçlardan sonra ne yapacağımıza karar vereceğiz."
24 Nisan 2003 tarihinde Şanlıurfa'nın Kırbaşı Köyü'ne bağlı Külaflı Mezrası'nda çobanlık yapan Ferhan Arak'ın (28), köy dışında cesedi bulundu.
24 Nisan 2003 tarihinde Ankara'nın Ayrancı semtindeki bir müteahhitlik bürosunda çalışan Aynur Gökkaya (22) isimli genç sekreter, sabah saatlerinde büroda çalışan görevliler tarafından şakağından tabancayla vurulmuş halde bulundu.
26 Nisan 2003 tarihinde Trabzon Akçabat İlçesi'nde, 1 haftadır kayıp olan Ayşe Kalaycı'nın (46) cesedi, denize ağlarını kaldırmaya giden balıkçılar tarafından bulundu.
26 Nisan 2003 tarihinde Sivas Divriği karayolu üzerinde Aydın Çolak, otomobilinin içinde ölü bulundu. Olayı soruşturan polis, Çolak'ın karın boşluğundan ve başından vurulduğunu açıkladı.
26 Nisan 2003 tarihinde Zonguldak'ta, Fikriye Kaya (57) komşusuna ziyarete giderek Şirin Sokak'taki evlerinde yalnız bıraktığı eşi Remzi Kaya'yı (54) evine döndüğünde öldürülmüş olarak buldu. Remzi Kaya'nın kafasına kesici bir aletle vurularak öldürüldüğü belirlendi.
27 Nisan 2003 tarihinde Osmaniye Düziçi'ne bağlı Ellek Beldesi yakınlarına giden güvenlik güçleri, otoyol kenarında kimliği belirlenemeyen bir ceset buldu. Cesedin çeşitli yerlerinden bıçaklandığı belirlendi.
28 Nisan 2003 tarihinde Bursa'nın Kumyaka Köyü Hores mevkiindeki zeytin bahçesinde, tahta baraka içinde ceset bulunduğu ihbarını alan jandarma, olay yerinde Yunus Keskin'in cesediyle karşılaştı. Keskin'in cesedinde darp ve yara izine rastlanmadı.
29 Nisan 2003 tarihinde Hakkari'nin Ördekli köyünde Zap suyunun oluşturduğu kum yığını üzerinde, 18 Nisan 2003 tarihinden bu yana kayıp olan Bursa'nın İnegöl ilçesinde oturan işadamı Mustafa Kanbaş'ın cesedini bulundu.
29 Nisan 2003 tarihinde Bartın'ın Kozcağız Beldesi Akağaç Köyü'nde, Ayşe Yılmaz (51), tarlada çalıştığı sırada kimliği henüz belirlenemeyen kişi ya da kişilerce av tüfeğiyle karnına ateş edilmesi sonucu hayatını kaybetti.
YERİNDE İNFAZ
ve İŞKENCE İLE ÖLÜM
Suriye'den Türkiye'ye geçmek isteyen bir kişi, Mardin'in Mezarlık Mevkii'nde jandarma tarafından fark edildi. Güvenlik güçlerinin dur ihtarına uymayıp kaçmak isteyen Suriyeli jandarmanın açtığı ateş sonucu öldürüldü.
Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Andaç (Elemunê) köyünde, kaybolan koyunlarını aramaya çıkan Hacı Ölmez'in askerler tarafından taranarak öldürüldüğü iddia edildi. Kaybolan koyunlarını aramak için 8 Nisan günü saat 17.00 sıralarında köyden uzaklaşan Hacı Ölmez (37) ile kuzeni Mevlüt Ölmez'in (30), köyden bir kilometre uzaklıkta Andaç Jandarma Taburu'na bağlı askerlerin saldırısına uğradığı bildirildi. Ağır silahlarla açılan ateş sonucu, vücudunun değişik yerlerine isabet eden kurşunlarla yaşamını yitiren Hacı Ölmez'in, askerler tarafından Türkiye-Irak sınırı bölgesine götürüldüğü iddia edildi. Olayın tek görgü tanığı Mevlüt Ölmez ise gözaltına alındı.
Van'ın Gürpınar İlçesinde, Çetin Kahraman isimli bir kişi 'dur' ihtarına uymadığı gerekçesiyle açılan ateşte öldü. Kahraman'ın yakınları, valilik binası önünde polislere taşlı saldırıda bulundu. Çıkan olaylarda 2'si polis, 5 kişi yaralandı, 20 kişi gözaltına alındı. Van Valisi Hikmet Tan, olayla ilgili bir jandarma uzman çavuş ile bir jandarma erinin gözaltına alındığını bildirdi.
ÇATIŞMALARDA ÖLEN VE YARALANANLAR:
ÖLENLER:
Ankara Altındağ'da kaçtıkları araçtan polisle silahlı çatışmaya giren 4 kişiden 1'i ölü ele geçirildi.
Bingöl'ün Genç İlçesi kırsalında güvenlik güçleri ile PKK/KADEK militanları arasında çıkan çatışmada 2 güvenlik görevlisi öldü, 2 ise yaralandı.
YARALANANLAR:
SİVİLLERE YÖNELİK EYLEMLER :
BOMBA VE MAYIN PATLAMASI
İngiltere'nin İstanbul Başkonsolosluğu'na kimliği belisiz kişi veya kişilerce bombalı saldırı düzenlendi. Olayda yaralanan olmazken, patlamanın etkisiyle vize bölümünün kapısı yerinden çıktı.
Kadıköy'de, Selamiçeşme Dr. Faruk Ayanoğlu Caddesi üzerindeki UPS adlı uluslar arası kurye ve kargo servisini çevreleyen duvarın yanında, 3 Nisan günü 10.15 sıralarında şiddetli bir patlama oldu. Patlamanın etkisiyle bir eczane ve bir zeytinci dükkanının camları tamamen kırıldı.
Silopi'nin Irak sınırına yakın köylerinde 3 Nisan günü sabah saatlerinde duyulan patlama sesleri ilçede tedirginliğe yol açtı. İlki 05.00 sularında duyulan patlamanın ardından iki patlama daha duyuldu. Patlama seslerinin Musul'un batısında ve Dicle nehrinin kenarında bulunan Gırçeper, Şıheli isimli köylerin ABD uçaklarınca bombalanmasından kaynaklandığı öne sürüldü. Silopi Kaymakamı Ünal Çakıcı, patlamanın Silopi'de olmadığını belitti.
Kayseri Çırgalan Köyü'nde Rüstem Bozkuş'a ait evin yatak odasına 3 molotofkokteyli atıldı.
Van'ın Başkale İlçesi'nin Esenyamaç Köyü'nde mayın infilakı sonucu meydana gelen patlamada Sadrettin Korkmaz ve Suat Çelik adlı köylüler hayatını kaybetti.
Mardin'in Kızıltepe İlçesi'nde geçimini hurdacılıkla sağlayan Hamit Aydın, bulduğu mayını parçalamak isterken mayının patlaması sonucu yaralandı.
Mardin'in Nusaybin İlçesi Yıldırım Mahallesi Kanik Sokak'ta bulunan bir eve kimliği belirsiz kişiler tarafından el bombası atıldı. Meydana gelen patlama sonucu evde bulunan 80 yaşındaki Sultan Yalı'nın ağır şekilde yaralandığı öğrenildi.
Van'ın Başkale İlçesine bağlı Esenyamaç Köyü'nde mevzideki jandarmanın roket ateşiyle Nihat Çeri (13) ve Daştan Korkmaz (14) öldürüldü. Ateş hattından kurtulan 16 yaşındaki görgü tanığı F. Ç. yaşadıklarını savcıya anlatırken, oğlu öldürülen korucu başı M. Beşir Korkmaz, 'Yıllardır devlete verdiğim hizmetin karşılığı bu mu olmalıydı?' diyerek Üsteğmen Hüsnü Bozkurt'u cinayetle suçladı.
Van'ın
Gürpınar İlçesi Değirmenözü Mahallesi'nde bulunan ve İlçe Jandarma Taburuna ait
askerlerin eğitim yaptığı atış alanında bulduğu patlayıcıyla oynarken bir eli
kopan, 2 gözünü kaybeden 16 yaşındaki Hamit Atak'ın babası Mehmet Atak,
çocuğunun yarı insan haline geldiğini belirterek ilgililer hakkında suç
duyurusunda bulunacağını söyledi.
Manisa Emniyet Müdürlüğü ile valilik binası yakınına konulan ses bombasının patlaması sonucu, emniyet kantini, çevredeki bazı evler ve araçlar zarar gördü.
İstanbul'da Sirkeci McDonald's ve Pendik McDonald's şubeleri ile Tarabya'daki İstanbul Hakimevi'ne bomba konuldu.
Şırnak'ta tarlasına giden Zelal Barın adlı kadın, patika yolda mayına basması sonucu ağır yaralandı. Üç çocuk annesi Barın, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.
İstanbul Alibeyköy'de, Mısırlı Kavşağı'ndaki Şehit Atıf Ödül Polis
Merkezi'nin yaklaşık 10 metre yakınındaki Altun Kardeşler Börek Salonu önünde
meydana gelen ve maddi hasara neden olan patlamaya, zırhlı bir polis aracı ile
bir polis memuruna ait otomobilin arasına konulan ses bombasının neden olduğu
belirlendi.
Kırıkkale Ahılı Beldesi'nde Mikail Dölek isimli bir çiftçi, tarlasının yakınındaki boş arazide havan mermisi gördü. Emniyet Müdürlüğü bomba imha uzmanları yaptıkları incelemede, 80'lik havan mermisinin patlamamış olduğunu belirlediler.
İzmir'de MHP ilçe başkanlığının bulunduğu iş hanına "el yapımı boru tipi bomba" konuldu.
KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ
KAÇIRMA/KAYIP
Mersin'de kendisini polis olarak tanıtan sivil kişiler tarafından bir araca bindirilerek götürüldüğü ileri sürüle 25 yaşındaki Halil Kılınç'tan Nisan başından beri haber alınamıyor.
İzmir Gürçeşme Lisesi'nde okuyan ve "Öğretmenime gidiyorum" diyerek evden çıkan Hatice Sevinç adlı genç kızdan Nisan başından beri haber alamayan ailesi, savcılığa başvurdu.
Deterjan satmak için 2 ay önce Nusaybin'e giden Zamahan Kaya ve 3 arkadaşı, 'örgütün dağ kadrosuna katılacakları' gerekçesiyle korucular tarafından gözaltına alındı. 4 arkadaş daha sonra çıkarıldıkları savcılık tarafından serbest bırakılırken, o tarihten sonra çocuklarından haber alamayan Kaya'nın ailesi, Diyarbakır DGM Savcılığına başvurarak bilgi istedi.
CİNSEL TACİZ/TECAVÜZ
Adana Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polislerce coplu tecavüze uğrayan ve ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuran K.Ö., başvurusunu geri çekmek için polisin başına silah dayadığını söyledi. Polisin kendisini sürekli tehdit ettiğini anlatan K.Ö., evinin en son 23 Nisan günü basıldığını hatırlattı. K.Ö., o gün yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Akşam saatlerinde polisler evimi bastı. O esnada yemeğimi ocağın üzerine koymuştum. Kapıyı açmak istemedim, ancak kapıyı tekmeleyince açmak zorunda kaldım. Mutfağa girmeme izin vermediler. Oturma odasında bir saati aşkın bir süre oturduk ve benden başvurumu geri çekmemi istediler. Ben de çekmeyeceğimi belirttim. Beni ve çocuklarımı öldüreceklerini söylediler. Yemeğim yanmasına rağmen bana izin vermediler, kendileri de bakmadı. Tencere yandı. Baktılar ki ev duman dolmuş, komşular şüphelenmesin diye çıktılar." Polisin son olarak ekmek aldığı sırada kafasına silah dayayarak, AİHM'e yaptığı başvurusundan vazgeçmemesi durumunda kendisini öldürecekleri tehdidinde bulunduklarını anlatan Ö., "1996 yılında gördüğüm işkencenin ardından Kızılay Polikliniği'nde tedavi görüyorum. Geçtiğimiz 28 Nisan'da da polikliniğe gittim. Ardından da İnsan Hakları Derneği'ne giderek, polislerin evime gelip beni tehdit ettiklerini anlattım. Eve dönerken, Obalar Caddesi üzerinde bulunan Büyükşehir Belediyesi Ekmek Kulübesi'nden ekmek aldığım sırada, yine aynı polisler caddenin ortasında başıma silah dayayarak, arabaya bindirdiler. Gözlerimi ve ağzımı kapatarak, bana sözlü hakaretlerde bulunarak, davamı çekmemi istediler. Sonra arabadan aşağı attılar" dedi.
İŞKENCE/İŞKENCE İDDİASI ve KÖTÜ MUAMELE
Ankara Genelevi'nde 'kadın Pazarlayan' Haydar Durmaz'a kaba dayakla işkence yaptığı gerekçesiyle yargılanan Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polis memurları Ali Gültepe ve Tayfun Nalçakar, Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 545 milyon lira para cezasına çarptırıldı. Mahkeme, sanık Tayfun Nalçakar'ın cezasını ertelerken, daha önce de aynı suçtan hâkim karşısına çıkarak 3 ay hapis cezası alan Ali Gültepe'nin cezasını ertelemedi.
İzmir'de İngiliz Konsolosluğu önünde basın açıklaması yaptıkları sırada konsolosluk binasına boyalı yumurta atan ve polis tarafından gözaltına alınan EMEP Gençlik Kolları üyesi 12 kişi, İzmir polisinden kötü muamele gördükleri iddiasıyla İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.
DEHAP Adıyaman Samsat İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Nazif Koparal, yeşil kart talebi gerekçesiyle çağrıldığı Samsat Jandarma Karakolu'nda dayak ve hakarete maruz kaldığını ve sürgün ile tehdit edildiğini ileri sürdü. Koparal, 28 Mart'ta yaşadıklarını şöyle anlattı: "Yeşil kart talebim nedeniyle ikamet etmekte olduğum Uzuntepe Köyü'nün Ağa Mezrası'na gelen jandarmalar, beni karakola çağırdı. Bunun üzerine Samsat Jandarma Karakolu'na gittim. Alt kattaki bekleme odasında bir saat kadar bekletildim. Daha sonra nöbetçi onbaşı beni bölük komutanının yanına çıkarttı. Ben içeri girer girmez adını sonradan Adnan Girgin olduğunu öğrendiğim komutan, bana 'Nazif Koparal sen misin?' diye sordu. 'Evet' deyince ağza alınmayacak küfürler etti ve 'Hem HADEP'e üye oluyorsun hem de devletten yardım istiyorsun. Senin kardeşin nerede?' dedi. Bunları söylerken sille, tokat, tekme, ve yumruk döverek beni yere düşürdü. Yere düştüğümde de vücuduma tekme darbeleri aldım. Kardeşimin Mersin'de olduğunu, ancak adresini bilmediğimi söyledim. Bunun üzerine kardeşime yönelik yine ağza alınmayacak küfürler etti. 'Başımıza terörist olmuşsunuz. Sana 48 saat süre veriyorum. Ya kardeşini getirirsin ya da seni Samsat'tan sürgün ederim' diyerek tehdit etti."
Yargıtay, 7,5 yıldır süren ve zamanaşımına uğrama tehlikesiyle karşı karşıya kalan Manisalı Gençler Davası'nda 10 polise verilen hapis cezalarını oybirliği ile onadı. 1995'te yasadışı örgüt üyesi oldukları iddiasıyla gözaltına alınan 16 gence işkence yapmak suçundan yargılanan biri başkomiser 10 polis, uzun bir yargılama sürecinin ardından Manisa Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 5 ile 10 yıl 10 ay arasında hapis cezasına çarptırılmıştı. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin onama kararında, mağdurların işkenceye maruz kaldıklarının tespit edildiği belirtildi.
Hakkında gıyabi tutuklama kararı bulunduğu gerekçesiyle Iğdır Emniyet Müdürlüğü'nde 2 gün gözaltında kalan M. Emin Aladağ'a işkence yapıldığı ileri sürüldü.
Abide-i Hürriyet Meydanı'nda düzenlenen savaş karşıtı mitingine katılan avukatlar, polis tarafından tartaklandı. Miting tertip komitesinin isteği üzerine arama noktalarında gözlemci olarak görev yapan avukatlar Behiç Aşçı, Hüdayi Berber ve Özgür Gider Perpa kendilerini tartaklayan polisler hakkında suç duyurusunda bulundular.
Ankara'nın Mamak ilçesine bağlı Mutlu Mahallesi'nde bazı yerlere molotofkokteyli attıkları iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Muhammet Bayramlı, Aziz Çınar ve Dicle Çınar'ın ilk duruşması Ankara 2 No'lu DGM'de görüldü. Savcılık tarafından hazırlanan iddianamenin okunmasının ardından ifadeleri alınan sanıklar, suçlamaları reddetti. Gözaltında bulundukları süre içerisinde gördükleri yoğun işkence nedeniyle ifadeleri imzalamak zorunda kaldıklarını belirten sanıklar, Dr. Necip Hablemitoğlu cinayetini de üstlenmelerinin istendiğini, işkenceye daha fazla dayanamayıp bu cinayeti kabul ettiklerini söylediler. Sanıkların ardından söz alan Avukat Mehmet Selam Enez de, müvekkillerinin kendilerine yapılan işkenceyi utandıkları için açıkça söyleyemediklerini belirterek, müvekkillerinin copla taciz edildiğini ve cinsel organlarına elektrik verildiğini söyledi.
Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Elif Ceylan Özsoy'a, İzmir Emniyet Müdürlüğü'nde işkence yaptıkları gerekçesiyle 7 polise dava açıldı. Özsoy'a yapılan işkenceyi verdiği raporla gizleyen Dr. Şenol Çetinol'a da 'işkenceyi gizlemekten' dava açıldı
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İzmir'de son 5 yılda işkence ve kötü muamele nedeniyle 37'si jandarma, 426'sı polis olmak üzere toplam 463 kolluk kuvveti hakkında adli işlem yapıldığını bildirdi. Çiçek, İzmir'de son 5 yılda TCK'nın, 'suçu söyletmek için işkence yapmayı' cezalandıran 243 ile, 'efrada sui muamele' etmeyi cezalandıran 245'inci maddelerinden 37 jandarma personelinin takibata uğradığını, bunlardan 4'ü hakkında 243. madde, 33'ü hakkında ise 245. maddeden kamu davasının açıldığına dikkat çekti. Çiçek, 243. maddeden haklarında dava açılan personelden 4'ünün bir süre önce açığa alındığını, daha sonra ise, görevlerine devam ettiğini ve yargılamanın sürdüğünü ifade etti. Çiçek, yanıtında 'TCK'nın 245. maddesi gereğince haklarında dava açılan 33 kişiden birinin Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ilişiğinin kesildiği, 3'ü hakkında takipsizlik ve 8'i hakkında da beraat kararı verildiği, 4 kişinin adli makamlarca cezalandırıldığı ve 17 kişi hakkında ise yargılamanın devam ettiği' yanıtını verdi. Çiçek, İzmir Emniyet Müdürlüğü'nde görev yapan personelden son 5 yılda TCK'nin 243. maddesine muhalefetten 130 kişi, TCK'nin 245. maddesine muhalefetten 296 kişi olmak üzere toplam 426 kişi hakkında adli işlem yapıldığını belitti. Çiçek, 433 personel hakkında idari tahkikat açtığına dikkat çekerek, 'Bunlardan 12'sine disiplin cezası verildi. 215 dava dosyası işlemden kaldırıldı. 206'sı hakkında ise, ceza tayinine mahal olmadığına karar verildi' dedi.
Manisalı Gençlere İşkence Davası'nda verilen mahkumiyet kararları Yargıtay tarafından onanan 10 polis memuru, karar düzeltme isteminde bulundu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na karar düzeltme istemi içeren dilekçelerini veren polis memurlarından Levent Özvez kararın birçok eksiklikleri bulunduğunu, bazı delillerin dosyadan çalındığını ileri sürdü. Müdahilin kendisine işkence yapılmadığını bildiren mektubunun yine ifadesi sırasında yazdığı beyandaki yazılarla karşılaştırılması sonucu alınan resmi bilirkişi raporunun dosyadan çıkarıldığını iddia eden Özvez, bir kısım sanıklara verilen savunma hakkının bazılarından esirgendiğini savundu. Özvez, 'Gerekçeli karara yapılan temyiz dilekçesindeki 27 adet belgenin dosyadan kim tarafından alındığının belli olamadığını' söyledi. Karar düzeltme isteminin kabul edilmemesi halinde iç hukuk yollarının tükeneceğini belirten Özvez, ondan sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuracaklarını kaydetti. Özvez, müdahillerden Münire Apaydın'ın, kendisine işkence yapılmadığını bildiren, yine ifadesi sırasında yazdığı yazılarla karşılaştırılan ekspertiz raporunu da gazetecilere dağıttı. Karar düzeltme istemini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı inceleyecek. Başsavcılık, istemi yerinde görürse dosyayı yerel mahkeme kararını onayan Yargıtay 8. Ceza Dairesi'ne gönderecek. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, daha önce cezanın onanması yönünde görüş bildirmişti. Bu arada Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 10 polis memuru hakkında geçen hafta verilen mahkumiyet kararının onanmasına ilişkin gerekçeli kararının yazımını tamamladı. Kararda, şu tespitler yapıldı: 'Sanıklar, bir yasadışı pankart asma olayı nedeniyle aralarına da mağdurlarında bulunduğu kişilerin illegal örgüt üyesi olabilecekleri olasılığından hareketle soruşturmaya geçip kuşkularını yoğunlaştırdıkları, mağdurları bulundukları yerlerden yakalayarak sorgulamaya aldıkları, sorgulamanın 26 Aralık 1995 - 5 Ocak 1996 tarihleri arasında sürdüğü ve bu süre içinde sanık olarak sorgulanan mağdurlara suçlarını söyletmek için sürekli biçimde hakaret, tehdit, göz bağlamak, yüksek sesle marş dinletmek, basınçlı su sıkmak, çırılçıplak soymak, elektrik akımı vermek, ıslak battaniye sarmak, beden gücünün dayanamayacağı hareketlere zorlamak, erkeklerin hayalarını sıkmak, kızlara cinsel tacizde bulunmak, makatlara cop sokmak şeklinde sonuç almaya yönelik işkence yaptıkları anlaşılmıştır.'
İstanbul'da Taksim Odakule'de toplanarak Amerikan Konsolosluğu önünde basın açıklaması yapmak üzere yürüyüşe geçen gruba müdahale eden polis, Özgür Gençlik üyesi olduğunu açıklayan 16 kişiyi döverek gözaltına aldı. Polisin müdahalesinden birkaç saniye önce de bir sivil polis, bir bayan eylemciyi yere yatırıp önce dizleriyle bastırarak üzerinde zıplayıp, ardından da kafasını defalarca yere vurdu. Sivil polis komiserlerinin uyarısını sonradan fark ederken, dövdüğü bayan ise ağır yaralandı. Polis, 7 bayan ve 9 erkeği gözaltına alırken, gözaltına alınanlardan bazılarının başından kan aktığı görüldü. Gözaltına alınanların isimleri şöyle: İrfan Gerçek, İsmail Karaaslan, Zeliha Karataş, Başak Şahin, Ozan Horoz, Tuna Alkan, Zehra Aydemir, Gökhan Soguoğlu, Özkan Güneysel, Münir Akyol, Ümit Şener, Hasan Çağın, Ayşe Kaymaklı, Barış Ünal, Ferhat Bakır, Savaş Tüzel. Ayrıca sivil polisler tarafından dövülen İrfan Gerçek, Gökhan Sofuoğlu ve Ümit Şener ağır yaralı olarak Takism İlkyardım Hastanesi'ne kaldırıldı.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, "Manisalı Gençlere İşkence Davası"nda verilen mahkumiyet kararları onanan 6 polis memurunun karar düzeltme istemini reddetti.
İstanbul Adliyesi'ne gelen TAYAD üyeleri, Şişli'de düzenlenen Barış Mitingi'nden sonra, polisler tarafından yapılan ev baskınlarında TAYAD Yönetim Kurulu üyesi Orhan Eski ile üyeler Fadik Adıyaman ve Mehmet Kocalar'ın gözaltına alındığını belirtti. Arkadaşlarının "Hastaneyi taşlayan kişiler" olarak gösterildiğini ve 3 gün boyunca gözaltında psikolojik işkence gördüğünü belirten TAYAD'lıların polisler hakkında yapmak istediği suç duyurusu savcılık tarafından kabul edilmedi. TAYAD'lıların arasında bulunan Hıdır Gül isimli kişi ise polisler tarafından gözaltına alındı. TAYAD'lılar tarafından yapılan başka bir açıklamada ise, Bayrampaşa Özel Tip Cezaevi'nden İstanbul DGM'ye getirilen ağır diyabet hastası Ufuk Keskin'in jandarma tarafından feci bir şekilde dövüldüğü kaydedildi.
13 Nisan 2003 tarihinde Pazar günü, Taksim'de ABD'nin Irak'ı işgalini protesto etmek isteyen gençler kameraların önünde yerlerde sürüklendi ve kafaları kaldırım taşlarına vurularak gözaltına alındı. Yaşları 17 ila 24 arasında değişen 21 genç, sadece basın açıklaması yaparak ABD'yi protesto edeceklerdi. Saldırıda sivil polisler, İrfan Gerçek'in (17) kafasını trafik tabelasına vura vura yaraladılar. Onur Binbir'in (19) ise parmağı kırıldı.
Şırnak'ın Uludere İlçesi'ne bağlı Elemunê (Andaç) Köyü'nde, jandarmanın açtığı ateş sonucu ölen Hacı Ölmez'in yanında bulunan ve gözaltına alınan amcasının oğlu Mevlüt Ölmez, uzman çavuşun kendilerini tanıdığı halde ateş açtığını söyledi. Mevlüt Ölmez, kaçakçı olduklarını kabul ettirmek için de 3 gün işkence yapıldığını açıkladı.
Türkiye'de ilk kez bir kadın polis, hakkında Adli Tıp raporları kanıt gösterilerek açılan işkence davası nedeniyle Mayıs ayında hakim karşısına çıkacak. "PKK'ya yardım ve yataklık ettiği" iddiasıyla Mardin Kızıltepe'de 5 Mart 2002'de gözaltına alınan evli ve beş çocuk annesi Hamdiye Aslan'a emniyette işkence yaptıkları gerekçesiyle aralarında Hanife Şennur Pat'ın da bulunduğu 5 polis hakkında 8 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. İddianamede, polisler Pat, Bayram Ural, Nazım Ege, Abdulkadir Özer ve Levent Bilsel'in Aslan'a suçunu söyletebilmek için "hortumla soğuk su sıktıkları, saçını çekip kafasını duvara vurdukları, böbreklerini tekmeledikleri, sağ omzuna copla vurdukları, elbiselerini çıkartıp göğüslerini ve cinsel organını sıktıkları, göğüs ve kollarına elektrik şoku verdikleri, tekme-tokat attıkları, eşinin karşısına çıplak çıkardıkları, makatına cop soktukları" belirtildi. Polislerin Aslan'ı işkence sırasında kanama başlaması üzerine hastaneye kaldırdıkları kaydedildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Nisan 2003'te hazırlanan iddianamede, müştekiler Sunay Yeşildağ ve Naciye Çoğaltay'ın PKK-KADEK üyesi oldukları gerekçesiyle 23 Eylül 2002 tarihinde İstanbul Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürlüğü'nce gözaltına alındıkları ve kendilerine başta cinsel taciz olmak üzere ağır işkencelerde bulunulduğu kaydedildi. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Kemal Çalışkan tarafından hazırlanan başka bir iddianamede de, TKP/ML-TİKKO üyesi olmak suçundan tutuklu bulunan Cengiz Kahraman, Fevzi Oğuz Arslan ve Erol Volkan İlden'in 25 Nisan 2001 tarihinde gözaltına alındıkları ve sağlık kontrollerinin yaptırıldığı Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği'nce hazırlanan rapor, yakalanmaları sırasında vücutlarında oluşan bulguların açıklandığı kaydedildi. Daha sonra sanık olarak İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'na sevk olunan ve kurumun adli tabipliğinde yapılan muayeneleri sırasında işkenceye maruz kaldıklarını ileri süren müştekilerin ifadelerine göre, Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli 2'si komiser 7 polis sanıklara suçlarını söyletmek için, üzerine soğuk su dökme, çıplak vaziyette ıslatılıp rüzgarda ve soğuk klimanın altında bekletme, haya sıkma, saçlarını çekip yerde sürükleme, ayakta uykusuz bırakma ve kaba dayak gibi işkence yöntemleri uygulandı.
Siirt'te polis otosunun camlarını kırdığı gerekçesiyle gözaltına alınan Mehmet Emin Efe, polislerin kendisine komplo kurduğunu söyledi. Sivil polislerin kendisini kaçırarak, şakağına silah dayadığını ve bıçakla ellerini kestiğini ileri süren Efe, kendisini yaralayan polisin, "Bizi şikayet edersen, biz de arabamızın camını kırıp senin üzerine atarız" dediğini söyledi. Efe, polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.
Aydın'ın Kuşadası ilçesinde, çevreye rahatsızlık verdikleri
gerekçesiyle gözaltına alınan Hakan Akkaya ve Ali Elcik adlı 2 kişi, gözaltı
süresince karakolda işkence gördüklerini belirterek, suç duyurusunda bulundu.
Ankara Kızılay'da 6 Kasım'daki olaylı YÖK protestosunda, gösterici Veli
Kaya'yı Şekerbank'ın deposuna sokarak dövdükleri iddiasıyla yargılanan polis
memurları, Kaya'yı, amirlerinin talimatı doğrultusunda depoya soktuklarını
söylediler.
Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde çıkarılan yasalar sayesinde hız kesse
de geçen yıl 1362 yurttaş, işkence veya kötü muamele gördüğü gerekçesiyle
cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulundu. Başvuruları inceleyen
savcılar açtıkları 210 dava ile işkence ve kötü muameleyi mahkemelere taşıdı.
Rakamlar Türkiye'de günde ortalama 3.73 kişinin bu yakınmayla savcılıklara
başvurduğu, savcıların da her mesai gününde bir dava açtığı gerçeğini ortaya
koydu. Adalet Bakanlığı verilerine göre, 2002 yılında bu suçlarla ilgili olarak
savcılıklara 1362 suç duyurusunda bulunuldu. Savcılıklar bunların 548'ini yıl içerisinde
karara bağlarken, başvurulardan 4'ünde görevsizlik, 319'unda takipsizlik,
15'inde ise yetkisizlik kararı verildi. Sadece 210 başvurudaki iddiaları ciddi
bularak dava açan cumhuriyet savcılarının, 814 dosya üzerindeki incelemesi ise
2003 yılına sarktı. Yine 2002 yılında Türkiye genelinde, işkence ve kötü
muamele suçları yargılamasının yapıldığı ağır ceza mahkemelerinden 256 beraat
kararı çıktı. 85 davada mahkumiyet kararı veren mahkemeler, 73 davayı
ertelerken, 26'sında görevsizlik, 2'sinde ise yetkisizlik sonucuna vardı.
Mahkemelerin elindeki davalardan 335'i ise sonuçlandırılamadığından,
yargılaması bu yıl da sürüyor.
Siirt'ten İstanbul'a göç eden bir ailenin kızı olan ve bir tekstil atölyesinde çalışan 22 yaşındaki Naciye Çoğaltay, 23 Eylül 2002'de Atışalanı Köprüsü üzerinde yeğeniyle birlikte yürürken 'yasadışı örgüt üyesi olduğu' iddiasıyla gözaltına alındı. Bu olaydan bir gün sonra, Edirne Trakya Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'ndeki eğitimini bırakmak zorunda kalarak ağabeyinin yanında pazarlama işinde çalışan 28 yaşındaki Sunay Yeşildağ da ablasının evinden çıktıktan sonra Göztepe'de aynı gerekçeyle gözaltına alındı. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ndeki sorgularının ardından tutuklanarak cezaevine konulan iki kadın, işkence gördüklerini öne sürdü. İşkence iddiaları Adli Tıp Kurumu'nun raporlarıyla belgelendi. İstanbul Savcısı Kemal Çalışkan, kadınların şikayeti ve Adli Tıp'ın raporuna dayanarak 4 Nisan 2003'te dava açtı. İddianamede, Çoğaltay ve Yeşildağ'ın 15 gün iş gücünden yoksun kalacak şekilde fiziksel ve ruhsal travmaya maruz kaldıkları, küfür, kaba dayak, elektrik, saç çekme ve tacizin dışında ağızları açılarak içine tükürüldüğü ve zorla yutmaları için arkadan tutularak kafalarına rasgele vurulduğu belirtildi. İddianamede, kadınları sorgulayan sanık polisler Ömer Özüyılmaz, Ömer Faruk Albayrak, Feyzullah İlker Serdar ve Özkan Ekinci'nin işkence suçundan 8'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi. Davanın ilk duruşması, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 13 Haziran'da yapılacak. Sanık avukatları, Türkiye'de işkencenin devam ettiğini gösteren davanın adaletin de en hızlı şekilde işkencecinin yakasına yapıştığının kanıtı olduğunu söyledi. İfadesinde polislerin kendisini sürekli aşağıladığını belirten Yeşildağ, ağzına tükürmeleri nedeniyle birkaç kez kustuğunu anlattı. Avukat ve yakınlarının iddiasına göre, Yeşildağ ve Çoğaltay, yaşadıkları travma nedeniyle Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi görüyor.
