genel-merkez
“Siyonist işgal ve küresel kapitalist hırs”ın kazanmaması için MEZHEP KAVGASINA SON!
2003 OCAK İhlal Raporu

MAZLUMDER

OCAK 2003 İNSAN HAKLARI RAPORU

YAŞAMA HAKKI

Faili Meçhul Cinayetler/Şüpheli Ölümler :

Çatışmalarda Ölenler ve Yaralananlar:

Sivillere Yönelik Eylemler :

KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ

Kaçırma ve Kayıplar :

Cinsel Taciz/Tecavüz:

İşkence/İşkence İddiası :

Çeşitli Amaçlarla Yapılan Baskı ve Tehditler:

Gözaltılar :

Tutuklamalar :

Yerleşim Merkezlerine Yönelik Baskılar :

Cezaevlerinde Yaşanan Olaylar :

Cezaevlerinde Ölüm :

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ:

İstenen Ceza:

Verilen Ceza:

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

Kapatılan/Toplatılan/Yasaklanan Yayın ve Etkinlik :

Gazetecilere Ve Yayın Organlarına Yönelik Baskılar :

Gözaltına Alınana Gazeteciler:

DİN ÖZGÜRLÜĞÜ:

Soruşturma Geçiren/Ceza Alan/Atılan Öğrenci :

Gayrimüslimlere Yönelik Baskılar:

Gözaltılar :

ÖĞRENİM ÖZGÜRLÜĞÜ:

Soruşturma Geçiren/Ceza Alan/Atılan Öğrenci :

ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ:

Sivil Toplum Örgütlerine Yönelik Baskılar :

SIĞINMA HAKKINA YÖNELİK İHLALLER:

ÇALIŞMA YAŞAMINA YÖNELİK İHLALLER

Ölenler :

Yaralananlar:

İşten Atılanlar :

SAĞLIK:

____________________

(*) MAZLUMDER İnsan Hakları İhlallerini İzleme Komisyonu'nca hazırlanmıştır.

MAZLUMDER

OCAK 2003 İNSAN HAKLARI RAPORU

YAŞAMA HAKKI

FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER/ŞÜPHELİ ÖLÜMLER

1 Ocak'ta, Elazığ'da, Şeyhşamil Bulvarı Mustafapaşa Mahallesi'nde oturan Mehmet Güçlü, eve geldiğinde eşi Gülay Güçlü'nün (40) bıçaklanarak öldürülmüş halde cesediyle karşılaştı. Güvenlik görevlileri olay yerinde yaptığı incelemede, Güçlü'nün 15 yerinden bıçaklandığını, evde herhangi bir boğuşma yaşanmadığını ve evin çelik kapısının da zorlanmadığını belirledi.

2 Ocak'ta İstanbul Fatih'te, Karagümrük Balipaşa Caddesi Korkut Ata Sokak'ta, 34 VM 5418 plakalı otomobilde bulunan Suat Gülşen (35), tartıştığı kimliği henüz belirlenemeyen bir kişi tarafından silahla sırtından vuruldu. Otomobildeki diğer 2 kişi tarafından Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılan Suat Gülşen, kurtarılamadı. Gülşen'i hastaneye bırakan kişilerin aynı otomobille hastaneden ayrıldıkları belirlendi.

4 Ocak'ta, İstanbul Gaziosmanpaşa'da, Cebeci Mahallesi'ndeki boş bir alanda ceset gören vatandaşlar, durumu polise bildirdi. İncelemede, cesedin, 17 yaşındaki Bülent Güzel'e ait olduğu belirlendi. Hırsızlıktan sabıkalı olan Güzel'in, kimliği henüz belirlenemeyen kişi veya kişilerce bıçakla öldürüldüğü anlaşıldı. Güzel'in cesedi, olay yerindeki incelemelerin tamamlanmasından sonra Adli Tıp Kurumu'na kaldırıldı.

9 Ocak'ta İzmir'de, 'İşe gidiyorum' diyerek evinden ayrılan ve bir daha haber alınamayan işadamı Muzaffer Önder ölü bulundu. Önder'in boğularak öldürüldüğü, sonra da cesedine 3 el ateş edildiği belirlendi. 2 çocuk babası Önder'in cesedi, Salihli'nin Adala Kasabası yakınlarında vatandaşlar tarafından bulundu. Polis, İbrahim Oktay, Şevket Erdemci ile Mahbuz Demir'i gözaltına alırken, soyadı belirlenemeyen Vasfi adında bir kişiyi arıyor.

