DTP Kapatma Davası-2008

6 Şubat 2008,Ankara
 
 
ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI'NA SUNULMAK ÜZERE
DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİ GENEL BAŞKANLIĞI'NA
 
KONU :Parti kapatma davası hakkındaki görüşlerimiz
DOSYA NO :2008/
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) olarak, siyasi partileri örgütlenme özgürlüğünün zorunlu bir parçası olarak görmekteyiz. Siyasi partiler, temsil ettikleri vatandaşlar adına ifade özgürlüğünü kullanan, demokratik toplumun vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi partiler Demokratik Parlamenter Sistemlerin olmazsa olmaz unsurları arasında yer almaktadır. Siyasi partiler halk tarafından kurulur. Halkın içinde yer alan çeşitli siyasi kesimler kendilerini siyasi partiler aracılığıyla ifade ve temsil etme imkânı bulurlar. Olması gereken şey siyasi partilerin halk tarafından kurulması ve yine gerektiği zaman halk tarafından kapatılmasıdır. Ancak ülkemizdeki gelişim böyle olmamıştır. Halk tarafından kurulan siyasi partiler şiddete bulaşmamalarına rağmen cari rejime muhalif söylem dillendirmeleri gerekçesiyle yargı aracılığıyla kapatılmışlardır.İş bu nedenle ilkesel olarak parti kapatılmasını desteklememekteyiz. Parti kapatma, kapatmaya sebep olarak gösterilen fiil ve kişilerden ayrı olarak; siyasi partiyi destekleyen binler, bazen de milyonların temsil iradesini engellemektedir.
A-MAHKEME KARARIYLA YA DA DARBELER SONUCU KAPATILAN SİYASİ PARTİLERİN TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ :
 
Türkiye Cumhuriyeti tarihi aynı zamanda bir yönüyle siyasi partilerin mahkemeler aracılığıyla kapatılmasının da tarihi sayılabilir. Siyasallaşmış yargı toplumun vicdanı olmayı başaramamışsada ülkeyi bir partiler mezarlığına dönüştürmeyi başarabilmiştir. Cumhuriyetin ilanı, TBMM'nin açılması ve siyasi partilerin oluşmasıyla birlikte ilk siyasi partiler de siyasi arenaya çıkmaya başlamıştır.
 
"Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk muhalefet partisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'dır. Mustafa Kemal'in eski silah ve dava arkadaşları olan Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Adnan Adıvar'ın öncülüğünde 17 Kasım 1924'te kurulmuş, 2 Mart 1925'ten itibaren baskılarla karşılaşmış ve 5 Haziran 1925'te kapatılmıştır. Kurucu ve üyelerinin birçoğu 1926'da idam edilmiş veya yurt dışına sürgüne gönderilmiştir. Amasya Tamimi ile Kurtuluş Savaşı'nı başlatan beş veya yedi kişilik kadronun Mustafa Kemal hariç tüm üyeleri, Terakkiperver Fırka'nın kurucu ve liderleri arasında yer almıştır. Atatürk, Nutuk'ta Terakkiperver Fırka'nın kurucularını cumhuriyet düşmanlığı, saltanatçılık, halifecilik, İngiliz yandaşlığı, isyan kışkırtıcılığı ve vatan hainliği ile suçlamıştır."[1]
 
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kapatılması üzerine ülkede tam anlamıyla bir tek parti iktidarı hüküm sürmeye başlar. Bundan sonra ülkeyi artık bir tek parti yönetecektir. Bu uygulama 1946 yılına kadar devam eder. Nihayet 1946 yılında yeni bir siyasi partinin kurulmasına izin verilir. Demokrat Parti; "7 Ocak 1946'da kurulan ve dört yıl sonra yapılan seçimlerde (14 Mayıs 1950) 21 yıllık tek parti dönemini sona erdiren, Türkiye Cumhuriyeti'nde ilk defa serbest seçimle iktidarı kazanan parti ünvanına sahiptir. Sırasıyla 1950, 1954 ve 1957 seçimlerini kazanmış ve on yıl boyunca (1950-1960) iktidar olmuştur. Demokrat Parti, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile iktidardan düşürülmüş ve 29 Eylül 1960'ta Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından kapatılmıştır."[2]1950 yılından sonra kurulan Millet Partisi, 26 Ocak 1954 tarihinde Ankara Sulh Ceza Mahkemesi'nce kapatılmıştı.
 