İzmir'in Karşıyaka İlçesi'ne bağlı Bostanlı Semti'nde polisler tarafından "Hakkınızda şikayet var" denilerek gözaltına alınan 25 yaşındaki Zeynel Abid Uşar, götürüldüğü Gümüşpala'daki Asayiş Şubesi'nde yoğun işkence gördü. Uşar'ın, işkence nedeniyle vücudunun her tarafı çürükler içinde kaldı. Uşar şöyle konuştu: "Bostanlı'da kız arkadaşımla birlikte arabayla geziyorduk. Yanımıza yaklaşan polis aracının içindeki polisler, önce 'Ne arıyorsun burada?' diye sordular. Alsancak'a gittiğimizi söylediğimde de, 'Arabaya bin, büroya gideceğiz' dediler. Sebebini sorduğumda ise, 'Siz 4 kişiymişsiniz, hakkında şikayet var' diyerek bizi ekip otosuna bindirdiler ve Asayiş Şubesi'ne götürerek, nezarethaneye attılar. Sabah saat 10.00 gibi yanıma gelen başkomisere astım hastası olduğumu ve nefes alamadığımı söyleyerek, kapıyı aralamasını söyledim. Bunun üzerine komiser, 'Bizim işimizi bize mi öğreteceksin?' diye çıkıştı. Hasta olduğumu ve sadece rica ettiğimi söylediğimde ise iki komiser bana küfür etmeye başladı. 'Aileme küfür etmeyin' dediğimde de, '5 dakika sonra seninle görüşürüz' deyip gittiler." Ardından polislerin geri geldiğini ve saatler süren işkence seansının başladığını belirten Uşar, yaşadıklarını şöyle anlattı: "Daha sonra iki polis beni kolumdan tutup sürükledi ve nezarethaneden çıkardı. Beni banyoya soktular, komiser de banyoya geldi. İki polis beni tutarken, diğerleri de iç çamaşırlarımı yırtarak soydu. Çırılçıplak kalmıştım. Beni geri tekrar odaya getirdiler. 'Yere eğil' diyerek, kazağımı başıma geçirdiler. Kollarıma ters kelepçe taktılar. Üzerime su döküp, cop ve tahta sopalarla dövmeye başladılar. Gözlerime ayakkabılarıyla basıyorlardı. Ben yerde çırpınıyordum. Bir defa ellerinden kurtularak kapıya koştum. Bu arada başıma geçirdikleri kazak düştü ve yüzlerini gördüm. Sonra hepsi dağıldı." Zeynel Abid Uşar, işkence seansının bitmesinden sonra bir bekçinin yaralarını sardığını anlatarak, "Komiser Ahmet diye biri iç çamaşırı ve atlet getirip kurulanmamı istedi. Daha sonra beni aydınlık bir yere götürerek, yüzüstü yatırdılar ve bir polis kafama battaniye koydu. Birçok kişi üstümü açıp suratıma ve vücuduma baktı, sonra çıktı. Ardından tekrar nezarethaneye götürdüler. Burada üzerimi giyindim. Akşamüzeri beni Karşıyaka Devlet Hastanesi'ne götürdüler. Doktor beni polislerin yanında muayene etti. 'Yara bere var mı?' diye sordu ve bir şeyler yazdı. Tekrar karakola döndük ve beni tekrar nezarethaneye attılar. 23 Nisan günü saat 16.00 sıralarında beni Karşıyaka Savcılığı'na çıkardılar. Üzerimde olmayan kelebek tipi bir bıçağı zarfın içine koyup savcılığa göndermişler. Savcıdan beni Adli Tıp'a göndermesini istedim. Bornova Adli Tıp'a gittik. Rapor alıp savcılığa verdim. Sonra polisler beni Soğukkuyu'da indirdiler" diye konuştu.
ÇEŞİTLİ AMAÇLARLA YAPILAN
BASKI VE TEHDİTLER
Abdullah Öcalan'ın doğum gününde, ailesine destek sunmak için çeşitli illerden Amara Köyüne hareket eden Tutuklu Aileleri İnisiyatifi üyesi bir grup kadın, Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesinde gözaltına alındı. Daha sonra serbest bırakılan kadınlar, jandarma tarafından geri gönderildi. Kadın heyeti adına DİHA'ya konuşan Güler Yüksekbağ, jandarmanın kendilerini tehdit ettiğini belitti.
Gaziantep'te Yeniden Özgür Gündem'in gazete dağıtımcılığını yapan Hüseyin Işık, Gazikent Mahallesi'nde dağıtım yaptığı sırada Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından tartaklandığını bildirdi. Işık, soyadını bilmediği Yaşar adlı polisin kendisini ölümle tehdit ettiğini belirterek, "Bu polis memuru bundan 1 ay önce kendisinin de oturduğu bir apartmandaki abonemize gazete götürdüğüm sırada görevli olmadığı halde beni apartmanın bodrumuna götürerek gazete dağıtmamam yönünde tehdit etmiş ve feci şekilde dövmüştü. Bu olaydan sonra 1 hafta yürüyemedim. Bugün de dağıtım yaptığım sırada yine aynı polis beni durdurarak tartaklamaya başladı. Bana 'Seni öldürürüm, sen kimsin. Senin suratını öyle bir hale getiririm ki ailen bile tanıyamaz. Sen kimsin ki, beni şikayet ediyorsun. Seni görevli olmadığım sırada öldürürüm. Kimsenin de ruhu duymaz. Şikayetçi olursan seni hırsızlıkla dahi suçlarım' diyerek beni tehdit etmeye başladı" dedi.
Ağrı
Doğubeyazıt'a bağlı Suluçem beldesinin Aktoğlu Köyünde oturan Hasan Karahan,
süresi dolan Yeşil Kart'ını yenilemek için, 3 Nisan tarihinde gittiği Suluçem
Karakolu'nda hakaretlere maruz kaldığını ifade etti. Karahan, Poyrazoğlu'nun
kendisini tehdit ettiğini ifade ederek,' Bütün köylüleri bu şekilde tehdit
ediyor. 'DEHAP'lıysanız gelmeyin' diyor. Ben sadece DEHAP'ın bir üyesiyim,
aktif bir çalışanı falan da değilim. Epilepsi hastası bir oğlum var. Onu tedavi
ettirebilmek için mutlaka Yeşil Kart'ımı yenilemem gerekiyor.
Ağrı Patnos DEHAP İlçe Gençlik Kolları Başkanı Menaf Çelik, komisyon üyesi 5 kişinin, Patnos Lisesi civarında bulunan Atatürk Bulvarı'nda gezerken yanlarına yaklaşan 04 P 1157 plakalı Hundai marka sivil bir araçta bulunan ve İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde görevli Hüseyin adlı polis memuru tarafından sözlü hakarete uğradıklarını ve "burada dolaşmayın yoksa ayaklarınızı kırarım" şekliden tehdit edildiklerini iddia etti.
Aralık 2000'de İzmir Konak Meydanı'ndaki bir basın açıklaması sonrasında Mücadele Birliği dergisi muhabiri iken gözaltına alınıp işkence gören Ercan Taşdemirler, bu olayla ilgili 21 polis hakkında açılan işkence davasının günü yaklaştıkça, cep telefonundan ölüm tehditleri aldığını söyledi.
İstanbul Bağcılar ve Ümraniye'de polis tarafından kaçırılarak tehdit edildiklerini ve cinsel tacize maruz kaldıklarını öne süren DEHAP'lı Pınar Peker ve Asiye Tekin, suç duyurusunda bulundu. Pınar Peker adlı DEHAP üyesinin 18 Nisan 2003 günü Bağcılar'da yürürken sivil polisler tarafından araca bindirilerek kaçırıldığı ve bir süre arabanın içinde sorgulandığı, Asiye Tekin'in ise 23 Nisan günü Ümraniye DEHAP'tan çıkarken parti binası önünde duran sivil araca zorla sokularak kaçırıldığı, gözleri bağlı şekilde bilinmeyen bir yere götürülerek bir gece boyunca sorgulandığı belirtildi. Peker ve Tekin'in DEHAP'a gitmemeleri için ölümle tehdit edildiği ve iki kadının cinsel tacize uğradıkları da belirtildi.
Van'ın Başkale'ye bağlı Esenyamaç Köyü'nde 5 Nisan'da roket patlamasında hayatını kaybeden Daştan Korkmaz ve Nihat Çeri'nin akrabalarının da aralarında bulunduğu 6 kişi gözaltına alındı. Köylülere, "Basına neden bilgi verdiniz? Neden köye heyet getirerek, yürüyüş yaptınız?" diye soran jandarma, köylülerin jandarma hakkındaki suç duyurusundan çekilmelerini istedi.
Muş'ta zihinsel engelli Abdullah Şahin, 'Yaşasın PKK' sloganı attığı gerekçesiyle tutuklanarak, Bulanık Cezaevine konuldu. Şahin'i cezaevine götüren polisler, aldıkları benzinin parasını da Şahin'in ağabeyi Abdurrahman Şahin'den aldı. Ağabey Şahin, tutuklamaya itiraz ettiğini, ancak Malazgirt Cumhuriyet Savcısı'nın, kendisini 'Fazla konuşursan seni de içeri atarım' diye tehdit ettiğini söyledi.
GÖZALTILAR
ADANA: Seyhan İlçesi'ne bağlı Ova Mahallesi'nde evlere baskın düzenleyen polis tarafından Emine Çığ ve Remzi Aslan; Seyhan İlçesi'nde, polisin evlere yaptığı baskın sonucu, Çukurova Üniversitesi öğrencileri Yalçın Aslan ile Özer Erenler;
ANKARA: Kendilerini ABD Ankara Büyükelçiliği bahçesinin demir parmaklıklarına zincirleyerek savaş karşıtı eylem yapan Halkevleri üyesi 6 kişi; 'Hayta' adını verdiği köpeğiyle birlikte savaşı protesto etmek için yürüyen emekli vatandaş İlhami Aydın; ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ı bakanlık önünde protesto etmek isteyen 20-30 kişilik gösterici grubu; Powell ve ABD aleyhinde protesto gösterisi yapan 4 kişi; Powell'ın Çankaya Köşkü'ndeki buluşması sırasında köşkün önünde pankart açmak isteyen Greenpeace üyesi 5 kişi; Bazı evlere baskın düzenleyen Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından üniversite öğrencileri Banu Bekişoğlu, Koray Özdemir, Yusuf Bayraktar, Evren Uzun, Musa Arı ve Birgül Uzun; Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından aralarında ev kadınları, üniversite öğrencileri ve esnafların da bulunduğu 10 kişi;
AYDIN: Kuşadası ilçesinde, çevreye rahatsızlık verdikleri gerekçesiyle Hakan Akkaya ve Ali Elcik;
DİYARBAKIR: Kayagediği Köyü'nde, daha önce okul idaresi tarafından uyarıldıkları halde çocuklarını ilköğretim okuluna göndermedikleri tespit edilen Z.K, İ.Y. ile Z.K.; EMEP üyeleri, "Emperyalist saldırganlığa, kölelik düzenine karşı 1 Mayıs" yazılı afişleri Şehitlik ve Bağlar semtinde asarken;
ÇANAKKALE: Ezine ilçesinde, yurtdışına çıkış hazırlığı yapan 26 göçmen;
EDİRNE: Kaçak olarak sınırı geçmek isteyen, 74'ü yabancı uyruklu toplam
76 kişi; Merkeze bağlı Kapıkule mevkiinde ve İpsala ilçesine bağlı Turpçular
köyünde yapılan kontrollerde kaçak yollardan Yunanistan'a gitmek isteyen Fas ve
Cezayir vatandaşı 7 kişi; Merkeze bağlı Bosnaköy'de, İpsala ilçesine bağlı
Sultan beldesi ve Meriç ilçesine bağlı Adasarhanlı ile Akçadam köylerinde
yapılan kontrollerde, Yunanistan'da polis tarafından yakalanıp sınır dışı
edilen 40 kişi; Sınırı geçmek isteyen 57 yabancı uyruklu; Höyüklütatar
Köyü'ndeki ikinci derece askeri yasak bölgede 18 Somali; İpsala İlçesi'ne bağlı
Sarıcaali Köyü'nde birinci derece askeri yasak bölgede 7 Gürcistan ve 1 Irak
vatandaşı;
ESKİŞEHİR: Osmangazi Üniversitesi'nde konferans salonunda bulunan
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'ı protesto eden 2 öğrenci;
HATAY: Yayladağı İlçesi yakınlarında Suriye'den kaçak gelen Somali, Filistin ve Hindistan vatandaşı 7 kişi ile bunlara yardımcı oldukları belirlenen iki kişi jandarma tarafından;
İSTANBUL: Kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik eylem hazırlığında
oldukları ileri sürülen 'Komünist İşçi Hareketi' adlı örgüte yönelik
operasyonlarda, Kadıköy ve Ümraniye'deki 2 eve baskın yapan polis tarafından
örgütün 15 üyesi; Uzun Yürüyüş Dergisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali
Varış; Kartal'da bir eve yapılan baskında polisler tarafından 2 kişi;
Eğitim-Sen'in düzenlediği savaşı protesto eyleminden ayrı olarak ABD'nin
İstanbul Başkonsolosluğu'na gelerek giriş kapısına yumurta atan 2 kişi; Taksim
Odakule'de toplanarak Amerikan Konsolosluğu önünde basın açıklaması yapmak
üzere yürüyüşe geçen ve Özgür Gençlik üyesi olduğunu açıklayan 16 kişi; Yeni
Atılım gazetesi çalışanlarından Necati Abay; Şişli'de düzenlenen Barış
Mitingi'nden sonra, polisler tarafından yapılan ev baskınlarında TAYAD Yönetim
Kurulu üyesi Orhan Eski ile üyeler Fadik Adıyaman ve Mehmet Kocalar ve
TAYAD'lıların arasında bulunan Hıdır Gül isimli bir kişi; Taksim'de ABD'nin
Irak'ı işgalini protesto etmek isteyen gençlerden 21 kişi; Ümraniye'de Alınteri gazetesi okurlarından
Şafak Kurt ve Yılmaz Güneş; Yeni Atılım gazetesi Kartal Temsilcisi Kamber
Saygılı; Emeğin Partisi Bağcılar İlçe Örgütü üyeleri Güneşli'de bulunan
Ayka-Tekstil Fabrikası önünden bildiri dağıtırken; 1 Mayıs'a yönelik Taksim'de
afiş yapmak isteyen İşçi-Köylü gazetesi çalışanlarından Yılmaz Bozkurt ve Tohum
Kültür Merkezi çalışanlarından Tayyar Eroğlu, Alev Haner ve Emine Akkış;
Fatih'te 6 kişi Ezilenlerin Sosyalist Platformu imzalı afişleri asarken; AKP
Konak ilçe binasında basın açıklaması yapmaları engellenerek 20 öğrenci;
İZMİR: Basmane semtinde, bir eve yapılan baskında Hayat İzgi, Celal Gezik, Halil Poyraz, Deniz Poyraz, Halim Güneş, Ramazan Kaya ve Mehmet Budak; Konak İlçesi'de düzenlenen savaş karşıtı eyleminde, İHD İzmir Şube Başkanı Av. Mustafa Rollas, İHD yöneticisi Ahmet Ballı, Av. Suat Çetinkaya ile arabuluculuk yapmak için AKP Binasına çağrılan Oktay Konyar'ın da aralarında bulunduğu 27 kişi;
KOCAELİ: Gebze İlçesi'nde,
Hizb-ut Tahir örgütüne yönelik operasyonda 7 kişi;
MARDİN: Kızıltepe İlçesi'nde
Kızıltepe Lisesi öğrencileri Hasan Budak, A. Kadir Yiğit ile Süleyman Ceylan,
Newroz kutlamalarına katıldıkları gerekçesiyle; 12 yaşındaki Sait Davulcu, dilencilik yaptığı gerekçesiyle polis
ekiplerince;
MERSİN: Erdemli ilçesinde gemiyle
yurt dışına gitmek isteyen 182 kişi; Erdemli İlçesi'nde Tırtar belde sahilindeki
kayalıklarda kendilerini almaya gelecek balıkçı teknesini bekleyen Doğu ve
Güneydoğu Anadolu illerinden gelen çoğu kadın ve çocuk 160 kişi;
MUĞLA: Bozburun Serçe
Limanı açıklarında Yunanistan'ın Rodos adasına kaçmak isteyen 8 Afgan, 2 Özbek
ve 1 Türkmen Marmaris Sahil Güvenlik Grup Komutanlığı tarafından;
ORDU: Ünye'de Atatürk Anıtına balyozla saldıran Ahmet Kaymak (20), çevredeki güvenlik güçleri tarafından; Kent merkezinde Halveti tarikatı mensuplarının zikir yaptığı iki eve Jandarma tarafından yapılan baskında 7 kişi;
SİİRT: Polis otosunun camlarını kırdığı gerekçesiyle Mehmet Emin
Efe;
ŞANLIURFA: Abdullah Öcalan'ın doğum gününde, ailesine destek sunmak için çeşitli illerden Amara Köyüne hareket eden Tutuklu Aileleri İnisiyatifi üyesi bir grup kadın Halfeti ilçesinde; Merkez Dağyanı Köyü'ne bağlı Büyük Mürdesi mezrası yakınlarına düşen füzeyi incirlik Üssü'ne götürmek üzere bölgeye gelen Amerikalı uzman ekiplerin araçlarına yumurta ve taş atan, köy muhtarı Mustafa Karakuş'un da aralarında bulunduğu Mahmut Kaya, Mahmut Karakuş, Ali Demirel, Ahmet Kaya, Hasan Uçar, İbrahim Kaya, Hüseyin Kaya, Hasan Aslan, Hüseyin Aslan, Ali Deniz, Hüseyin Çakmak, Hüseyin Abdan ve Hüseyin Kaya adlı 14 kişi 'darp ve nası ızrar' yaptıkları gerekçesiyle; 8 Mart Dünya Emekçiler Günü dolayısıyla Kadın Platformu tarafından düzenlenen basın açıklamasında slogan attıkları gerekçesiyle Yasemin Güneş, Aynur İmral ve Selime Peynir;
ŞIRNAK: Kuzey Irak'a
götürülen, ancak verilen süre içinde Türkiye'ye dönmeyen Serdar Akinan (Show
TV) ve Bengüç Özerdem adlı 2 gazeteci Habur Sınır Kapısından giriş yaparlarken;
İdil ilçesinde bağlı Yarbaş (Hespıst) köyüne operasyon düzenleyen İdil Jandarma
Taburu ekipleri tarafından Cemil Saka, Celal Çabuk, Ferhan Çabuk, Yusuf Uçar,
Ali Uçar, Tajdin Oruç ve Abduaziz Altay adlı 7 kişi; DEHAP üyesi Nezir Yılmaz
ve Salih Yılmaz;
VAN: Başkale ilçesinde, yurda kaçak yollarla giriş yapan yabancı uyruklu 8 kişi; Başkale'ye bağlı Esenyamaç Köyü'nde 5 Nisan'da roket patlamasında hayatını kaybeden Daştan Korkmaz ve Nihat Çeri'nin akrabalarının da aralarında bulunduğu 6 kişi gözaltına alındı.
TUTUKLAMALAR
ÇANAKKALE: Ezine ilçesinde, yurtdışına çıkış hazırlığı yapan 26
göçmeni bölgeye getirdiği belirlenen 1 kamyon sürücüsü ile kaçışı organize
ettikleri bildirilen 3 Türk;
İSTANBUL: Uzun Yürüyüş Dergisi Sorumlu
Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Varış; 17 Nisan tarihinde gözaltına alınan Yeni
Atılım gazetesi çalışanlarından Necati Abay, "son günlerdeki bombalama
eylemlerinin 'organizatörü'" olduğu yönündeki polis fezlekesi gerekçe
gösterilerek; Yeni Atılım gazetesinin Kartal Büro Temsilcisi Kamber Saygılı;
KASTAMONU: İnebolu Devlet Hastanesi'nde
görevli Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Güngör Çetinkaya, yeşil kartlı bir hastadan
ameliyat parası aldığı iddiasıyla;
MARDİN: Kızıltepe İlçesi'nde 21 Nisan günü gözaltına alınan Kızıltepe Lisesi öğrencileri Hasan Budak, A. Kadir Yiğit ile Süleyman Ceylan, Newroz kutlamalarına katılarak, "yasadışı slogan attıkları ve Öcalan'ın posterlerini taşıdıkları" gerekçesiyle;
MERSİN: DEAHAP Mersin Kadın Kolları yöneticileri Döne Güzel ve Terfa Arıç;
MUŞ: Zihinsel engelli Abdullah Şahin, 'Yaşasın PKK' sloganı attığı
gerekçesiyle;
SİİRT: Kurtalan-Batman arası servis yapan minibüs şoförü ve muavini, araçta yolcu olarak bulunan bir sivil polis tarafından, Kürtçe kaset çaldıkları için;
ŞANLIURFA: 8 Mart Dünya Emekçiler Günü dolayısıyla Kadın Platformu tarafından düzenlenen basın açıklamasında slogan attıkları gerekçesiyle gözaltına alınan Yasemin Güneş, Aynur İmral ve Selime Peynir, TCK'nın 169. maddesi uyarınca "yasadışı örgüte yardım ve yataklık" iddiasıyla; Şanlıurfa ve Mardin'de slogan attıkları için 10 kişi tutuklandı.
GÖZALTINDA ÖLÜM
Limter-İş Sendikası eğitim uzmanı Süleyman Yeter'in gözaltında ölümüne sebebiyet verdikleri gerekçesiyle yargılanan 3 eski polisten biri 4 yıl 2 ay ağır hapis cezasına çarptırılırken, biri beraat etti, birinin dosyası da ayrıldı. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada mahkeme sanık Mehmet Yutar'ı 'kastı aşarak kasten adam öldürmek' suçundan 10 yıl ağır hapse çarptırarak, TCK'nin 463. maddesi uyarınca 5 yıl ağır hapis cezasına indirdi. Mahkemedeki iyi halini dikkate alarak Yutar'ın cezasını 4 yıl 2ay ağır hapis cezasına çeviren mahkeme heyeti, Yutar'ın 3 yıl boyunca kamu hizmetlerinden yasaklanmasını da hükme bağladı. Erol Erşan'ın beraatına karar veren mahkeme yakalanamayan Okuducu hakkındaki dosya ise ayırdı.
YERLEŞİM MERKEZLERİNE YÖNELİK BASKILAR
AĞRI: Doğubeyazıt ilçesine bağlı Gürbulak köyünde bulunan Jandarma Karakolu'na bağlı askerlerin, özellikle 3 Kasım seçimlerinin ardından DEHAP'a oy verdikleri gerekçesiyle köylülere baskı yaptığı iddia edildi.
ŞANLIURFA: ABD'ye ait Tomahawk füzesinin düştüğü Büyük Mırdese ve Konak köylerinin muhtarları, hava sahasını ABD ve İngiliz uçaklarına açan devlet yetkilileriyle füzeyi atan ABD yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulundu.
ŞIRNAK: İdil ilçesinde bağlı Yarbaş (Hespıst) köyüne operasyon düzenleyen İdil Jandarma Taburu ekipleri, giriş çıkışları kontrol altına aldı ve köyde bulunan erkekleri köy meydanında toplayarak evlerde arama yaptı. Aramalara ilişkin herhangi bir gerekçenin sunulmadığı kaydedilirken, köy meydanına toplanan köylülerden Cemil Saka, Celal Çabuk, Ferhan Çabuk, Yusuf Uçar, Ali Uçar, Tajdin Oruç ve Abduaziz Altay gözaltına alındı. Köylülerin, İdil Jandarma Tabur Komutanlığı'na götürüldüğü bildirildi.
VAN: Bostaniçi Beldesi DEHAP'lı Belediye Meclis Üyesi Hazım Bozkurt, jandarmanın sık sık evini basmasının kabusa döndüğünü belirterek savcılığa baş vurdu. Hazım Bozkurt, Gürpınar İlçesi'nden 1993'te Bostaniçi Beldesi'ne yerleştiğini belirterek, evlerine askerler tarafından sürekli bakın düzenlendiğini söyledi. Bozkurt, 'Son olarak da evim, 3 Nisan akşamı Belde Jandarma Karakolu'na bağlı askerlerce basılarak arandı. Sığınak olduğu gerekçesiyle evin içi kazıldı. Çocuklarım kokularından komşulara sığınmak zorunda kaldı. Ev eşyalarım etrafa saçılıp çamura bulandı' diye konuştu.
Başkale İlçesi Esenyamaç Köyü'nde, mayın
korkusu ve asker baskısı köylüyü bıktırdı. 5 Nisan günü Daştan Korkmaz ile Nihat
Çeri adlı çocuk çobanların öldürülmelerinin ardından, olaya karışan askerler
hakkında suç duyurusunda bulunan Esenyamaç köylüleri, askerler tarafından
tehdit edildiklerini ileri sürdü. Mayın ve askerlerin açtığı ateş nedeniyle
bugüne kadar 8 kişinin öldüğünü söyleyen köylüler, "Bu gidişle köyümüzü terk
edeceğiz" dediler.
CEZAEVLERİ
Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde 24 Eylül 1996 tarihinde tutuklulara yönelik yapılan saldırı sonucu 10 tutuklunun öldürülmesi, 23'ünün yaralanmasına sebep olan ve aralarında asker, gardiyan, polislerin bulunduğu 72 kişi hakkındaki davaya Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Tutuksuz yargılanan 72 sanıktan kimsenin katılmadığı duruşmada, müdahil vekilleri Av. Mesut Beştaş ile müdahil yakınları katıldı. Bir önceki duruşmada, müdahil avukatların, sanıkların ve mağdurların yüzleştirilmesi talebini değerlendiren mahkeme heyeti, Diyarbakır Cezaevi'nde yaşanan olayların üzerinden 7 yıl geçmesinden ve sanıkların olay tarihinde üniformalı polis ve jandarma olması nedeniyle teşhisin yapılamayacağı gerekçesiyle avukatların talebini reddettiğini açıkladı. Hiçbir sanığın duruşmaya katılmadığına dikkat çeken müdahil avukatlar, sanıkların getirilmesini talep etti. Mahkeme heyeti ise daha önceki duruşmalarda adı geçen sanıklar ile İl Jandarma Komutanlığı ve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde olay günü görevli olanların listesinin farklı olması nedeniyle karışıklığın giderilmesi ve olay günü görevli polis ve jandarma listesinin tekrar istenmesi amacıyla duruşmayı 5 Mayıs 2003 tarihine erteledi.
Şanlıurfa'ya bağlı Hilvan Kapalı Cezaevi'nde bulunan ve cezaları tamamlanmak üzere olan 9 siyasi hükümlü, herhangi bir gerekçe göstermeden Halfeti Kapalı Cezaevi'ne sevk edildi. Sevk edilen hükümlü serdar Yardımcı'nın babası edip Yardımcı, 'Oğlum Bartın E Tipi Cezaevi'nde kaldı. Sevkini 1 milyardan fazla para harcayarak 5 ay önce gerçekleştirdik. Cezası az kaldığı için Hilvan'a sevk edilmişti. Ama şimdi hiçbir gerekçe yokken tahliyesine 8 ay kalmışken Halfeti'ye gönderildiler' dedi. Cezaevinin uzak olması nedeniyle görüşlere gitmekte zorlandıklarını anlatan Yardımcı, şöyle konuştu: 'Görüşlere gidişlerde zorlanmamızın yanı sıra, cezaevine götürdüğümüz eşyalar içeri alınmıyor. Ayrıca onlar da cezaevinde çeşitli zorluklar yaşıyorlar. Koğuşlarında olması gerektiren televizyon, radyo, gazete, gibi iletişim araçları yok. Bu olumsuzlukların yaşanması nedeniyle oğlum ve arkadaşlarının tekrar Hilvan kapalı Cezaevi'ne sevk edilmesini istiyorum'.
Malatya Cezaevi'nde bulunan ve tecrit uygulamalarını protesto etmek amacıyla açlık grevine başlayan 45 tutukluya, 6 ay açık görüş yasağı getirildi. Tutuklu yakını Ahmet Demir, görüş yasağı dışında telefon ve mektuplara da sınırlama getirildiğini söyledi.
Konya
Cezaevi'nde bulunan tutuklular adına açıklama yapan Welat Esen ve A. Rahman
Yıldırım, cezaevi idaresinin keyfi uygulamalarına maruz kaldıklarını
söylediler. Açıklamada, cezaevi idaresinin 4 aydan beri tutukluların ilaç
ihtiyaçlarını karşılamadığı belirtilerek, hayati derecede hastalığı olan
tutukluların tedavi edilmediği belirtildi. Açlık grevine tutukluların da tehdit
ve tecrit edildiği kaydedilen açıklamada, tutuklu yakınları ile yapılan
görüşmelerin yasadışı şekilde dinlendiği ve görüşmelerde Kürtçe'nin yasaklanıp
Türkçe konuşma zorunluluğunun getirildiği ifade edildi. Ayrıca, Cezaevi 1.
Müdürü Necmi Üçler tarafından tutukluların tehdit edildiği iddia edildi.
Tutuklulara yönelik bir saldırı olursa bunun sorumlusunun Cezaevi 1. Müdür
Necmi Üçler olacağı belirtildi.
Erzurum Özel Tip Cezaevi'nde, provokasyon ortamı yaratılmaya çalışıldığı belirtildi. Yaratılan bu ortamda ciddi sağlık sorunları yaşadıklarına dikkat çeken tutuklular şunları kaydetti: "Birçok arkadaşımızda çeşitli hastalıklar baş gösterdi ve 30 arkadaşımızda Hepatit-B şüphesi olduğu revir doktoru tarafından kabul edildi. Buna rağmen, 'Kan tahlilleri için para vermeniz gerekiyor' denilerek arkadaşlarımızın tedavileri yapılmıyor. Hepatit-B teşhisi konulan 5 arkadaşımız ise tecrit edilerek tedavileri yapılmıyor. Hücrelerde baş gösteren hastalıklara karşı bir sağlık taraması ve Hepatit-B aşısı yapılması yönündeki talebimiz idare tarafından reddedildi." İdarenin iletişim haklarını da kısıtladığının belirtildiği açıklamada, Adalet Bakanlığı'nın yayımladığı genelge ile mahkumlara tanıdığı haftada 5 saat sohbet, 5 saat spor ve kütüphaneyi kullanma hakkının idare tarafından uygulanmadığı ifade edildi.
Bolu F Tipi Cezaevi yönetiminin, F Tipi cezaevleri açılırken uygulanacağı sözü verilen ve Adalet Bakanlığı'nın imza attığı hiçbir uygulamayı yerine getirmediği ileri sürüldü. Eşini ziyaret etmek için açık görüş günlerinde cezaevine giden bir kadın, akşam ve sabah sayımlarında mahkumlara cezaevi kıyafeti giydirilerek, toplama kamplarında olduğu gibi isimleri okunduktan sonra 'Buradayım' diye yüksek sesle bağırmaları istenerek sayım yapıldığını savundu. Sayım sırasında mahkumların kişilik haklarının ayaklar altına alındığını ifade eden tutuklu eşi şunları söyledi: ' Bir kişinin yaptığı ve cezaevi yönetiminin keyfi uygulaması ile suç sayılan bir hareket karşısında koğuştaki mahkumlar, bazen de cezaevindeki bütün insanlar cezalandırılıyor. Bu cezalar, açık görüş ve bayram ziyaretlerinden men, telefon yasağı, kapalı görüş yasağı ve mektup cezası şeklinde olabiliyor. Mahkumlar, paralarını ödedikleri kantin ürünlerini gardiyanların elinden 'Yemeseniz olmaz mı?', 'Giymeseniz olmaz mı?' minnetleriyle alabiliyorlar.' Tutuklu yakınları, cezaevindeki eş ve dostlarına en çok 3 kitap getirebiliyorlar. Yeni getirilen 3 kitabın ancak daha önce getirilmiş olan kitapların verilmesi şartıyla cezaevine girmesine izin veriliyor.Tutuklulara ulaştırılmak üzere yakınlarının gardiyanlara verdiği kitap, mektup gibi malzemeler çoğu kez günler sonra veriliyor. Bununla da kalınmayarak, koğuşların bahçeye açılan kapısı gündüz saat 16.00'da kapatılıyor. Mahkumların hava alma hakkı da engelleniyor.
Bitlis Cezaevi'nde bulunan siyasi tutuklukluların yakınlarının, Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurarak yakınlarına zorla temizlik yaptırıldığı ve işkenceye tabi tutuldukları gerekçesiyle infaz koruma memurları hakkında suç duyurusunda bulundukları öğrenildi. Bunun üzerine harekete geçen savcılık, cezaevindeki tüm infaz koruma memurları hakkında soruşturma başlattı.
Tecridi protesto ederek tutuklu bulunduğu Ümraniye Cezaevi'nde kendini yakan ve ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Mehmet Aslan, tedavi edilmediği için yaşam mücadelesi veriyor. Mehmet Aslan'ın avukatı İlhami Sayan da, müvekkilinin cezaevinde görevli askerlerin keyfi tutumları nedeniyle bir başka hastaneye sevk edilmediğini belirtti. Sayan şunları da söyledi: ''Başsavcıyla görüşerek müvekkilimin sevkini istedim. 'Elimden bir şey gelmiyor, müvekkilinin sevki doktor raporuna bağlı' dendi. Hastane doktorları ve hemşireleriyle konuştum. Biri bana, 'Bu hastanede yanık ünitesi yok, müvekkilinizin sevki için hemen rapor verelim. Nakil kağıdını da yazalım. Bu insanın yaşadığı dramdan bizde acı çekiyoruz. Daha öncede naklini istedik ancak askerler kabul etmiyor' dedi. Bu da gösteriyor ki müvekkilime yönelik bir durum söz konusu.' Sayan bu tavrın sürmesi halinde görevli güvenlik güçleri hakkında suç duyurusunda bulunacağını da ifade etti.
Iğdır Cezaevi'nde tutuklu bulunan kapatılan HADEP Iğdır Merkez İlçe ve Gençlik Kolları yöneticileri Mehmet Çirka, Ufuk Demir, Selahattin Filizkıran, Mehmet Alp, M. Emin Aladağ, Barış Kaya, Mehmet Salur, Resul Gür, Levent Taştan, Erkan İpek, Rıza Yılmaz ile Boran Yargı yakınları aracılığıyla İHD Van Şubesi'ne başvurdu. Gözaltında kötü muameleye maruz kaldıklarını bildiren tutuklular, cezaevine heyet gönderilmesini istedi.
"Örgüte üye olmak"tan 3 yıldır tutuklu bulunan ve doktor raporlarıyla ağır diyabet hastası olduğu kanıtlanan Ufuk Keskin'in babası Fahrettin Keskin, oğlunun yaşamının tehlikede olduğunu belirtti. Keskin, "İlaçlarını alamayan, düzenli beslenemeyen oğlum bir de duruşmada güvenlik görevlileri tarafından dövülüyor. Her an komaya girip ölebilir" dedi.
Müvekkilleriyle görüşmek üzere 19 Temmuz 2002 tarihinde Metris Cezaevi'ne giden Avukatlar Gülden Sönmez ve Sevim Aniktar'a darp uygulayan Cezaevi Müdürü Özen Korkmaz ve yardımcıları Ali Gökçe, Abdugafur Okuyan ve Ahmet Atıcı hakkında Türk Ceza Kanunu'nun memurlara ilişkin hakaret ve darp cürümlerini düzenleyen hükümleri uyarınca Bakırköy 8. Asliye Ceza mahkemesinde dava açıldı. Söz konusu olayda, müvekkilleriyle görüşmek üzere cezaevine giden Avukat Gülden Sönmez ve Avukat Sevim Anitkar'a Cezaevi Müdür ve yardımcıları tarafından darp uygulanmış ve her iki Avukat üçer günlük iş göremez raporu almışlardı.
PKK adına eylem yaptığı gerekçesiyle 1995 yılında Adana'da tutuklanan ve şu anda Bitlis Cezaevi'nde bulunan Cengiz Baytar'ın annesi Naime Baytar, oğlunun tek kişilik hücrede tutulduğunu ve baskı yoluyla Kuzey Irak'a operasyona gönderilmek istediğini iddia etti.
