Yargı Krizinin Panzehiri Hukuka Dönüş ve Aklıselimdir

Anayasa Mahkemesi (AYM), Gezi Davası nedeniyle tutuklu bulunan Can Atalay’ın 14 Mayıs seçimlerinde Hatay milletvekili seçilmesi sonrası tahliye edilmemesi nedeniyle seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiğine karar vermiş, gereği için kararı, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermiştir. Ancak ilk derece mahkemesi karara uymayarak dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne göndermiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise hukuk tarihine geçen bir kararıyla AYM kararına uymayı reddetmekle yetinmemiş ayrıca hak ihlali kararı veren AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.

Bu karar üzerine Can Atalay bireysel başvuru hakkının ihlal edildiğine dair AYM’ye tekrar başvurmuş, AYM tarafından oybirliğiyle verilen ikinci ihlal kararı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi eliyle bir defa daha yok sayılmış, bireysel başvuru hakkı bizzat yargı eliyle işlevsiz hale getirilmiştir.

Hukuk devletinde yüksek yargı organları arasında görüş farklılıklarının olması doğaldır. Ancak Anayasa’nın 153. maddesinin ‘Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu ve yargı organları içinde bağlayıcı olduğu’ hükmü karşısında bu farklılığın Anayasa’yı ihlal edecek, hukuki güvenliği sarsacak ve keyfilik oluşturacak şekilde çözümlenmeye çalışılması hukuken kabul edilemez. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin, AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması, kaos görüntüsünü derinleştirmiş konuyu hukuki zemininin dışına taşımıştır.

Bir milletvekilinin “Anayasa Mahkemesi’ni ya kapatacağız ya yapısını değiştireceğiz” şeklinde tehditkâr bir dil benimsemesi, birtakım siyasetçiler tarafından AYM ve üyelerinin hakaretamiz ifadelerle hedef alınması ve terörle iş birliğiyle suçlanması, basında AYM üyelerinin fotoğraflarının da kullanılarak “FETÖ ve PKK'ya kapı açtılar" şeklinde hedef gösterici haberlerin yer alması, bunların yanında Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkan vekilinin Yargıtay’ın kararından yana olanları “Milli Yargı” taraftarı, AYM kararından yana olanları “Batıcı, Neo-Liberal Yargı” taraftarı olarak tanımlaması sağduyudan uzak, ülkemizi hukuk garabetinden hukuk felaketine götürecek ifadeler olarak kayda geçmiştir.

Özellikle “Milli Yargı” ifadesi 28 Şubat sürecinde hukuksuzlukları meşrulaştırmak için sıkça kullanılan "Atatürkçü yargı", “Laik yargı” gibi bazı tanımlamaları akla getirmiş, “Milli Yargı” tanımı altında yeni bir vesayet formunun gelişebileceği endişesini doğurmuştur.

Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerini ve görev alanını düzenleme yetkisi, Meclis’in inhisarındadır. Ancak hayata geçtiği dönemden beri Türkiye yargısının sorunlarının çözümüne ağır aksak da olsa fayda sağladığı açık olan bireysel başvuru hakkını hiçe sayan bu karar, hukuk devleti olma ümidine bir darbe daha vurmuştur. Yaşanılan bu krizden yargıyı ‘dizayn’ ederek değil hukuk devleti idealini güçlendirerek çıkılmalıdır.

MAZLUMDER olarak,

-Yargı organlarının Anayasa’da belirtilen hukuki sınırlar dâhilinde faaliyetlerini sürdürmesi ve yargı krizleri yerine hukuku önceleyen bir tavır takınması,

-Siyasi aktörlerin yargıya müdahale anlamı taşıyacak veya böyle bir intiba uyandıracak söz ve eylemlerden uzak durması,

-“Milli yargı” gibi muğlak tanımlamalarla yargı kararlarının bir kamplaşma aracı haline getirilmemesi gerektiğini ifade ederiz.

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Basın AçıklamalarıTarih 2024-01-12
Okunma Sayısı : 321
Şube ve Temsilcilerimiz
mazlumder-genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mh. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk, No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: mazlumder[a]gmail.com | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2438

Ziyaretçi Sayımız : 4701782