1960 darbesinden sonra 12 Mart 1971 yılında yeni bir muhtıra verilmiştir. Bu askeri müdahale sonrası da siyasi partiler kapatılmaktan kurtulamamışlardır.
Ancak muhtıradan önce; "26 Ocak 1970'te Millî Nizam Partisi (MNP) adıyla ayrı bir siyasi güç ortaya çıktı. MNP, 1969 seçimlerinde Konya'dan Bağımsız olarak parlamentoya giren Necmettin Erbakan ve 17 arkadaşı tarafından kuruldu. Cumhuriyet Başsavcılığı, 5 Mart 1971'de, MNP hakkında "laikliğe aykırı çalışmalar yürüttüğü" gerekçesiyle dava aççmıştır. Anayasa Mahkemesi, 20 Mayıs 1971'de, partinin "laik devlet niteliğinin ve Atatürk devrimciliğinin korunması prensiplerine aykırı olduğu" gerekçesiyle kapatılmasına karar verilmiş olmasına rahmen, MNP yöneticileri hakkında herhangi bir ceza davası açılmamıştır. Erbakan, MNP'nin kapatılmasından sonra İsviçre'ye gitmiş ve bir süre orada kalmıştır."[3]
"Kapatılan MNP'nin kadroları, 11 Ekim 1972'de, Millî Selamet Partisi (MSP) adıyla bir parti kurdular. MSP, 12 Eylül 1980'e kadar, Türkiye'nin siyâsal yaşamında etkin bir rol oynadı. Üç kez koalisyon hükümetlerinde yer aldı. 12 Eylül yönetimi tarafından diğer partilerle birlikte kapatıldı."[4] (12 Eylül darbesinden sonra tüm partiler kapatılmıştır.)
"Refah Partisi, Milli Görüş hareketinin 12 Eylül Darbesi'nden sonra kurulan siyasi partisidir. 1987'de Genel başkanlığa Necmettin Erbakan getirildi. 1991 seçimlerinde meclise girdi. 1995 seçimlerinden birinci parti olarak çıktı. 1997'de Refahyol Hükümetini kurdu. 28 Şubat sürecinden sonra kapatıldı."[5]
Bu tarihe kadar milliyetçi/muhafazakar/İslamcı söylemi dillendiren partiler kurulmuş ve kapatılmıştır. Ancak özellikle 12 Eylül İhtilali sonrası gündemleşen Kürt Sorunu üzerine bu kez Kürt sorununu çözmeyi programına alan partiler siyasi arenaya çıkmaya başlamıştır. Bu bağlamda ilk kurulan parti Halkın Emek Partisi'dir. "Halkın Emek Partisi (HEP), daha önce SHP'den ayrılan 10 milletvekili tarafından Fehmi Işıklar başkanlığında 1990 yılında kuruldu. 1991 Milletvekili Genel Seçimleri'nde SHP listelerinden seçime girdi."[6] Leyla ZANA'nın mecliste sarı kırmızı yeşil bandaj takması ve "Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının kardeşliği" şeklinde konuşması ülkede infial uyandırdı. Parti hakkında süren dava kapatılma ile sonuçlandı. Mahkemenin gerekçesinde şöyle denilmekteydi. "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün bozulması amacını taşımak ve bu yolda faaliyette bulunmak nedeniyle ... kapatılmasına, ... partinin kapatılmasına neden olan Fehmi Işıklar, Feridun Yazar, Ahmet Karataş, İbrahim Aksoy'dan halen milletvekili bulunanlarla, kapatma davasının açıldığı tarihte parti üyesi diğer milletvekillerinin milletvekilliğinin kapatma kararının TBMM Başkanlığına tebliğ edildiği tarihte sona ereceğine ... 14.7.1993 tarihinde karar verilmiştir."[7]
HEP'ten sonra bu kez Kürt sorununu çözmeyi parti programına almayı hedefleyen kesimler Demokrasi Partisi'ni kurdular. DEP, 7 Mayıs 1993 tarihinde kurulmuştur. İlk Genel Başkanı Yaşar KAYA'dır. Partinin açık kaldığı süre zarfında yüzlerce parti üyesi öldürüldü, kaybedildi ya da tutuklandı. DEP'ten milletvekili seçilen Mehmet SİNCAR Batman'da öldürüldü. Genel Başkan Yaşar KAYA tutuklanarak hapse atıldı. Yaşar KAYA tutuklu iken parti genel başkanlığına Hatip DİCLE seçildi. Ancak gelişmeler bunlarla sınırlı kalmadı ve 2 Mart 1994 günü TBMM önünde DEP milletvekilleri hem de küçük düşürücü bir şekilde yakalanarak göz altına alındı. 16 Haziran 1994 tarihinde ise yine mahkeme kararıyla kapatıldı.
Partinin kapatılacağını anlayan ve bunu bekleyen yöneticiler bu kez daha parti kapatılma kararı verilmeden önce 11 Mayıs 1994 tarihinde Halkın Demokrasi Partisi'ni kurdular. Genel başkanlığına Murat BOZLAK getirildi. HADEP 25 Aralık 1995 ve 18 Nisan 1999 seçimlerinde doğu ve güneydoğu bölgelerinde birinci parti olarak seçimlerden çıktı. Ancak ülkede uygulanmakta olan barajını aşamadığı için seçime giren milletvekilleri seçilmek için yeterli oyu almalarına rağmen meclise giremediler.
Bu partinin diğer partiler gibi kapatılma akıbetine uğrayacağını düşünenler bundan önce 24 Ekim 1997 tarihinde yedek bir partiyi kurmuşlardı bile. İlk genel başkanı Mehmet ABBASOĞLU idi. Bu parti hakkında da kapatılma davası açılmış bulunmaktaydı. 19 Kasım 2005 tarihinde DEHAP kendisini feshederek bütün üyeleriyle birlikte DTP ye katıldı. Şu an itibariyle DTP hakkında açılan kapatma davası görülmektedir.
 