CEZAEVLERİNDE ÖLÜM
Tutuklu bulunduğu Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi'nde kanser hastalığında yakalanan Hacer Kaya, 5 Nisan 2003 günü yaşamını yitirdi. Adli Tıp Raporu olduğu halde kızının tahliye edilmediğini belirten Kaya'nın babası Rustem Kaya, "Bu bir insanlık dramıdır. İstanbul 6 No'lu DGM Hakimi Metin bey bana 'Adli tıp raporu getirin çocuğunuzu bırakalım' dedi. Biz adli tıp raporu aldığımız halde yine tahliye edilmedi. Çocuğumun son bir gününü evinde geçirmesini bize çok gördüler" dedi.
Diyarbakır'ın
Lice İlçesi Kapalı Cezaevi'nde Mehmet Galip Yıldırım (23), psikolojik
rahatsızlığı nedeniyle girdiği bunalım sonucunda cezaevi tuvaletlinin tavanına
astığı elektrik kablosuyla intihar etti. Yıldırım'ın askeri firar suçundan 5 ay
hapis cezasına mahkum olduğu, intihar olayıyla ilgili soruşturmanın
sürdürüldüğü belirtildi. Bu arada, M. Galip Yıldırım'ın babası Abdulkadir
Yıldırım, oğlunun öldürüldüğünü ileri sürdü. Diyarbakır'ın Kulp İlçesine bağlı
Düzce Köyü'nde oturan baba Yıldırım, oğlunun 18 Mart 2003 tarihinde tutuklanıp
Lice Cezaevine konduğunu, 26 Mart günü de 'Elektrik kablosu ile intihar etti'
denilerek, cenazesinin kendisine teslim edildiğini söyledi. Oğlunun yıllar önce
psikolojik sorunlar yaşadığını ve tedavi gördüğünü anlatan baba
Yıldırım,'Oğlumun askerlik çağı gelmişti, hasta olduğuna dair raporlarının
olmasına rağmen onu askere aldılar. Orada hasta olduğu fark edilince askeri
hastaneye kaldırıldı ve 3 aylık hava değişimi izni aldı. Üç ay sonra gittiğinde
tekrar 3 aylık hava değişimi aldı. Üçüncü kez birliğine gittiğinde bu kez askere
elverişsizdir denilerek çürük raporu verildi ve terhis edildi. Askerden
geldikten sonra olumun hastalığı devam etti.' diye konuştu. Kulp Jandarma
Komutanlığı tarafından görevlendirilen korucuların, 8 Ocak 2003 tarihinde
oğlunun gözaltında iken işkenceye maruz kaldığını da anlattı: 'Oğlumu alıp
Kulp'a götürdüler 4 gün boyunca ağır işkencelere maruz kaldı. Gözaltındayken
jandarmaya gittim ve Galip'in hasta olduğunu, gözaltına alınacak biri
olmadığını söyledim. Ancak beni dinlemediler. Daha sonra hiçbir şey söylemeden
serbest bırakıldı. Gözaltında gördüğü işkenceler sonucu hastalığı epeyce
ilerlemişti. Aradan yaklaşık 2 ay geçtikten sonra 18 Mart günü askerler tekrar
almaya geldi.' Oğlunun gözaltı gerekçesi olarak kendisine 'Askerdeyken
kendisine hava değişimi olarak verilen 3 aylık süreyi ihlal ettiği'nin
gösterildiğini aktaran baba Yıldırım, şöyle konuştu: 'Askerlere oğlumun hasta
olduğunu söyledim. Tüm direnmelerimize rağmen askerler, kesin emir aldıklarını,
onu götüreceklerini söylediler ve götürdüler. Peşinden bende Kulp'a gittim ve
jandarma komutanlığı ile savcılığa başvurdum ama tüm çabalarıma rağmen oğlumu
göremedim. Savcı bana oğlumun geçmişten kalan bir ceza nedeniyle 2 aylık
cezasının kaldığını bu nedenle cezaevine konulduğunu söyledi. Savcının söyledikleri
üzerine Lice Cezaevi'ne gittim ve Galip ile görüştüm. Daha sonra cezaevi müdürü
ile görüştüm ve Galip'in durumunu anlattım. Hastalığı nedeniyle iyi bakılması
gerektiğini söyledim. Ancak, oğlum 26 Mart'ta ölü olarak bize teslim edildi.'
Oğlunun intihar ettiğine inanmadığını belirten Yıldırım, oğlunun işkence ile
öldürüldüğünü öne sürerek, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacağını
belitti. Bu arada, Mehmet Galip Yıldırım'ın cezaevi yetkililerinin ihmali
sonucu öldüğü ileri sürüldü. Yıldırım'a ölmeden 4 gün önce verilen doktor
raporunda, 'Şahsın intihar tehlikesi bulunduğu, bu nedenle Diyarbakır Devlet
Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne sevk edilmesi gerektiği' belirtilmesine
rağmen, cezaevi idaresinin raporu dikkate almadığı kaydedildi.
DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ
Mehmet Karıncakalesi'nin, Toplumsal Dönüşüm Yayınları'ndan çıkan ve siyasetteki yozlaşmayı, yolsuzlukları, halkın nasıl kandırıldığını anlatan "Vekiller Nereye Koşuyor" adlı kitabı hakkında, TBMM'yi neşren tahkir ve tezyif iddiasıyla dava açıldı. Karıncakalesi, şiirsel bir anlatım ve hicivle siyasetin resmini çekmeye çalıştığını, hakaret amacı gütmediğini söyledi.
Dayanışma
gazetesi Sorumlu Yazı işleri Müdürü Ersin Sedefoğlu, daha önce Fatih 2. Asliye
Ceza Mahkemesi tarafından 5 milyar lira
ağır para cezası ile sonuçlandırılan davanın ardından, gazetenin 15
Aralık 2001 tarihli bir yazısı hakkında bu kez İstanbul 6 No'lu DGM tarafından
dava açıldığını bildirdi. Sedefoğlu ayrıca, 'Gazetenin yazı işleri müdürü
olarak 16 Ocak'ta hakkımda gıyabi tutuklama kararı çıkartıldı. İki buçuk aydır
aranmama rağmen 2 Şubat tarihinde 3 No'lu DGM tarafından ikamet ettiğim ev ve
bina hakkında arama ve yakalama kararı çıkartıldı. Evim basıldı. Gözaltında
gerekli işlemler zamanında yerine getirilmedi' dedi.
Ankara'da Keçiören Toygar Börekçi İlköğretim Okulu'nda, barış konulu ders işlenirken, 9 yaşındaki öğrencinin yaptığı 'savaşa hayır' yazılı resmi sınıfın ve koridorun panosuna asan öğretmen Nazan Kılıçaslan hakkında, 'siyasi propaganda yaptığı' gerekçesiyle okul idaresince soruşturma açıldı.
Grup Yorum'un 'Şarkışla' ve 'Dalga Dalga' adlı parçalarını çalarak, 'Halkı sınıf farkı gözeterek ayrımcılığa teşvik ettikleri' iddiasıyla haklarında Ankara DGM tarafından dava açılan Özgür Radyo Genel Yayın Yönetmeni Üstün Alpay ve radyo çalışanı Ali Alkan ilk duruşmada beraat etti.
DEHAP'lı
2 milletvekili adayının 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde, Erzurum'un Tekman
ilçesinde yaptıkları konuşmada, 'halkı sınıf, ırk, din, mezhep, veya bölge
farkı gözeterek, düşmanlığa açıkça tahrik ettikleri' iddiasıyla yargılanmasına
Erzurum DGM'de başlandı. Tutuksuz yargılanan sanıklardan Zeliha Dündar DGM'deki
savunmasında, konuşmasının bölücü nitelik taşımadığını belirterek, suçsuz
olduğunu söyledi ve beraatını istedi. Bedri Fırat ise, yaptığı konuşmanın seçim
öncesi her parti adayının yaptığı konuşmayla aynı içerikte olduğunu, fakat
kendisinin DEHAP adayı olmasından dolayı tepki topladığını söyledi. Mahkeme
Başkanı Bayram Yılmaz, eksiklerin giderilmesi ve tanık ifadelerinin alınması için
duruşmayı erteledi.
DEHAP
Siirt Merkez ilçe Kongresi'nde sarı-kırmızı-yeşil renkte eşarp takan Susin Aksu
ve Ayşe Oran, 'PKK-KADEK'in propagandası yaptıkları' iddiasıyla polise ifade
verdi.
Muş'un
Malazgirt İlçesi'nde Kahvehaneci Tayyar Yanar, yapılan polis günü etkinlikleri
sırasında İstiklal Marşı okunurken, kahvehanenin önünde oturan köylülerin ayağa
kalkmaması nedeniyle kendisine ceza verildiğini söyledi. Kutlamalar sonrasında
polislerin geldiğini belirten Yanar, ''Polisler, 'Kahvenin önünde oturanlar
niçin ayağa kalkmadı? İkinci bir emre kadar kahvehanenin önüne masa sandalye
çıkartmayacaksın, bu senin cezan' deyip gittiler'' diye konuştu. Cezanın
haksızlık olduğunu vurgulayan Yanar, "Ben köylüleri ayağa kalkmaları için
uyardım, ama beni dinlemediler. Cezanın kaldırılması için Emniyet Müdürlüğü'ne
başvuracağım" dedi.
Gazeteci Neşe Düzel ve Radikal gazetesi sorumlu Yazıişleri Müdürü Hasan Çalkarkurt, "mezhep farlılığı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek" suçundan yargılandıkları davadan beraat ettiler.
Radyo Dünya'nın Genel Yayın Yönetmeni Sabri Ejder Öziç'e, "Kürt Dili ve Edebiyatı Tarihi" adıyla program yaptığı için dava açıldı. Yasa ve yönetmelikle Kürtçe yayın hakkının yalnızca TRT'ye verildiği, Öziç'in de "emirlere uymadığı" iddiasıyla açılan dava 18 Nisan'da Adana 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nde görüldü.
Eğitim-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Abdullah Demirbaş hakkında Medya TV'de yaptığı Kürtçe konuşma nedeniyle, Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu tarafından verilen meslekten ihraç kararı, Sivas İdare Mahkemesi tarafından bozuldu.
Trabzon'da 2002 yılında 1 Eylül Dünya Barış Günü kutlamaları sırasında denize çelenk bıraktıkları ve bir çay bahçesinde barış şarkıları ve şiirleri seslendirdikleri için haklarında toplam 21 yıl hapis cezası istenen yedi insan hakları savunucusu beraat etti. KESK'e bağlı sendika yöneticileri Mustafa Boz, Celal Akaç, Ziraatçılar Derneği Başkanı Behzat Şahin, İHD yöneticileri Sinan Kutay ve Gültekin Yücesan, Mazlum-Der yöneticisi Kadir Sağlam ile Hak-İş temsilcisi Reşat Rey hakkında açılan dava Trabzon 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü.
Anayasa Mahkemesi tarafından bir süre önce kapatılan HADEP 2. Olağanüstü Kongresi'ndeki konuşmalarından dolayı, eski Genel Başkan Ahmet Turan Demir'in de aralarında bulunduğu 4 HADEP'liye soruşturma açıldı. Ankara DGM Savcılığı tarafından başlatılan soruşturmada, gerekçe olarak kongrede yapılan konuşmaların içeriği gösterildi. Soruşturma kapsamında; partinin o dönem Genel Başkanı olan Ahmet Turan Demir, partinin Genel Sekreteri Ahmet Şeker, Genel Başkan Yardımcısı Muzaffere Akad ile Diyarbakır delegesi Zeki Doğrul'un kongrede yaptıkları konuşmalardan dolayı DGM Savcılığına ifade vermeleri istendi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları
Günü'nde, sendikal hak yürüyüşü nedeniyle 15'er ay hapse mahkum edilen ve
aralarında KESK yöneticilerinin de bulunduğu 35 sendikacının cezalarının
onanmasını istedi. KESK'e bağlı sendikalar 7 Haziran 2000'de Ankara Kızılay'da
gündemdeki sendika yasasını protesto etti. Grevli ve toplusözleşmeli sendikal
hak için yapılan yürüyüş dava konusu oldu. Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi,
sanıkları arasında TSİP, ÖDP ve kapatılan HADEP yöneticileriyle Eğitim-Sen
Genel Başkanı Alaattin Dinçer'in de bulunduğu davayı geçen yıl 10 Aralık'ta
bitirdi ve sanıkları mahkum etti. Mahkeme, sanıklara 1 yıl 3'er ay hapis ve
118'er milyon lira para cezası verdi. 'Kişilikleri, geçmiş halleri, suç
eğilimlerine göre ileride bir daha suç işlemekten çekinecekleri hakkında kanaat
oluşmadığı' gerekçesiyle de cezaları ertelemedi. Sanıklar, AB'ye uyum
yasalarını da gerekçe gösterip Yargıtay'a başvurdu. Yargıtay Başsavcılığı
temyiz incelemesini tamamladı. Savcı Baki Çoban, 8'inci Ceza Dairesi'ne
gönderdiği tebliğnamesinde "Yapılan yargılama, toplanan delillere, uygulama ve
takdire göre temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine, usul ve kanuna
uygun hükmün onanmasına" karar verilmesini istedi. Dava kapsamında Yargıtay
kararıyla gelecekleri belirlenecek KESK yöneticisi sanıklar şunlar: Murat
Algül, Ali Kitapçı, Iraz Emel Kitapçı, Ergün Cengiz, Abdullah Aydınlı, Gülnaz
Ulusoy, Gülseren Sarıpınar, Nazım Alkaya, Mahmut Konuk, Mümtaz Başar, Erkan
Sümer, Esin Yelekçi, Timur Aytek, Veysel Yıldız, Y. Kenan Kaya, Cem Bilici,
Yusuf Uyan, M. Cengiz Faydalı, Sefa Koçoğlu, Bedri Tekin, Kazım Arslan, Abidin
Kandeyer, Nedime Korkmaz, Nurettin Kılıçdoğan, ÖDP yöneticileri Haydar Kaya ve
Yıldırım Kaya, Ahmet Turan Demir (kapatılan HADEP Genel başkanlarından), Sezai
Kaya, Alaattin Dinçer, Turgut Koçak (TSİP Gn. Bşk.), Hasan Hayır, Mehmet
Karaaslan, Sevil Fürgen Erol, Cevat Han Özdemir ve Hüseyin Gül.
Eğitim-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Abdullah Demirbaş, Tes-İş Diyarbakır 1 No'lu Şube Başkanı Ali Öncü'nün kamuoyuna açıkladığı, "Savaşa Karşı Barış Deklarasyonu"nu okuduğu iddiasıyla soruşturmalık oldu.
İSTENEN CEZA
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Malatya'da yayımlanan "Medeniyet" gazetesi köşe yazarı Ramazan Keskin'in, "İslamın Nuru Bakidir" adlı makalesinden dolayı TCK'nın 312. maddesi uyarınca mahkum edilmesini talep etti. Daire, TCK'nın 312. madde gereğince 1-3 yıla kadar hapis istemiyle hakkında dava açılan Keskin'e, Malatya 2 No'lu DGM'ce verilen beraat kararını bozdu. Keskin, "Medeniyet" gazetesinde kaleme aldığı makalesinde, "Müslümanların örtüsünden rahatsız olanların Türkiye topraklarını terk ederek kendilerine yeni bir ülke bulmaları"nı istemişti. Malatya DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, "Basın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiği" gerekçesiyle, dava açmış ve Keskin, sonunda suçsuz bulunmuştu. Karara, DGM Cumhuriyet Savcısı itiraz edince, dava dosyası Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nde yeninden incelendi. Daire, yerel mahkemenin kararını oybirliği ile bozarak, dosyayı ilgili mahkemeye iade etti. Bozma kararı üzerine gazeteci Ramazan Keskin yeniden yargılanmaya başladı.
ABD İçişleri Bakanı Colin Powell'ın Ankara ziyaretini protesto etmek amacıyla Dışişleri Bakanlığı önünde gösteri yapan ve yumurta atan gruptan 10 kişi hakkında dava açıldı. Ankara Basın Savcısı Hamza Uçar, üniversite öğrencilerinin de aralarında bulunduğu 10 kişi için 3'er yıl hapis cezası istedi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 'Akıntıya Karşı Yazılar' adlı kitabın yazarı Doç. Dr. Fikret Başkaya ile kitabı yayıma hazırlayan 2 kişi hakkında, 'Cumhuriyeti ve devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif ettikleri' iddiasıyla 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. İddianamede, kitapta yer alan ve özellikle işkence olaylarıyla ilgili ifadelere yer verilerek, Başkaya ile birlikte Özden Bayram ve Maki Basın Yayın Şirketi'nin sorumlusu İsmet Erdoğan'ın mahkum edilmesini istedi.
VERİLEN CEZA
Yargıtay'ın 2 kez bozduğu kararda ısrar eden Mersin Ağır Ceza Mahkemesi, Nadire Mater'in 'Mehmedin Kitabı' adlı kitabının Çınar Gazetesi'nde yer alan 'Her Hafta Bir Kitap' adlı köşesinde tanıtımını yaptığı için, gazeteci Güler Yıldız'a TCK'nin 159.maddesine istinaden 'Devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif ettiği' gerekçesiyle 10 ay hapis ve 600 milyon lira para cezası verdi.
"Dilimiz Varlığımız, Dilimiz Kültürümüzdür" adlı kitapta yer alan yazılarda, TCK'nın 312/2 maddesinde yer alan "Irk ve bölge farklılığına dayanarak halkı, kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa, kin beslemeye, alanen tahrik etmek" suçunun işlendiğine kanaat getirilerek, kitabın yazarı Gülçiçek Günel'e 1 yıl 8 ay hapis, kitabın yayımcısı Aram Yayınları Sahibi Fatih Taş'a da 4 milyar 398 milyon 432 bin 280 lira ağır para cezası verildi.
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Bilici'ye, Günebakış Gazetesi'nde yayınlanan yazısında, "üniversitelerde rektörden, rektör yardımcısına, dekanlardan hocalara kadar herkesin rüşvet aldığı" ibaresine yer verdiği gerekçesiyle maaş kesme cezası verildi. Dr. Bilici, ise yazısında genel ifadeler kullandığını belirtti.
Hak ve Özgürlükler Partisi Genel Başkanı eski parlamenter Abdulmelik Fırat yaptığı bir basın açıklamasında, HAK-PAR Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Güçlü'nün 22.01.2002 günü Mersin Nobel Oteli'nde basın mensuplarıyla yaptığı bir söyleyişten ötürü Adana 2 No'lu DGM tarafından 1 yıl hapse mahkum edildiğini belirtti. Fırat açıklamasında, Güçlü'nün, basın mensuplarına, Kürt Sorununu Çözüm Girişimi Platformu adı altında sivil toplum inisiyatifi bünyesinde çalışmalarda bulunduğunu, Türkiye'nin siyasal sistemine ilişkin tespitler yaptığını ve bu sistemin demokratik olmadığını, Kürtlerin hak ve özgürlüklerden yoksun olduğunu ve bu yapı ile AB'ne girmenin zor olduğunu ifade ettiğini söyledi.
Kapatılan Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) Elazığ İl Örgütü'nün 12 Mayıs 2002'de düzenlediği etkinlikte söylenen Kürtçe türkü ve şarkılar nedeniyle 2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 81/3 maddesi uyarınca, "Türkçe'den başka dil kullanılması" hükmüne aykırı davranmakla suçlanan HADEP üyesi 6 kişiye toplam 6 milyar 500 milyon para cezası verildi.
Mardin Nusaybin'de "Biji DEHAP" slogan attıkları gerekçesiyle Hurşit Elçeoğlu, Behcet Elçeoğlu, A. Kerim Elçeoğlu, Muzbah Elçeoğlu ve Süleyman Yılmaz adlı 5 DEHAP'lı müşahit, 6'şar ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme hakimi, hapis cezasını birer buçuk milyar lira para cezasına çevirdi.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ
KAPATILAN/TOPLATILAN/YASAKLANAN
YAYIN VE ETKİNLİK
Yeniden Özgür Günden gazetesi hakkında, 'Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelere yer vermek ve bu şekilde milli güvenliği bozucu nitelikte yayın yapmak' suçlaması ile açılan davada, 5 gün kapatma cezası verildi. İmtiyaz Sahibi Kasımoğulları ile Sorumlu Yazıişleri Müdürü Mehmet Çolak'ın da 181 milyon 752 bin lira para cezasına çarptırılmasına karar verildi.
Diyarbakır Demokratik Gençlik Platformu'nun çalışan çocuklar için düzenlemek istediği "Çocuk Şöleni", Diyarbakır Valiliği tarafından yasaklandı.
Aylık olarak yayınlanan Özgür Halk dergisi, 15 Aralık 1999 tarihli 100. sayısında yayınlanan yazılarda, 'yayın yoluyla bölücülük propagandası' ve 'örgüt propagandası yapmak' iddiasıyla 15 gün süreyle kapatma cezasına çarptırıldı. Ayrıca, duruşmayı karara bağlayan DGM heyeti, Eylem Tandoğan'a 100 milyon lira ağır para cezası verdi. Yine aynı suçtan Eyüp Cem Avcı'ya 1 yıl 1 ay 10 gün hapis ve 1 milyar 11 milyon 111 bin 110 TL ağır hapis cezası verildi.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Ereğli Eğitim Fakültesi öğrencilerinin savaşa karşı tepkilerini dile getirmek için hazırladıkları "Söze Gerek Yok" adlı tiyatro gösterimi, üniversite yönetimince yasaklandı.
İşçi Köylü Gazetesi'nin İzmir Bürosu polis tarafından basılarak, 1 Mayıs afişlerine el konuldu.
Partizan dergisinin Mersin bürosuna baskın düzenleyen polisler, çok sayıda yasal yayına el koydu.
GAZETECİLERE VE YAYIN ORGANLARINA
YÖNELİK BASKILAR / KISITLAMALAR
Yargıtay'ın 2 kez bozduğu kararda ısrar eden Mersin Ağır Ceza Mahkemesi, Nadire Mater'in 'Mehmedin Kitabı' adlı kitabının Çınar Gazetesi'nde yer alan 'Her Hafta Bir Kitap' adlı köşesinde tanıtımını yaptığı için, gazeteci Güler Yıldız'a TCK'nin 159.maddesine istinaden 'Devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif ettiği' gerekçesiyle 10 ay hapis ve 600 milyon lira para cezası verdi.
İHA Ardahan muhabiri Alper Turgut, 'Belediye köpek katliamı yapıyor' şeklinde yaptığı haber nedeniyle, Ardahan Belediye Başkanı Teoman Güngör'ün TGRT'nin uydu antenini yayından kestiğini iddia etti.
Dr. Gazi Çağlar'ın derlediği "12 Eylül Rejimi Yargılanıyor" adlı kitabını yayımladığı için Belge Yayınları Sahibi gazeteci-yazar Ragıp Zarakolu, "Halkı; sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiği" suçlamasıyla yargılandı. İstanbul 6 No'lu DGM'de görülen duruşmada avukat Özcan Kılıç iddianameye ilişkin savunmasını hazırlamak için süre istedi. Mahkeme heyeti avukatın talebini yerinde bularak duruşmayı erteledi.
Grup Yorum'un Dalga Dalga adlı şarkısı ve Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamına yakılan ağıt Şarkışla'yı yayınlayan Özgür radyonun Genel Yayın Yönetmeni Üstün Alpay ile çalışanı Ali Alkan'a 1 ile 3 yıl arasında hapis cezası istemiyle Ankara 2 No'lu DGM'de dava açıldı.
Gaziantep'te Yeniden Özgür Gündem gazetesinin dağıtımcılığını yapan Hüseyin Işık, Gazikent Mahallesi'nde dağıtım yaptığı sırada Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından tartaklandığını bildirdi. Işık, soyadını bilmediği Yaşar adlı polisin kendisini ölümle tehdit ettiğini belirterek, "Bu polis memuru bundan 1 ay önce kendisinin de oturduğu bir apartmandaki abonemize gazete götürdüğüm sırada görevli olmadığı halde beni apartmanın bodrumuna götürerek gazete dağıtmamam yönünde tehdit etmiş ve feci şekilde dövmüştü. Bu olaydan sonra 1 hafta yürüyemedim. Bugün de dağıtım yaptığım sırada yine aynı polis beni durdurarak tartaklamaya başladı. Bana 'Seni öldürürüm, sen kimsin. Senin suratını öyle bir hale getiririm ki ailen bile tanıyamaz. Sen kimsin ki, beni şikayet ediyorsun. Seni görevli olmadığım sırada öldürürüm. Kimsenin de ruhu duymaz. Şikayetçi olursan seni hırsızlıkla dahi suçlarım' diyerek beni tehdit etmeye başladı" dedi.
Dayanışma
gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ersin Sedefoğlu, daha önce Fatih 2. Asliye
Ceza Mahkemesi tarafından 5 milyar lira
ağır para cezası ile sonuçlandırılan davanın ardından, gazetenin 15
Aralık 2001 tarihli bir yazısı hakkında bu kez İstanbul 6 No'lu DGM tarafından
dava açıldığını bildirdi. Sedefoğlu ayrıca, 'Gazetenin yazı işleri müdürü
olarak 16 Ocak'ta hakkımda gıyabi tutuklama kararı çıkartıldı. İki buçuk aydır
aranmama rağmen 2 Şubat tarihinde 3 No'lu DGM tarafından ikamet ettiğim ev ve
bina hakkında arama ve yakalama kararı çıkartıldı. Evim basıldı. Gözaltında
gerekli işlemler zamanında yerine getirilmedi' dedi.
İHD İzmir Şubesi önünde toplanan savaş karşıtlarına sert şekilde müdahale eden polisler, olayları izleyen muhabirleri de dövdü. Bu sırada ülkücü bir grup, İHD binasına yönelik saldırıda bulundu. Olayı görüntülemek isteyen DİHA muhabirleri Fahri Kılınç ve Sevinç Tunceli de polisler tarafından tartaklandı. Savaş karşıtı gençler, polis müdahalesinin ardından AK Parti Konak İlçe Örgütü önünde bir araya geldi. Parti binası önünde bulunan sivil polisler, olayları izleyen Devrimci Demokrasi Gazetesi çalışanı Bayram Özcan ile Ekmek Adalet Dergisi çalışanı Dursun Göktaş ve Yeni Asır, Atılım Gazetesi, muhabirlerini dövdü. Aynı zamanda İzmir Barosu Avukatlarından Nalan Ekrem ve Zöhre Dalkıran'a sert müdahalede bulundu.
Merkezi Gaziantep'te bulunan 'Fırat'ta Yaşam' gazetesinin yazıişleri müdürü Hilmi Korkusuz'un görevini yapması, Gaziantep Emniyet Müdürlüğü'nün kararıyla yasaklandı. Emniyet yetkilileri Kürtçe ve Türkçe olarak yayımlanan beş yıllık Fırat'ta Yaşam'ın Yazıişleri Müdürü Korkusuz'u 'bir dizi sınava' tabi tuttu. Basın masası görevlileri, Korkusuz'u ilk 17 Mart'ta çağırıp, Kürtçe haber ve yazıları Türkçe tercüme etmesini istedi. Görevliler, bir hafta sonra Korkusuz'u yine çağırarak, aynı sınavdan geçirdi. Ancak Korkusuz gazetedeki Kürtçe yazıları 'istenildiği gibi' tercüme edemedi! Bunun üzerine emniyet yetkilileri, 'Kürtçe'yi yüzde 70 oranında biliyor, işini yapamaz' diyerek Korkusuz'un görevine yasak getirdi. Korkusuz ise "Eğer bu yürürlükteki hukuki bir uygulamaysa bizi savcılık ya da ilgili hukuk kurumları çağırsın" diyerek itiraz etti. İşi hukuk kurumlarına havale etme gereği duymayan Emniyet, 31 Mart'ta tebligat yaptı. Böylece 1983 yılında Basın Kanunu'na eklenen ve 'yabancı dilde yayın yapan gazeteleri kapsayan madde ilk kez Kürtçe için kullanılmış oldu. Emniyet Müdürlüğü'nün gönderdiği tebliğ ve tebellüğ belgesinde kanunda yer almayan 'lehçe ve şive' sözcükleri de eklendi: "...Kürtçe ve Türkçe yayımlanan Fırat'ta Yaşam isimli gazetenin yazıişleri müdürü Hilmi Korkusuz'a 5680 sayılı Basın Kanunu'nun Ek 5. maddesinde belirtilen 'Türkiye'de yabancı dille yayımlanan mevkutelerin sorumlu müdürlerinin o dili bilmesi zorunludur 'lehçe ve şive' hükmü gereği, Fırat'ta Yaşam gazetesinin 185, 186, 187 sayılı nüshalarının Kürtçe yazılarını okuması istenilmiş, şahsın Kürtçe yazılan yazıların yüzde 70'ini okuyabildiği, fakat Türkçe'ye çeviremediği tespit edilmiş, şahsa Basın Kanunu'nun ek 5 maddesi gereği belirtilen gazetede yazıişleri müdürlüğü yapamayacağı hususu kendisine tebliğ edildi."
Konya Gazeteciler Cemiyeti, Doğan Haber Ajansı muhabiri Aliye Çetinkaya'ya, görev sırasında, adliyeye getirilen bir grup yakını saldırdı.
Trabzon'da Yerel Karadeniz Gazetesi'nin Yazı İşleri Müdürü Ahmet Külekçi, yumruklu saldırıya uğradı. Adliye Sarayı'nın önünde meydana gelen olayda, güvenlik görevlisi Ali Köse'yi öldürmek suçuyla geçen tutuklanan 3 kardeşin ağabeyleri Faruk Emirzeoğlu, gazetede kardeşleriyle ilgili çıkan haberler hakkında konuşmak için Külekçi'yi yanına çağırdı. Külekçi'nin bir anlık dalgınlığından yararlanan Emirzeoğlu, Külekçi'ye yumruk attı. Külekçi hastaneye kaldırılırken, Emirzeoğlu da gözaltına alındı.
Kuzey Doğu Anadolu Gazetesi sahibi Fakir Yılmaz, Ardahan Jandarma
İstihbarat Komutanı Ahmet Güllerci'nin, 'Haber var' diyerek kendilerini
makamına çağırdığını, ancak haberin ne olduğunu açıklamak yerine, sohbet etmeyi
tercih ettiğini söyledi. Komutanın kendilerini, lehlerinde haber yapmamakla
suçladığını iddia eden Yılmaz, şöyle konuştu: 'Çağrı üzerine ben, Anadolu
Ajansı Ardahan muhabiri Günay Nuh, Cihan Haber Ajansı ve Zaman Gazetesi Ardahan
Temsilcisi Kurbettin Tarhan ile 23 şubat Gazetesi Sahibi Kasım Tırpancı
komutanlığa gittik. Amacımız haberimizi alıp geri dönmekti. Ancak Ardahan Jandarma İstihbarat Komutanı Ahmet
Güllerci bizi makamına aldı ve sohbet etmeye başladı. Sohbet sırasında "Hiç
lehimizde haber yapmıyorsunuz. Bazılarının karnında bize karşı gaz var, bizimle
ilgili haberleri çarpıtıyorlar. Ama bizim de onlara yapacağımız çok şeyler var,
gerekirse elimizde bulundurduğumuz devlet gücünü keyfi olarak kullanabiliriz"
dedi. Bunun üzerine Kasım Tırpancı, 'Siz bize karşı böyle konuşamazsınız, bizi
alenen tehdit ediyorsunuz, bu ülkede hukuk var, sivil yönetim var, biz askeri
yönetimin emrinde değiliz, yaptığımız haberler sizi rahatsız ediyorsa hukuk
yolları var, gider şikayet edersiniz. Biz de sizin gibi kamu görevi yapan birer
kamu çalışanıyız, yaptığınız tamamen bir tehdittir' şeklinde tepki gösterdi.
Ben de 'Gazeteciler kimseden izin alarak haber yapmaz, nasıl haber
yapacaklarını bilirler' dedim. Komutan da gerginleştiğini görünce 'Tamam,
toplantı burada bitmiştir' dedi ve bizi nazikçe kovdu. Ayrıca bize araç da
tahsis etmediler. 2 km'lik yolu yağmurun altında yürüyerek il merkezine
ulaştık.'
Doğan Haber Ajansı Datça muhabiri Sinan Kara'nın işine son verildiği öğrenildi. Kara, DHA yetkililerinin kendisini telefonla aradıklarını söyledi. Gazeteci Sinan Kara, DHA'nın 18 ay boyunca muhabirliğini yaptığını belirterek, işten çıkarılma gerekçesinin kendisine iletilmediğini kaydetti.
Malatya polisinin Yeni Atılım okurlarını ajanlığa zorlayarak gazetenin faaliyetlerini engellemeye çalışanları hakkında şaibeler yaratmaya çalıştığı ileri sürüldü. Turgut Özal Lisesi öğrencisi M.E. birkaç kez kaçırılmış ve ajanlığa zorlanmıştı. Malatya Lisesi 2. sınıf öğrencisi Hülya K. da okuldan alınıp bir arabaya bindirilerek ıssız bir yere götürülerek ajanlığa zorlandığını açıkladı. Hülya K. '3 hafta önce derste iken idare tarafından çağrıldım. Odada öğretmenimin yanında polisler vardı ve bana benimle konuşmak için okul çıkışına randevu verdiler. Bende bir şey olmaz diyerek gittim. Beni ıssız bir yere götürdüler ve Yeni Atılım ile EKB hakkında bilgi toplamam gerektiğini, karşılığında yardım edeceklerini söylediler. Yeni Atılım temsilcisi Erdal Gülmüş ve eski temsilci Eylem ve EKB hakkında sorular sordular. Halen bu yönlü baskılar yapılıyor' dedi.
GÖZALTINA ALINAN GAZETECİLER
Kuzey Irak'a götürülen, ancak verilen süre içinde Türkiye'ye dönmeyen Serdar Akinan (Show TV) ve Bengüç Özerdem adlı 2 gazeteci Habur Sınır Kapısından giriş yaparlarken gözaltına alındı.
Uzun Yürüyüş Dergisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Varış, 2 Nisan tarihinde gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Tekirdağ F Tipi Cezaevi'ne gönderildi. Dergiden yapılan açıklamada, 7 Nisan tarihinde de dergi bürosunun Terörle Mücadele ekiplerince arandığı bildirildi.
İstanbul'da Yeni Atılım gazetesi çalışanlarından Necati Abay'ın, 13 Nisan günü öğle saatlerinde evine yapılan bir baskında gözaltına alındığı bildirildi. Daha sonra tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi'ne konulan Abay'ın tutuklanmasına gerekçe olarak, "son günlerdeki bombalama eylemlerinin 'organizatörü'" olduğu yönündeki polis fezlekesi gösterildi.
İstanbul'da Alınteri gazetesi, 3 okurunun, İstanbul Ümraniye'de bir marketin önünde bulundukları sırada polis tarafından kimlik kontrolü bahanesiyle ara sokağa götürülerek feci şekilde dövüldüğünü bildirdi. Gazeteden yapılan açıklamada, saldırıya maruz kalan Şafak Kurt ve Yılmaz Güneş'in olayın ardından gözaltına alındığı belirtildi.