9 Ocak-Muğla SSK Hastanesi'nden, ambulans ile devlet hastanesine sevk edilen hamile Melek İlhan'ın (38), yolda ölümü "şüpheli" bulundu. Melek İlhan, karnındaki bebeğinin ölmesi üzerine SSK Muğla Hastanesi'ne kaldırıldı. Burada gerekli düzeneğin bulunmaması sebebiyle hasta, ambulans ile Muğla Devlet Hastanesi'ne sevk edildi. Hastaneye ulaştığında talihsiz kadının öldüğü anlaşıldı. Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı, ölümü "şüpheli" görerek, cesedin İzmir Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesini kararlaştırdı.

9 Ocak'ta, Ankara Keçiören'de meydana gelen olayda kimliği belirlenemeyen bir kişi, öldürülmüş olarak bulundu. Elleri bağlı olarak bulunan kişinin kimlik tespit çalışması sürüyor. Öğle saatlerinde polisi arayan bir kişi Keçiören Ovacık Mahallesi'nin İstanbul otobanına yakın noktasında bir ceset gördüğünü ihbar etti. Elleri bağlanmış olarak bulunan kimliği belirsiz 30-32 yaşlarındaki kişinin kafasına sert bir cisimle vurulduğu belirlendi. Vücudunda çeşitli izler bulunan cesedin düzgün giyimli 1.70 boylarında olduğu tespit edildi. Emniyet yetkilileri, cinayetin 8-10 saat önce işlenmiş olabileceğini bildirdiler. Cinayetin başka bir yerde işlendikten sonra cesedin Ovacık Mahallesi'ne atıldığını sandıklarını belirten yetkililer, şu ana kadar kendilerine eşkale uygun bir "kayıp" başvurusu yapılmadığını bildirdiler. Yetkililer, olayın siyasi ya da adli olup olmadığının kimlik tespitine göre yön bulacağını belirttiler.

10 Ocak'ta İstanbul Beyoğlu Cihangir Mahallesi Kutlu Sokak 21 numaralı binanın giriş katında çıkan küçük çaplı yangından sonra, 60 yaşlarında bir kişinin cesedi bulundu. Çevrede "Ömer" olarak tanınan bu kişinin ellerinde ip izleri gören polis, "cinayet işlendikten sonra olaya yangın görüntüsü verilmeye çalışılmış olabileceğini" bildirdi.

18 Ocak'ta, Kızıltoprak'ta oturan Power FM'in DJ'lerinden Emre Kuytu'dan (28) bir süre haber alamayan arkadaşları, durumu polise bildirdi. Kuytu'nun evine giden polis ekipleri, genç DJ'i salonda boğazı kesilerek öldürülmüş halde buldu. Evde boğuşma izlerine rastlanırken, çekmecelerin ve Kuytu'nun eşyalarının karıştırıldığı anlaşıldı. Cinayetle ilgili soruşturma sürdürülüyor.

20 Ocak'ta Afyon'un Sandıklı ilçesinde, üç gündür haber alınamayan çocuğun cesedi boş arazide, çuval içinde bulundu. Sandıklı'da yaşayan Osman Bütüner (13), 17 Ocak günü, "hemen geleceğini" söyleyerek evinden ayrıldı. İlköğretim 7. sınıf öğrencisi Osman Bütüner'den üç gün haber alınamadı. Osman Bütüner, sabah saatlerinde Sandıklı Müftülük binasının arkasındaki boş arazide çuval içinde ölü bulundu.

20 Ocak'ta Antalya'da, Devlet Su İşleri'ne ait sulama kanalında erkek cesedi bulundu. Sütçüler Mahallesi'ndeki DSİ Kanalı'nda araştırma yapan polis, 25-30 yaşlarında bilekleri kesilmiş erkek cesedinin kimliğini belirleyemedi.