B-DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİ VE KAPATILMA DAVASI
Yargıtay Cumhuriyet başsavcısı iddianamede özetle: "... Demokratik Toplum Partisi'nin Anayasa'nın 68/4. maddesine aykırı eylemleri nedeniyle Anayasa'nın 69/6. ve Siyasi Partiler Yasa'nın 101/1-b ve 103/2. maddeleri uyarınca temelli kapatılmasını talep etmiştir. Gerekçe olarak da; davalı partinin terör örgütü tarafından kurdurulduğu ve yönetildiğine dair bilgiler, gerçeklesen eylemler ve kesinleşmiş mahkeme kararları ile Yerel Cumhuriyet Başsavcılıklarında devam eden hazırlık soruşturmalarına ve mahkemelerde açılmış bulunan kamu davalarına konu olan ve ayrıca parti üyeleri tarafından gerçekleştirilen eylemler ve sarfedilen beyanlar, delil olarak göstermiştir. İddianamede, Anayasanın değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif edilemeyecek hükümleri arasında yer alan "Ülkenin bölünmez bütünlüğü" aleyhine "Demokratik Yoldan" olsa bile faaliyet yapılamayacağı hükmü, DTP'nin bu hükme aykırı davrandığı, Venedik ilkeleri gereği parti faaliyetinde "ırkçılığı, terörü, yabancı düşmanlığını, şiddeti, şiddet çağrısını teşvik ediyor veya hoşgörüsüzlüğe dayanıyorsa", siyasi partinin kapatılabileceğinin belirtildiği, Burada "şiddet" kelimesini çok dar anlamda değerlendirerek partililerin ellerine silah alıp, eyleme girişmelerini anlamamak gerektiği, bir siyasi partinin şiddeti ilke edinmiş, terör örgütü olarak kabul edilen bir örgütü açık veya gizli olarak desteklemesi, her platformda bu örgüte meşruiyet kazandırmaya çalışması söz konusu siyasi partinin "şiddeti" siyasal amaçlarına ulaşmak için benimsediğinin açık kanıtı olduğu....DTP'nin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiğini... belirtmektedir. Bu nedenlerle DTP'nin temeli kapatılması, malvarlığına el konulması ve üyeliklerin düşürülüp bazı yasakların uygulanmasını talep etmiştir.
C- PARTİ KAPATMA DAVASI NEDEN HUKUKA VE İNSAN HAKLARINA AYKIRI OLDUĞUNA DAİR GENEL DEĞERLENDİRMELERİMİZ
1- TARAFSIZ ve İDEOLOJİSİZ YASA:
 
Siyasi partiler; bireyin örgütlenme, ifade ve temsil hakkını kullanmasını sağlayan temel yapılardır. Siyasi partilerin desteklenmesi veya kapatılması, resmi politikalarla uyumlu olma veya karşı olmasına göre belirlenmemelidir.
 