Yeni Atılım gazetesi Kartal Temsilcisi Kamber Saygılı gözaltına alındı.
DİN ÖZGÜRLÜĞÜ
Artvin'in Borçka İlçesi Merkez Kız Kuran Kursu hocası Naime Çakmak Açık Öğretim Sınavlarına alınmadı. Başı zorla açtırılmak istendi. Resmi Kuran Kursu'nda 12 yıldır kız öğrencilere ders verdiğini ve elindeki belgeleri gösteren Naime Çakmak, peruk takarak sınava girmek zorunda bırakıldı.
Beton Elemanları ve Hazır Beton Fabrikaları Sanayi ve Ticaret A.Ş. (İSTON) tarafından 24-27 Mart tarihleri arasında İstanbul Harbiye Askeri Müze'de düzenlenen 'II. Ulusları Kent Mobilyaları Sempozyumu ve Sergisi'ne standı bulunduğu için girmek isteyen Güneysu Çit Sanayii Ticaret ve Limitet Şirketi ortağı Nimet İnce, başörtülü olduğu için içeri alınmadı. Nimet İnce'nin başörtülü için fuara girmesini engelleyenlerin salonun güvenliğinden sorumlu askeri yetkililer olduğu belirtildi. Başörtülü oldukları gerekçesiyle fuar alanına alınmayan Nimet İnce ve eşi İbrahim İnce de yasağı protesto ederek, parasını ödedikleri halde fuara katılmaktan vazgeçtiler.
GÖZALTILAR
Kocaeli'nin Gebze İlçesi'nde, TMŞ ekiplerinin 9 Nisan'da düzenlediği Hizb-ut Tahir örgütüne yönelik operasyonda, propaganda yapıp ev toplantıları düzenledikleri, dergi, el ilanı, bildiri dağıtıp örgüt adına para topladıkları ve duvarlara sloganlar yazdıkları belirlenen K.D, E.Y, R.D, A.Ç, E.U, L.K ve K.D adlı 7 kişi gözaltına alındı.
Ordu kent merkezinde Halveti tarikatı mensuplarının zikir yaptığı iki eve Jandarma tarafından yapılan baskında 7 kişi gözaltına alındı.
ÖĞRENİM ÖZGÜRLÜĞÜ
8 yıllık eğitime rağmen çocuklarını okula göndermeyen velilere, gün başına 17 milyon 980 bin 800 lira para cezası uygulanıyor. Konya'da 2 bin 300'ü aşkın çocuğun okula gönderilmediği belirlendi.
Kampus içerisinde ve öğrenci yurtlarında ülkücü grupların saldırısına ve tehdidine maruz kaldıklarını belirten Akdeniz Üniversitesi öğrencileri, Sinema kulübü tarafından gösterilecek 'Sarhoş Atalar Zamanı' adlı filmin Kürtçe olduğu gerekçesiyle ülkücü bir grup tarafından engellenmek istediğini, bunun üzerine rektörlüğün gösterimi iptal ettiğini bildirdiler.
Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Ali Bertan Bora, daha önce 'Kürtçe'nin seçmeli ders olarak okutulması' için verdiği dilekçeden dolayı okulunun bitimine bir dönem kala 2 yarı yıl uzaklaştırma cezası aldığını ve cezasının Şubat ayında bitmesi üzerine üniversiteye kayıt yaptırdığını söyledi. Ancak okula döner dönmez yeni bir uzaklaştırma cezasıyla karşılaştığını kaydeden Bora, şunları söyledi; 'Bu sefer gerekçe, okulda yapılan YÖK protestosuna katılmam. Oysa uzaklaştırma cezası süresi içinde okula giren bir kişinin cezası ikiye katlıyor. Böylesi bir durum varken, benim okula girip YÖK protestosuna katıldığım tamamen uydurmadır. Zaten uzaklaştırma cezası aldığım için seçimlerde oy kullanmak amacıyla memleketim Malatya'ya gitmiştim. Tebligatta Eskişehir'deki muhtarlığa gelmiş ve bir hafta orada bekletilmiş. Malatya'daki sürekli ev adresim okulda olmasına rağmen tebligat oraya gönderilmediği için savunma hakkımda engellenmiş oldu.' 10 Kasım YÖK protestoları gerekçe gösterilerek verilen 1 ay okuldan uzaklaştırma cezasının vizelere denk getirilmesinin 2 yılına mal olacağını söyleyen Bora, kendisiyle aynı durumda olan 4 öğrenci olduğunu belirterek, 20 öğrenciye de 1 hafta uzaklaştırma cezası verildiğini kaydetti.
Aksaray Güzelyurt'a bağlı Selime Beldesi'nde ilköğretim okulunda görevli öğretmen Ş.M.'nin, uyarmasına rağmen gürültü yaptığı iddiasıyla C.Ç.'ye (15) vurduğu öne sürüldü. C.Ç.'ye 5 günlük rapor verildi.
Çukurova Üniversitesi'nde 21 Mart'ta tüm üniversite bileşenleri ile birlikte dersleri boykot ederek ABD'nin Irak halkına yönelik katliamlarını durdurmak için eylem yapan öğrencilerden yaklaşık 40 kişiye 4 Nisan'da rektörlük tarafından soruşturma açıldı. Eğitim Fakültesi önünde yapılan eyleme polis saldırmış ve 11 öğrenci gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan öğrenciler bir gün sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmışlardı.
Gaziantep'in Nizip ilçesinde, ilköğretim okulu öğrencisi 14 yaşındaki M.B., müdür yardımcısından dayak yediği iddiasıyla Nizip Emniyet Müdürlüğü'ne başvurarak, Müdür Yardımcısı M.Y. hakkında şikayetçi oldu. Okul çıkışında, Nizip Devlet Hastanesi'nden aldığı "3 gün iş göremez" raporunu da Emniyet'e veren M.B., ifadesinde, tuvalet kapısını sert kapattıkları gerekçesiyle Müdür Yardımcısı M.Y.'nin kendisi ile birlikte arkadaşları M.B. (16), H.Ö. (15) ve E.A.'yı (15), hortumla dövdüğünü öne sürdü.
Ankara'da Evrim Cindemir adlı öğrenci, Beytepe Jandarma Okulu'ndaki eğitiminin sekizinci ayında hakkındaki güvenlik soruşturmasının olumsuz gelmesi üzerine okuldan çıkarıldı. Eğitimin bitimine üç ay kalmasına rağmen büyük hayallerle girdiği askeri okulla ilişiği kesilen Cindemir'e sakıncası konusunda ikna edici bilgi de verilmedi. Komutanlıktan bazı yetkililerin Evrim'in atılma nedeni olan sakıncanın, aile yakınlarından (halen hayatta olmayan sabıkasız eski Töb-Der'li baba ile Eğitim-Sen'li ağabey Devrim Cindemir) kaynaklandığını hissettirmesi ise mevzuatı ve uygulamayı tartışma konusu haline getirdi.
Diyarbakır Kayagediği Köyü'nde, daha önce okul idaresi tarafından uyarıldıkları halde çocuklarını ilköğretim okuluna göndermedikleri tespit edilen Z.K, İ.Y. ile Z.K adlı üç veli gözaltına alındı.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Ereğli Eğitim Fakültesi öğrencilerinin savaşa karşı tepkilerini dile getirmek için hazırladıkları "Söze Gerek Yok" adlı tiyatro gösterimi, üniversite yönetimince yasaklandı.
Bingöl'ün Adaklı Pansiyonlu İlköğretim Okulu'nda okuyan Muharrem Umut (9), Mükerrem Umut (11) ve Veysel Umut (12) adlı öğrenciler Mercan köyüne bağlı İkiz mezrasındaki evlerine gitmek üzere yola çıktı. Öğrencilerden Veysel Umut sağ olarak köye ulaştı. Diğer 2 kardeş donarak öldü.
Jandarmanın yaptığı çalışmada Diyarbakır'ın Alakoç Köyü'nde İlhami Yiğitkan, Halil Türk ve Feyzi Aydeniz, Kayagediği Köyü'nde Mehmet Gülipek, Emin Ekinci'nin çocuklarını okula göndermedikleri için gözaltına alındığı bildirildi.
Tokat'ın Zile Dinçerler Lisesi 1. sınıf öğrencisi 15 yaşındaki M.A, "sağlık" dersi öğretmeni Hayati Y. Tarafından dövüldüğü iddiasıyla hastaneye başvurdu. Sağ gözünde büyük bir şişlik ve morarma görülen M.A'ya, hastanede 1 aylık rapor verildi.
ÖRGÜTLENME
ÖZGÜRLÜĞÜ
ABD ve İngiltere'nin Irak'a yönelik haksız saldırısı dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan tarafından protesto edilirken, kendine göre ses getirecek bir yöntem bulan emekli kaynak işçisi İlhami Aydın da 'Hayta' adını verdiği köpeğinin çekebileceği şekilde küçük bir araba yaptı. Aydın, yaptığı köpek arabasının önüne, 'savaşa hayır', arkasına da 'Türk halkı olarak savaş istemiyoruz, komşularımızı seviyoruz.' Yazılarını özenle yerleştirerek Ankara'nın Keçiören ilçesinden TBMM'ye doğru yürümeye başladı. Yol boyunca vatandaşların alkışları ve 'savaşa hayır' sloganlarıyla destek gören aydın, Bakanlıklar'a geldiğinde polis tarafından durdurularak gözaltına alındı. Bir gece nezarethanede kaldıktan sonra ertesi sabah serbest bırakılan Aydın, neden gözaltına alındığına anlam veremezken aradan kısa bir zaman geçtikten sonra evine gelen savcılık ihbarnamesiyle şoke oldu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Önödeme Bürosu'ndan gönderilen yazıda 'itidal dışı harekette bulunmak' suçundan dolayı Aydın'ın 134 milyon 696 bin 378 lira para cezasına çarptırıldığı bildirildi. Türk Ceza Kanunu'nun 547'inci maddesi uyarınca hüküm verildiği bildirildi.
HADEP'in Elazığ Karakoçan İlçe Örgütü'nce düzenlenen 'Karakoçan Halkı ile Dayanışma Gecesi'nde Kürtçe şarkı dinlettirdikleri iddia edilen tertip komitesi üyesi 7 kişi ile ilgili Karakoçan Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada, mahkeme heyeti Siyasi Partiler Yasası'nın 81-c ve 117. maddelerine aykırı davrandıkları gerekçesiyle sanıkları 5'er ay hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme heyeti, daha sonra hapis cezasını para cezasına çevirerek sanıkları kişi başına 1 milyar 100 milyon lira para cezasına hükmetti.
Muğla Üniversitesi Rektörlüğü 'savaşa hayır' dedikleri için 40 öğrenci hakkında soruşturma başlattı.
Bursa İnönü Caddesi üzerindeki bir iş hanının 2. katında muhasebecilik yapan Osman Ayhan, işyerinin caddeye bakan camına 'Katil Amerika' yazılı pankart astı. Caddede görev yapan polisler tarafından fark edilen pankart, daha sonra yapılan uyarı üzerine, işyeri çalışanları tarafından indirildi. Polis, pankartı götürürken, işyeri sahibi hakkında yasal işlem başlatıldı.
İstanbul Sarıgazi'de ABD'nin Irak'a işgal saldırısını başlatmasıyla yükselen halk tepkisini bastıramaya çalışan jandarma, savaş karşıtı eylemlere izin vermiyor. Katılımcılara saldıran ve gözaltına alan jandarma, cadde, sokak ve kahvehanelerde de keyfi gözaltılar gerçekleştiriyor. 24 Mart'ta DEHAP belde örgütünün, kimliği belirsiz iki kişi tarafından basılarak görevlilerin tartaklanıp, elleri ve ayaklarının bağlanması olayını protesto etmek isteyen DEHAP belde yöneticilerinin eylemlerini de engelleyerek, yöneticilerini ve basın mensuplarını gözaltına alan Jandarma, son olarak, EMEP'in 'Ülkede ve dünyada savaş istemiyoruz', 'Üsler kapatılsın', 'Biz bu savaşı durdurabiliriz' yazılarının yer aldığı afişlerin üstlerini ziftle kapladı.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlenen kitlesel basın açıklamasında 'Polise mukavemet ettikleri' iddia edilen, HADEP Van İl eski Yöneticisi Bazi Aslan ile Belediye Meclis Üyesi Cihat Kara, 10'ar ay hapis cezasına çarptırıldı.
Şanlıurfa'nın merkez Dağyanı Köyü'ne bağlı Büyük Mürdesi mezrası yakınlarına düşen füzeyi incirlik Üssü'ne götürmek üzere bölgeye gelen Amerikalı uzman ekiplerin araçlarına yumurta ve taş atan, köy muhtarı Mustafa Karakuş'un da aralarında bulunduğu Mahmut Kaya, Mahmut Karakuş, Ali Demirel, Ahmet Kaya, Hasan Uçar, İbrahim Kaya, Hüseyin Kaya, Hasan Aslan, Hüseyin Aslan, Ali Deniz, Hüseyin Çakmak, Hüseyin Abdan ve Hüseyin Kaya adlı 14 kişi, 'darp ve nası ızrar' yaptıkları gerekçesiyle yakalandı. İl Jandarma Komutanlığı'nca gözaltına alınan köylüler, sorguları tamamlandıktan sonra adli makamlara sevk edildi. Mahkemeye çıkarılan göstericiler tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
İstanbul Sultançiftliği'deki bir tekstil atölyesinde çalışan 3 kız kardeş ve yengeleri, 21 Mart'taki Newroz mitingine katıldıkları gerekçesiyle işten atıldı. İşine son verilen Filiz Tekin, patronunun maç için bile izin verdiğini ancak Newroz'a tahammül edemediğini söyledi.
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Ankara ziyaretinin her durağında protesto edildi. Ankara'daki temaslarına Dışişleri Bakanlığı'ndan başlayan Powell'ı bakanlık önünde göstericiler bekliyordu. Powell'ı protesto etmek isteyen 20-30 kişilik gösterici grubu bina yaklaştırılmayınca ellerindeki yumurtaları polislere attılar. Powell'ı taşıyan aracın yaklaştığını öğrenen polisler, göstericileri gözaltına alarak otobüslerle Emniyet Müdürlüğü'ne götürdü. Powell'ı gazetecilerde sırtlarını dönerek protesto ettiler. Powell'ı yönelik protestolar Başbakanlık Merkez Binası önünde de devam etti. ABD aleyhinde protesto gösterisi yapan 4 kişi burada da polisler tarafından gözaltına alındı. Powell'ın Çankaya Köşkü'ndeki buluşması sırasında da Greenpeace üyesi 5 kişi köşkün önünde pankart açmak istedi. Polis tarafından engellenen eylemciler gözaltına alındı.
Erzurum DGM tarafından 'Yasadışı örgüte yardım ve yataklık' iddiasıyla DEHAP Erzincan İl Başkanı Hüseyin Şahin, DEHAP Merkez ilçe Başkanı Binali Akpolat ile il yöneticileri erkan Daloğlu, Turan Lüt, Mehmet Çelik hakkında TCK'nin 169'uncu maddesine muhalefetten dava açıldı. Davada 23 Ocak 2003 tarihinde Erzincan Emniyet Müdürlüğü ekiplerince yapılan aramada parti binasında bulunan ve yasaklandığı belirtilen dergi ve gazeteleri delil sayıldı. DEHAP'lılar DGM'nin talimatıyla Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi'ne ifade verdi. Bu arada DEHAP Hakkari İl Başkanı Musa Çiftçi ile Yönetim Kurulu Üyeleri Hüseyin Tan, Deniz Akınlar ve Aysel Selçuk hakkında 'Yasak yayın bulundurup üyelere okutturarak' silahlı örgüte yardım ettiği iddiasıyla açılan dava, Van DGM'de görülmeye başlandı. Musa Çiftçi ve Aysel Selçuk Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi'nde talimatla ifade verirken, Van DGM'de 2 Nisan'da görülen duruşmaya, Tan ve Akınlar katıldı. İfadeleri alınan DEHAP'lılar haklarındaki suçlamayı reddetti. Duruşma ertelendi.
Bursa'da EMEP, DEHAP ve SDP il örgütleri tarafından oluşturulan Newroz Tertip Komitesi hakkında soruşturma başlatıldı. Gerekçe olarak ise, "Dehaklar yine iş başında, ABD silahının ucundaki süngü Türkiye" başlıklı bildiriler ile Newroz günü saygı duruşunda devrim şehitleri ibaresinin yer alması ve Kürtçe sloganların atılması gösterildi.
Van'ın şehir merkezinde bulunan Hazreti Ömer Camii'nde Cuma namazı ardından binlerce kişi "Kahrolsun Amerika, Savaşa Hayır" sloganları attı. Savaş karşıtı sloganlar atan gruba polis müdahale ederek dağıttı. Vatandaşların daha sonra Cumhuriyet Caddesi üzerinde tekrar toplanarak slogan atması üzerine, Çevik Kuvvet ekipleri kalabalık gruba müdahale ederek ara sokaklara dağıttı.
İstanbul'da Emeğin Partisi (EMEP) Sultanbeyli İlçe Örgütü'ne 4 Nisan gecesi saldırı düzenlendiği bildirildi.
Şırnak'ın
Uludere ilçesine Bağlı Andaç (Elemunê) köyünde hayvanlarını aramaya çıkan Hacı
Ölmez'in askerler tarafından öldürüldüğü iddiası üzerine, Andaç köyüne gitmek
isteyen 4 kişilik İHD heyetinin Şırnak'a girmesine izin verilmedi.
İstanbul'da
12 Aralık 2000 tarihinde şehit edilen iki arkadaşlarının anısına Konak
Meydanı'nda izinsiz yürüyen 200 çevik kuvvet polisinin duruşması sona erdi.
Mahkeme polis memurları hakkında 20'er ay hapis cezası verdi. Mahkeme, bu
cezayı 5 yıl süreyle erteleme kararı aldı.
Şehit
Aileleri Derneği Ümraniye Şubesi'nce boş bir araziye kurulan çadıra, kimliği
henüz belirlemeyen kişilerce ateş açıldı.
DEHAP
Şırnak İl Başkanı Resul Sadak hakkında, 'HADEP'in Kapatılması'na ilişkin
yaptığı basın açıklaması nedeniyle soruşturma başlatıldı.
DEHAP'lı
2 milletvekili adayının 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde, Erzurum'un Tekman
ilçesinde yaptıkları konuşmada, 'halkı sınıf, ırk, din, mezhep, veya bölge
farkı gözeterek, düşmanlığa açıkça tahrik ettikleri' iddiasıyla yargılanmasına
Erzurum DGM'de başlandı. Tutuksuz yargılanan sanıklardan Zeliha Dündar DGM'deki
savunmasında, konuşmasının bölücü nitelik taşımadığını belirterek, suçsuz
olduğunu söyledi ve beraatını istedi. Bedri Fırat ise, yaptığı konuşmanın seçim
öncesi her parti adayının yaptığı konuşmayla aynı içerikte olduğunu, fakat
kendisinin DEHAP adayı olmasından dolayı tepki topladığını söyledi. Mahkeme
Başkanı Bayram Yılmaz, eksiklerin giderilmesi ve tanık ifadelerinin alınması
için duruşmayı erteledi.
İzmir'in Konak İlçesi'de düzenlenen savaş karşıtı eylemde, savaş karşıtı slogan atan gruba polis müdahale ederek, İHD İzmir Şube Başkanı Av. Mustafa Rollas, İHD yöneticisi Ahmet Ballı, Av. Suat Çetinkaya ile arabuluculuk yapmak için AKP Binasına çağrılan Oktay Konyar'ın da aralarında bulunduğu 27 kişiyi gözaltına aldı.
İstanbul'da Eğitim-Sen'in düzenlediği savaşı protesto eyleminden ayrı olarak ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu'na gelerek giriş kapısına yumurta atan 2 kişi, çevrede hazır bekleyen polislerce gözaltına alındı.
Çukurova Üniversitesi'nde 21 Mart'ta tüm üniversite bileşenleri ile birlikte dersleri boykot ederek ABD'nin Irak halkına yönelik katliamlarını durdurmak için eylem yapan öğrencilerden yaklaşık 40 kişiye 4 Nisan'da rektörlük tarafından soruşturma açıldı. Eğitim Fakültesi önünde yapılan eyleme polis saldırmış ve 11 öğrenci gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan öğrenciler bir gün sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmışlardı.
İstanbul Adliyesi'ne gelen TAYAD üyeleri, Şişli'de düzenlenen Barış Mitingi'nden sonra, polisler tarafından yapılan ev baskınlarında TAYAD Yönetim Kurulu üyesi Orhan Eski ile üyeler Fadik Adıyaman ve Mehmet Kocalar'ın gözaltına alındığını belirtti. Arkadaşlarının "Hastaneyi taşlayan kişiler" olarak gösterildiğini ve 3 gün boyunca gözaltında psikolojik işkence gördüğünü belirten TAYAD'lıların polisler hakkında yapmak istediği suç duyurusu savcılık tarafından kabul edilmedi. TAYAD'lıların arasında bulunan Hıdır Gül isimli kişi ise polisler tarafından gözaltına alındı. TAYAD'lılar tarafından yapılan başka bir açıklamada ise, Bayrampaşa Özel Tip Cezaevi'nden İstanbul DGM'ye getirilen ağır diyabet hastası Ufuk Keskin'in jandarma tarafından feci bir şekilde dövüldüğü kaydedildi.
Anayasa Mahkemesi tarafından bir süre önce kapatılan HADEP 2. Olağanüstü Kongresi'ndeki konuşmalarından dolayı, eski Genel Başkan Ahmet Turan Demir'in de aralarında bulunduğu 4 HADEP'liye soruşturma açıldı. Ankara DGM Savcılığı tarafından başlatılan soruşturmada, gerekçe olarak kongrede yapılan konuşmaların içeriği gösterildi. Soruşturma kapsamında; partinin o dönem Genel Başkanı olan Ahmet Turan Demir, partinin Genel Sekreteri Ahmet Şeker, Genel Başkan Yardımcısı Muzaffere Akad ile Diyarbakır delegesi Zeki Doğrul'un kongrede yaptıkları konuşmalardan dolayı DGM Savcılığına ifade vermeleri istendi.
27 Mart'ta Tarsus'ta gerçekleştirilen 1 günlük iş bırakma ve yapılan basın açıklamasından dolayı Eğitim-Sen Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe hakkında dava açıldı.
Ağrı'nın Patnos İlçesi'nde Dedeli Sağlık Ocağı'nda ebe olarak görev yapan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası üyesi Birgül Kurtoğlu, sendika üyesi olduğu için sürgün edildiğini söyledi.
DEHAP Diyarbakır İl Başkanı Mustafa Karahan, Kulp İlçesi'ne bağlı Ağaçlı Belde açılışına giden DEHAP konvoyundaki 15 araca, 64'er milyon lira para cezası kesildiğini belirtti.
İstanbul'da Emeğin Partisi Bağcılar İlçe Örgütü üyeleri Güneşli'de bulunan Ayka-Tekstil Fabrikası önünden bildiri dağıtırken gözaltına alındılar.
Eğitim-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Abdullah Demirbaş, Tes-İş Diyarbakır 1 No'lu Şube Başkanı Ali Öncü'nün kamuoyuna açıkladığı "Savaşa Karşı Barış Deklarasyonu"nu okuduğu iddiasıyla soruşturmalık oldu.
TÜMTİS Ankara Şube Başkanı Nurettin Kılıçdoğan ve 6 ambar işçisine "iş hürriyetini engellemek" suçundan 6'şar ay hapis cezası verildi. Cezalar paraya çevrilerek ertelendi.
Mardin Nusaybin'de "Biji DEHAP" slogan attıkları gerekçesiyle Hurşit Elçeoğlu, Behcet Elçeoğlu, A. Kerim Elçeoğlu, Muzbah Elçeoğlu ve Süleyman Yılmaz adlı 5 DEHAP'lı müşahit, 6'şar ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme hakimi, hapis cezasını birer buçuk milyar lira para cezasına çevirdi.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer'in de aralarında bulunduğu 35 sendikacının, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'na muhalefet suçundan 1 yıl 3'er ay hapis cezasına ilişkin kararını bozdu.
DEHAP İstanbul Sarıgazi Belde Teşkilatı, jandarma tarafından 1 hafta içinde 4 kez basıldı. Parti üyelerini tespit eden jandarma, tek tek üyeleri dolaşarak, 'Parti yöneticileri bizden haraç alıyor' diye ifade vermeye zorlandığı öne sürüldü.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, DEHAP hakkında "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiğinin tespit edildiği" gerekçesiyle ikinci kapatma davası açtı. DEHAP Genel Başkanı Mehmet Abbasoğlu, Kanadoğlu tarafından DEHAP'ın temelli kapatılması istemiyle açılan davayı gayri hukuki bir girişim olarak nitelendirdi.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü taleplerini içeren mektup gönderen DEHAP Şanlıurfa Ceylanpınar İlçe Gençlik Kolları üyesi 40 kişi hakkında soruşturma açıldı.
AKP Konak ilçe binasında basın açıklaması yapmaları engellenerek gözaltına alınan ve nöbetçi savcılığa sevk edilen 20 öğrenciden 18'i ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı. İki öğrenci ise, tutuklanmaları istemiyle mahkemeye sevk edildi. Mahkemeye çıkarılan öğrenciler de, tutuksuz yargılanmak üzer serbest bırakıldı.
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNE
YÖNELİK BASKILAR/SALDIRILAR
SIĞINMA
HAKKINA YÖNELİK İHLALLER
Edirne'de, kaçak olarak sınırı geçmek isteyen, 74'ü yabancı uyruklu toplam 76 kişi yakalandı. Mersin'in Erdemli ilçesinde ise gemiyle yurt dışına gitmek isteyen 182 kişi yakalandı.
Mersin'in Erdemli İlçe Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri, ihbar üzerine Tırtar belde sahiline baskın yaptı. Sahildeki kayalıklarda kendilerini almaya gelecek balıkçı teknesini bekleyen Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinden gelen çoğu kadın ve çocuk 160 kişiyi yakalandı.
Jandarma, Yayladağı İlçesi yakınlarında Abdulgafur Karadağ yönetimindeki minibüste arama yaptı. Suriye'den kaçak gelen Somali, Filistin ve Hindistan vatandaşı 7 kişi ile bunlara yardımcı oldukları belirlenen iki kişi gözaltına alındı.
Çanakkale'nin Ezine ilçesinde, yurtdışına çıkış hazırlığı yapan 26 göçmen jandarmanın yaptığı operasyon sonucu yakalandı. Göçmenleri bölgeye getirdiği belirlenen 1 kamyon sürücüsü ile kaçışı organize ettikleri bildirilen 3 Türk tutuklandı.
Van'ın Başkale ilçesinde, yurda kaçak yollarla giriş yapan yabancı uyruklu 8 kişi gözaltına alındı.
Edirne'de merkeze bağlı Kapıkule mevkiinde ve İpsala ilçesine bağlı Turpçular köyünde yapılan kontrollerde kaçak yollardan Yunanistan'a gitmek isteyen Fas ve Cezayir vatandaşı 7 kişi yakalandı. Merkeze bağlı Bosnaköy'de, İpsala ilçesine bağlı Sultan beldesi ve Meriç ilçesine bağlı Adasarhanlı ile Akçadam köylerinde yapılan kontrollerde ise, Yunanistan'da polis tarafından yakalanıp sınır dışı edilen 40 kişi gözaltına alındı.
Edirne'de, jandarma ve sınır devriye ekipleri, kaçak yollardan gittikleri Yunanistan'da yakalanarak Meriç Nehri'nden Türkiye'ye aynı yollarla sınır dışı edilen 57 kişiyi gözaltına aldı.
Marmaris Sahil Güvenlik Grup Komutanlığı, devriye gezerken Bozburun Serçe
Limanı açıklarında Yunanistan'ın Rodos adasına kaçmak isteyen 8 Afgan, 2 Özbek
ve 1 Türkmen'i gözaltına aldı.
Edirne Höyüklütatar Köyü'ndeki ikinci derece askeri yasak bölgede 18
Somali, İpsala İlçesi'ne bağlı Sarıcaali Köyü'nde de birinci derece askeri
yasak bölgede 7 Gürcistan ve 1 Irak vatandaşı yakalandı.
ÇALIŞMA YAŞAMINA YÖNELİK İHLALLER
Türk-İş Bursa Bölge Temsilcisi Mehmet Kanca, 2003'ün Ocak, Şubat ve Mart aylarında İşkur kayıtlarına göre Bursa'da, 10 bin 870 işçinin işten çıkartıldığını belitti.
Ankara Sincan Organize Sanayi Bölgesi'nde kurulu Galkon Çelik A.Ş.'ye ait fabrikada üç aydır maaşlarını alamayan 300 işçi, süresiz iş bıraktı.
Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde halka Amerikan sigaralarını boykot çağrısı yapan TEKEL Yaprak Tütün İşletme Müdürü Metin Sarıçam, İstanbul'a "tayin" edildi. Bismil'deki görevine yaklaşık iki ay önce, "üç aylık geçici görev" için atanan Sarıçam, görev süresinin dolmasına bir hafta kala apar-topar İstanbul'a geri çağrıldı. Oysa Sarıçam'ın Bismil'de kalması için üç aylık daha "geçici görev" kağıdı hazırlanmıştı.
Ağrı'nın Patnos İlçesi'nde Dedeli Sağlık Ocağı'nda ebe olarak görev yapan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası üyesi Birgül Kurtoğlu, sendika üyesi olduğu için sürgün edildiğini söyledi.
Diyarbakır Ergani'de Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni dağıttığı için yevmiyesi kesilen öğretmen Necati Şahin, Silvan'ın Çatakköprü Köyü'ne sürgün edildi.
Diyarbakır'ın Ergani İlçesi'nde 73 öğretmen hakkında dershanede çalıştıkları iddiasıyla soruşturma açıldı.
İş Güvencesi Yasası uygulanmaya başlamadan önce, 1-14 Mart 2003 tarihleri arasında Türk-İş üyesi 10 bin 327 işçinin işine son verildi. Türk-İş tarafından üye sendikalar ve bölge temsilciklerinden gelen bilgiler doğrultusunda yapılan araştırmaya göre, bu tarihler arasında en çok işten çıkarma tekstil, deri ile otel ve lokanta iş kollarında gerçekleşti. Araştırmada, 2003 yılının şubat ve mart aylarında sendikaların örgütlü olmadığı işyerlerinde çalışan 100 bin işçinin iş akdine İş Güvencesi Yasası uygulanmaya başlamadan önce son verildiği belirtilerek, sendikasız bazı işyerlerinde ise, işçilerden İş Güvencesi Yasası yürürlüğe girmeden önce istifa dilekçesi alındığı belirtildi.
Türkiye'de her gün ortalama 3 işçi, iş kazaları sonucunda hayatını yitiriyor. Dünyada ise, her gün 5 bin, yılda 2 milyon kişi iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor. SSK istatistiklerine göre, 2001 yılında meydana gelen 72 bin 367 iş kazası sonucunda 1065 yaşamını yitirirken, 1866 işçi ise iş göremez derecede sakat kaldı. 1999 yılında 1165 işçi hayatını kaybederken, 2000 yılında 731 işçi yaşamını yitirdi.
ÖLENLER:
Zonguldak'ta, Merkeze bağlı Asma mahallesi Kemerbaca bölgesindeki kaldığı evin karşısında bulunan ve Devran Aslan'a ait olduğu belirtilen ocakta elinde dinamit patlayan 19 yaşındaki Sercan Aslan; Aksaray Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü'nde bekçi olarak çalışan Mehmet Karaoğlan (58), il binasının çatısına giren güvercinlere engel olmak için çıktığı çatıdan yere düşerek; Samsun'un Atakum Beldesi'nde elektrikçilik yapan Akın İbrahim Yavuz, Cumhuriyet Mahallesi'nde elektrik arızasını gidermek için çıktığı direkte akıma kapılarak; Elazığ'da, Sanayi Mahallesi Sanayi Sitesi 14. sokakta bulunan 22 numaralı oto tamir atölyesinde çalışan Ahmet Küçük (24), tamir için altına girdiği minibüsün krikosu kayınca aracın altında kalarak; Iğdır'ın Halfeli Caddesi'nde bir inşaatta çalışan Kadir Alıncan (32), 76 DH 751 plakalı hazır beton aracına çimento doldurduğu sırada, basınç nedeniyle yerinden kopan kapağın üzerine düşmesi sonucu; Hatay'ın Hassa İlçesi Ardıçlı Beldesi Büyükger mevkiindeki krom madeni ocağında meydana gelen patlamada, Mustafa Radıf (23) olay yerinde; Konya'da Merkez Karatay İlçesi Mengene Caddesi'ndeki bir inşaatta kalıp ustası olarak çalışan Cevat Alkan (34) yıkılan bacanın altında kalarak; Bursa Osmangazi Malcılar Lisesi'nin ek hizmet binasının 3. katını boyayan 4 çocuk babası Baki Dalçiçek (61), dengesini kaybedip okulun beton zeminine düşerek; Konya'nın Kulu ilçesinde bir kişi, elektrik akımına kapılarak; Zonguldak Türkiye Taş Kömürü yıkama tesisinde temizlik yaptığı sırada, çalışır durumdaki elenmemiş kömürün taşındığı şist bandına ceketi takılan Emin Yılmaz (50), sürüklenerek tambur arasına sıkışıp; Adana'nın Yumurtalık ilçesindeki Sugözü Termik Santrali tesisinde boya yaptığı yerden düşen Lokman Ayan (25); Van'da elektrikçilik yapan Kemal Zabit (35), Hasanbey Köyü'nde arıza gidermek amacıyla çıktığı elektrik direğinde akıma kapılarak yere düşmesi sonucu; Adana'da Sugözü Termik Santralı'nda boyacı ustası olarak çalıştığı bildirilen Lokman Ayan (25), türbin makinelerini boyadığı sırada düşerek olay yerinde; Edirne'nin İpsala ilçesinde, çeltik arazilerini sulamak için açılan kanal içinde çalışırken göçük altında kalan bir işçi; Manisa'nın Soma ilçesindeki maden ocağında göçük altında kalan bir işçi; Erzurum'un Aşkale Çimento Fabrikası'nda meydana gelen iş kazasında, fabrika işçilerinden Şerafetttin Kaban, Orhan Yöney; Ankara'nın Birlik Mahallesi 86. Sokak'taki bir inşaatta vinç operatörü olarak çalışan Hamza Köksal üzerine taşınan malzeme düşmesi sonucu; Rize Güneysu İlçesi Yenicamii Köyü'nde bulunan Bereket Çay Fabrikası'nda buhar kazanı montajı sırasında meydana gelen patlamada 3 kişi öldü.