23 Ocak-Küçükçekmece eski Bağlar Mahallesi'nde meydana gelen olayda, kimlikleri henüz belirlenmeyen 2 kişi, 34 SON 18 plakalı bir otomobille, emekli polis Kemalettin Sevilmiş'in işlettiği "Alican Tekel" adlı büfeye geldi. İşyeri sahibi Sevilmiş'i başından tabancayla vuran bu kişiler, aynı otomobille olay yerinden uzaklaştı. Sevilmiş, olay yerinde hayatını kaybederken saldırganlar kaçtı.

25 Ocak'ta Aydın'da, 2. Sanayi Sitesi 4. Sokakta Otoyol İveco Yedek Parça bayiliği yapan Murat Erdem, devriye gezen polis ekipleri tarafından işyerinde ölü bulundu. Polis, Erdem'in ölmeden önce işyeri yanındaki Şerafettin Şadılı'ya ait büfede arkadaşlarıyla alkol aldığını, araç içindede bir miktar uçucu madde bulunduğunu bildirdiler.

25 Ocak'ta Konya'nın merkez Selçuklu İlçesi Şeker Murat Mahallesi Hamzavi sokakta meydana gelen olayda, Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meslek Yüksek Okulu Bankacılık Bölümü 2. sınıf öğrencisi Durmuş Uygur (31), kimliği belirlenemeyen 3 kişi tarafından bıçaklandı. Bacağından ve göğsünden bıçak darbesi aldığı tespit edilen Uygur, kaldırıldığı Konya Numune Hastanesi'nde hayatını kaybetti.

25 Ocak'ta Uşak'ın Karahallı İlçesi'ne bağlı Karayakuplu İlköğretim Okulunda öğretmenlik yapan 29 yaşındaki Mustafa Şen, evinde ölü olarak bulundu. Edinilen bilgiye göre; önceki gün öğle saatlerinde Mustafa Şen'in evine giden annesi Halise Şen, oğlunun uyuduğunu görünce evden ayrıldı. Akşam saat 16.30 sıralarında tekrar oğlunun evine giden Halise şen, uyandırmak istediği oğlunun ölü olduğunu fark etti. Jandarmaya haber veren Halise şen sinir krizleri geçirirken, öğretmen Mustafa Şen'in ölüm sebebinin yapılacak otopsinin ardından belirleneceği kaydedildi.

YERİNDE İNFAZ ve İŞKENCE İLE ÖLÜM

Van'ın Saray İlçesi'nde Türkiye'ye kaçak yollardan mazot sokmak isteyen İsa Gözüpek isimli bir vatandaş, askerlerin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi. Kapıköy Köyü'nde oturan 25 yaşındaki İsa Gözüpek, kaçak mazot getirmek için İran'a gitti. Gözüpek, sınırdan geçerken Kapıköy Karakolu askerleri tarafından açılan ateş sonucu yaşamını yitirdi. Kapıköy Köyü Muhtarı Emin Altunli, Gözüpek'in sınıra 5 kilometre mesafede köyün hemen dışında öldürüldüğünü, öldürüldükten sonra da askerlerce sınırın 100 metre yakınına götürüldüğünü iddia etti.

Van'ın Saray ilçesinde kaçakçılık yaptığı iddiasıyla askerler tarafından vurularak öldürülen İsa Gözüpek'in saatlerce yaralı olarak yerde bekletildiği ileri sürüldü. 3 Ocak'ta Türkiye-İran sınırında öldürülen iki çocuk babası İsa Gözüpek ağabeyi Bilal Gözüpek, Saray Cumhuriyet Başsavcılığı'na ifade verdi. Kardeşi ve 5 arkadaşıyla birlikte İran'dan Türkiye'ye giriş yaptıklarını dile getiren Gözüpek, "İran'dan dönmüş, köyümüze yaklaşmıştık. Askerler bize ateş açtı. Kardeşim kurşunların hedefi haline geldi. Yaralandı. Yerde yatıyordu. Askerler kardeşimi görmeme izin vermedi" dedi. Gözüpek, askerlerin dur ihtarında bulunmadığını ifade etti.