Devlet organları "nötr-yansız" bir pozisyonda konumlandırılmalı, belli bir görüş doğrultusunda toplumu değiştirip dönüştüren bir cihaz değil, aksine bütün dünya görüşleri, ideolojiler, değerler ve inançlar karşısında eşit mesafede duran "tarafsız bir hakem" rolünde olmalıdır. Bu itibarla Siyasi parti kapatmanın gerekçesi olarak; Uluslar arası sözleşmelerde kabul edilen genel sınırlama sebepleri yerine, değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez tabu/dogma yasaların "Demokratik Yoldan" olsa bile faaliyet yapılamayacağı" gibi iddianamedeki beyanlarla gerekçelendirilmesi hukuki değildir.
 
2- ÇOĞULCULUK VE ÖZGÜRLÜK
 
Siyasi parti kapatma gerekçesinde; belli bir ırkı(Türk), dili (Türkçe) esas alarak, bunlar dışında demokratik çalışmalarda bulunma, fikir beyan etme nedeniyle başlatılmış soruşturma ve davaların gerekçe gösterilmesi, kanuna uydurulabilse de adalete, eşitliğe ve evrensel hukuka aykırıdır.
 
2000 BM Binyıl Bildirgesi m.6: "... Hoşgörü: İnsanlar, tüm inanç, kültür ve dil farklılıklarıyla birbirlerine saygı duymalıdırlar. Toplumların kendi içlerindeki ve birbirleriyle olan farklılıkları, korkulacak ya da bastırılacak değil, insanlık değeri olarak yüceltilecek niteliklerdir." Denilmektedir.
 
Toplumu homojenleştirmeyi hedefleyen ve bu sebeple de militer ve otoriter bir içeriğe sahip olan mevcut Anayasa ve bazı yasaların yer yer gerekçe gösterilmesi, insanın farklı olma hakkına yönelik açık bir baskıdır. Farklı kimliklerin yaşama ve farklılıklarıyla var olma hakkını baskı altında tutmak, toplumsal istikrarı ve barışı zedeleyen bu tek tipleştirici zihniyet behemehal terk edilmelidir. Türkiye toplumunun çoğulcu yapısını tanımak ve farklı kimliklerin hak ve özgürlüklerini güvence altına almaya yönelik fiillerde bulunmak, olması gerekendir.
3- ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) olarak; siyasi partileri, başta örgütlenme özgürlüğünün zorunlu bir parçası olarak görmekte ve ilkesel olarak parti kapatılmasını desteklememekteyiz.
Kolektif haklar babında temel haklardan olan Örgütlenme özgürlüğünün bir parti için sınırlandırılabilmesi için açık ve somut deliller bulunmalıdır. Parti kapatma, kapatmaya sebep olarak gösterilen fiil ve kişilerden ayrı olarak; siyasi partiyi destekleyen binler, bazen de milyonların temsil iradesini engelleyebilmektedir.
Anayasada ve İHAS'ın 11. maddesinde belirtilen Örgütlenme Özgürlüğü "Temel Hak" olarak tanımlanmaktadır. Elbette bu hak sınırsız değildir. "ırkçılığı, terörü, yabancı düşmanlığını, şiddeti, şiddet çağrısını teşvik ediyor veya hoşgörüsüzlüğe dayanıyorsa", bir siyasi parti kapatılabilir.
Her ne kadar bazı DTP yetkililerinin PKK örgütüne karşı mesafe bırakmaması, açıkça kınamada bulunmaması bir gerçek ise de; bu tavır fiil sahiplerinin kişisel duruşu olup, siyasi partinin doğrudan, somut ve fiili olarak şiddeti desteklediği şeklinde değerlendirilmemelidir. Kaldı ki, DTP yetkilileri, kamuoyuna yansıyan beyanlarında şiddete karşı olduklarını açıkça belirtmektedir. Türkiye'de yaşanan çatışma ortamını sona erdirmeye yönelik gayret içinde olduklarını da ifade etmektedirler.
4- DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ
Siyasi partiler, temsil ettikleri vatandaşlar adına ifade özgürlüğünü kullanan, demokratik toplumun vazgeçilmez unsurlarıdır. Şiddet fiiline çağırmadığı sürece, düşünceye yasak getirilmemelidir.
"Onlar bütün sözleri dinlerler ve neticede en güzeline uyarlar." (Kur'an-ı Kerim, Zümer/l7) denilmektedir. Farklı kesimlerin düşüncelerini bilmeye hakkımız olduğu gibi, bu düşüncelere katılmamamız halinde, düşüncelere karşı yine düşünce ile mücadele etme irademizde bulunmaktadır. Bir düşünceye sırf katılmamamız, toplumu zehirleyeceğine yönelik inancımız dahi, tek başına farklı düşüncelerin ifadesine engel olmamalıdır.
 