İŞTEN ATILANLAR:
İstanbul Sultançiftliği'deki bir tekstil atölyesinde çalışan 3 kız kardeş ve yengeleri, 21 Mart'taki Newroz mitingine katıldıkları gerekçesiyle; Ankara Ergazi'deki Galkon fabrikasında çalışan Emrah Şimşek, Mehmet Kılıç, Uğur Ceylan ve Mehmet Ballıcaoğlu isimli 4 işçi "fabrikayı küçültüyoruz" gerekçesiyle işten atıldı.
SAĞLIK
Seçkin Çöl, Amasya Merzifon Devlet Hastanesi'nde ki muayene sonrasında oğlu Bora Çöl'e (1) verilen antibiyotiği eczanede kalfa Sebahattin Övünç'e yaptırdı. İğneden sonra Bora hayatını kaybedince kalfa tutuklandı.
İzmir'de yaşayan Arslan ailesinin iki ferdinin hayatı, değişik tarihlerde yanlış tedaviden kaynaklanan "doktor hatalarıyla" kabusa döndü. 38 yaşındaki anne Selma Arslan gibi 21 yaşındaki kızı Pınar da aynı kaderi paylaştı. Selma Arslan, hastanede ameliyatla kesilen ayağının doktor hatası yüzünden kesildiğini ileri sürerken, kızı Pınar ise doğarken yanlışlıkla hareket hücrelerinin öldürülmesi sonucu çok zor hareket ediyor. Genç kız, başkasının yardımıyla ancak üç beş adım atabiliyor.
Şanlıurfa Doğumevi Hastanesi'ne yatırılan Rahime Polat, doğum sırasında yaptığı bilinçsiz hareketler yüzünden Doktor İhsan Aykut'un, "Siz Kürtler bir doğum yapmasını bile beceremiyorsunuz" deyip kendisini dövdüğünü söyleyerek, suç duyurusunda bulundu. Polat'ı dövmediğini iddia eden Dr. Aykut ise "Elim çarpmış olabilir" dedi.
Antalya Devlet Hastanesi'nde soruşturma yapan müfettişler, ücretsiz taburcu ve ücret indirimi uygulayan başhekimler ile başhekim yardımcılarından bu paraların geri istenmesine karar verdi. Doktorlar devleti zarara uğrattığı gerekçesiyle yargılandı. Müfettişlerin raporuyla hastanede 1999 ile 2001 yılları arasında görev yapan üç başhekim ve 10 başhekim yardımcısına toplam 30 milyarlık ödeme emri çıktı. Son üç yıldır görev yapan başhekim Dr. Mustafa Nalcı'dan 3.5 milyar, daha önceki başhekimler Dr. Taner Bumin'den 6 milyar ve Dr. Lütfi Çakıcı'dan 4 milyar; bu süre içinde görev yapan 10 başhekim yardımcısından da 300 milyon lira ile 2 milyar 700 milyon lira arasında para ödemeleri istendi. Yataklı Tedavi Yönetmeliği'nin 55'inci maddesi 'İ' bendine göre hastane yöneticilerinin indirim yapma ve ücretsiz tedavi yetkilerinin olduğunu belirten eski başhekimlerden biri, şunları söyledi: "Vatandaşın acil tedaviye ihtiyacı var. Cebindeki parası kadar mı tedavi edeceğiz? Yoksa, bu kişilerin canını mı alacağız? Tedavisi biten hasta param yok diyor veya şu kadar ödeyebilirim diyor. Mecburen bunu kabul ediyoruz. Aksi halde ya hastaneden gizlice kaçıyorlar, ya da 'Hastanede rehin kaldık' diye şikayet ediyorlar."
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hastanesi'nde vefat eden Sefer Umut
(72) adlı emekli bir şahsın cesedi, yakınları 31 milyar liralık tedavi
masrafını ödeyememesi üzerine bir haftadır morgda rehin tutuluyor. Umut'un
cenazesi OGÜ Rektörü Necat Akdeniz'in devreye girmesi sonucu yakınlarına teslim
edildi.
Erzurum'da Nurten Açık adlı hamile kadın, 20 Nisan günü hastalanınca eşi Ali Açık tarafından Aziziye Hastanesi'ne götürüldü. Burada yapılan muayene ve ültrason sonucu çocuğun ölü olduğu tespit edildi. Ali Açık yeşil kartının vizesi yapılmadığı için eşinin hastaneye yatırılmadığını, bunun üzerine Nenehatun Doğum Hastanesi'ne götürdüğünü söyledi. Açık, yeşil kartın vizesi sebebiyle Pazar günü eşinin Nenehatun Doğum Hastanesi'ne de yatırılmadığını öne sürerek, 'Eşimi Salı günü hastaneye getirmemi istediler. Salı günü eşimi yeniden hastaneye götürdüm. Orada kendisini Opr. Dr. Demet Say Kömeç muayene edip ültrason çektikten sonra yatırdı. Bana ise yeşil kart vize işlemleri yaptırmam söylendi. Ben işlemleri yürütürken eşimi ameliyat etme yerine suni buhar vererek doğum (düşük) yaptırmışlar. Doğumdan sonra bende hastaneye gittim. Eşim fenalaştı. Kendisine kalp masajı yaptılar ama vefat etti. Eğer eşimi ilk günlerde ameliyat etselerdi, kurtulacaktı. Ameliyat etmedikleri için öldü' dedi. Yeşil Kart'ı olan, fakat kart vizesi bulunmayan 5 aylık hamile Nurten Açık'ın, hastanede gerekli müdahalenin yapılmaması nedeniyle öldüğü iddiaları üzerine, Vali Malay'ın emriyle Nenehatun Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi hakkında soruşturma başlatıldığı belirtildi.
İstanbul'da Merdivenden düşerek bacağı kırılan ve Kartal Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Nazlıgül Karataş, ailesi 500 milyon lira tutan tedavi masraflarını ödeyemeyince hastanede rehin kaldı.
YARGI
HABERLERİ
Ankara
1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Fettullah Gülen davasının ertelenmesine
itiraz ederek davaya devam edilmesinin ve beraat kararı verilmesini isteyen
avukatların talebini kabul etmedi. Ankara 2 No'lu DGM'nin davayı
sonuçlandırmadan 4616 sayılı yasa kapsamında verdiği erteleme kararının usul ve
yasaya uygun bulunduğunu bildiren 1 No'lu DGM, ret kararında davanın
ertelenmesine ilişkin gerekçelerin yerinde ve haklı olduğu belirtildi.
Haluk
Gerger, vizesini iptal eden ve havaalanında gözaltında tutulmasına yol açan ABD
Büyükelçiliği ile ABD'yi, kendini maddi zarara uğrattıkları gerekçesiyle
mahkemeye verdi. Duruşma sonrası konuşan Haluk Gerger, ABD Büyükelçiliği'nde 2002
yılı Nisan ayında 10 yıllık vize aldığını belirterek, 1 Ekim 2002 tarihinde
ABD'ye giriş yapmak istediğindeyse, kendisine 'ABD Dışişleri Bakanlığı
tarafından vizesinin iptal edildiğinin' bildirildiğini kaydetti. Haluk Gerger,
olayın olduğu tarihe göre 1478 dolar zarara uğradığına işaret ederek, ABD'nin
bu paraya el koyduğuna dikkat çekti. 'Kendimi dolandırılmış hissediyorum' diyen
Gerger, 'Dışişleri Bakanı Powell'in ricası ile Iraklı bürokratların yurtdışına
çıkarılması istemi, Türkiye Dışişleri Bakanlığı'na nasıl büyük bir hızla
iletildiyse, benim ABD'ye yaptığım tebligatın da aynı hızla iletilmesini
istiyorum' dedi. Haluk Gerger'in avukatları tarafından mahkemeye sunulan yazılı
şikayette ise, Gerger'e vizesinin iptal edildiğini bildiren belgenin bütün gece
gözlem altına alınacağı tehdidiyle imzalatıldığı kaydedildi. Dilekçede,
Gerger'in uçağa bindirilmeden önce bir suçlu gibi parmak izinin alındığı ve
fotoğrafının çekildiğini ifade etti.
7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren'i 'darbe yapmakla' suçlayarak yargılanması için hakkında dava açan ve bu girişiminden dolayı açığa alınan Adana Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu emekli edildi. Sacit Kayasu, İzmir Ödemiş Cumhuriyet Savcılığı yaptığı dönemde bulduğu bir ceset için 'Yeşil' kod adlı Mahmut Yıldırım'a ait olduğunu beyan ederek adını kamuoyuna duyurmuştu. Kayasu, Adana'da Cumhuriyet Savcılığı yaptığı sırada da 12 Eylül darbesinin baş mimarı 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren'i dava ederek bir ilke imza atmıştı. Bir anda adını Türkiye'nin bilir hale geldiği bir savcı konumuna yükselen Sacit Kayasu, görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle üç yıl önce açığa alındı. Kayasu, açığa alındığı tarih olan 21 Nisan 2000 yılından tam 3 yıl sonra yine 21 Nisan günü emekli oldu.
Muş'ta zihinsel engelli Abdullah Şahin, 'Yaşasın PKK' sloganı attığı
gerekçesiyle tutuklanarak, Bulanık Cezaevine konuldu. Şahin'i cezaevine götüren
polisler, aldıkları benzinin parasını da Şahin'in ağabeyi Abdurrahman Şahin'den
aldı. Ağabey Şahin, tutuklamaya itiraz ettiğini, ancak Malazgirt Cumhuriyet Savcısı'nın,
kendisini 'Fazla konuşursan seni de içeri atarım' diye tehdit ettiğini söyledi.
Çocuklarından birisine babasının ismi olan Seydo ve kızına da Beritan
ismini veren baba, bu isimlerin iptali istemiyle açılan davayla boğuşuyor.
İbrahim Deniz'in, 6 yaşındaki oğluna Hz. Muhammed'in soyundan gelen anlamında
Seydo ismini ve 5 yaşındaki kızına da Beritan ismini vermesi üzerine, Mersin 1.
Asliye Hukuk Mahkemesi "milli kültüre ve örf ve adetlere aykırı" olduğu
gerekçesiyle isim iptali davası açtı. Bu davanın en ilginç yanlarından birisi
de Seydo isminin İbrahim Deniz'in, 3 yıl önce 95 yaşında ölen babasına ait
olması. Deniz, "Eğer bu isim örf adetlere aykırıysa babam milli kültürü,
örfleri ve adetleri 95 yıl ihlal mi etti?" diye soruyor.
Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya, "Türkiye'de yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir" diyerek acı bir itirafta bulundu. "Yargı bağımsızlığının sağlanabilmesi için siyasi gücün hakimler üzerindeki denetim gücünden vazgeçmesi gerektiğini" ifade eden Özkaya, şunları söyledi: "Türkiye'de şu an yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir. Yargı bağımsızlığının sağlanabilmesi için Anayasa'da gerekli değişikliklerin yapılması gerekir. Öncelikle Anayasa'nın 140'ıncı maddesinin 6'ncı fıkrası ile 144 ve 159'uncu maddeler kaldığı sürece yargı bağımsızlığından söz edemeyiz." Yüksek yargı organlarının başkanları olarak, özellikle adli yıl açılışlarında "yargının bağımsız olması gerektiğini" sürekli ifade ettiklerini, ancak bugüne kadar somut ve olumlu bir adım atılmadığına da işaret eden Özkaya, "Bunun başlıca sebebi, siyasi gücün hakimler üzerindeki denetim gücünü elinden bırakmak istememesidir" diye konuştu.
Superonline internet sitesindeki bir formda yayınlanan yazı nedeniyle ilk internet suçlusu olarak yargılanan şirketin interaktif yayın koordinatörü Coşkun Ak beraat etti. Ak, daha önce 40 ay hapse mahkum olmuş, karar Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından bozulmuştu. İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada, Coşkun Ak tarafından internet ortamında yönetilen "Türkiye'de insan hakları ihlalleri" konulu formda (tartışma panosu) "Bir insan" rumuzlu bir kişinin yazısı yayınlandı. Ancak bu yazıyı okuyan bir kişi, yazıda suç unsuru olduğu gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Ak hakkında 4 yıldan 24 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Dava sonucunda Ak, 40 ay hapse mahkum oldu. Temyiz nedeniyle kararı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararı bozdu. Mahkemenin kararında ısrar etmesi üzerine dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderildi. Kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca da bozulması üzerine İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Coşkun Ak hakkında beraat kararı verdi.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin, 2000 yılında, demokratik bulmadıkları gündemdeki Sendikalar Yasası'nı protesto ettikleri için 15'er ay hapse mahkum ettiği 35 KESK yöneticisini cezaevine girmekten döndüren bozma gerekçeleri belli oldu. Yargıtay'ın, benzer davalarda uygulanabilecek ve sendikacıların tekrar yargılanarak beraat etmelerinin önünü açan gerekçesinin metni şöyle: "Değişik sendikaların yönetici ve üyeleriyle bazı siyasi parti temsilcileri olan sanıkların TBMM'ye görüşülecek olan memur sendikalarına ilişkin yasa tasarısını grev hakkını içermediği ve bu hususun demokratik olmadığı inancıyla, Ankara Ziya Gökalp Caddesi'nde, Eğitim-Sen şubesi önünde basın açıklaması yapmak üzere 7 Haziran 2000 günü saat 12'den itibaren toplandıkları, değişik yönlerden gelenlerle oluşan kalabalığın yaklaşık 2 bin 500 kişiye ulaştığı," "Suç oluşturmayan bazı sloganlar atarak pankart taşıdıkları, güvenlik güçlerinin topluluğun Kızılay Meydanı'na yönelmemesi için uyarı yaptığı ve hoşgörü sınırları çerçevesinde saat 18.20'ye değin izlemede kaldığı, görüşmeleri takip etmek için TBMM'ye gitmiş bulunan KESK Başkanı'nın gelip Kızılay Meydanı'na gidileceğini söylediği," "Bunun üzerine güvenlik güçlerinin uyarıyla birlikte göz yaşartıcı gaz bombası atmak suretiyle caddede bulunan topluluğu dağıttığının anlaşılmış olması karşısında; 2911 sayılı TGYK'nın 32. maddesinde tanımlanan biçimde kanuna aykırı bir toplantı ve yürüyüşten söz edilemeyeceği, basın açıklaması amacıyla oluşan kalabalığın polisin hoşgörüsü altında uzun süre devam ettiği, TBMM'den dönen KESK Başkanı'nın topluluğu başka bir tarafa yöneltmesi üzerine ihtarın kalabalığın salt yön değiştirmeye dönük olması da nazara alındığında, olayda sanıklara yüklenen suçun maddi ve manevi unsurlarının bulunmadığı gözetilerek beraatlarına karar verilmesi gerektiği halde yazılı biçimde mahkumiyet hükmü korulması bozmayı gerektirmiştir."
AİHM
Alibeyköy'de 1997'de Kurtuluş Gazetesi satarken öldürülen İrfan Ağdaş davasında polisleri "meşru müdafaada bulundukları" gerekçesiyle beraat ettiren devlet, AİHM'de görülen davada söz konusu polislerin "aşırı güç kullandığını" kabul ederek, aileye 36 bin euro karşılığı "dostane çözüm" önerisi yaptı. Aile öneriyi reddetti.
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde görülen ev yakma ve faili
meçhul cinayetlerden oluşan dört davada 'dostane çözüm'e gitti. 1994'te evi
yakılan Hüseyin Ateş'e 49 bin Euro, İzmir Buca Cezaevi'nde gardiyanların saldırısına
uğrayan Zeki Yıldız'a 30 bin 500 Euro, güvenlik güçleri tarafından öldürülen
Hacı Sait Macir'in eşi Beyaz Macir'e 70 bin Euro ve yine Muş'un Varto ilçesinde
bir güvenlik sorumlusu tarafından öldürülen Mehmet Güler'in eşi Zahide Güler ve
çocuklarına 75 bin Euro olmak üzere, toplam 224 bin 500 Euro tazminat ödenmesi
kararlaştırıldı. Davalar, mahkeme kayıtlarından silindi.
AİHM, 25 Kasım 1990'da gözaltında tutulduğu karakolda polis tarafından
boğularak öldürülen Mardinli Yakup Aktaş davasında, Türkiye'yi işkenceyle
öldürme sebebiyet vermekten ve yargı yolunu tıkamaktan suçlu buldu. Türkiye,
317 bin 330 Euro tazminata mahkum edildi.
2003 yılının Ocak-Şubat-Mart aylarında Türkiye aleyhine açılan toplam
17 davayı karara bağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye'yi 525.5
milyar lira tazminata mahkum etti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, yılın
ilk üç ayında karara bağladığı davalarda Türkiye, başta 'ifade özgürlüğünün
ihlali' olmak üzere çeşitli gerekçelerle toplam 525.5 milyar lira tazminat ödeyecek.
AİHM, 2003 yılının Ocak-Şubat-Mart aylarında Türkiye aleyhine sonuçlanan
davalarda Türkiye, ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı ve kişi güvenliği
ihlallerinden dolayı toplam 298 bin 588 Euro (525 milyar 514 milyon 880 bin
lira) tazminata mahkum edildi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Ocak, Şubat ve Mart aylarında
Türkiye hakkında 17 dava sonuçlandı. Bunların 11'inde Türkiye mahkum edilirken,
4 davada devlet ve davalı arasında dostane çözüm benimsendi, 2 dava beraatla
sonuçlandı. Dava konularının başında ise "adil yargılanma hakkı", "düşünce
özgürlüğü", "kişi güvenliği" ve "işkence" geldi. Türkiye'nin kaybettiği davalar
arasında, Abdullah Öcalan'ın avukatları tarafından açılan dava da bulunuyor.
AİHM'de karara bağlanan davalardan, manevi kayıplar ve adli masraflar için
yaklaşık 300 bin euro ödemesi kararlaştırıldı. Türkiye aleyhine davalarda ihlal
edildiğine karar verilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Maddeleri arasında
düşünce özgürlüğü, adil yargılanma hakkı ve kişi güvenliği ile ilgili maddeler ilk
sırada yer alıyor.
Manisa'da liseli gençlere işkence yapmaktan 60 ila 130 ay hapis cezası alan 10 polisten dokuzu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu. Polisleri adil yargılamayıp haksız yere mahkum ettiği gerekçesiyle Türkiye'den 823 milyar tazminat isteyen sanıkların avukatı M. Okyar Aykut, dava dilekçesinde Türkiye'de işkencenin olduğunu itiraf etti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, gözaltında işkence gördükleri iddiasıyla AİHM'e başvuran Ö.Ö. ve S.M.'nin ortak başvurularını Türkiye'nin tazminat ve masraf olarak toplam 30 bin euro ödemesi koşuluyla sonuca bağladı. AİHM, ölüm orucu direnişinde 14 Temmuz 2001'de yaşamını yitiren Sevgi Erdoğan'ın, daha önce Türkiye aleyhine açtığı davayı ise usulden kapattı. 26 Ekim 1994'te Mersin'de gözaltına alınan ve ağır işkence gören Erdoğan, 4 Kasım 1996'da "silahlı örgüte üyelikten" 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. AİHM, Erdoğan'ın ölümünden sonra davasına vekalet edecek bir yakınını bulamadığı ve avukatının da tek başına bu görevi yerine getiremeyeceğinden hareketle, soruşturmayı durdurarak dosyayı sonuçlandırmadan kapattı. Ancak mahkeme, Erdoğan'ın yakın bir akrabasının davayı tekrar sürdürme imkanı bulunduğunu da karara ekledi.
İNSAN HAKLARI POLİTİKALARI
Yargıtay
Başkanı Eraslan Özkaya, 'Siyasi organ yargıya hakim olmuş vaziyette. Eğer
kuvvetler ayrılığı tam olarak çalışırsa, ülkemizde şikayet ettiğimiz pek çok
yönetsel sorun ortadan kalkacaktır. Yargı sorunlarını halledebilmek için siyasi
iradenin direnişini ortadan kaldırmamız lazım' diye konuştu. Temel yasaların
çok süratle değiştirilmesi ve yenilenmesi gerektiğini ifade eden Özkaya,
Türkiye'de alabildiğine bir yasa enflasyonu bulunduğunu, ayrıca yasaların
ilgili kurumlara danışılmadan, görüşülmeden 'çala kalem' hazırlandığını daha
yasalar yürürlüğe girmeden değiştirildiğini söyledi.
Güneydoğu'da terörün önemli ölçüde azalması ile birlikte boşta kalan eski köy korucularının, bölgede uyuşturucu kaçakçılığı yapmaya başladığı bildirildi. Güneydoğu ve Doğu'da 1985'ten bugüne kadar çeşitli suçlar nedeniyle 23 bin 500 köy korucusunun işine son verildiği belirtildi. Emniyet Genel Müdürlüğü'nce hazırlanan bir raporda, işten ayrılan bu korucuların büyük bölümünün, 'adam öldürme, kız kaçırma, tecavüz, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, haraç isteme ve çek senet' gibi kirli işlere karıştıkları kaydedildi.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Irak'ta 'katliam' boyutuna varan savaşın durdurulması çağrısı yaptı. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı ve AKP Nevşehir milletvekili Mehmet Elkatmış, bazı komisyon üyeleri ile birlikte TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, Irak'ta yürütülen savaşla ilgili olarak kaleme alınan ortak açıklamayı okudu. Savaşın, dünya barışını koruyan değil, dünya barışını bozan bir saldırı olduğu belirtilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi: 'Bu savaşta, yoğun insan hakları ihlalleri ve savaş hukuku ihlalleri yaşanmaktadır. Bu savaş, din ve ırk ayrımcılığını körükleyerek, insanlığı kutuplaşmaya götürmekte ve köklü düşmanlıklar yaratmaktadır. Bu savaş, Irak'a demokrasi ve insan haklarını değil, ismi üzerinde şok ve dehşet götüren bir savaştır. Bu savaş, Saddam ve rejimine değil, insanlığa karşı yürütülen bir savaştır. Eğer bu savaşı durduramazsak, geri dönülmez bir karanlığa sürükleneceğiz ve bedelini sadece savaşın fiili taraftarları değil, hepimiz ödeyeceğiz. Bu savaşı herkes kaybedecektir. ABD, İngiltere, Irak, Türkiye... Hiç kimse bu haksız, hukuksuz ve ahlaksız savaştan galip çıkamaz. Bir yanda akıllı, ancak soğuk ve duygusuz bombalar, diğer yanda bombaların kendini neden yaraladığını anlamaya çalışan çocuklar... Bir yandan elinde silah, tanımadığı topraklarda emperyalizmin tetikçiliğini yapan askerler, diğer yanda kendi topraklarında elinde beyaz bayraklarla teslim olamadan ölen askerler...sivil hedeflere yapılan saldırılar, ölen insanlar, kadınlar, çocuklar... Saddam'ı devirmenin, kitle imha silahlarının bulunup imha edilmesinin gerekçesinin bedeli bu mu olmalı? Bu soruya evet deme cesaretini ve haklılığını gösterecek kimse var mıdır?' BM Sözleşmesi'ne, Cenevre Sözleşmesi'ne uymayan, '14. günüde haksızlığı, hukuksuzluğu, ahlak dışılığı ve anlamsızlığı' görülen savaşın durdurulması gerektiği belirtilen açıklamada, BM Güvenlik Konseyi, ABD ve İngiltere'ye karşı göreve çağırılarak, 'Dünya barışını koruyan, haksız saldırıyı durdurun. Hukuk tanımazlara diyeceğimiz odur ki, bir gün o hukuka sizinde ihtiyacınız olacaktır' denildi. Bir gazetecinin, 'Uluslararası kuruluşlarla birlikte temasa geçerek Bush, Blair ve Saddam'ın yargılanması talebinde bulunmayı düşünüyor musunuz?' sorusuna karşılık Elkatmış, 'Mutlaka... Yapılan bir insanlık suçudur, katliamdır, soykırımdır. Bunu yaratanlar cezasız kalmamalı. Ama bundan önce savaşın durdurulması gerekir. Bunu savaş durdurulduktan sonra talep edeceğiz' diye konuştu.
ABD ve Türkiye arasında yapılan 42. Ortaklık Konseyi toplantısının ardından, AB tarafı, Ankara ile ilişkilerde genel tavrını bir değerlendirme raporuyla açıkladı. AB'nin Türkiye'deki son siyasi ve ekonomik gelişmelere yönelik tutumunun ayrıntılı biçimde yansıtıldığı 22 sayfalık değerlendirme raporunda, hükümetin demokrasi ve insan hakları alanındaki reformlarla ilgili çabasının memnunlukla karşılandığı belirtilirken, bu alanda atılacak adımların vakit geçirilmeden sürdürülmesi çağrısında bulunuluyor. Raporda, idam cezasının kaldırılması, Türkçe dışındaki dillerde eğitim ve yayına izin verilmesiyle olağanüstü hal uygulamasının kaldırılmasından memnunluk duyulduğu ifade edildi. Alman vakıflarının üyelerinin beraatından de memnunluk duyulduğu kaydedilen raporda, işkencenin önlenmesi, ordunun siyasetteki rolü ile ifade suçundan hüküm giyenlerin AİHM kararları uyarınca tekrar yargılanmaları konusunda AB'nin hala endişeleri olduğu vurgulandı. Basın, ifade ve örgütlenme özgürlüğü konusunda hala eksikliklerin olduğu ifade edilen raporda, Güneydoğu Anadolu'nun yeniden ekonomik yapılanmasına önem verilmesi, PKK terörü sırasında köylerinden ayrılan kişilerin tekrar yerlerine dönmeleri için gerekli çabaların sarf edilmesi istendi. Raporda, HADEP'in kapatılmasından ve cezaevi reformlarına rağmen süren ölüm oruçlarından endişe edildiği kaydedildi.
AB'nin Ankara'dan beklentilerini yansıttığı yeni Katılım Ortaklığı Belgesi resmiyet kazandı. Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısında sunulan belgeye göre; Türkiye hükümetinden istenen siyasi reformlar özetle şöyle: İşkenceye ve kötü muameleye karşı önlemler almak; Yasal alanda ve pratik uygulamada, dil, ırk, din, inanç, renk, cinsiyet, siyasi görüş ayırımı yapılmaksızın, tüm bireylerin temel insan hak ve hürriyetlerini garanti altına almak; Fikir hürriyeti ve basın özgürlüğü alanındaki reformlara devam etmek, kısıtlamaları kaldırmak; Dernek ve toplantı özgürlüğü alanında hukuk reformlarını sürdürmek. Sendikal kısıtlamaları kaldırmak; Tüm din toplulukları ve bireyler için din, inanç ve düşünce özgürlüğünü sağlayacak önlemler almak; Vatandaşların tümü için kültürel haklar ve farklılıkları garanti altına almak. Türk dili dışında dillerden eğitim, radyo ve televizyon yayını olanaklarını garanti altına almak. Bu alandaki kısıtlamaları kaldırmak; MGK'nın çalışma şeklini, AB ülkelerindeki uygulamada olduğu gibi, askeri işler üzerinde sivil kontrol olacak şekilde uyarlamak.
28 Şubat sürecinde dindar insanlara yönelik baskılar, TBMM İnsan Hakları Komisyonu'na gelerek, Başbakanlık Takip Kurulu hakkında bilgi veren Başbakanlık Müsteşarı Fikret Üçcan'ın açıklamalarıyla su yüzüne çıktı. BTK tarafından tam 2807 kişi, kurum yada kuruluşun fişlendikleri ortaya çıktı. Komisyonun daveti üzerine, komisyona bilgi veren Müsteşar Üçcan, dosyaların yüzde 70'lik bölümü hakkında çalışmalar yapılarak ilgili birimlere gönderildiğini açıkladı. Toplantıda, AK Partili milletvekilleri, BTK'nin yasal dayanağının bulunmadığına dikkat çektiler. İnsan Hakları Komisyonu Başkan Vekili ve AK Parti Diyarbakır Milletvekili Cavit Torun, Üçcan'a 'BTK'nin yasal dayanağı nedir' sorusunu yöneltti. Üçcan ise, BTK'nın Anayasanın 112. maddesine dayanarak kurulduğunu savundu. Üçcan'a cevap veren Torun, 'Anayasanın 112. maddesi böyle bir kurulun kurulmasına imkan vermiyor' cevabını verdi. Komisyon üyeleri, BTK'nin hem yasal dayanağının bulunmadığını, hem de yasama, yürütme ve yargıya müdahale ettiğini belirterek, 'Böyle bir kuruma gerek yok. Yasama, yürütme ve yargıya müdahale ediliyor. Zaten gerekli önlemleri diğer kurumlar alıyor.' dedi.
Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılan 5 bin
başvurudan 781'inin jandarma bölgesinde gerçekleşmesi üzerine Jandarma Genel
Komutanlığı harekete geçti. Jandarma, insan hakları ihlallerinin önüne geçmek
amacıyla bünyesinde İnsan Hakları İhlallerini İnceleme ve Değerlendirme
Merkezi'ni (JİHİDEM) kurdu. Vatandaşlar Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde
kurulan JİHİDEM'e doğrudan şikayette bulunabilecek. Yapılan şikayetler,
jandarma personeli hakkında açılan davaların yanı sıra JİHİDEM'de görev yapacak
asker ve sivil hukukçular tarafından incelenip ayrı bir değerlendirme
yapılacak. Jandarma Genel Komutanlığı Dış İlişkiler ve İnsan Hakları Daire
Başkanlığı verilerine son 5 yıl içerisinde toplam 48 personel işkence suçundan
yargılandı, bunlardan 9'u hüküm giydi, 22'si beraat etti, 17'sinin ise
yargılanması sürüyor.
Avrupa Parlamentosu Üyesi Dr. Hannes Swoboda, devletin laikliği meselesinin çok farklı yorumlara yol açabildiğini belirtirken, buna örnek olarak başörtüsü konusundaki yasakçı tavrı gösterdi. Başörtüsüne devletin yaklaşımını değiştirmesi gerektiğini ifade eden Swoboda, "Farklı bir yol ortaya koymak illa ki devletin, milletin bölünmesini istemek demek değildir" dedi.
Milli Görüş genelgesi ile başlayan ve 23 Nisan resepsiyonuyla alevlenen tartışmalar sürerken, bazı karanlık odakların 'sahte irtica raporları' ile Türkiye'deki demokratik ortamı germek ve iktidarı sıkıştırmak için yeniden harekete geçtiği belirtiliyor. 30 Nisan'da yapılacak Milli Güvenlik Kurulu toplantısı öncesinde gerilimi yükseltmek isteyen bu çevrelerin, MGK ve Genelkurmay'a ait olduğunu ileri sürdükleri bir 'çalışma raporunu' yayınlayacak gazete aradıkları öğrenildi. Hükümet kanadından gelen sağduyu ve birlik mesajlarına rağmen bu faaliyetlerin sürdürülmesi manidar bulundu.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, Yüce Mahkeme'nin 41. kuruluş yıldönümünde, demokratikleşeme yolunda iki önemli mesaj verdi. Anayasa değişikliği yapılarak Yüksek Askeri Şura ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına yargı yolunun açılmasını isteyen Bumin, Cumhurbaşkanı'nın yetkilerinin de azaltılması gerektiğini vurguladı. Anayasa Mahkemesi'nde yapılan törende konuşan Bumin, tüm adli, idari ve askeri yargı üyelerini ilgilendiren ortak sorular ve çözüm önerilerine değindi. Yargının fiziki ve mali sorunlarının her yıl dile getirilmesine karşın bir değişiklik olmadığını vurgulayan Bumin, hakim ve savcı maaşlarının, 1960 öncesindeki gibi, parlamenterlerle eş düzeye getirilmesini de istedi. Anayasa mahkemesinin iş yükünün her geçen yıl arttığını ifade eden Bumin, Mahkeme'nin yapısının da değiştirilerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin benzeri bir modele kavuşturulmasını istedi. Bumin, "Anayasa Mahkemesi, bir Büyük Kurul, iki daire, iki de Kurul'dan oluşacak; bir büyük kurul Anayasa Mahkemesi başkanının başkanlığında 18 üye, daireler bir başkan ve 8 üye, kurullar da bir başkan ve 6 üyeden oluşacak, ayrıca daire ve kurullar nezdinde 3'er üyeli 'ön inceleme komisyonları' kurulacaktır" dedi. "Devlet, hak arama özgürlüğünü daraltan tüm sınırlamaları ortadan kaldırmalıdır" diyen Bumin, anayasadaki yargısal denetimi sınırlayan kuralların değiştirilmesi gerektiğini vurguladı. Bumin, kimi kişi veya kurumların yaptığı işlerin, önem ve özelliğinden söz edilerek işlemlerinin yargı denetimi dışında bırakılması ve anayasal denetimden kaçırmak maksadıyla bu kurallara anayasada yer verilmesinin hukuk devleti ilkesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile bağdaşmayacağına dikkati çekti. Bumin, yargısal denetime açılmasını istediği konuların, "cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler, cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler, YAŞ kararları, uyarma ve kınama cezasına ilişkin kararlar ile HSYK kararlarını yargı denetimi dışında bırakılmasını öngören kurallarının Anayasa'dan çıkarılması" şeklinde sıraladı. Bumin, Cumhurbaşkanı'nın yüksek mahkeme üyelerini ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nı seçme yetkisinin kaldırılması gerektiğini söyledi. Parti kapatmalara da değinen Bumin, bugüne kadar 24 siyasi partiyi kapattıklarını, bu rakamın yüksek olduğunu hatırlattı. Bumin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Partilerin, fertler için yasaklanan söz ve eylemleri yapma eğiliminde olmaları kapatma kararı verilmesinde önemli etken ise de Siyasi Partiler Kanunu'nda pek çok davranışın kapatma nedeni olarak sayılması da kapatma kararı verilmesine yol açmaktadır. Tüm partiler için uygulanabilir nitelikte yaptırımlar getirilmesi gerekmektedir."
Jandarma İnsan Hakları İhlallerini İnceleme ve Değerlendirme Merkezi (JİHİDEM) törenle açıldı. İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu, dünyada insan hakları olgusunun yükselen bir değer olduğunu belirterek bunun artık ülkelerin iç sorunu olmaktan çıktığını söyledi. Aksu törende yaptığı konuşmada, "Jandarma Genel Komutanlığı'nda böyle bir merkezin açılması bu konuya atfedilen önemin ve sorumluluk bilincinin bir göstergesidir" dedi. İnsan haklarıyla ilgili il ve ilçelerde yurttaşların başvurularını alarak kurullar aracılığıyla değerlendirdiklerini belirten Aksu şöyle konuştu: "İnsanlığın bugün ulaştığı seviyede, yapılan görev ne olursa olsun hukuka uygunluğun yanı sıra insan hakları ilkelerine riayet edilmesi de çağdaş hizmet anlayışının bir gereğidir. İnsan haklarının devredilemez, vazgeçilemez ve dokunulamaz en temel haklardan olması, bu konuya gerekli önem ve hassasiyetin gösterilmesini gerektirmektedir." JİHİDEM'in çalışma esaslarına ilişkin bilgi veren Jandarma Genel Komutanlığı İnsan Hakları Şube Müdürü Kurmay Yarbay Necdet Güngör de merkezin 24 saat esasıyla görev yapacağını, insan hakları ihlali iddiasıyla yapılan başvuruların titizlikle inceleneceğini bildirdi.