Mazot kaçakçılığı yaptığı iddiasıyla jandarma tarafından vurularak öldürülen Mümtaz Özdemir, olayına ilişkin soruşturma izni vermeyen Van Valiliği'nin kararı hukuka aykırı olduğuna gerekçesi ile kaldırıldı. Mümtaz Özdemir adlı kişi 24 Mayıs 2002 tarihinde Van ili Başkale ilçesine bağlı Kızılca köyü ile Güleçler köyü arasında, aracıyla kaçak mazot naklederken jandarma tarafından vurularak öldürülmüştü. Ancak daha sonra ortaya çıkan deliller Özdemir'i "vahşet" olarak adlandırılabilecek bir dizi uygulamanın götürdüğü ortaya çıkmıştı. Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağı'na göre Özdemir'in bacağındaki yaralanmadan dolayı ana damarın parçalanmasına bağlı dolaşım ve solunum yetmezliği nedeniyle ölmüştü. Rapor, sağ bacağından vurulan ve ana damarı parçalanan Özdemir'e ilk müdahaleyi yapan jandarmalar, sağ bacak yerine sağlam olan sol bacağı sardığı ortaya çıkmıştı. Yine Albayrak Jandarma Karakolu beyanlarına göre olay gece saat bir ile bir buçuk arasında gerçekleşmişti. Ancak Özdemir, sabaha karşı saat 5'te Başkale Hastanesi'ne getirilmişti. Oysa hastane olay yerinden sadece 25 kilometre uzaklıkta bulunuyordu. Van Jandarma Bölge Komutanlığı Kriminal Laboratuar Van Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan raporda "'dur' ihtarı yapıldığı ancak şahsın buna uymadığı" yönündeki ifadeleri yalanlamıştı. Raporda Özdemir'in iddia edildiği gibi 280 metreden değil yakın atış sonucu vurulduğu kaydedilmişti. Ancak bütün bu delillere rağmen Özdemir'i vuran jandarma hakkında bir türlü soruşturma başlatılmamıştı. Çünkü Van Valiliği, bütün delillere rağmen ölüm olayının 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibi Kanunu çerçevesinde gerçekleştiğini iddia etmişlerdi. Delillere rağmen bu kararı veren Van Valiliği'nin kararına itiraz eden Özdemir ailesinin avukatı Nejdet Edemen, Van İdare Mahkemesi'ne başvurdu. Kararını kısa bir süre önce veren mahkeme, valiliğin kararının hukuka aykırı olduğunu belirtti. Mahkeme, delil değerlendirme işinin bağımsız mahkemelerin görevi olduğunu dile getirerek, bu nedenle valiliğin kararının kaldırılarak dava açılmak üzere dosyanın Van Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine karar verdi.

İnfaz edilen Fuat Ünlü dosyası kapatıldı. Laboratuara "polis silahı" olarak götürülen tabanca, maktül Ünlü'ye mal edilerek "çatışma" süsü verildi. Ünlü'nün el incelemesinin temiz çıkması, tabancada parmak izinin bulunmaması, mahkemenin de Yargıtay'ın da fikrini değiştirmedi. Yenibosna Ahmet Yesevi Caddesi üzerinde 17 Mart 1999'da polis, "Kendisinden şüphelenilen fakat dur ihtarına uymayıp ateş açan, eylem hazırlığındaki canlı bomba Fuat Ünlü, polisle girdiği silahlı çatışma sonucu ölü ele geçirildiği" şeklinde açıklama yaptı. Olayın "çatışma" değil "infaz" olduğu bizzat polisin tuttuğu rapor ve ifadelerle ortaya çıkarken, Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi, polis Erol Fekten, Ayhan Özkan ve Şaban Düzer'in eylemlerini "meşru müdafaa" ya sokup cezadan kurtardı. DYP'li Turan Güven'in eşi Türkan Güven'in başkanlığını yaptığı Yargıtay 1. Ceza Dairesi de kararı onadı. Dava yakından incelendiğinde polisleri mutlak mahkumiyete götürecek delillerin nasıl polis lehine değerlendirildiğini gözler önüne seriyor.

ÇATIŞMALARDA ÖLEN VE YARALANANLAR:

ÖLENLER: Diyarbakır'ın Hani ilçesi kırsalında güvenlik güçlerine saldıran KADEK'e mensup kişiler, bir uzman çavuşu şehit etti, beş eri de yaraladı.

Şırnak'ın İdil İlçesi'nde bir grup PKK'lı, 2. Hudut Taburu ile polis lojmanlarına taciz ateşi açtı. Çıkan çatışmada, 1 er şehit oldu.