AHİM, bir çok içtihadında "demokratik bir toplumun temel unsurlarının çoğulculuk, hoşgörü ve geniş fikirlilik olduğunu" belirtmiştir.
İ.H.A.S m. 11 göre kısıtlamanın yapılabilmesi için 4 ölçüt bulunmaktadır :
a- Sınırlamanın sebebe bağlı olması (meşru amaç ile)
b- Ölçülülük ilkesi (araç-amaç dengesi)
c- Demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama
d- Sınırlamanın kanunla yapılması gerekmektedir.
AHİM kararlarında;
-"İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun temel esaslarından, ilerlemesinin ve herkesin gelişmesinin temel koşullarından birini oluşturmaktadır. 10 Maddenin 2. fıkrası saklı kalması koşuluyla, "ifade özgürlüğü, sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsemeyen "bilgi" ve "düşünceler" için değil, aynı zamanda Devleti veya toplumun herhangi bir kesimini inciten, şok eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Demokratik toplumun olmazsa olmaz koşullarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlülük bunu gerektirir".
 
-Mahkeme ayrıca, "Siyasi konuşmalar ve genel çıkar sorunları alanındaki ifade özgürlüğünün daraltılması için bir yer bırakmamaktadır (Wingrove v. Birleşik Krallık, 25 Kasım 1995 Tarihli Karar, Recueil 1996-V, s/ 1957, & 58)."
 
İddianamede, düşünce suçu kapsamında parti kapatma gerekçesi olarak belirtilen beyanlar, yukarıdaki bağlamda değerlendirilmelidir.
 
5- SİSTEMİN KUSURU
Bir hakkın verilmemesi veya yeterince verilmemesi halinde, -bu hakkın kullanılmasının mer'i kanuna göre suç sayılması halinde- fiilden dolayı sorumlu olması gereken vatandaş değil, bizzat hakkı vermemiş devlet yetkilileri olmalıdır. Aynı şekilde adalete aykırı bir kanuna vatandaş uymak zorunda bırakılmamalı, bizzat bu kanun, vatandaşın hakkını korur niteliğe dönüştürülmelidir.
 
Siyasi parti kapatma gerekçesinde belirtilen bazı davalar, resmi ideolojinin ve hukuk dışı kanunların uyguladığı baskı ortamından kaynaklanmaktadır. Temel hak ve özgürlüklerin tüm farklı kimliklere ayrımsız bir şekilde tanınması ve baskılanmaması halinde, iddianamede gösterilen bazı davalar hiç açılmayabilecekti.
 
Birçok ülkede, üniter devlet yapısı bozulmadan, geliştirilen bir Anayasal Vatandaşlık kavramı ve çok kültürlü/kimlikli politikaların uygulanmasıyla sorunlar aşılabilmekte iken, Türkiye'de hala bunlardan söz etmek, bölücülük olarak dahi nitelenip cezalandırılabilmektedir. Her alanda resmi ideolojinin ve devlet politikalarının dışında görüşler açıklanabilmeli, hatta siyasi partilerin bu yöndeki faaliyetleri özel olarak korunabilmelidir.
 