Adalet Bakanlığı, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi'nin desteğiyle 9 bin hakim ve savcıya insan hakları eğitimi verecek. Adalet Bakanlığı Eğitim Daire Başkanı Haluk Mahmutoğulları, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından sık sık tazminata mahkum edildiğine ve Avrupa Birliği adaylığı sürecinde çıkarılan uyum yasalarının uygulanmasında çeşitli sorunlarla karşılaşıldığına dikkat çekti. Mayıs ayında başlayacak olan eğitim projesi kapsamında öncelikle Yargıtay tetkik hakimleri ve kıdemli yargıçlardan oluşan 225 hakim ve savcının eğitimci olarak yetiştirileceğini açıklayan Mahmutoğulları, daha sonra bu hakimlerin kendi bölgelerinde diğer hakim ve savcıların eğitiminde görev alacağını söyledi.
Bülent Ecevit'tin seçimlerden 4 gün sonra, Başbakanlıktan ayrılmadan hemen önce, giderayak onayladığı bir kararla, 'Sivil Toplum Örgütlerini Geliştirme Kurulu' oluşturup, bu kurulu da MGK'ya bağladığı ortaya çıktı. Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü'nce hazırlanıp Ecevit tarafından imzalanan 7 Kasım 2002 tarihli, 'Gizli' damgalı karar, MGK'ya yeni ve ilginç bir görev verdi. Karada 'hükümet dışı kuruluşlar' olarak da adlandırılan, sivil toplum örgütlerinin ulusal ve uluslararası alanda rolü ve öneminin arttığına dikkat çekildi. 'Kurulun sekreterya hizmetleri, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği tarafından yürütülecektir' denildi.
Avrupa Birliği'nden 2002 Aralık
ayında müzakere tarihi alabilmek için hükümet yeni bir hamle başlattı. Bakanlar
Kurulu, AB kriterleri kapsamında 10 maddelik uyum paketinin hazırlanması
kararına vardı. Mayıs ayı içerisinde tamamlanması hedeflenen 6. uyum paketi
olarak nitelendirilen yasal düzenlemeler şöyle: Terörle Mücadele Kanunu'nun
ifade özgürlüğünü kısıtlayan 8. maddesinin kaldırılması ve terör tanımının
Birleşmiş Milletler kararlarına uygun hale getirilmesi; Özel radyo ve
televizyonların farklı dil ve lehçelerde yayın yapabilmeleri; Seçimlerde
uluslararası gözlemciler tarafından izlenebilmesi ve seçimlerde yayın yasağı
süresinin daraltılması; İmar Kanunu'nda yapılan değişiklik; Nüfus Kanunu'nda
yapılan değişiklik; Sinema, video ve müzik eserlerine ilişkin kanunlarda
yapılacak değişiklik; İnsan hakları ihlalleri sonucu gerçekleşen
mahkumiyetlerin adli sicilden silinmesiyle ilgili değişiklik; Namus ve töre
cinayetlerinin faillerine ceza indirimi verilmesiyle ilgili değişiklik; Cemaat
vakıflarının gayri menkullerinin tescillerine ilişkin sürenin uzatılması ile
ilgili Vakıflar Kanunu'nda yapılacak bir değişiklik; RTÜK ve sinema, Video ve
Müzik Eserleri Denetleme Kurulu'nda yapılacak bir değişiklik.
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Türkiye'nin siyasi koşulları yerine getirmesi halinde tam üyelik müzakerelerinin 2005 yılının ilk yarısında başlayabileceğini söyledi. Verheugen, Türk hükümetinin AB reformlarını çok ciddiye aldığını belirtti ve Türkiye'nin bugüne kadar yaptıklarını da görmek gerektiğini kaydetti. Verheugen, 'Reformları inceleyeceğiz, eğer sonuçlar pozitif olursa tam üyelik müzakereleri gecikmeden başlatılacak' dedi. Ordunun siyasetteki mevcut rolünün gözden geçirilmesi gerektiğini belirten Verheugen, Türkiye'nin askeri konularda da AB'ye uyum sağlamasının şart olduğunu vurguladı. Türkiye'de askerlerin rolüne de değinen Verheugen, bu rolün bilincinde olduklarını, konunun hassasiyetini bildikleri için bugüne kadar fazla üstüne gitmediklerini anlattı. Verheugen, 'Ordunun rolü bellidir. Ordu siyasilerin kontrolünde olacak; bunun aksi değil. Askerlerin, rolü düzene sokulmalı, eğitim, radyo, televizyon gibi kurumlarda askeri temsilciler bulunmasının izahı yoktur. Türkiye bu alanda da AB'ye uyum sağlamalı' diye konuştu.
DÜNYA İNSAN HAKLARI RAPORU
Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), 2002 yılında görev başında ölen gazeteci sayısının azaldığını, buna karşılık, tutuklananların sayısının ise çoğaldığını bildirdi. Merkezi New York'ta bulunana komitenin raporunda, geçen yıl tüm dünyada 19 gazetecinin öldürüldüğünü, bunlar arasında, Pakistan'da kaçırıldıktan sonra boğazı kesilerek öldürülen Wall Street Journal gazetesi muhabiri Daniel Pearl'ün de bulunduğu belirtildi. Raporda, geçen yıl öldürülen gazeteci sayısının, son 17 yılın en düşük rakamını oluşturduğu, 2001 yılında ise 8'i Afganistanlı olmak üzere toplam 37 gazetecinin öldürüldüğünü bildirdi. Raporda, 2002'de öldürülenlerden 9'unun, Kolombiya, Rusya ve Batı Şeria'da hayatını kaybettiği, Batı Şeria'da ölen gazetecilerin 3'ününü İsrail kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu öldüğü, çok sayıda gazetecinin de yaralandığını bildirdi. 2002 yılında 136 gazetecinin hapse düştüğü kaydedilen raporda, 2002 yılında hapsedilen gazeteci sayısında, 2001 yılına göre yüzde 15 artış olduğu belirtildi.
Uluslararası Af Örgütü, ölüm cezası uygulamasının 31 ülkede, geçen yıl çoğu uluslararası hukuk kurallarına aykırı olmak üzere en az 1526 kişinin idam edildiğini bildirdi. Örgütün Cenevre'de yayımladığı yıllık raporda, 1060 kişiyle ölüm cezalarının üçte ikisinin Çin'de infaz edildiği, bunu 113 idamla İran ve 71 idamla ABD'nin izlediği belirtildi. Raporda, çoğu ülke ölüm cezası infazlarını gizli tuttuğu için, bunları gerçek rakamları yansıtmadığı da vurgulandı. Ölüm cezası uygulamalarının çoğunun uluslararası standartlar dışında olduğu, pek çok kişinin adil olmayan yargılamalardan sonra ölüm cezasına mahkum edildiği kaydedildi.
Uluslararası Af Örgütü; Avrupa Birliği'ni, dünyaya insan hakları dersleri verirken kendi sınırlarında insan hakları ihlalleri yaptığı için "ikiyüzlülük"le suçladı. Uluslararası Af Örgütü'nün Avrupa Birliği Bölüm Başkanı Dick Oosting, Avrupalıların insan hakları konusunda Avrupa Birliği'nin güvenli bir yer olmadığını ifade etti. AB'nin bu konudaki iyi niyeti konusunda çok az şüphe olduğunu belirten Oosting, buna rağmen, "AB dünyanın geri kalan ülkelerinde insanların ne şekilde davranmaları konusunda dersler verirken, kendi evindeki insan hakları ihlalleri konusunda son derece sessiz kalmaktadır" diyerek, bu durumun ikiyüzlülük olduğunu ifade etti. Merkezi Londra'da bulunan örgüt, özellikle İspanya ve Yunanistan'ın da "sistematik olarak" insan hakları ihlallerinde bulunduklarını kaydetti.
Afrika'da sıtmadan her gün ortalama 3 bin çocuğun öldüğü bildirildi. BM Dünya Sağlık Örgütü ve BM Çocuk Fonu tarafından yayımlanan raporda, Afrika ülkeleri ekonomilerinde milyarlarca dolarlık zarara da yol açan sıtma hastalığı yüzünden, kıtada her yıl bir milyondan fazla kişinin öldüğü belirtildi. Raporda, yayılması kolayca kontrol altına alınabilecek hastalığın mikrobunun, en ucuz tedavi türleri olan klorokuyn ve sülfadoksin-primetamine direnç gösterdiği vurgulandı. Sıtmayla en etkili tedavi yönetiminin Artemisin'in temelli ilaç kokteylleri olduğu belirtilen raporda, bu tedavi türünün maliyetinin sadece 1 ila 3 dolar arasında olduğu bildirildi. Raporda ayrıca, yeni doğan bebeklerin sıtmadan korunması için hamilelik sırada annelere sıtma ilacı verilmesi önerildi.
ABD: Amerikan yönetimi kendi esirlerinin televizyonda gösterilmesini bile 3. Cenevre Sözleşmesine aykırı bulurken, elindeki Iraklı savaş esirlerine insani yardım yapılmasını durumlarıyla ilgili uluslar arası kuruluşların bilgi almasını engelliyor. Amerika'nın Irak'ta milis kuvvetlerine bağlı oldukları iddiasıyla yakaladığı sivilleri Küba'daki Guantanamo üssüne göndereceği ifade ediliyor. Washington Post gazetesinde yer alan bir habere göre; sivil Iraklılara savaş esiri muamelesi yapılacağı ve onların Guatanamo gibi kamplara alınacağı belirtildi. ABD Kızıl Haç Uluslararası Komitesi'nin Iraklı savaş esirlerine insani yardım için ulaşılmasını engelliyor. Esirlerin işkence ve kötü muamele görmemesi için bütün savaşlarda Kızıl Haç Uluslararası Komitesi rahatça askeri kamplara girerken, Kuveyt'te tutulan Irak esirlerinin komite üyeleri ile görüşmeleri engelleniyor. Oysa aynı komite, Irak'ın elindeki Amerikan ve İngiliz esirlerle rahatça görüşmüş ve her hangi bir kötü muameleye maruz kalmadıkları yönünde bilgiler almıştı.
Amerikalı emektar savaş muhabiri Peter Arnett, 'ABD'nin ilk savaş planının, Irak'ın direnişi nedeniyle başarısızlığa uğradığını, şimdi başka savaş planı hazırlanmaya çalışıldığını' söyledi. Amerikan National Geographic Television ve NBC televizyon kanalı için çalışan Arnett, Irak televizyonuna yaptığı ve Amerikan televizyonlarında da yayınlanan açıklamasında, 'ABD'nin savaş planlayıcılarının, Irak güçlerinin kararlılığını yanlış değerlendirdiklerini' kaydetti. 'Irak'ın, aralarında CNN'in Bağdat ekibinin de bulunduğu bazı gazetecileri sınır dışı etmesi ve New York'ta yayımlanan Newsday gazetesinin 2 muhabirini gözaltına alınmasına karşın, kendisine ve başka basın mensuplarına bir derece özgürlük tanıdığını' kaydeden Arnett, '12 yıldır geldiği Irak'ta halk ve yöneticiler tarafından nezaketle karşılandığını' anlattı. Ünlü muhabir Arnett, 'Başkan Bush'un ABD içinde savaşın gidişatından ötürü giderek artan bir eleştiriyle karşı karşıya bulunduğunu' belirterek, 'Bağdat'ın disiplinli bir kent olduğunu ve halkın hükümetin disiplin talebine cevap verdiğini' kaydetti. Peter Arnett, Oraklı dostlarının kendisine 'ABD ve İngiltere ve yaptıklarına karşı milliyetçilik ve direniş duygularının arttığını anlattıklarını' söyledi. Arnett'in Irak televizyonuna demecinin ardından NBC News kanalı, ünlü muhabire önce destek verdi, sonra işine son verdi.
Oklahoma kentinde, 1987 yılında 17 yaşındayken 2 lokanta çalışanını yakarak öldürmek suçundan idam cezasına çarptırılan mahkumun cezası, zehirli iğneyle infaz edildi.
Irak'a saldırıdan çıkar sağlamakla suçlanan bir şirketin girişini kapatan yüzlerce göstericiyi dağıtmak için sert şekilde müdahale eden polis 12 göstericiyi tutuklarken, polisi aşırı güç kullanmakla suçlayan ve sırtına birkaç plastik mermi isabet eden 29 yaşındaki avukat Scott Flemig, 'Yıllardır gösterilere katılırım, ama ilk kez polisin beğenmediği bir yerde durdukları için göstericilere plastik mermiyle de olsa ateş açtığını görüyorum' dedi. Protestocular polisin her hangi bir uyarıda bulunmaksızın aniden ateş açtığını ileri sürdüler.
Amerikan Müslüman Birliği Teşkilatı'nın kurucularından Prof. Dr. Sami Uryan, tutuklandığı 30.2.2003 tarihinden beri açlık grevinde. Yaklaşık 20 kilo vermiş. Her geçen gün sağlık durumu kötüye gidiyor.
Afganistan'da yakaladığı esirleri Küba'da bulunan Guantanamo'ya götüren ABD'nin, bu üste 13-15 yaşları arasında 8 çocuğu da esir olarak tuttuğu ortaya çıktı. ABD'nin BM Cenevre Sözleşmesi'ne aykırı olarak üste tuttuğu "çocuk esirlere" inanılmaz işkenceler yaptığı belirtiliyor. İngilizlerin ünlü The Guardian gazetesi, 2002 Ocak'tan bu yana esir olarak tutulan çocuk mahkumların bir yıl boyunca "esir" statüsünde büyük esirlerle aynı muameleye tabi tutulduğunu belirtti. The Guardian, ismini açıklamadığı bir ABD'li yetkiliye dayandırdığı haberinde, "Amerikalı yetkiliye göre çocuklar halen süresiz biçimde Guantanamo'da tutulacak ve avukatlarla görüşmelerine de halen izin verilmiyor" dedi.
Uluslararası Af Örgütü, ABD'de beyazlar ve siyahların cinayet kurbanı olma oranı neredeyse eşitken, idam cezası infaz edilenlerin yüzde 80'inin beyaz kurbanları öldürmekle suçlanan kişilerden oluştuğunu açıkladı. Af Örgütü'nün "ABD: ölüm cezasında ırkçılık gölgesi-infazları durdurma zamanı" başlıklı raporu yayınladı. Raporda, "ABD'de ölüm cezası uygulaması, doğası gereği zalimane ve onur kırıcı ceza olmasının yanı sıra, ırksal adaletsizlik olarak da sürmektedir" denildi. ABD'deki cinayetlerin birçoğunda suçlular ve kurbanların aynı ırktan olduğu belirtilen raporda, "Ne var ki neredeyse 200 Afrikalı Amerikalı, beyaz kurbanları öldürdükleri için infaz edildi. Bu sayı siyahları öldüren beyazların infazından 15 kez daha fazla ve siyahları öldüren siyahların infazından ise en az iki kez fazla" denildi. Afrikalı Amerikalılar nüfusun yüzde 12'sini oluşturduğu belirtilen raporda, ölüm cezası infazı bekleyenlerin yüzde 40'dan fazlası ve her infaz edilen üç kişiden birinin Afrikalı Amerikalı olduğu kaydedildi. Raporda, ABD'nin yakında 1977'den bu yana 300. Afrikalı Amerikalı mahkumu öldüreceği kaydedildi.
Norveçli bir gazeteci, işgalci Amerikan askerlerinin "hırsızlık yapacaklarından" şüphelenilen 4 Iraklıyı sokakta çırılçıplak yürüttüğünü açıkladı. Oslo'da yayımlanan Dagbladet gazetesinden Line Fransson'a göre, Amerikalı Teğmen Eric Canaday, silah çalmak istemekle suçlanan 4 Iraklının soyunmaya zorlandıklarını ve elbiselerinin yakıldığını doğruladı.
ABD'nin, 11 Eylül saldırılarından sonra geçen yıl yürürlüğe soktuğu kayıt ve izleme programı çerçevesinde, şimdiye kadar ülkeye kısa süreli kalmak için giren 133 binden fazla yabancıyı fişlediği bildirildi.
AFGANİSTAN: ABD uçaklarının
bombardımanında 11 Afgan sivilin öldüğü bildirildi.
Yerel
yetkililer ve BM gözlemcileri, ülkenin kuzeyinde stratejik öneme sahip
Mezarışerif kentinin yakınlarında askerler ile Afganlı yerliler arasında çıkan
çatışmada çoğu asker olmak üzere 17 kişinin öldüğünü, 13 kişinin de yaralandığı
bildirildi.
Taliban
milislerinin saldırısında, 2 Afgan askeriyle 3 Taliban üyesi öldü, bir Taliban
milisi yaralandı.
ABD askerleri ve hükümet güçleriyle Peştun direnişçiler arasındaki sıcak çatışmaların yaşandığı Copan bölgesinde 13 Afgan askeri ile Taliban'a ait 10 kişinin öldüğü bildirildi.
ARJANTİN: Başkent Buenos
Aires'te yapılan gösterilerde meydana gelen çatışmada en az 20 kişi yaralandı.
Güvenlik güçlerinin iflas etmiş bir tekstil fabrikasının işçilerini desteklemek
isteyen binlerce göstericiye karşı plastik mermi kullandığı bildirildi.
BOSNA HERSEK: İç savaş sırsında Birleşmiş
Milletler'in (BM) 'güvenli bölge' ilan ettiği Srebrenitsa'daki katliamda
hayatını kaybeden yaklaşık 8000 kişiden toplu mezarlardan çıkarılan ve
kimlikleri belirlenen ilk 600'ünün törenle toprağa verildiği bildirildi. Şu
anda Bosna Sırp Cumhuriyeti topraklarında bulunan kentte düzenlenen törene, yaklaşık
10 bin Boşnak'ın katıldığı belirtildi. Törenle toprağa verilen kurbanların
hemen hemen tümünün, kent çevresindeki 60'dan fazla toplu mezardan çıkarılan
yetişkin erkek veya erkek çocuk olduğu açıklandı. Törende BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın mesajını okuyan Bosna-Hersek Uluslararası Yüksek Temsilcisi Paddy
Ashdown, 'BM, Srebrenitsa katliamını en derin acıyla hatırlamaktadır' dedi.
Tören dolayısıyla Bosna-Hersek'te bir günlük yas ilan edildiği bildirildi.
Srebrenitsa'nın 1995'te Sırpların eline düşmesinden sonra 8 binden fazla
Müslüman katledilmiş, bu katliamda ölenlerin 5 binine ait kalıntılar çeşitli
toplu mezarlardan çıkarılmıştı.
İç
savaşta katledilenlere ait onlarca cesedin bulunduğu sanılan 2 yeni toplu mezar
bulundu. Kayıplar Komisyonu Başkanı Murat Hurtiç, toplu mezarların
Saraybosna'nın 65 km. kuzeydoğusunda, Sırp kesimindeki Vlaseniça kasabası
yakınlarında bulunduğunu söyledi. Mezarın birinden 4 ceset çıkarıldığını, 11
cesedin daha çıkarılacağını belirten Hurtiç, cesetlerin kimliklerinin saptanması
amacıyla DNA analizi için Tuzla'ya gönderileceğini kaydetti. Hurtiç,
katliamlardan kurtulanların ifadeleri üzerine bulunan toplu mezarlardaki
cesetlerin, Haziran 1992'de Bosnalı Sırp askerlerce öldürülenlere ait
olduklarına inandıklarına belirtti. Hurtiç, ikinci toplu mezarın açılacağını
bildirdi.
ÇEÇENİSTAN: 1999 yılında başlayan İkinci Çeçen-Rus savaşında Çeçen mücahitlere destek olmak amacıyla kişisel bir tercih olarak Çeçenistan'a giden Yalovalı Emre Mikyas Adlı Türk vatandaşının şehit olduğu bildirildi.
Başkent Grozni'de bir yolcu otobüsüne düzenlenen saldırıda 6 kişi öldü.
Başkent Grozni'de, bir polis aracında meydana gelen patlamada 5 kişinin öldüğü bildirildi.
Leninsky bölgesi yakınlarında askeri bir aracın mayına çarpması sonucu, araçta bulunan 3 Rus askerin öldüğü, 6 askerinde yaralandığı bildirildi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü Human Rights Watch (HRW), Çeçeinstan'da insan hakları ihlallerinin arttığını açıkladı. HRW yayınladığı rapora göre, 2002 yılında Çeçenistan'da bin 123 sivil öldürüldü. Human Rights Watch, Rus yanlısı Çeçen yönetiminin verilerine dayanarak Çeçenistan'da sivillerin cinayetlere ve kaybetme operasyonlarıyla yüz yüze olduğunu bildirdi. HRW Moskova Bürosu tarafından hazırlanan rapora göre sadece bu yılın ilk iki ayında öldürülen sivil sayısı ise 70. Aynı süre zarfında 100'ün üzerinde sivil de operasyonlar sırasında tutuklandıktan sonra kayıp edildi.
Başkent Grozni ve güneydeki Vedeno bölgesinde meydana gelen çatışmalarda, 8 Rus askerinin öldüğü bildirildi. Şali kentinde de bir Çeçen polisin cesedinin bulunduğu belirtildi.
DOĞU TİMOR: Doğu Timor'da yargılanan Endonezyalı paramiliter örgütünün askeri liderlerinden Jose Cardosa Fereira, sivillere yönelik katliamda rol aldığı gerekçesiyle 12 yıl ağır hapse mahkum edildi.
ENDONEZYA: Askeri yetkililer, Açe Bölgesi'nde 5 Sivilin öldürüldüğünü açıkladı. Özgür Açe Harekatı Sözcüsü Enver Hüseyin ise olaylar sırasında askerlerin 7 sivili öldürdüğünü ve 17 kişiyi tutukladığını belirtti.
FİLİPİNLER: Güneydeki Davao kentinde, rıhtımda meydana gelen ve 15 kişinin öldüğü, 50 kişinin yaralandığı patlamanın ardından 3 cami bombalandı.
2 kasabaya basık düzenleyerek bir otoyolu da kısa süreli ele geçiren gerillaların 12 polisi öldürüp onlarca kişiyi rehin almalarının ardından ordu operasyon düzenledi. Savunmasız Müslüman Moro halkının yaşadığı bölgelere saldıran ordu birlikleri, bir hafta içerisinde 20 Müslüman'ı öldürdü, 70'i ağır 160 sivili de yaraladı.
Güneydeki Cotabato kasabası yakınlarında, bağımsızlık yanlısı Müslüman gerillalar ile hükümet askerleri arasında çıkan çatışmalarda 5 gerilla ve 1 askerin hayatını kaybettiği öne sürüldü.
FİLİSTİN: Filistinli görgü tanıkları, İsrail askerlerinin Batı Şeria'daki Tulkarem kasabasının Dir Rasun köyüne girerek Netanya saldırısını düzenleyen Rami Ganem'in ailesinin evini yıktığını söylediler. İslami Cihad örgütünün üyesi olduğu bildirilen 20 yaşındaki Ganem, İsrail'in sahil kenti Netanya'da üzerindeki patlayıcıları patlatmış, olayda kendisi ölmüş, 49 kişide yaralanmıştı.
İsrail askerlerinin hedef aldığı Gazze'deki Refah mülteci kampında çıkan çatışmada 4 Filistinli ölürken, Batı Şeria'da da biri çocuk iki Filistinli açılan ateşle hayatlarını yitirdiler.
İsrail'in
Gazze kentine düzenlediği füze saldırısında 8 kişinin öldüğü, 47 kişinin
yaralandığı bildirildi.
Batı
Yaka'nın Ürdün Vadisi'ndeki bir Yahudi yerleşim yerindeki çıkan çatışmada, 5
Filistinli'nin şehit olduğu, 2
İsrailli'nin de öldüğü bildirildi. Öte yandan, İsrail helikopterlerinin
Gaaze'ye düzenlediği füze saldırısında, 1 Filistinlinin şehit edildiği
bildirildi.
İsrail güçleri, Batı Yaka'daki Belata mülteci kampından 17 yaşındaki Ubeyr Neda adında ve lisede okuyan bir genç kızı tutukladılar. Yine aynı kamptan Havle Ubeydullah Haşşaş (18) ve İman Atiyye Haşşaş (20) adlı iki genç kızı tutukladılar. İşgal güçleri, Batı Yaka'nın Tulkerem şehrinde evlere baskınlar düzenleyerek tutuklamalar yaptı. Tutuklanan 11 kişiden biri de henüz 15 yaşındaki Usame Adnan Heraşi adlı bir çocuk.
Gazze Şeridi'nde İngiliz barış eylemcisi başından vurularak öldürüldü. Görgü tanıkları, Uluslararası Dayanışma Hareketi üyesi İngiliz'in, Gazze Şeridi'nin Refah Kasabasında Filistinli çocuklarla İsrail askerleri arasında canlı kalkan olarak görev yaptığını söylediler. Doktor Ali Musa, Refah'ta başından vurulan 24 yaşındaki İngiliz canlı kalkanın hastaneye kaldırıldıktan hemen sonra beyin ölümünün gerçekleştiğini söyledi. İsrail ordusu saldırıyla ilgili açıklama yapmadı.
Batı Şeria'da Hasseb Havarin (22) isimli bir Filistinli İsrail askerlerince öldürüldü.
Batı Şeria'nın Tulkarim şehrinde bir genç İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu öldürüldü.
İsrail askerleri Batı Şeria'da, Yusuf Yahya isimli 21 yaşındaki Filistinli bir genci vurarak öldürdü.
İsrail askerleri, Batı Şeria'nın Nablus kentindeki bir çatışma sırasında, Filistinli bir kameramanı öldürdü. Çatışmada 17 Filistinli yaralandı.
İsrail'in orta kesimindeki Kfar Saba şehrindeki yeni tren istasyonunda düzenlenen intihar saldırısında eylemci ile birlikte bir kişi öldü, 10 kişi de yaralandı.
Batı Yaka'nın Ramallah kentinde İsrail askerleri tarafından açılan ateş sonucu Usame Hamdullah (24) ve Fakr İzzet (18) adlı iki Filistinlinin şehit olduğu bildirildi.
İsrail Apache helikopteri, Gazze Şeridi'nde bir otomobile 4 füze fırlattı. Saldırıda bir Filistinli öldü, 7 Filistinli yaralandı. Batı Şeria'da 2 Filistinli İsrail askerleri tarafından öldürüldü.
GUATEMALA: Bir cezaevinde
terör estiren çete, öldürüp parçalara ayırdığı bir mahkumun etini öteki
mahkumlara yedirdi. Pavoncito Cezaevi'nde, 'Los cholos' adlı çetenin üyeleri,
bir mahkumu döverek öldürüp cesedini parçalara ayırarak, pişirip koğuş
arkadaşlarına zorla yedirdi. Mahkumlardan biri, başlarına geleni anlatırken,
'Yüzümüze et parçaları fırlatıp, bunları yemezsek bizi de aynı akıbetin beklediğini
söylüyorlardı' diye konuştu.
HİNDİSTAN: Kuzeydeki Pencap eyaletinde, Hava Kuvvetleri'ne ait Sovyet yapımı bir MİG-23 savaş uçağı sivillerin bulunduğu bölgeye düştü. Kazada 3 kişi ölürken, 5 kişi de yaralandı.
IRAK: Bağdat civarını 30 Mart gecesi ve 31 Mart günü hedef alan Amerikan-İngiliz bombardımanlarında 26 sivilin öldüğü bildirildi. AFP muhabirinin 31 Mart günü görüştüğü tanıklar, Bağdat'ın banliyölerinden birinde bulunan çiftliğe bomba isabet ettiğini, ölenler arasında 11 de çocuk bulunduğunu söylediler. Tanıklar, üç evin yerle bir olduğunu, 10 kişinin yaralandığını bildirdiler.
Başkent Bağdat'ın yaklaşık 110 km güneyinde, Irak güçleriyle çatışmaya giren Amerikan askerlerinden birinin öldüğü bildirildi.
Amerikan askerlerinin, Necef yakınlarında 'dur' ihtarına uymadığı iddia edilen bir karavana açtığı ateş sonucu 7 kadın ve 3 çocuk öldü, 2 kişi yaralandı. Diğer yandan, Fırat üzerindeki El Hindiye Köprüsü'ndeki çatışmalarda çok sayıda sivil iki ateş arasında kaldı. Köprü üzerinde yaralanan bir kadın ise feryatlar içinde ateşin kesilmesini bekledi.
Irak, devam eden savaşta en az 54 Amerikan ya da İngiliz askerinin öldürüldüğünü açıkladı. Irak Enformasyon Bakanı Muhammed Said Es-Sahaf, yaptığı savaş değerlendirilmesinde savaşta 43 koalisyon askerinin öldürüldüğünü açıklamıştı.
Dover Hava Üssü'ne, 31 Mart günü, 'sessizce' 2 ceset daha getirildi. Böylece üsse getirilip morga kaldırılan ceset sayısı 26'ya çıktı. Amerika, ölü sayısını '50-60' civarında açıklasa da, cephedeki ölü sayısı 100'lerle ifade ediliyor.
Amerikan
ve İngiliz uçakları Bağdat'ın Zafrani'ye Mahallesi'ni bombalayarak 6 Iraklıyı
katlederken, 6 kişiyi de yaraladı. 30 Mart'ta Basra'ya düzenlenen bombardımanda
da 22 sivil ölürken, 68'inin de yaralandı. Bağdat'taki bir çiftliğe düşen bomba
da 20 Iraklı'nın ölümüne yol açtı. İşgal güçlerinin Irak'ın güneyinde
karşılaştıkları çetin direniş sonrasında sivil hedefleri vurmaya başladığı
dikkat çekiyor.
Kifl, Musul ve Irak'ın kuzeyindeki Kelek kentlerinden bombalama ve çatışma haberleri geldi. Iraklıların zaman zaman top ateşi ve keskin nişancı atışları yapması nedeniyle kasaba sokaklarında devriye gezen Amerikan askerlerinin tetikte olduğu bildiriliyor. Amerikan güçlerinin Basra'da Irak'a ait Güney Petrol Şirketi'nin merkezini vurduğunu açıkladı. Katar'daki ABD Merkez Komutanlığı, güneyde 2 Amerikalı deniz piyadesinin 2 kazada öldüğünü açıkladı. Böylece, Irak savaşının 12. gününde, bölgede ölen müttefik askerlerinin sayısı ise 61'e yükseldi. Amerikalı yetkililer, savaşta 38 Amerikan askerinin öldüğünü bildirirken, Iraklılar 7 Amerikan askerinin esir alındığını açıkladı. Amerikalılara göre, savaşta 16 amerikan askeri de kayboldu. Yetkililer, şimdiye kadar 23 İngiliz askerinin de yaşamını yitirdiğini, çarpışmalarda ölen Irak askerlerinin sayısının bilinmediğini kaydettiler. Bu arada, Kuveyt'te Amerikan askeri üssünün yakınında dışarıda bulunan Amerikan askerlerinin üzerine kamyon sürüldü. Olayda 10-15 Amerikan askerinin yaralandığı açıklandı.
Amerikan askeri yetkililer, 29 Mart Cumartesi akşamı, 101. Hava İndirme Tümeni'ne bağlı Apaçi Longbow tipi 2 helikopterin, Irak'ın güneybatısındaki üsse inerken düştüğünü, her 2 helikopterde bulunan 4 Pilotun hafif yaralandığını, ancak helikopterlerin kullanılmaz hale geldiğini açıkladı. Askeri yetkililer, 2 'Kiowa Warrior' tipi keşif helikopterinin de üsse iniş sırasında düştüğünü, pilotların hafif yaralandığını, ancak helikopterlerin onarımı için yaklaşık 1 aylık süre gerektiğini iddia etti.
BM kaynakları, Irak'ta çalışmak isteyen çok sayıda sivil yardım örgütünün, ABD ve İngiltere'nin insani yardımın askerler tarafından dağıtılmasını istemesi nedeniyle Ürdün'deki bekleyişlerini sürdürmekte olduğunu açıkladı. Irak sınırı boyunca bekleyişlerini sürdüren yardım örgütlerinin temsilcileri, ABD'nin yardımının askerler tarafından dağıtılması yönündeki ısrarına tepki göstererek, bu işin önceden olduğu gibi BM tarafından yürütülmesinin gerekliliğine işaret ettiler. Bangladeş ise Iraklı siviller için kullanılmak üzere 2 milyon tutarında insani yardım sağlayacağını bildirdi. Öte yandan BM'nin Irak için insani yardım koordinatörü Davit Wimhurst, bölgede ABD, Irak ve Kürt güçlerinin askeri faaliyetlerini artırmalarından dolayı, sivillerin yeniden yollara düşebileceğini belitti. Wimhurst, büyük yerleşim birimlerine dönüşlerin yavaşladığını, örneğin Dohuk'ta halkın yeniden kenti terk ettiğini söyledi.
Basra kentinde İngiliz tanklarının ateşi arasında kalan 'El Cezire' televizyonu kameramanından 28 Mart'tan beri haber alınamıyor. El Cezire televizyon ekibi, kentte Irak hükümetinin yaptığı gıda yardımını izlemek için sivil bir araç kiralamıştı. Görüntü hazırlıkları yapan ekibe İngiliz tanklarından ateş açıldı. Saldırıdan El Cezire'nin üç muhabiri kaçarak kurtulurken malzemeleri ağır olan kameraman gizlenmeyi tercih etti. Ancak bu kişiden hala haber alınamıyor. Basra'da çatışmaları izleyen İngiliz 'ITN' televizyonu ekibine, 22 Mart günü, ittifak askerlerinin ateş açtığı bildirildi. Saldırıda televizyonun muhabiri Terry Lloyd ölürken, Fransız kameraman Frédéric Nerac ve Lübnanlı rehber Hüseyin Osman o günden beri kayıp. Ekipte Suriyeli Wael Awad ile Lübnanlı Talal Fevzi El- Masri ve Ali Hasan Safa, en son El Zubair ile Nasiriye arasında bir bölgede bulunuyordu. Newsday gazetesi muhabirleri Moises Saman ve Matthew Mc Allester ise en son 24 Mart akşamı Bağdat'taki Filistin Hastanesi'nde görüldüler. Turist vizesiyle Irak'a girdikleri gerekçesiyle gazetecilerin, Iraklı yetkililerce sınır dışı edilmeleri bekleniyordu. Yetkililerin Şam'a doğru sınır dışı etmek istedikleri yabancı gazetecilerden foto-muhabir Molly Bingham'dan da haber alınamıyor.
Irak Enformasyon Bakanı Muhammed Said Essahaf, işgal güçlerinin 1 Nisan'da 56 sivili öldürdüğünü söyledi. Essahaf, ölümlerin 24'ünün Bağdat'ta olduğunu bildirdi. Iraklı Bakan, yaralı sayısının da 250'yi aştığını belitti. Essahaf, ölenler arasında Hilla'dan biri bebek 9 çocuğun yer aldığını kaydetti.