YARALANANLAR: Adana'da kar maskeli kişilerce bir eve düzenlenen baskın sonucu çıkan silahlı çatışmada 1 kişi öldü, 1 kişi de yaralandı. Sabri Şendi'ye ait eve baskın düzenleyen kar maskeli ve kimliği tespit edilemeyen 3 kişi, pencere camlarını kırdıktan sonra içeriye tabancayla ateş etmeye başladı. Saldırıya uğrayan Sabri Şendi de ruhsatsız silahıyla saldırganlara ateş ederek karşılık verdi. Olayda Sabri Şendi hayatını kaybetti, evde bulunan akrabası Agip Oğuz ise yaralandı.

SİVİLLERE YÖNELİK EYLEMLER :

Şanlıurfa'nın Viranşehir İlçesi'nde meydana gelen ve 1 kişinin ağır yaralanmasıyla sonuçlanan olayın Sesik Köyü korucuları tarafından gerçekleştirildiği iddia ediliyor. Bir akrabalarının cenazesi karşılamak üzere 28 Aralık 2002 tarihinde Hebana Köyü'nden Viranşehir'e doğru yola çıkan Esat Sakin (50) ve Mehmet sakin (60) adlı kardeşleri taşıyan 27 LU 111 plakalı Broadway marka otomobil, Sesik Köyü'nde tarandı. Saldırıda sol bacak kasığı ve diz kapağına kurşun isabet eden Esat Sakin ağır yaralandı. Saldırıdan yara almadan kurtulan Mehmet Sakin, ağır yaralanan kardeşi Esat Sakin'i Viranşehir Devlet Hastanesi'ne, ardından da Şanlıurfa Devlet Hastanesi'ne kaldırdı. Giderek kan kaybeden Esat Sakin, daha sonra da Gaziantep Özel Sani Konukoğlu Hastanesi'ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Hastanede halen yoğun bakımda tutulan Sakin'in hayati tehlikeyi atlatamadığı, sol bacağının tamamen kesilebileceği öğrenildi.

Şanlıurfa'nın Viranşehir ilçesinde korucuların gerçekleştirdiği belirtilen saldırıda kardeşi yaralanan Mehmet Sakin, yardım için İHD Gaziantep Şubesi'ne başvurdu. Mehmet Sakin, saldırının Sesik köyü korucularından Korucubaşı Salih Diken, Abid Diken, Mahmut Diken, Abdullah Diken ve ismini bilmediği bir korucu tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. DİHA muhabirine konuşan İHD Gaziantep Şubesi Başkanı Kadri Tüzün, mağdurları hastanede ziyaret edip konuştuklarını ifade ederek, olayla ilgili gözaltına alınan şahısların serbest bırakıldığı, Mehmet ve Esat Sakin'in ifadelerinin bile alınmadığı ve hiçbir yasal işlemin başlatılmadığını öğrendiklerini aktardı.

Diyarbakır'ın Hazro ilçesinde bir kişi, silahlı saldırı sonucunda yaralandı. Hürriyet Mahallesi'nde, Mehmet Çelik Yaşar, evine gittiği sırada, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin silahlı saldırısına uğradı. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılan Yaşar, tedavi altına alındı.

AZINLIK HAKLARI:

AKP iktidarı, 57. hükümet döneminde hazırlanan ancak koalisyonun MHP kanadı ile MGK Genel Sekreterliği'nin itirazı sonucu "Lozan Antlaşması'ndaki azınlık tanımı" ile sınırlanan Cemaat Vakıfları Yönetmeliği'ni değiştirerek kapsamını genişletti. Rum, Ermeni ve Musevilerin yanı sıra Keldani, Arap Ortodoks, Bulgar, Gürcü ve Süryani cemaatlerinin de gayrimenkul satın almasının yolu açılırken "Bakanlar Kurulu'ndan onay alma" koşuluna ilişkin madde de yürürlükten kaldırıldı. Yapılan değişiklikle yönetmelikten yararlanacak vakıf sayısı 160'a çıkarıldı. "Dini, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alandaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere satın alma, vasiyet, hibe ve sair yollarla taşınmaz mal edinecek" vakıfların her seferinde Bakanlar Kurulu'ndan onay alma zorunluluğu kaldırıldı. Vakıfların taşınmaz mal satın almak için Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden onay alması yeterli sayıldı. Yönetmelikle vakıflar taşınmaz mal almak için Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne başvuruda bulunacak. Müdürlük de konuyu Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne iletecek. Gerektiğinde ilgili bakanlık, kamu kurum ve kuruluşları ile yetkili daire başkanlığının da görüşlerini alarak Vakıflar Meclisi'nde başvuruyu değerlendirecek. Meclis, 2 ay içinde başvuruya yanıt verecek. Cemaat vakıfları, 9 Ağustos 2002 tarihine kadar tasarrufları altına giren taşınmaz malların vakıfları adına tescili için bu tarihten itibaren 6 ay içinde başvuracak. Rum, Yahudi, Musevi vakıflarının yanı sıra yönetmelikten yararlanacak bazı vakıflar şöyle: "Diyarbakır Süryani Kadim Meryemana Kilisesi Vakfı, Beyoğlu Süryani Kadim Meryemana Kilisesi Vakfı, Mardin Süryani Katolik Kilisesi Vakfı, Mardin Süryani Kadim Deyrulzafaran Manastırı ve Kiliseleri Vakfı, Mardin Süryani Protestan Kilisesi Vakfı, Midyat Süryani Protestan Kilisesi Vakfı, Midyat Süryani Deyrulumur Margabriel Manastırı Vakfı, Midyat Süryani Kadim Cemaati Marborsam ve Mart Şemuni Kiliseleri Vakfı, İdil Süryani Kadim Kilisesi Vakfı."

BOMBA VE MAYIN PATLAMASI

İstanbul Maltepe'de bir kuaför salonuna bırakılan bombanın patlaması sonucu maddi hasar oluştu.

Çankırı'da, Cumhuriyet Mahallesi'nde meydana gelen olayda, Park Sokak'taki Belediye İş Merkezi yanına, henüz belirlenemeyen kişilerce el bombası atıldı. Patlama sırasında sokaktaki pastane, ekmek satış büfesi ve tavukçuluk şirketinin camları kırıldı. Olay yerinde inceleme yapan polislerce, atılan el bombasının fabrika yapımı ve parça tesirli olduğu belirlendi. Belediye iş merkezinin diğer sokağa bakan cephesinde AK Parti Çankırı İl Merkezi bulunuyor.

İstanbul Kağıthane'de bir belediye otobüsüne molotofkokteyli saldırı düzenlendi. Kimliği belirlenemeyen 3 kişi tarafından gerçekleştirildiği açıklanan saldırıda ölen ya da yaralanan olmazken maddi hasar meydana geldi.

Ankara Bakanlıklardaki Yargıtay binası önünde bir bomba patladı. Bombanın, bir iki ay önce Ankara Adliye Sarayı'na konulan bomba ile aynı olduğu anlaşıldı. Polis incelemesinde bomba düzeneğinin düdüklü tencere içine konulan potasyum nitratın fünye ile patlatılması şeklinde gerçekleştiği belirlendi.

İstanbul Gaziosmanpaşa'da PTT şubesine, Güngören'de muhtarlık binasına, Kağıthane'de de bir çöp kamyonuna molotofkokteyli atıldı. Sultançiftliği PTT şubesinin bodrum katının camı kırılarak içeriye 2 adet molotofkokteyli atılırken, Gültepe'de çöpleri toplayan kamyonda maddi hasar oluştu. Güngören Posta Caddesi'ndeki Fevzi Çakmak Mahallesi muhtarlık binasına molotofkokteyli atılması sonucunda yangın çıktı. Yangında bina kullanılamaz hale geldi.

Bursa'nın merkez Osmangazi ilçesinde bir evin önüne bırakılan zaman ayarlı bombanın patlaması sonucu, çevredeki ev ve araçlarda maddi hasar meydana geldi.

İstanbul Şişli'de Feriköy Yaymeydanı Caddesi'ndeki BİM markete gece gelen kimliği belirsiz kişi ya da kişiler, içeriye molotofkokteyli attılar.

KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ

KAÇIRMA/KAYIP

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Diyarbakır'ın Bismil İlçesi'nde 1994'te kaybedilen Mehmet Salim Acar davası için açık duruşma düzenliyor. Mehmet Salim Acar'ın kardeşi T. A. tarafından açılan davada, mağdur ailenin Eylül 2002'de Türkiye'nin önerdiği 105 bin Euro değerindeki dostane çözümü, olayı aydınlatmadığı gerekçesiyle reddetmesi üzerine AİHM davayı 17 hakimlik Büyük Daire'ye havale etmişti. Yeniden ele alınacak davanın açık duruşması 29 Ocak Çarşamba günü saat 09.00'da Strasburg'daki AİHM binasında yapılacak. Diyarbakır'ın Bismil İlçesi'ne bağlı Ambar Köyü'nde çiftçilik yapan Mehmet Salim Acar, Ağustos 1994'te 2 sivil giyimli polis tarafından otomobile zorla bindirilerek kaçırılmıştı. Ailesine göre, Mehmet Salim Acar uzun süre gözaltında kaldı ve işkence gördü, avukatı ve ailesi ile görüştürülmedi. O tarihten bu yana da kendisinden bir daha haber alınamadı. Ailesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin, can güvenliğini sağlayan 2, işkenceyi yasaklayan 3, özgürlükler ve güvenliği koruyan 5, adil yargı hakkını öngören 6, özel ve ailesel yaşama saygıyı muhafaza eden 8, etkili soruşturmayı gerekli gören 13, ayrımcılığı yasaklayan 14 ve hakların kısıtlanmasını önleyen 18'inci maddelerinin ihlal edildiğini belirterek AİHM'e başvurmuştu. Türkiye hükümetinin mahkemeye sunduğu mektupta, "Kayıp iddiasıyla ilgili olarak özgürlükten kayıtsız olarak yoksun bırakıldığı ve yetersiz soruşturma yapılmadığı, bunun Sözleşme'nin 2, 5 ve 13'üncü maddelerinin ihlali olduğu kabul edilmektedir" dendi.

Emekli öğretmen Zülfü Mengeş, 15 gündür evladı Taylan Mengeş'den haber alamadığını belirtti. Batman'da doktor kızının yanında kalan Mengeş, oğlunun yaşamından endişe duyduğunu söyledi. Evladının Kocaeli Gebze'de kayıplara karıştığını dile getiren Mengeş, Taylan Mengeş'ten yılbaşı akşamından bu yana haber alamadıklarını dile getirdi.

Adana'da mısır toptancılığı yapan Hüseyin Yıldız, il il dolaşarak, 22 gün önce esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolan eşi Rukiye ile 4 yaşındaki kızı Kumru'yu arıyor. Yüreğir İlçesi'ne bağlı Başak Mahallesi'nde oturan Rukiye Yıldız ve kızı Kumru Yıldız'dan, 8 Ocak'tan beri haber alınamıyor.

İŞKENCE/İŞKENCE İDDİASI ve KÖTÜ MUAMELE

Mardin'in Nusaybin İlçesi'nde "okulda çete oluşturarak öğretmenleri tehdit ettikleri ve yasadışı bildiri dağıttıkları" iddiasıyla gözaltına alınan 17 kişi savcılığa sevk edildi. Polisler tarafından 30 ve 31 Aralık 2002'de düzenlenen operasyonlarda toplam 17 kişi gözaltına alındı. Nusaybin Emniyet Müdürlüğü'nde tutulan ve aralarında 11 lise öğrencisi ile 5 HADEP Nusaybin Gençlik Kolları üyesi ve 1 gazete dağıtımcısının da bulunduğu 17 kişi, sorgularının tamamlanmasından sonra Nusaybin Savcılığı'na sevk edildi. Gözaltına alınanlar arasında bulunan Mehmet Ali Çelik'in, gözaltında işkence gördüğü ve bu yüzden yürüyemediği iddia edildi. İsimleri öğrenilemeyen 3 kişi dışında savcılığa sevk edilenlerin isimleri ise şöyle: "Yeniden Özgür Gündem dağıtımcısı Mehmet Ali Çelik, Nusaybin Gençlik Kolları Başkanı Baki Narman, yöneticiler Süleyman Tekin, Veysi Biçen, lise öğrencisi Diler Elmas, Selma Keskin, Bahattin Emre, Mehmet Emin Deniz, Yaşar Ayaz, Hıdır Moğol, İdris Alp, Mehmet Emin Yeşilmen, İlhan Elçioğlu ve Tırab Elçiğolu.

