İnanca Saygı Düşünceye Özgürlük İçin El Ele eylemi

"Sayı : Ankara, 20 Ekim 1998

Sayın Yaşar YAZICIOĞLU

Başbakanlık Müsteşarı ve Başbakanlık Takip Kurulu Başkanı

ANKARA

18 ve 19 Ekim 1998 tarihli bazı gazetelerde, başkanlığınızda oluşturulan Başbakanlık Takip Kurulu'nun; 11 Ekim Pazar günü ülke genelinde yapılan "İnanca Saygı Düşünceye Özgürlük İçin El Ele" eylemi hakkında "Bu eylemler, sade bir gösteri ve yürüyüş hakkını kullanmak değil, bu eylemler Cumhuriyet'e karşı başkaldırıdır. Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana gerçekleşen ilk fiili eylemdir. Devlet bu eylemleri geçiştiremez, küçümseyemez, sadece polisiye önlemlere bırakamaz. Sorun hafife alınacak gibi değil. Daha büyük eylemlere kalkışılmadan, mücadele için, devlet topyekün bir anlayışla mücadeleyi daha ciddi bir şekilde sürdürecektir. Bu çerçevede, Cumhuriyet Savcıları, bu eylemlere katılanları Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'na muhalefetten yargılamamalı. Eğer savcılar, Cumhuriyet'in savcıları ise, bu eylemlere katılanların Cumhuriyet'e başkaldırdıklarını görmeliler." şeklinde birtakım değerlendirmeler yaptığına ve sözkonusu eylemlere katılanların TCK'nın 149.maddesi uyarınca yargılanmalarının gerektiği yolunda uyarılarda bulunduğuna ilişkin haberler yayınlanmıştır. Birçok kez aramamıza rağmen, bu haberlerin teyidi mümkün olmamışsa da, bugüne kadar bu haberler yalanlanmamıştır.

11 Ekim günü yapılan eylemi, birçok ulusal ve uluslararası insan hakları örgütü gibi derneğimiz de birçok yerde gözlemiştir. Yapılan gözlemler sonucunda bu eylemin, demokratik ülkelerde sıklıkla görülen barışçıl bir hak arama eylemi olduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim eyleme katılanlar da, amaçlarının din özgürlüklerini, çalışma ve öğrenim özgürlüklerini kısıtlayan başörtüsü yasağı uygulamasına son verilmesi taleplerini dile getirmek olduğunu dile getirmiş ve bunun dışındaki suçlamaları tamamen reddetmişlerdir.

Üç milyona yakın kişinin katıldığı eylemlerde, kamu düzenini bozucu, kamu güvenliğini sarsıcı ve başkalarının özgürlüklerini engelleyici hiçbir olay yaşanmamış; hiçbir kanıt görülmemiştir. Sadece, bazı gazetelere yansıyan tek kare fotoğrafta görülen bir karton afişten hareketle yüzbinlerce insan, bazı basın organları tarafından suçlanmış ve zan altında bırakılmıştır. Bu afişin bu eylemi gölgelemek amacıyla kasıtlı sergilenmiş olduğuna ilişkin iddialar da göz ardı edilmemelidir.

Daha sonraki günlerde ise, bazı basın organlarının, devletle halkı karşı karşıya getiren bu talihsiz ve manipülasyon amaçlı yaklaşımının, Başbakanlık Takip Kurulu raporuna ve bu raporun da basına yansıması, üzüntü vericidir. Bu tutumun, toplumsal dokuyu yaralayacağı, devlet-millet kucaklaşmasını zedeleyeceği açıktır. Zira devleti temsil edenlerin/yönetenlerin, bunun sorumluluğunun gerektirdiği ciddiyetle olaylara yaklaşmaları gerekir. Kaldı ki, yargıya intikal etmiş bir olayla ilgili olarak, Cumhuriyet Savcılarına talimat vermekle de yetinmeyip, onları tahrik ve tehdit edici beyanlarda bulunmak, yargı ve yargıç bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ilkeleri açısından da son derece yanlış ve tehlikelidir. Üstelik anılan eylemin TCK'nın 149.maddesi kapsamında değerlendirilmesinin, hangi hukuk anlayışıyla açıklanabildiği, ayrı bir tartışma konusudur. Çünkü söz konusu madde, "Her kim, hükümet aleyhine halkı silah veya uyuşturucu yahut boğucu veya yakıcı gazlar veya patlayıcı maddeler kullanmak suretiyle isyana veya Türkiye ahalisini birbiri aleyhine silahlandırarak mukateleye teşvik eylerse yirmi seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır.

Eğer bu teşvik neticesi olarak isyan veya kıtal zuhur etmişse, buna sebebiyet veren veya asilere kumanda eden kimseler hakkında ölüm cezası verilir.

Bu cürümlere yalnız iştirak etmiş olanlar altı seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılırlar.

Birinci fıkrada yazılı silahlar ve diğer maddeler yalnız bir yere depo edilmiş olsa dahi isyan, silahlı sayılır." hükmünü içermektedir. Bu eylemin böyle bir madde kapsamında değerlendirilmesini öngören anlayışın, İstiklal Mahkemeleri özlemi içinde olmadığı söylenemez.

Bir süreden beri sürdürülen baskıcı politikalara rağmen, yüzbinlerce insanın, hak ve özgürlük talebiyle el ele tutuşmasının verdiği korku ve panik ile, halkı sindirme amaçlı bu tür yaklaşımların, Başbakanlık Takip Kurulu'nun varlığını ve meşruiyetini daha fazla tartışmaya açmaktan başka bir sonuç vermeyeceği açıktır. Toplumun devlete ve yargıya güvenini zedeleyici bu sürece katkı sağlayıcı bir tutum takınmak, kimseye yarar sağlamayacak; sadece toplumsal barışı bozacak ve ülkemizin itibarını uluslararası kamuoyu nezdinde biraz daha tartışılır hale getirecektir.

Herşeye rağmen, Kurulunuzdan böyle bir raporun çıkmadığına ve gerçekdışı bir haberin gazetelerde yayınlanmış olduğuna inanmak istiyor ve Kurulunuzun en kısa sürede, hukukun üstünlüğünü esas alan ve insan hak ve özgürlüklerini herkes için savunan bir yaklaşım sergileyerek, bu tehlikeli gidişe son vermesini diliyorum.

Saygılarımla

Yılmaz ENSAROĞLU

Genel Başkan

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Basın AçıklamalarıTarih 1998-10-20
Okunma Sayısı : 5222
Şube ve Temsilcilerimiz
mazlumder-genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mh. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk, No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: mazlumder[a]gmail.com | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2438

Ziyaretçi Sayımız : 4616676