ABD askerleri 1 Nisan'da Samava kasabası yakınlarındaki kontrol noktasında şüpheli gördükleri bir araca ateş açtılar ve şoförün ölümüne ve araçta bulunan 3 kişinin yaralanmasına sebep oldular. 31 Mart gecesi El Hille'ye düzenlenen hava saldırısında ise 33, Bağdat'ta ise 15 sivilin öldüğü belirtiliyor.
Nasiriye yakınlarında, Amerikalı bir deniz piyadesinin, silahını kapmaya çalıştığı iddiasıyla bir Iraklı esiri vurarak öldürdüğü bildirildi.
Bir grup gönüllü uzmanın bir araya gelerek kurduğu 'Iraq Body Count' (Iraklı ölü sayısı) adlı web sitesi, ABD ve İngiltere'nin operasyonlarında hayatını kaybeden Iraklı sivillerin sayısını yayınlıyor. Sitenin her gün 10 bin kişi tarafından ziyaret edildiği savunulurken, siteye en çok ABD'den ilgi gösteriliyor. Site, saldırıda şimdiye kadar ölen Iraklı sivil sayısını en az 478 en fazla 586 olarak belirtiyor.
ABD Deniz Piyadelerinden 20 yaşındaki Stephen Eagle Funk, kamuoyunun karşısına çıkarak 'Ahlaki olmayan bu savaşa katılmayı reddediyorum' dedi. Funk, yaptığı açıklamada, 'Liderlerimizin aldatmacaları nedeniyle ahlaki olmayan bu savaşta yer almak istemiyorum. Ömrümün geri kalanını Irak yaptıklarımı düşünerek geçirmektense, cezama razıyım' dedi. Funk gibi askerler, askeri mahkemelerde yargılanacak. Yasalara göre bir ABD askerinin savaşmama kararı için dini ve ahlaki açıdan 'sağlam gerekçe' sunması gerekiyor. Gerekçe yeterli bulunmazsa askeri mahkemelerce yargılanıp cezaevine gönderiliyor.
Irak ordusu 'Nisan içinde en az 60 Amerikan ve İngiliz askerinin öldürüldüğünü' açıkladı. Irak, 35 askeri aracın tahrip edildiği, 5 savaş uçağının da düşürüldüğünü bildirdi.
ABD ve İngiliz kuvvetlerinin, ülkenin güneyindeki El Hille kentine 1 Nisan sabahı düzenlediği saldırıda, çocukların da bulunduğu 33 sivil ölürken, 310 kişi yaralandı.
Irak'tan Almanya'nın Ramstein kentindeki Amerikan hava üssü yakınlarında bulunan Landstuhl Askeri Hastanesi'ne getirilen yaralı Amerikan askerinin sayısının 228'e yükseldiği belirtildi.
Bir Amerikan savaş uçağının uluslararası canlı kalkanları taşıyan 2 Irak otobüsüne bomba attığı bildirildi. Aralarında Amerikalıların da bulunduğu canlı kalkanlardan bazılarının yaralandığı öğrenildi.
Katar'daki Amerikalı yetkililer, Nasiriye yakınlarında bir tankın nehre düşmesi sonucu 4 askerin öldüğünü açıkladı.
Necef'te, Irak ordusuyla Amerikan askerleri arasında şiddetli çarpışmaların devam ettiği bildirildi. 31 Mart gecesi 'Cumhuriyet Sarayı' olarak da bilinen 'es-Selam Sarayı' ikinci kez füze saldırısına uğradı. Krallık döneminden kalan ve Kral Gazi'nin yaşadığı bu saray, müzeye dönüştürülmüştü. Bağdat'ın doğusuna bir füzenin düşmesi sonucu 15 sivil hayatını yitirdi. İşgal güçlerinin, Saddam Hüseyin'in oğlu Uday'ın başkanı olduğu Irak Ulusal Olimpik Komitesi'nin binasını vurduğu bildirildi. Bağdat'ın 110 km. güneyinden ise çatışma haberleri geliyor. Hille kentinin güneyindeki İmam Ayyub kasabası yakınında meydana gelen çatışmalarda bir ABD askeri öldürüldü.
İngiliz The Guardian gazetesi, Amerikan güçlerinin Irak'ta işlediği cinayetleri örnekleriyle aktardı. Otomobillerin, kamyonların kurşun yağmuruna tutulduğunu anlatan bir gazeteci, yol kenarında sivillere ait 12 ceset saydığını anlattı.Bir adamın cesedinin hala alevler içinde olduğunu, beş yaşından büyük olmadığı belli bir kız çocuğunun ve başka bir adamın cesedinin yan yana bulunduğunu söyleyen gazeteci, bombardımandan kaçan sivillerin bu kurşunlara hedef olduğunu belitti.
İnsanlık suçu işleyen ve masum insanların katlinden sorumlu tutulan Bush ve Blair, yeryüzünün ilk kilisesi ve Hz. İsa'nın doğduğu mekan olan Milad (Doğuş) Kilisesi tarafından aforoz edildiler. Kutsal Topraklar'daki Ortodoks Kilisesi sözcüsü Rahip Attalah Hanna, Amerika Başkanı George Bush, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, İngiltere Başkanı Tony Blair ile Dışişleri Bakanı Jack Straw'un Beyt-ül Lahim'deki Milad Kilisesi'ni artık ziyaret edemeyeceklerini, çünkü kilisenin kapılarını bu kişilere kapadığını duyurdu.
ABD ile Britanya, Irak savaşında iyi asker - kötü asker rollerini paylaşmış gözüküyor. The Guardian'a konuşan üst düzey Britanyalı yetkililer, Amerikalıların Iraklıların 'aklını ve gönlünü fethetme' konusundaki başarısızlığı ve dur ihtarına uymadıkları gerekçesiyle kadın ve çocukları öldürmesi karşısında dehşete düştüklerini anlattı. Üst düzey bir savunma kaynağı 'Iraklıların bizi niye sevinçle karşılamadıklarını görüyorsunuz.' diye dert yandı. Kara kuvvetleri Komutanı General Mike Jackson, 'Nedensiz şiddetle işimiz olamaz' demişti. Britanyalı subaylar, ortaklarının aşırı güç kullanımını savaş alanında tecrübesiz olmaları ve Iraklılardan korkmalarına bağlıyor. Amerikalı askerlerin savaş tecrübesinin bilgisayar oyunlarından ibaret olduğunun kara harekatını yöneten general William Wallace tarafından dile getirildiğini kaybeden Britanyalılar, kendi birliklerinin ise Kuzey İrlanda ve Balkanlar'da tecrübe kazandığını söylüyor. The Guardian, ABD güçlerinin aşırı güç kullanımına dair bir dizi örnek de verdi. 1) ABD'li deniz piyadeleri Nasiriye'de ağır kayıplar verince üstlerine gelen her araca ateş etme emri aldı. Sunday Times muhabiri Mark Franchetti, bir gece askerlerin makineli tüfeklerle araçlara hedef tahtası gibi ateş açtığını, ertesi gün yerde 12 sivilin cesedini saydığını anlattı. 2) Nasiriye'de Saddam hastanesinde doktor Mustafa Muhammed Ali, bir Amerikan uçağının attığı üç-dört misket bombasının 10 sivili öldürüp, 200'ünü yaraladığını anlattı. Körfez savaşı sonrası Saddam'a karşı ayaklanmış olan çiftçi Said Yagur, evini arayan Amerikan askerlerinin oğlunu, Kalaşnikof'unu ve 3 bin dinarını alıp götürmeye kalktıklarını anlattı. 3) Geçen hafta Batılı gazeteciler Nasiriye-Bağdat yolunda 12'den fazla otobüsün yanmış ve en az 60 Iraklı erkek cesedinin yollara yayılmış bulunduğunu aktarmış, Tuğgeneral John Kelly, 'Aslında bir otobüsü yada kamyonu düşmanca davranıp davranmayacağını doğru kestirmek için çok az zamanımız oluyor' dedi. 4) Ümmü Kasr'da Britanyalı bir subay Reuters'e, Amerikan askerlerinin daha önce kendilerine ateş açılmış evlerin önünden geçerken defalarca yaylım ateşini tutuğunu anlattı.
İnsan Hakları İzleme Komitesi, Amerikan birliklerinin Irak'ta misket bombası kullandığını bildirdi. 'Televizyon çekimleri ve askeri birliklerdeki muhabirlerin haberlerinden, bu bombaların kullanıldığının anlaşıldığını' belirtilen açılamada, 'misket bombalarının, hedef gözetmeyen antipersonel mayınlar gibi zarar verdikleri' vurgulandı. İnsan Hakları İzleme Komitesi İcra Direktörü Steve Goose, 'ABD'nin bu bombaları kullanmaması gerektiğini' belirterek, 'Iraklı sivillerin bu bombaların zararlarını çok ağır şekilde ödüyor' dedi.
Güneydeki bir kampta tutulan Iraklı esirleri ziyaret eden Kızılhaç yetkilileri şimdilik 100 kadar savaş esirini kayda geçirdiğini önümüzdeki günlerde diğer esirleri de kapsayacak biçimde çalışmalarını genişleteceklerini açıkladı. Savaş esirlerinin bulunduğu kampı ziyaret eden Kızılhaç yetkilileri, esirlerin yaşam koşullarının felaket düzeyinde olduğuna dikkat çekti. Cenevre Sözleşmesi savaş esirlerine insanca muamele edilmesini, çatışmalar sona erer ermez serbest bırakılmalarını ve savaş esirlerinin sağlıklı beslenme gibi konularda kendilerini tutuklayanlarla aynı yaşam koşullarına sahip olmalarını öngörüyor. Ancak Amerikalılar yakaladıkları bütün Iraklı savaşçılara özellikle de şüphelendikleri esir siviller geleneksel savaş esiri muamelesi göstermiyor. Kızılhaç yetkilisi Rifayi, savaş esirlerinin haklarından olan aileleri ve yakınlarıyla şimdiye kadar temas kurmalarına izin verilmediğini belirterek, 'Şimdiye kadar savaş esirleri hiçbir haktan yararlanmış değil. Esirler çok kötü koşullarda tutuluyor. Hak ihlalleri ileri düzeyde' dedi.
Başşehir Bağdat'a 110 km mesafedeki Babil'e düzenlenen hava saldırısında çok sayıda evin yıkıldığı ve yüzlerce sivilin yaralandığı bildirildi. Yetkililer, Babil'de hastanelerin yaralılarla dolu olduğunu ve bu kişilerden bazılarının vücutlarında bombaların derin yaralar açtığını söylediler. Babil'de de 23 kişinin öldüğü, 450 çocuk, kadın ve yaşlının yaralandığı belirlendi.
Muhammed Said Es-Sahaf, Koalisyon güçlerinin saldırılarında salkım bombaları ve bubi tuzakları kullandıklarını söyledi. Es-Sahaf, koalisyon güçlerinin Mütenna bölgesinde su sistemlerinin bulunduğu bir depoyu vurduklarına işaret etti. Koalisyon güçlerinin salkım bombaları kullandıklarını ifade eden Es-Sahaf, El Varka'daki bombardımanlarda bir çimento fabrikasını vurduklarını söyledi. Irak'ın köylerine ve kasabalarına bubi tuzakları attıklarını kaydeden Es-Sahaf, 'Mütenna bölgesinde sivil savunma yetkilileri, kurşun kalem ve mürekkepli kalem gibi bubi tuzaklarını topladılar ve halkı uyardılar. Zannediyorum, bu hiçbir ahlaki kuralı olmayan saldırganlarla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Ben, Amerikan halkından değil, paralı askerlerden bahsediyorum. Onların amaçları, çocukları öldürmek' dedi. Askeri birliklerin Selahaddin bölgesinde de sivil bir noktayı vurduklarını açıklayan Es-Sahaf, '5 kişi yaralandı, belirli evleri de imha ettiler. Enbar bölgesinde ise bombardımanlarda elektrik jeneratör tesislerinden biri vuruldu. Bu tesislerde çalışan 2 teknisyen de yaralandı.' Ölü ve yaralı sayısı hakkında bilgi veren Es-Sahaf, 'Bağdat'ta yaralıların sayısı yaklaşık olarak 90 kişi olabilir ve 10 şehit verildi. Mereve bölgesinde 12 yaralı, 1 şehit. Enbar bölgesinde 2 yaralı; Babil'de 58 yaralı 1 şehit; Mütenna bölgesinde 19 yaralı, 12 şehit. Selahaddin'de 5 kişi yaralandı' diye konuştu.
Irak Cumhuriyet Muhafızları 'Bağdat Tümeni' komutanı, Amerikan ve İngiliz güçleriyle çatışmada 17 askerinin öldüğünü, 35'inin yaralandığını açıkladı.
Alman Stern dergisi, Amerikan-İngiliz güçlerinin, Irak'ın güneyindeki Ümmü Kasr yakınlarında Iraklı savaş esirleri için kamp kurduğunu yazdı. Haberde, İngiliz askerlerinin, kentin kuzeydoğusunda 100 bin kişilik kampın yapımına başlandığı kaydedildi. Kampın gözetleme kuleleri ve tel örgülerle çevrili olduğu belirtilen haberde, kampta şimdiden Basra çevresinden binlerce savaş esirinin bulunduğunu ve bunlara her geçen gün 500 esirin eklendiği kaydedildi. İşgal güçlerinin Necef ve Kerbela'da camileri bombaladığı belirtildi.
Irak ordusu, 'Saddam'ın Fedaileri'nin Dikar bölgesinde 23 işgalci askeri öldürdüğünü ve 3 tankı imha ettiğini, bir Apaçi helikopteri de düşürdüğünü bildirdi.
Amerikan savaş uçakları 2 Nisan günü Bağdat'ta bir doğumevini ve pazaryerini bombaladı. Hastane bombardımanında çok sayıda ölen ve yaralanan olduğu kaydedildi. Pazaryeri bombardımanı sırsında trafikte seyreden en az 5 sürücünün öldüğü bildirildi. Bağdat'ta Kızılay'a bağlı doğumevinde çalışan 3 doktor ile hemşire yaralandı. Irak Enformasyon Bakanı Es-Sahaf, 1 Nisan gecesi de 24 sivilin öldüğünü açıkladı. Babil'de ve Hilla'da toplam 53 sivilin öldüğü bildirildi.
Amerikan kuvvetlerince, başkent Bağdat'a 150 km uzaklıktaki Necef yakınlarında bir kontrol noktasında 31 Mart Pazartesi günü öldürülen sivillerin Amerikan bildirilerine güvenip, askerlere sığınmak isterlerken öldürüldükleri bildirildi. Amerikan 3. Piyade Tümeni askerlerinin ateş açtığı otobüste bulunan Behçet Hasan, Amerikan helikopterlerinden atılan bildiriye güvenerek, amerikan askerlerine sığınmaya çalıştıklarını söyledi. Knight Ridder medya grubunun muhabirine açıklamada bulunan Hasan, 2 ve 5 yaşındaki kızları, 3 yaşındaki oğlu, anne ve babası, 2 abisi, onların eşleri ve yaşları 12 ile 15 olan iki yeğeninin saldırıda öldüğünü kaydetti. Hasan'ın eşi Lamia ise 'İki kızımın başlarının gövdelerinden nasıl koptuklarına şahit oldum' diye konuştu. ABD kuvvetleri, saldırıda 7 sivilin öldüğünü bildirirken, bölgedeki gazeteciler 11 sivilin hayatını kaybettiğini belirtiyorlar.
Savaşın 15. gününde Pentagon tarafından yapılan açıklamada, savaşın başlamasından bu yana 49 ABD askerinin öldüğü, 7 esir, 15 kayıp, 150'ye yakın da yaralı olduğu ifade edildi.
Kuzey Irak'ta 3 Nisan Perşembe günü İranlı kameraman ve foto muhabiri Kave Gülistan'ın öldüğü patlamada yaralanan BBC görevlisinin, yapımcı Stuart Hughes olduğu bildirildi. İngiliz yayın kuruluşu BBC'nin haberine göre, Kuzey Irak'ta Süleymaniye kentinin güneyindeki Kufra bölgesinde çekim yapan 4 kişilik BBC ekibinin İranlı kameramanı mayına basarak öldüğü bildirildi.
Amerikan askerleri Bağdat'taki Saddam havaalanına taarruza geçti. Havaalanının yanındaki Furat köyünü bombalayan amerikan askerleri, çok sayıda Iraklının ölümüne yol açtı.
Bağdat'a yönelik hava saldırısında, fuar civarında 11 kişi öldü. Fuar alanına giden gazeteciler, tümü yerle bir olan pavyonlarla karşılaştı.
1 Nisan Salı günü Bağdat ve çevresindeki çatışmalarda ölü ve yaralı sayısı hakkında bilgi veren Es Sahaf, 'Bağdat'ta 140 yaralı, 5 şehit verdik. El Dora bölgesine misket bombaları attılar. Bunun sonucunda 14 insan hayatını kaybetti, 66 insan da yaralandı. 2 Nisan Çarşamba günü El Mahmudiye İlçesi'ne yapılan bombardımanda yerleşim birimlerini vurdular, 5 kişi hayatını kaybetti, 59 kişi yaralandı. 3 Nisan Perşembe günü ise Bağdat ve çevresinde 193 Irak vatandaşı yaralandı, 27 kişide şehit oldu. Bu başarısız insanlar pişman olacaklardır' diye konuştu.
ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri, Irak'ın güneyinde bir Amerikan helikopterinin düşürüldüğünü, 7 askerin öldüğünü açıkladı.
Amerikan-İngiliz ordusu Bağdat'ta yine bir pazaryerini vurdu. Saldırıda 8 kişi öldü, 5 kişi de yaralandı. Iraklı yetkililer, sebze pazarına füze düştüğünü açıklayarak, ölü sayısının artabileceğine dikkat çekti.
Uluslararası Kızılhaç teşkilatı, Irak'ta bulunan görevlilerinin, Bağdat'ın 100 km güneyindeki Hille Kasabası'nda, içlerinde kadın ve çocuklarında olduğu çok sayıda sivilin cesedini gördüklerini bildirdi. Iraklı sivillerin çoğunun, bombardıman sonucu öldüklerinin anlaşıldığını söyledi. Amerikan Apache helikopterlerinin Hille'de meskun bölgeye yaptığı saldırıda 33 kişinin öldüğünü, 600 kişinin yaralandığını belirtiyorlar. Yaralıların çoğunun şiddetli çatışma ve bombardımana sahne olan Hindi Kasabası'ndan getirildiği ifade edildi.
Amerikalı bir General, başkent Bağdat yakınlarında 2 Amerikalı askerin öldüğünü söyledi. Nasiriye kentinde 7 tonluk bir aracın üzerinde giden Amerikan deniz piyadesi, araçtaki makineli tüfeğin çok alçak olan elektrik tellerine çarpmasıyla yaşamını yitirdi.
Bağdat'ta ilerleyiş sırasında Irak askerlerinin ateşinden kaçarken bir kanala düşen Humvee tipi araçtaki The Washington Post gazetesinin köşe yazarlarından Michael Kelly ile bir Amerikan askeri öldü.
Bağdat havaalanı yakınlarında Furat köyüne hava saldırısı düzenleyen işgal güçleri, 83 Iraklı sivili öldürdü, 120'sini yaraladı. Dört hastanede cesetler üst üste yığıldı.
İngiliz işgal kuvvetleri, güneydeki Basra kentinin dış mahallelerinde 8 Iraklının öldüğünü bildirdi.
Fırat Nehri üzerindeki Hadisa barajının 18 kilometre güneybatısında bir kontrol noktası yakınında düzenlenen intihar saldırısında 3 işgal askeri öldü, 2'si yaralandı. Katar'daki Amerikan Merkez Komutanlığı'ndan yapılan açıklamada, askerlerin yanı sıra aracın şoförünün ve hamile bir kadının de öldüğü belirtildi.
Amerikan güçlerinin, Bağdat'ın güneyindeki bir kontrol noktasında 'durmayı reddeden' bir kamyona ateş açması üzerine 3'ü çocuk 7 sivilin öldüğü belirtildi.
Bağdat'ı terk ederek Suriye sınırına doğru yol alan Rus diplomat ve gazetecilerine ait konvoya kime ait olduğu henüz belirlenemeyen jiplerden ateş açıldı. Büyükelçi Vladimir Titarenko'nun da bulunduğu konvoyda 4 kişi yaralandı.
İki ABD savaş uçağının, Kuzey Irak'ta, Amerikan özel birlikleri ve Iraklı Kürt sivillerin bulunduğu bir konvoyu bombalaması sonucu 18 peşmerge öldü, aralarında ABD askerlerinin de bulunduğu çok sayıda kişi yaralandı.
Güneydeki Basra'ya düzenlenen hava saldırısında 9'u çocuk 17 sivil öldü. El Cezire televizyonu, işgalcilerin 6 Nisan sabahı düzenlediği hava bombardımanında, 8 yerleşim biriminin vurulduğunu ve ölenlerden 15'inin tek bir aileden olduğunu bildirdi.
Uluslararası Göç Örgütü yetkilisi Peter Salnikovski, çok az sayıda mültecinin bulunduğu Bukmal kampının, Amerikan ve İngiliz uçaklarınca bombalandığını söyledi. Salnikovski, Irak-Suriye sınırının tam ortasında yer alan ve Irak'ın El Hadise kasabasının 150 km batısında bulunan kampta kalanların El Hol kampına taşınacağını kaydetti.
Bağdat'ın merkezine düşen ABD füzesinin 9 sivilin ölümüne yol açtığı bildirildi.
ABD askeri kaynakları, başkent Bağdat'ın güneyindeki dış mahallelerinde bulunan Amerikan haberleşme merkezine düzenlenen füze saldırısında 2 Amerikan askeri ve 2 gazetecinin öldüğünü, 15 kişinin yaralandığını bildirdiler.
Bir ABD tankının gazetecilerin kaldığı Filistin Meridiyen Oteli'ne ateş açması sonucu Reuters Ajansı adına çalışan Ukraynalı foto muhabiri Taras Protsyuk ve İspanyol kameraman Jose Cousa öldü. Saldırıda üç gazeteci de yaralandı. El Cezire'nin Bağdat Bürosu'na düzenlenen saldırıda El Cezire kameramanı Tarık Eyüp öldü. Teknik ekipten de yaralananlar oldu.
Komutanlarından, 'üzerinize hızla gelen ve durma emirlerine uymayan ambulanslar dahil bütün araçlarda intihar bombacıları olabilir, dolayısıyla bunları vurun' emrini alan Amerikan askerleri başkent Bağdat'ta katliam manzaralarına yol açtı. Başkentin Güneydoğu girişinde Amerikan askerlerinin bir araca ateş açması sonucu araçta bulunan 4 kişi feci şekilde can verdi. Yine başkentin güneyinde bir sivil araca ateş açan Amerikan askerleri araç sürücüsünü öldürdü. Bağdat'ın güneydoğusunda Amerikan askerlerinin kontrolündeki bölgeye giren bir otobüs mermilerin hedefi oldu. Otobüs bir anda alev aldı. Olayda kaç kişinin can verdiği bilinmiyor.
Türkiye'nin sınır dışı etme kararı aldığı, Irak'ın Ankara Büyükelçiliği'nde görevli Ticaret Müsteşar Yardımcısı Ahmet Matlup, Başkatip Muhammed Hikmet İbrahim ve İkinci Katip Sabah El Duri adlı üç diplomat, 8 Nisan sabah saatlerinde ülkelerine döndü.
İran Öğrenci Haber Ajansı'nın haberine göre Irak'ta devam eden savaş sırasında ateşlene bir füze İran'da bir kişinin ölümüne yol açtı.
ABD güçlerinin Irak liderini hedef aldığı 2. saldırıda El Mansur'un merkezinde 4 evi bombaladığı ve en az 14 sivilin öldüğü bildirildi.
Bağdat'ta 9 Nisan günü ateş açıladıktan sonra kaybolan Kanada vatandaşı Vatche Arslanyan (48) adlı Kızılhaç mensubunun cesedi bulundu. Öte yandan 13 gündür Iraklı yetkililer tarafından gözetim altında tutulan ve Bağdat Filistin Oteli'nden çıkmalarına izin verilmeyen 7 İtalyan gazeteci de serbest kaldı. Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin, 'tehlikeli kaos ortamı' nedeniyle Bağdat'taki faaliyetlerini askıya aldığı bildirdi.
Irak'taki BM silah uzmanlarının şefi Hans Blix, 'ABD, savaşı çok daha önceden planlamış' itirafında bulundu. Blix, 'Anlaşılıyor ki, ABD bu savaşı çok önceden planlamış. Kitle imha silahları işin bahanesiymiş' diye konuştu. Amerikalıların silah denetçilerine karşı takındıkları tutum bu yüzden şüphe doluymuş' diyen Blix, 'Kitle imha silahları, savaş nedenleri sıralamasında ABD ve İngiltere tarafından gerilere itildi. Saddam rejiminin devrilmesi, bugün artık savaşın asıl gerekçesini oluşturuyor' ifadesini kullandı. İngiltere Savunma Bakanı Geoof Hoon ise, 'Terörizmi destekleyen ya da kitle imha silahı bulunduran ülkelere karşı askeri operasyonların daha yaygın hale geleceğini' duyurdu. ABD-İngiliz saldırganlığının tırmanarak süreceğini gösteren Hoon, 'Henüz kitle imha silahı olmayan bazı ülkelerin de bunları elde etmek arzusu içinde bulunduğunu' söyledi. Gelecek 30 yıl içinde yeni rejimlerin muhtemelen bu silahlara sahip olacağı kaydeden Hoon, 'Kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi için' harekete geçilmesini istedi.
Irak'ın güney ucundaki liman kasabası Umm el Kasr'ı işgal eden birliklerin, korkunç katliamlar gerçekleştirdiği ortaya çıktı. İngiliz birlikleri, saldırının ilk günlerinde katlettikleri yüzlerce insanı gizlemek için toplu mezarlar açtılar. İslamOnline muhabirine konuşan görgü tanıkları, toplu mezarlardan biride 7 cesedin yattığını, bu mezarın kent hastanesinden sadece bir kilometre uzaklıkta bulunduğunu belirttiler. İngilizlerin, sokaklarda yaralı yatan Iraklıları tedavi ettirmediğini belirten tanıklar, 'Halk onları tedavi etmek istedi. Ama askerler bunu engellediler. Daha sonra, hastane doktorunun müdahalesi de önlendi. Böylece yaralılar kan kaybından öldü' diye konuştu. İsimlerini vermekten çekinen tanıklar, 10 gün boyunca kasabayı savunan Iraklı savaşçıların, son günlerde yiyeceksiz kaldığını, yerel halkın yardımlarıyla ayakta kalabildiklerini söylediler. Diğer yandan, işgalcilere karşı direnişe katılan Iraklı çocukların acımasızca katledildiğini, bizzat Amerikan askerleri tarafından itiraf edildi. Gazetecilere konuşan Amerikalı asker Nick Boggs, 10 yaşında bir çocuğun, ölü bir Iraklı savaşçının cesedinden bir bombayı almaya çalıştığını, bunu gördüğünde çocuğun üzerine bütün mermilerini boşalttığını anlattı. Cinayeti Kerbela'da işleyen Boggs, pişman olmadığını ve 'yapması gerekeni yaptığını' söyledi. Boggs ile konuşan Batılı gazeteciler, cinayetleri, çocukların da işgal askerlerine karşı savaştığını yazarak haklı çıkarmaya çalıştı. Bu değerlendirmeye göre çocuklar, ölen Iraklı askerlerin üzerindeki cephaneyi alarak Irak mevzilerine götürüyorlar. Bu da onları 'meşru hedef' yapıyor. Amerikan asker, 'Çocukları vuramayacağımızı düşünüyorlar herhalde. Ama onlara, aldırmadığımızı gösterdik. Hayatta kalmak için yapmamız gerekeni yaparız' diye konuştu. Boggs, öldürdüğü çocuğun yanında bir başka çocuk olduğunu, ancak onun yaralandığını ve arkadaşını sürükleyerek götürdüğünü kaydetti. Bağdat'ta da benzer katliamlar sürüyor. Amerikalı denizcilere 'iliştirilmiş' olan CBS muhabiri, 'yanlış bir yola giren' minibüsün tarandığını anlattı. Muhabir, 'Sürücü ve bir yolcu öldü, diğeri karnından vuruldu. Askerler onu hastaneye kaldırdı' dedi. CBS muhabiri, olaydan sağ kurtulan dehşet içindeki bir Iraklıya yaklaşan askerlerin, 'Birileri bize ateş açtı, o sırada yola siz çıktınız. Biz dostuz' dediğini aktardı. Muhabir, bir başka caddedeki benzer bir olayda, Amerikalıların bir aracın içindeki erkeği tek kurşunla öldürdüğünü, adamın kardeşi ile küçük bir çocuğun sağ kurtulduğunu belirtti.
Amerikan birlikleri Necef'te 72 saat içinde 1000 sivili katlettiler. Necef halkı sokaklardan ceset topluyor. Bir Amerikalı komutan, 9 Nisan'da yaptığı açıklamada Amerikalı birliklerin son üç gün içinde Necef kentinde yaklaşık bin kişiyi öldürdüklerini kaydetti. Üçüncü piyade Birliği komutanı General Bunford Blount, Fransız Haber Ajansı AFP'ye verdiği demeçte, 650 sivilin Necef bölgesi denilen kesimde, 250 kişinin Fırat'ın doğu yakasında ve geri kalan 100 kişinin ise nehrin karşı yakasında öldürüldüğünü ifade etti.
Reuters'ın Bosnalı muhabiri Damir Şakolay, Amerikan güçlerinin sivil halka yönelik tahayyül edilemez bir katliama giriştiklerini belirtti. Şakolay, Amerikan güçlerinin kendilerinin Nasiriye'deki katliamlarla ilgili resim ve haberleri yasakladığını bildirdi. Geçtikleri her haberin Amerikan askerleri tarafından denetlendiğini söyleyen Şakolay, Nasiriye sokaklarından Amerikan askerlerinin bombalar ile yıktığı evlerin görüntüsünü çekerken enkazların altında çocuk ve kadın seslerinin geldiğini kendisini bunları kurtarmak için yıkıntılara karşılaştığında Amerikan güçlerinin saldırısına uğradığını ve basın mensuplarının bulunduğu arabaya kendini zor attığını açıkladı. Enkazın altından yükselen onlarca kadın ve çocuk sesinin hala kulaklarında çınladığını belirten Şakolay, kan dondurucu Amerikan katliamlarına tanıklık ettiğini söyledi. Katliamların bir çoğunu kasetlere çektiğini belirten Şakolay, kasetlerin bazısına Amerikan güçlerinin el koyduğunu kaydetti. Bazı kasetleri saklamayı başardığını söyleyen Şakolay, yakında yayımlayacağı bu görüntülerin dünyayı ayağa kaldıracağını ifade etti. Şakolay gördüğü bir olayı şöyle anlattı: 'Yine bir gün sokak aralarındaki enkazların arasında geziniyorduk, birde ne görelim, Amerikan askerleri enkazların altında kurtulmayı başaran sivilleri öldürüyordu. Yıkıntılar arasından kafasını çıkaran 17 yaşındaki gencin Amerikan askerleri tarafından alnından vurulmasını unutamıyorum' dedi. Şakolay, Nasiriye'de bombardımanda yıkılmamış tüm evlerin Amerikan güçleri tarafından içinde insan olup olmadığına bakılmadan yerle bir edildiğini açıkladı. Evlerinden dışarıya çıkmayan kadın, çocuk ve sivil yüzlerce kişinin bu katliamlarda öldüğünü belirten Şakolay, katliamların bir an önce durdurulması için dünya ülkelerine çağrıda bulundu. Şakolay, bu katliamları ispatlamaya hazır olduğunu da bildirdi. Nasıriye'de bulunan kadın ve çocukların kendilerini öldürmemeleri için işgal gücü askerlerinin ayaklarına kapanıp yalvardığını ancak gururlu askerlerin gözlerini kırpmadan herkesi katlettiğini söyledi. Şakolay, Irak'a giren Amerikan güçlerinin Lahey'de yargılanmalarının gerektiğini belirtti.
Bağdat'ta
10 Nisan günü ABD güçlerine karşı intihar saldırıları düzenlendi. Filistin
Oteli yakınlarındaki Amerikan askeri kontrol noktasına, bir Arap'ın düzenlediği
saldırıda ortalık kan gölüne döndü. ABD kaynakları bir askerleri ile bombacının
öldüğünü duyururken, bağımsız kaynaklar ölen ABD askeri sayısını iki olarak
verdi. Yaralı sayısı bilinmiyor. Yine aynı otel yakınında ABD'li bir askere
ateş açan bir Suriyeli yakalandı. Saddamkent Mahallesi'ndeki intihar
saldırısında ise, ölen olup olamadığı belirlenemedi.
Reuters
Londra'daki El Hoyi Vakfı'ndan
yetkililere dayandırdığı haberinde, Abdulmecid el-Hoyi ile yardımcısı
Haydar el-Kelabir adlı Şii adamlarının öldürüldüğünü bildirdi.
Bağdat'ın
güneybatısındaki Dura bölgesinde bir yolda, bazıları sivil 21 Iraklının
cesedinin görüldüğü, Amerikan askerlerinin bir kısmını da topladığı belirtildi.
Reuters kameramanı Ahmed Bahattin, petrol rafinerisinin bulunduğu Dura'dan
Bağdat'ın uluslararası havaalanına giden otoyolda Amerikan askerlerinin
cesetleri topladığını gördüğünü açıkladı.
Başkent
Bağdat'ta yağmalamanın sürdüğü ve aralarında Saddam Hüseyin'in oğlu Uday'ınki
de bulunan Iraklı üst düzey yetkililere ait villalar, Almanya Büyükelçiliği ve
Fransız Kültür Merkezi'nin yağmalandığı bildirildi. Başbakan yardımcısı Tarık
Aziz, Saddam Hüseyin'nin kızı ve üvey kardeşi Vatban'ın evlerinin yağmalandığı
belirtildi.
Bağdat Camii yakınlarında Saddam taraftarlarıyla girilen çatışmada 20 Amerikan askerinin yaralandığı, ölen asker sayısının bilinmediği bildirildi.
Yağmalama olaylarının yaşandığı, tapu dairelerinin talan edildiği Kerkük'te, 50 kişinin kurşuna dizildiği iddia edildi. Irak Türkmen Cephesi Yürütme Kurulu Üyesi Hasan Özmen, peşmergeler tarafından kurşuna dizilen Türkmenlerin cesetlerinin ise araçlara yüklenerek bilinmeyen bir yere götürüldüğünü söyledi. Özmen, Nazım Arif isimli bir işadamının da Saddam yönetimiyle işbirliği yaptığı iddiasıyla yine peşmergelerce öldürüldüğünü ifade etti.
Nasıriye'de ki Amerikan yüzbaşı Jay Delyarosa, dur emrine uymayan bir araca intihar saldırısı kokusuyla ateş açan Amerikan deniz piyadelerinin araçtaki 2 çocuğu öldürdüğünü, 9 kişiyi de yaraladığını söyledi.