6- TEMSİL HAKKI ve SİVİL ALANA MÜDAHALE:
DTP'nin kapatılması halinde, bu partiye oy vermiş başta Kürt kökenli vatandaşların parlamentoda temsil hakkı engellenecektir.
Siyasi partinin kapatılması ile sivil siyaset alanı daralacaktır. Kapatmayla, örgütlenme, ifade ve temsil hakkının engellendiği varsayılacağından, silahlı örgütün siyasal alanda çalışmaya yer olmadığından bahisle, şiddete yönelik çalışmasına dolaylı katkı sunulacaktır.
İş bu nedenlerle, temsil hakkını tamamen ortadan kaldırmayacak tedbirler alınmalıdır.
7- SUÇLARIN ŞAHSİLİĞİ İLKESİ:
Demokratik bir toplumda parti kapatma yaptırımı yerine; suçun varlığının yargı kararıyla kesinleştiğinin sabit olması halinde, sadece suçu işleyenin ilgili ceza yasasına göre cezalandırılması "Suçların Şahsiliği " ilkesinin zorunlu bir gereğidir.
İddianamede işlendiği belirtilen suçların; fiil ve faille sınırlı kalarak sorumluluğun oluşturulması gerekmektedir. Ki zaten bu hususta yerel savcılıklarca soruşturma açıldığı ve suçun sabit olması halinde ceza yoluna gidildiği iddianamede belirtilmektedir. Bunun dışında bir ek yaptırım, ekstra ceza mantığını destekleyecek ve suçların şahsiliği ilkesini ihlal edecektir.
 
 
SONUÇ OLARAK MAZLUMDER;
1. Partilerin yargı yoluyla kapatılması, hukukun üstünlüğü ilkesini benimsemiş ülkelerde kabul edilemez. Demokratik sistemlerde hiç mi hiç hoş görülemez. Çünkü partiler, demokrasilerin olmazsa olmaz denebilecek ölçüde gereklerindendir. Çünkü halk, partiler yoluyla örgütlenmekte, siyasi düşüncelerini dillendirmekte, taleplerini savunmakta ve iktidara gelip düşündükleri programları uygulayabilmektedirler. Diğer bir deyişle halkın yönetime katılma hakkını kullanmasının yegâne araçları partiler ve seçimlerdir.
 
2. Parti yöneticileri birtakım suçlar işlemiş ya da bazı suçlara karışmış ise, suçların ve cezaların şahsiliği ilkesi uyarınca o kişilerin yargılanması ve cezalandırılması gerekir. Bazı yöneticilerinden ötürü bir partiyi kapatmak, o partinin suça karışmamış masum yöneticilerini, üyelerini hatta seçimlerde o partiye oy veren insanları dahi cezalandırmaktır ve siyasi haklarını kısıtlamaktır.
 
3. Türkiye açısından ise, hala "çok sayılı tek parti rejimi" diyebileceğimiz ve bir başka ülkede görmediğimiz, muhtemelen de göremeyeceğimiz bir sistem yürürlüktedir. Bu sistemde muhalefetin dahi, iktidarda olanlar tarafından yapılması istenir. Bu yüzden Cumhuriyet'in ilk otuz yılı boyunca kurulan DP dâhil tüm partilerin arkasında iktidar kadroları ve CHP vardır. Bu anlayış, tüm partilerin devletin resmi ideolojisini savunmasını şart koşmaktadır. O yüzden de, Kürt sorununu çözmeyi programına alan tüm partiler kapatılmıştır. Hatta Diyanet'i kaldıracağını söyleyen partiler dahi kapatılmıştır. Bu nedenle de tüm partiler birbirine benze(til)mektedir.
 
4. Önce Kürtler başta olmak üzere farklı kimlikler inkâr edildi. Sonra bir sorunları olduğu inkâr edildi. Cumhuriyet tarihi boyunca da onlardan ya da onların sorunlarından söz edenler hep cezalandırıldı, susturulmak istendi. Bu yaklaşımın sorunu çözmediği, daha da çözümsüz hale getirdiği ortadadır. Dolayısıyla çözüm halkın siyasi özgürlüklerini tam kullanmasının zeminini oluşturmaktan geçmektedir. 06.02.2008
 
MAZLUMDER
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği
YAYIN BİLGİLERİKategori Adı Yurt İçi RaporlarTarih 2008-09-18
Şube ve Temsilcilerimiz
mazlumder-genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mh. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk, No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: mazlumder[a]gmail.com | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2438

Ziyaretçi Sayımız : 4701785