Bağdat
kentindeki AFP muhabiri, bazı dükkan sahiplerinin, mallarını yağmalamaya kalkan
gruplarla çatıştıklarını ve yağmacılarla çatışmalarda yaralanan 25 kişinin El-
Kindi Hastanesi'ne getirildiğini, yağmalandığı için hastanede cihaz ve malzeme
kalmadığını personelin büyük bir bölümünün kaçtığını bildirdi.
Irak'ın komşusu Suriye'ye ABD yönetiminin aba altında sopa gösterme tutumu giderayak saldırı tehdidinde bulunmaya vardı. ABD Başkanı George Bush, Baas partili liderleri saklamakla suçladığı Suriye'ye yönelik, "Onları şiddetle uyarıyoruz" ifadesini kullandı. Pentagon danışmalarından Richard Perle de, Irak'ın kitle imha silahlarını sakladığını iddia ettiği Suriye için "Muhtemel bir askeri saldırının hedefi olabilirler" diye tehdit savurdu.
Saddam Hüseyin rejiminin düşmesinden sonra Bağdat'ta yaygın hale gelen yağmalama ve soygun olayları Japon Büyükelçiliği'ni de vurdu. Japon diplomatlar, soyguncuların elçilikleri televizyon ve bilgisayar gibi değerli eşyaları götürdüklerini söyledi.
Başkent Bağdat'ta içi silah dolu bir zırhlı araç ele geçiren Amerikan askerleri, bu silahların kendilerine karşı kullanılacağı gerekçesiyle, araçtaki esirleri ayaklar altına aldı.
Başkenti Bağdat'ta, Ebu Hanife Camii'nin imamı Şeyh Vatık El Ubeydi 2 oğluyla birlikte Amerikan askerleri tarafından esir alındı.
Irak'ta ABD liderliğindeki savaşta "canlı kalkanlık" yapan 7 İspanyol, savaşa destek veren İspanya Başbakanı Jose Maria Aznar'ın savaş suçlarından yargılanmasını istedi. Ülkelerine dönen İspanyol canlı kalkanlar, Irak'ta sivillere yönelik en az 50 vaka tespit ettiklerini ifade ettiler. Grubun başkanı olan Carlos Varea adındaki canlı kalkan, sivillere yönelik saldırılar konusunda ellerinde belgelerin bulunduğunu belirtti.
Kerkük'te peşmergelerin Türkmen Cephesi'ne ait bürolara ateş açması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti.
Musul şehrine ABD tarafından atanan yeni valiyi protesto etmek için toplanan halkın üzerine Amerikan askerleri tarafından ateş açıldı. Saldırıda 10 kişi öldü, 100'den fazla kişi de yaralandı.
Savaşın kitle imha silahları gerekçe gösterilerek başladığını ama bunların hala bulunamadığını yazan Independent muhabiri Robert Fisk, şimdi de İsrail'in ikinci büyük düşmanı Suriye'nin aynı gerekçeyle gündeme getirildiğini belirtti ve bölgede gerçek kitle imha silahlarına sahip olan İsrail'den hiç söz edilmediğine dikkat çekti. Yazar, "Suriye'nin Irak rejimini desteklediği doğru olsa bile uluslararası meşruiyeti olmayan bir Amerikan işgaline karşı Irak'ın Arap komşusu niye koruyucu giysiler göndermesin?" dedi. Yazar, "İsrail ne zaman savaşa girse, Amerika'dan yüzlerce gönüllü gelip İsrail ordusuna yazılır ama Amerikan yönetimi hiç şikayet etmez" dedi.
Irak savaşında yaşananlarla ilgili olarak, 'Irak: İnsan hakları ihlalleri için adaletin yerine getirilmesi' başlıklı bir rapor hazırlayan Uluslararası Af Örgütü, burada yaşanan insan hakları ihlallerinin cezalandırılması için kapsamlı bir program yapılmasını önerdi. Irak ceza adalet sisteminde reform yapılması ve geçiş dönemine dair ve tamamlayıcı yaklaşımların geliştirilmesini isteyen örgüt, raporunda, program önerilerini geliştirecek ve Irak sivil toplumuyla yakın ilişki içinde olacak bir BM uzmanlar komisyonunun derhal kurulması için çağrıda bulundu. Komisyonun derhal çalışmaya başlaması ve birkaç ay içinde rapor hazırlanması önerilen çalışmada, "Halen, insan hakları ihlallerinden sorumlu olduğu iddia edilen kişilerin soruşturulması ve kovuşturulmasına dair birkaç öneri üzerinde tartışılmaktadır. Ancak, Irak'taki durumla ilgili derinlemesine otoriter bir analiz henüz yapılmamıştır" ifadelerine yer verildi. Raporda, yargılamada ABD ve İngiliz mahkemelerinin kullanılmasının ise 'kazananın adaleti' olarak algılanma riski yüzünden sakıncalı olduğu ifade edildi. ABD askeri komisyonlarının kullanılması gibi önerilerin ise uluslararası hukuk açısından son derece adaletsiz olacağına dikkat çekildi. Kurulacak her türlü mahkemenin ana kriterinin 'tarafsızlık' ve 'bağımsızlık' olduğu vurgusu yapılırken, uluslararası adil yargı standartlarına uygun biçimde adil bir süreçte yargılama yapması gerektiği ifade edildi. Irak'ta suç işlediğinden şüphelenilen herkesin, rütbe, uyruk veya diğer herhangi bir sebebe bakılmaksızın, adalet önüne çıkarılmasına dikkat çekilen raporda, "Zaman aşımı olmamalıdır; ağır ihlaller, ne zaman işlendiği dikkate alınmaksızın, kovuşturulmalıdır. Genel af olmamalıdır. Adil yargılama sağlanmalıdır, zanlılar kovuşturmanın her aşamasında uluslararası hukuk ve adil yargı standartlarına uygun olarak yargı önüne çıkarılmalıdır. Ölüm cezası ve işkence olmamalıdır. Kurbanlar ve ailelerine yaşadıkları ihlallere karşı tam giderim sağlanmalıdır" şartları ortaya kondu.
Uluslararası Af Örgütü, Irak'a giren ABD ve İngiliz askerlerinin Irak halkını korumaktansa ülkedeki petrolü korumak için çalıştıklarını duyurdu. Örgütün Genel Sekreteri Irene Khan yaptığı açıklamada, "Koalisyon güçleri, Irak'ın hastaneleri ve su kaynaklarını korumaktan çok petrol kuyularını korumak için hazırlık yapmış olduğu görülüyor" diye konuştu. Irak'taki rejimin bu şekilde yıkılmasının ardından ülkedeki hukuk ve düzenin bozulacağını ve emniyetsizliğin insan hayatını tehdit edebileceğini, kendilerinin ve diğer bazı örgütlerin savaştan önce bir çok kez dile getirdiklerini belirten Khan, "Görünen o ki petrol kaynaklarının güvenliğini sağlamak için çok plan ve kaynak hazırlanmış. Ancak halkın güvenliği, hayati ihtiyaçları ve toplumun diğer gereksinimleri için aynı hassasiyet gösterilmemiş" dedi. Af Örgütü'nün Genel Sekreteri Khan, koalisyon güçlerinin Irak halkının düşünce ve ifade özgürlüğünü temin etmek zorunda olduğunu belirterek, "Koalisyon güçleri, Irak halkının güvenini kazanmak için ilk olarak asayiş ve düzenin sağlanmasına çalışmalıdır" diye konuştu. Bu arada Irak polisinin, iki hafta içinde Bağdat'ta asayişi sağlayacağı ve şiddet eylemleriyle yağmalamaları önleyeceği bildirildi. Amerikalı Yarbay Alan King, "İki hafta içinde, Irak polis gücünün Bağdat'ta gerekli önlemleri alarak kanunları uygulamaya koyacağını ve asayiş sağlayacağını ümit ediyoruz" dedi. Yarbay King, Irak polisinin, Saddam Hüseyin rejimi dönemindeki gibi zorbaca ve baskıcı bir şekilde değil, yasa ve düzen içinde görev yapmasını istediklerini belirterek, "Bu bağlamda, Bağdat'ın güvenli bir yer haline gelmesini arzuluyoruz" diye konuştu.
İngiltere Başkanı Tony Blair'in savaş yanlısı tutumunu protesto amacıyla istifa eden eski Avam Kamarası Başkanı Robin Cook, Başbakanın ABD Başkanı George Bush ile kurduğu ittifakı, ülkeye çok zarar veren stratejik hata olarak değerlendirdi. Gelişmekte olan ülkelerin Irak savaşını özgürlük operasyonu değil, emperyalist saldırı olarak gördüklerini kaydeden Cook, "Batı Irak'ı ne kadar uzun süre yönetmeye kalkışırsa, sonuçlarda o ölçüde kötü olacaktır" uyarısında bulundu. Robin Cook, Irak'a müdahalenin, 10 yıldır Saddam Hüseyin'in BM kararlarına uymasının beklendiği şeklinde gerekçelendirildiğini, ancak Filistinlilerin de on yıllardır İsrail'in 242 sayılı BM kararına uymasını ve işgal ettikleri topraklardan çekilmesini beklediklerini vurguladı. İngiltere'nin İslam dünyasındaki imajını düzelte bilmesi için ABD'nin Irak'tan, İsrail'in de Batı Şeria'dan çekilmesi gerektiğini belirten Cook, her iki sorunun da çözüm anahtarının Bush'un elinde olduğunu, bunun da, koalisyonun küçük ortağı İngiltere açısından olumsuz bir durum oluşturduğunu kaydetti. "Bush sonsuza kadar o koltukta kalmayacak" ifadesini kullanan Cook, demokrasinin zaferinin İngiltere'nin çıkarına olacağını ifade etti.
ABD Savunma Bakanlığı, Irak'taki savaşta 126 ABD askerinin öldüğünü bildirdi. Savunma Bakanlığı Sözcüsü Meghan Cox'a göre, askerlerden 109'u çatışmalarda ya da "dost ateşi" sonucu, 17'si de kazalarda hayatını kaybetti. 495 ABD askerinin çatışmalarda yaralandığını belirten Cox, 59 askerin de kaza sonucu yaralandığını açıkladı.
Başkent Bağdat'ta Cuma namazı çıkışında onbinlerce kişi ABD karşıtı gösteri düzenledi. Göstericileri engellemekte zorlanan Amerikan askerlerinin, yakaladıkları Iraklılardan bazılarının ağızlarını "koli bandı" ile bağladıkları, bazılarını ise ellerinden arkaya bağlayarak ve kafalarına çuval geçirerek gözaltına aldıkları gözlendi.
Başkent Bağdat'ta yağmacılar, Enformasyon Bakanlığı binasını ateşe verdi. Askerlerin, sadece bölgeyi korumaya çalıştığı, yangını söndürme girişiminde bulunmadığı kaydedildi.
Emekli
bir Fransız general; Irak toprakları içinde 150 İsrailli komandonun "faaliyet
yürüttüğünü" öne sürdü. İddiaya göre bu komandoların görevi, 500 Iraklı bilim
adamının öldürülmesi. Fransız Kanal 5 televizyonuna bilgi veren, adı saklı
tutulan emekli general, söz konusu 500 Iraklının, ülkenin "biyolojik, kimyasal
ve nükleer silah programları"nda görev aldığını söyledi. Generale göre;
öldürülme tehdidi içinde bulunan yüzlerce Iraklının adı, BM silah denetçilerinin
daha önce "özel görüşme" talep ettiği Iraklıların listesinde de yer alıyor.
İsrailli komandoların ülkeye nasıl girdiğini açıklamayan Fransız yetkili, bu
grupların "Amerikan deniz piyadeleri saflarında" bulunabileceğini ekledi.
Geçtiğimiz günlerde, bir dizi Iraklı bilim adamı ve öğretim üyesi, Amerikan
işgal kuvvetlerinin kendi yaşamlarını tehdit ettiğini bildirmişti. Çeşitli
medya kuruluşlarına bir tür "imdat" mesajı yollayan Iraklılar; "Özellikle
fizikçiler, kimyacılar ve matematikçilerden, ellerindeki bütün belge ve
araştırmaları teslim etmesi isteniyor. Amerikalılar tarafından 'Bayan Şarbon'
sıfatı yakıştırılan araştırmacı Hüda Salih Mehdi Ammaş'ın evine baskın
düzenlendi" diyordu.
Bağdat'taki
Merkez Çocuk Hastanesi, silahlı yağmacıların saldırısına uğradı. Waad İdan adlı
çocuk doktoru, bazıları sarhoş olan silahlı yağmacıların hastaneye
saldırdıklarını, ambulanslara ateş açtıklarını ve bir yağmacının eczacıya silah
doğrulttuğunu söyledi. İdan, Amerikan askerlerinden yardım istediklerini, ama karşılık
alamadıklarını vurguladı.
El
Cezire TV'nin haberine göre; İmam Hüseyin'i anma törenlerine katılmak için
İran'dan Kerbela'ya gitmekte olan Ayetullah Muhammed Taki Müderrisi'nin; önce
kimliği bilinmeyen kişilerce kaçırıldığı açıklandı, ancak daha sonra
kaçıranların Amerikalılar olduğu ortaya çıktı.
İnsan
Hakları İzleme Örgütü (HRW), Irak'taki geçici yönetimi devralan Amerikalı
General Jay Garner'den, bağımsız gözlemcilerin ülkedeki yeniden yapılanma
sürecinde, insan hakları alanındaki ilerlemeyi gözetmelerini istedi. New York
merkezli örgüt, bu amaçla Garner'e bir mektup gönderdi. HRW, Kosova, Doğu Timor
ve Afganistan'da savaş sonrası yaşanan insan hakları ihlallerinden ders
çıkarılmasını istedi. Mektubu kaleme alan HRW Direktörü Kenneth Roth, değişimin
temel anahtarının, "insan hakları ikliminde radikal değişiklik" olması
gerektiği belirlemesini yaptı. Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasının yeni bir
iklimi kendiliğinden getiremeyeceği mesajını veren HRW, bu nedenle insan
hakları gözlemcilerinin durumu yerinde incelemelerinin hayati önem taşıdığını
belirtti. HRW, mektubunda "işgal güçleri" olarak tanımladığı ABD ve
İngiltere'ye kamu düzeni ve güvenliğini yeniden tesis etme yükümlülüklerini de
hatırlattı. Güvenliğin sağlanması için kısa vadede yerel güvenlik güçlerine
güvenebileceğini belirten HRW, insan hakları ihlalcilerinin görevden alınması
için uzun vadede tüm yerel memurların, polis ve diğer güvenlik elemanlarının
izlenmesinin şart olduğuna dikkat çekti. Balkanlarda savaş sonunda görevde
kalan ihlalci güvenlik güçlerinin insan hakları ihlallerini sürdürdüklerini,
hesap verme ve reform yapma çalışmalarını tıkadıklarını hatırlattı. HRW,
ABD'den, Irak için istenen uluslararası personel ve özel güvenlik şirketi
elemanlarının da en yüksek insan hakları standartlarının uygulanmasından
sorumlu tutulmalarını istedi. ABD'nin Amerikan özel güvenlik şirketi DynCorp
ile anlaşmasını ise eleştirdi. Bu kurumun elemanlarının daha önce de Bosna
Hersek'te insan hakları ihlallerinde bulunduklarını ve kadın ticaretine karıştıklarını
anımsattı.
Irak'ın
kuzeyindeki Musul kentinde mezarlıkların birinde toplu mezarlar ortaya
çıkarıldı. Görgü tanıklarına göre, 3 toplu mezardan birçok iskelet çıkarıldı.
Bazı iskeletlerin üzerinde askeri üniforma parçalarına benzeyen kumaş parçaları
bulunduğu belirtildi. Televizyon vericilerinin yakınında olduğu için TV
mezarlığı olarak anılan kabristanda, yine toplu mezar olduğu söylenen bir bölüm
daha bulunuyor, ancak burası henüz kazılmadı. Mezarlık civarında oturan Hasan
Ahmet adlı Musullu, mezarlıkta o boş arazideki toprak tepeciklerinin, yıkılan
Saddam rejimince 1989'dan beri açılan toplu mezarları gösterdiğini AFP
muhabirine anlattı.
ABD
askerlerinin Irak ordusundan ele geçirdiği füze ve bombaları depoladığı bir
cephanelik havaya uçtu: En az 40 sivil
öldü, 30'dan fazla yaralı var.
Irak'ın kuzeyindeki Musul kentinde çıkan çatışmada 6 Iraklının öldüğü bildirildi.
Amerikan askerleri, Bağdat yakınlarındaki Felluce kasabasındaki okulun askeri karargah yapılmasını protesto eden öğrencilerin üzerine ateş açtı. 6'sı çocuk 18 kişi öldü, 75 kişi de yaralandı.
Bağdat'ta işgal güçlerinin denetimindeki bir cephanelikte meydana gelen ikinci patlamada ölenlerin sayısının 14'e yükseldiği kaydedildi.
Amerikan askerlerinin, Bağdat'ın batısındaki Felluce'de ABD karşıtı gösteri düzenleyen kişilere tekrar ateş açtığı bildirildi. Associated Press ajansı, Amerikan askerlerinin ateşinde 2 kişinin yaralandığını bildirirken, El Cezire televizyonu, 2 göstericinin öldüğünü duyurdu.
İNGİLTERE: İngiliz devletlerinin Kuzey İrlanda'da kontrgerilla gruplarıyla işbirliği içinde Cumhuriyetçileri öldürttüğüne dair rapor, büyük yankı yarattı. Cumhuriyetçi bir avukatın öldürülmesinde, devlet-çete işbirliğini ayrıntılarıyla ortaya koyan resmi raporun yayınlanması, soruşturmanın "nereye kadar gidebileceği" sorusunu da gündeme getirdi. Gözlemciler; kirli ilişki nedeniyle İngiliz devletindeki üst düzey yetkililerin, hatta bakanların dahi sorgulanabileceğini belirtiyor. Devlet-çete ilişkileriyle ilgili olarak, Scotland Yard tarafından hazırlanan 20 sayfalık raporun ardından; raportör Sir John Stevens, 14 yıldır sümenaltı edilen suikasta ilişkin yeni ipuçlarının peşinde olduklarını açıkladı. Eski ve mevcut savunma bakanları ile ordu komutanlarının sorgulanmasını kabul etmediğini belirten Stevens, "Halen konuyu araştırıyoruz" diye konuştu. Sir John Stevens, Belfast'lı tanınmış avukat Pat Finucane ile 19 yaşındaki öğrenci Brian Adam Lambert'in öldürülmesinin "bir tezgah olduğunu" dile getirdi. Polis yetkilisi, bu cinayetin ve benzerlerinin, Kuzey İrlanda polisi, kontrgerilla örgütleri ve orduya bağlı ölüm mangaları tarafından düzenlendiğine dikkat çekti. Stevens, bütün bu güçler arasında çok yönlü bir işbirliği olduğunu vurguladı. Polis yetkilisi; raporunun 26 cinayeti kapsadığını ve cinayetlere istihbarat birimlerinin karışmalarının, "güvenlik güçlerinin" de olayın içinde olduğunu kanıtladığını dile getirdi. Kuzey İrlanda'da İngiliz işgalinin devamını savunan gruplar, gelişmelerden rahatsız. Yurtsever-cumhuriyetçi gruplar ise, soruşturmaların açık biçimde yürütülmesini istiyor.
İSRAİL: Filistinli doktorlar, Cenin kentinde bir İsrail tankından açılan ateş sonucu Amerikalı bir barış eylemcisinin bir kurşunla yüzünden ağır yaralandığını söylediler. Üyeleri Batı Şeria ve Gazze'deki kentlerde İsrail'in yıkmak istediği Filistinlilerin evlerinin etrafında 'canlı kalkan' olarak eylem yapan ve Filistin halkını savunan Uluslararası Dayanışma Hareketi adlı grup, vurulan kişinin kendi üyeleri olduğunu bildirdi. Aynı grubun üyesi bayan Rachel Corrie, Mart ayında Filistinlilerin evini yıkmak isteyen bir buldozeri engellemeye çalışırken, ezilerek öldürülmüştü.
İsrail işgal kuvvetlerinin, Batı Şeria ve Gazze'deki son saldırılarında üç Filistinli öldürüldü.
Tel Aviv kentinde Amerikan Büyükelçiliği yakınındaki bir sahil lokantasında meydana gelen intihar saldırısında, 4 kişi öldü, 55 kişi de yaralandı.
İSPANYA: ABD-İngiliz ortak saldırısına destek veren İspanya'nın orta kesimlerindeki Villanueva de Los Infantes'de, askeri bir helikopterin düşmesi sonucu 4 kişinin öldüğü, 1 kişini ağır yaralandığı bildirildi.
İSVEÇ: Irak'tan gelen mültecileri mevcut savaş nedeniyle geri göndermeyip iltica başvurularını değerlendireceği kararını alan İsveç Mülteciler Dairesi, yeni bir karar alarak 'Iraklı mültecilerin başvurularını dondurduğunu' açıkladı. Kararın, istisnasız hem Kuzey Irak'tan, hem de Irak'ın diğer kesimlerinden gelen mültecileri kapsadığının altını çizildi. Böylece Güney Kürdistan'dan gelen mültecilerin de başvuruları dondurulmuş oldu.
İTALYA: Müslüman cemaatin şuurlaşmasına yönelik vaaz verdiği gerekçesiyle sık sık İtalyan adli makamlarının soruşturmasına muhatap olan Milano'nun Via Quaranta caddesinde bulunan caminin imamı Ebu Ömer kayboldu. Eşi ve çocukları, her gün polise gitmelerine rağmen 17 Şubat'tan beri imam Ebu Ömer'den haber alınamıyor. Ebu Ömer, Milano'dan Türkiye'ye ve Suriye üzerinden Irak'a gönüllü mücahit sağlamaktan suçlanıyordu. La Republica gazetesi, konuyla ilgili haberinde, 'Yakınları Ebu Ömer'in Amerikan ya da Avrupalı gizli servis görevlileri tarafından yasadışı olarak İtalya sınırları dışına çıkarıldığını düşünüyorlar' dedi.
KEŞMİR: Keşmir'in
Hindistan'ın işgalindeki bölümünde bir bombanın patlaması sonucu 4 kişi öldü,
12 kişi yaralandı.
Hindistan'ın Cammu Keşmir eyaletinde bir mahkeme binası önünde bomba
patladı; 3 kişi öldü, 33 kişi yaralandı.
Bir devlet radyosuna düzenlenen intihar saldırısında 5 kişi öldü.
Hindistan'ın işgali altındaki Cammu-Keşmir eyaletinde, işgal güçleri ile bağımsızlık yanlısı mücahitler arasında çıkan çatışmada 20 kişi hayatını kaybetti.
KOLOMBİYA: Karakol
yanındaki postane binasına yerleştirilen bombanın patlaması sonucunda, biri
çocuk 4 kişi öldü.
KONGO: Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde 3 Nisan'da rakip kabileler arasında çıkan çatışmalarda yaklaşık bin kişinin öldüğü bildirildi.
KÜBA: Nisan ayının başlarında içinde 50 yolcu bulunan bir feribotu kaçırmak isteyen 3 kişi idam edildi. Devlet televizyonundan yapılan açıklamada, olayla ilgili 4 kişinin de ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığı kaydedildi.
NİJERYA: Devlet Bakanlığı seçimi için halkın sandık başına gittiği Nijerya'da askerler, oy verme merkezinde 6 kişiyi vurarak öldürdü, 5 kişiyi de yaraladı.
RUSYA: Liberal milletvekili Sergey Yuşenkov başkent Moskova'da vurularak öldürüldü.
SOMALİ: Somali'den Yemen'e yolcu taşıyan iki botta 27 kişi, mürettebat tarafından dövülerek öldürüldü. Olaydan sağ kurtulanlarla konuşan Somali'nin Aden Konsolos vekili, botların su almaya başlaması üzerine paniğe kapılan yolculara şiddetli tepki gösteren mürettebatın yolcuları sopa ve demir çubuklarla dövdüğünü söyledi. Olay sonunda en az 27 kişinin öldüğü, mürettebatın 20 kişinin cesedini denize attığını, 7 kişinin cesedinin ise botlarda bulunduğu belirtildi.
SRİ LANKA: Genç çocukları Tamil çeteleri tarafından kaçırılan Müslümanlar, silaha sarıldı. Çatışmalar, çocuğu kaçırılan Müslüman bir annenin olayı protesto etmek amacıyla zehir içerek intihar etmesiyle başladı. Müslümanların çoğunlukta olduğu bir kasabada Müslümanlarla Tamil çeteleri arasındaki çatışmaları önlemek için askerler ateş açtı. Olaylarda en az 3 kişinin öldüğü ve 6 kişinin yaralandığı bildirildi.
SUDAN: Rakip kabileler
arasındaki çatışmalarda 44 kişi öldü, 22 kişi yaralandı.
SURİYE: Başkent Şam'daki BM Mülteciler Yüksek Komiserliği binası önünde toplanan yüzlerce Iraklı mülteci olmak yada yardımdan yararlanmak istedi. Bölgedeki kaynaklar, bazı Iraklıların savaş nedeniyle ülkelerini terk eden, bazılarının ise yıllardır Suriye'de yaşayan ve sığınma hakkı isteyen kişiler olduğunu belirttiler, Şam'daki BM Yetkilisi Ecmel El Haybari, geçenlerde başvuru yapan Iraklı sayısının 650 olduğunu, başvuru sayısının Irak savaşından bu yana dikkat çekecek biçimde arttığını söyledi.
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, Suriyeli güvenlik güçlerinin, ülkenin kuzeydoğusundaki El Hol mülteci kampına girerek, 9 yetişkin ve 23 çocuğu sınır dışı ettiğini bildirdi. BMMYK, daha önce de 12 Iraklının sınır dışı edildiğini kaydetti. BMMYK, ABD'nin Şam yönetimine yaptığı baskının farkında olduğunu, ancak Suriye'den, kendisine iltica talebinde bulunanlara, uluslararası mülteci yasası çerçevesinde sığınma vermesini istedi.
SUUDİ ARABİSTAN: Ölüm cezasına çarptırılan Mayan Kul Jan Nadar Han adlı Pakistanlının başı kılıçla kesildi. Bu yıl içinde 3, geçen yıl 48 mahkum, başları kesilerek idam edilmişti.
KÜLTÜREL
HAKLAR
HADEP'in Elazığ Karakoçan İlçe Örgütü'nce düzenlenen 'Karakoçan Halkı ile Dayanışma Gecesi'nde Kürtçe şarkı dinlettirdikleri iddia edilen tertip komitesi üyesi 7 kişi ile ilgili Karakoçan Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada, mahkeme heyeti Siyasi Partiler Yasası'nın 81-c ve 117. maddelerine aykırı davrandıkları gerekçesiyle sanıkları 5'er ay hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme heyeti, daha sonra hapis cezasını para cezasına çevirerek sanıkları kişi başına 1 milyar 100 milyon lira para cezasına hükmetti.
Balıkesir'in Ayvalık İlçesinde ikamet eden Abdullah Arıç, 10 Mayıs 2002'de dünyaya gelen oğluna Kürtçe 'Rojhat' ismini verdi. Ayvalık Asliye Hukuk Mahkemesi Hakimi Döndü Demirtaş, 'Söz edilen yazılar ve cumhuriyet Başsavcılığı'nın iddianamesi birlikte değerlendirildiğinde her ne kadar kişinin istediği isimle tanınmak istemesi ve çocuğuna uygun gördüğü ismi koyması hakimliğimizce de temel hak ve özgürlüklerden görülmek ve sayılmakla birlikte, mer'i bir kanun varken kanuna aykırı bir şekilde isim konması mer'i kanunu ile çelişir' diyerek, nüfus cüzdanından 'Rojhat' isminin silinmesine karar verdi.
Merkezi Gaziantep'te bulunan 'Fırat'ta Yaşam' gazetesinin yazıişleri müdürü Hilmi Korkusuz'un görevini yapması, Gaziantep Emniyet Müdürlüğü'nün kararıyla yasaklandı. Emniyet yetkilileri Kürtçe ve Türkçe olarak yayımlanan beş yıllık Fırat'ta Yaşam'ın Yazıişleri Müdürü Korkusuz'u 'bir dizi sınava' tabi tuttu. Basın masası görevlileri, Korkusuz'u ilk 17 Mart'ta çağırıp, Kürtçe haber ve yazıları Türkçe tercüme etmesini istedi. Görevliler, bir hafta sonra Korkusuz'u yine çağırarak, aynı sınavdan geçirdi. Ancak Korkusuz gazetedeki Kürtçe yazıları 'istenildiği gibi' tercüme edemedi! Bunun üzerine emniyet yetkilileri, 'Kürtçe'yi yüzde 70 oranında biliyor, işini yapamaz' diyerek Korkusuz'un görevine yasak getirdi. Korkusuz ise "Eğer bu yürürlükteki hukuki bir uygulamaysa bizi savcılık ya da ilgili hukuk kurumları çağırsın" diyerek itiraz etti. İşi hukuk kurumlarına havale etme gereği duymayan Emniyet, 31 Mart'ta tebligat yaptı. Böylece 1983 yılında Basın Kanunu'na eklenen ve 'yabancı dilde yayın yapan gazeteleri kapsayan madde ilk kez Kürtçe için kullanılmış oldu. Emniyet Müdürlüğü'nün gönderdiği tebliğ ve tebellüğ belgesinde kanunda yer almayan 'lehçe ve şive' sözcükleri de eklendi: "...Kürtçe ve Türkçe yayımlanan Fırat'ta Yaşam isimli gazetenin yazıişleri müdürü Hilmi Korkusuz'a 5680 sayılı Basın Kanunu'nun Ek 5. maddesinde belirtilen 'Türkiye'de yabancı dille yayımlanan mevkutelerin sorumlu müdürlerinin o dili bilmesi zorunludur 'lehçe ve şive' hükmü gereği, Fırat'ta Yaşam gazetesinin 185, 186, 187 sayılı nüshalarının Kürtçe yazılarını okuması istenilmiş, şahsın Kürtçe yazılan yazıların yüzde 70'ini okuyabildiği, fakat Türkçe'ye çeviremediği tespit edilmiş, şahsa Basın Kanunu'nun ek 5 maddesi gereği belirtilen gazetede yazıişleri müdürlüğü yapamayacağı hususu kendisine tebliğ edildi."
Radyo Dünya'nın Genel Yayın Yönetmeni Sabri Ejder Öziç'e, "Kürt Dili ve Edebiyatı Tarihi" adıyla program yaptığı için dava açıldı. Yasa ve yönetmelikle Kürtçe yayın hakkının yalnızca TRT'ye verildiği, Öziç'in de "emirlere uymadığı" iddiasıyla açılan dava 18 Nisan'da Adana 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nde görüldü.
Eğitim-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Abdullah Demirbaş hakkında Medya TV'de yaptığı Kürtçe konuşma nedeniyle, Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu tarafından verilen meslekten ihraç kararı, Sivas İdare Mahkemesi tarafından bozuldu.
Diyarbakır'ın Kocaköy İlçesi'nde, oğluna 'Berxwedan' ismini vermek isteyen Mehmet Ay'ın talebi, Türk alfabesinde 'X ve W' harfleri olmadığı gerekçesiyle reddedildi.
Siirt'te Kurtalan-Batman arası servis yapan minibüs şoförü ve muavini, uyarıyı dikkate almayarak Kürtçe kaset çaldıkları için, araçta yolcu olarak bulunan bir sivil polis tarafından tutuklandığı öğrenildi.
Kapatılan Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) Elazığ İl Örgütü'nün 12 Mayıs 2002'de düzenlediği etkinlikte söylenen Kürtçe türkü ve şarkılar nedeniyle 2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 81/3 maddesi uyarınca, "Türkçe'den başka dil kullanılması" hükmüne aykırı davranmakla suçlanan HADEP üyesi 6 kişiye toplam 6 milyar 500 milyon para cezası verildi.
'Seyit' isminden türetilen ve 'Hz. Muhammed'in soyundan gelen kimse' anlamına gelen Seydo ile Beritan isimlerine, 'milli kültüre, örf ve adetlere uygun değil' iddiasıyla dava açıldı. Seydo 6, Beritan ise 5 yaşında.
AYRIMCILIK
Kürtçe isimlerin değiştirilmesi için birçok yerde davalar açıladursun, Türk Dil Kurumu (TDK), Türkçe'de "yuva" anlamına gelen "Helin" isminin, kişilere ad olarak verilmesinde bir mahsur bulunmadığı yönünde Tatvan Asliye Hukuk Mahkemesi'ne rapor verdi. Bitlis Tatvan İlçe Nüfus Müdürlüğü'ne başvuran Sebahattin Özel, kızına Türkçe'de "yuva" anlamına gelen "Helin" isminin Nüfus Kanunu'nun 16. maddesine aykırı olduğunu savunan Nüfus Müdürlüğü, ismin iptali için 30 Temmuz 2002'de Tatvan Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açtı. Tatvan Asliye Hukuk Mahkemesi ise, "Helin" kelimesinin ne anlama geldiği ve isim olarak kullanılıp kullanılamayacağına ilişkin TDK'dan bilirkişi raporu istedi. TDK'nın hazırladığı bilirkişi raporunda, "Helin" isminin Kürtçe kökenli olduğu ve kelime olarak "yuva" anlamına geldiği, siyasal bir anlam taşımadığı için isim olarak kullanılabileceği belirtildi. Bunun üzerine Tatvan Asliye Hukuk Mahkemesi Nüfus Müdürlüğü'nün başvurusunu TDK'dan gelen rapor ışığında 1 Nisan tarihinde reddetti.
?????
Hakkari'de Çukurca'ya bağlı Kurudere Köyü'nde dünyaya gelen, henüz bir aylıkken babası Ahmet Er, Çukurca kırsalında 1995 yılında yapılan bir askeri operasyon sırasında kaybolan, Annesi Peri Er ise 3 yıl sonra beyin kanamasından yaşamını yitiren 8 yaşındaki Sabiha Er'e, annesi ve babası olmadığı gerekçesiyle kimlik verilmiyor.
?????
Batman'da, girdikleri bunalım sonucu ilaç içerek intihara kalkışan A.Ç (30), H.Ç (22), ve B.Y (33) adlı kadınlar, Batman Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Tedavi altına alınan kadınlardan, A.Ç ile H.Ç'nin durumları ciddiyetini korurken, B.Y'nin iyi olduğu bildirildi. Batman'da, 10 gün içinde 11 kişi intihar girişiminde bulundu. İntihar olaylarıyla gündeme gelen ilde, valiliğe bağlı olarak, 'Aile Danışma Merkezi' ve 'Psikolojik Danışma Merkezi' İntiharları önlemeye yönelik hizmet veriyor. Batman Müftülüğü'nce ' İntihar etmeden önce bizi arayınız' ilanıyla tanıtılan ve bir kadın din görevlisinin yanıt verdiği telefon hattı da bulunuyor.