DEHAP Pendik İlçe Yönetim Kurulu üyesi Nedim Tutmaz'ın evine gelen polis, "Bu terörist" diyerek komşularına teşhir edildi, sonra da karakol yerine boş bir arazide sorgulandı. DİHA muhabirine yaşadıklarına ilişkin bilgi veren Nedim Tutmaz, 3 Ocak Cuma günü kendisi işteyken Pendik Taştepe'deki evine sivil polislerin geldiğini belirtti. Polislerin 4 yıl Ümraniye Cezaevi'nde kalan ve kısa bir süre önce tahliye edilen oğlu Fırat'ı sorduklarını belirten Tutmaz, yaşananları şöyle özetledi: "Polis içeri girmek istemiş, ama eşim, arama izinleri olmadığı için izin vermemiş. Sonra da beni aradı. Eve gittim ama polisler ayrılmıştı. Ancak akşam saatlerinde geri geldiler. Yine içeri girip evi arayacaklarını söylediler. Arama iznini sordum. 'Yok' deyince ben de dışarı çıkıp kapıyı kapattım. Evden ailemin fotoğraflarını alacaklarını söylediler, ama ben yine arama izni sordum." Polislerin sürekli arama izni sorduğu için çok sinirlendiğini anlatan Nedim Tutmaz şöyle devam etti: "Bunun üzerine beni gözaltına aldıklarını söylediler. Apartmandan çıkarken de komşularıma 'Bu terörist' diye beni gösterip teşhir ettiler. Beni karakola götüreceklerini bekliyordum, ama onlar polis aracını mahalledeki boş bir arsaya çektiler. Bana 'Eğer İstanbul dışına çıkarsanız gelip bize haber vereceksiniz. Bizden habersiz hiçbir şey yapmayacaksınız' dediler. Ben de 'Savcılığın böyle bir uygulaması var ise, elbette uyarız. Ama yoksa yerine getirmeyiz' dedim. Bunun üzerine beni serbest bıraktılar." Polislerin 3 gün önce bu kez telefonla aradığını ve karakola çağırdığını ifade eden Tutmaz, suç duyurusunda bulunabileceğini söyledi.

1993 yılında gördüğü işkenceler sonucu iki gözünü de kaybeden, daha sonra "PKK üyesi" olduğu gerekçesiyle tutuklanarak cezaevine konulan 65 yaşındaki Mehmet Atça, hipertansiyon, kronik bronşit, depresyon, nörosensorial işitme kaybı gibi hastalıkları bulunmasına rağmen tahliye edilmeyince; avukatları, affedilmesi için Cumhurbaşkanlığı'na başvurdu. Atça'nın, işkence ve yargılamanın adil olmadığı gerekçesiyle AİHM'ye Türkiye aleyhine açtığı dava da karar aşamasına geldi. AİHM'de süren davanın seyri hakkında bilgi veren Av. Hasip Kaplan, şunları söyledi: "Müvekkilime işkence yapıldığı ve yargılandığı Diyarbakır 1 nolu DGM'de askeri hakim bulunduğu için adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle 1998 yılında AİHM'ye dava açtık. Yaptığımız başvuruda ayrıca Atça'nın ilerlemiş yaşı ve hastalıkları nedeniyle tahliye edilmesi gerekirken, ceza verilmesi, cezaevinde tutulması konuları üzerinde de durduk. Yaptığımız başvuru sonucunda bizim ve Türk hükümetinin savunmaları alındı. Dava karar aşamasında. Bizde sonucu bekliyoruz.

Bingöl Özel Tip Cezaevinde koğuşlarda yapılan arama sırasında 3 tutukluyu dövdükleri ileri sürülen askeri görevliler hakkında soruşturma başlatıldı. İddialara göre, 26 Aralık 2002 tarihinde Bingöl Özel Tip Cezaevinde jandarma görevlileri tarafından koğuşlarda arama yapıldı. Tutuklular Remzi Bakır, İmdat Bingöl ve Remzi Budencirik'in kaldığı koğuşta yapılan arama sırasında yatak ve eşyaları dağıtıldı., kaba dayaktan geçirilen hükümlülere ise işkence yapıldı. Kaleönü Sağlık Merkezi'nde sağlık kontrolünden geçirilen tutuklular, daha sonra Bingöl Cumhuriyet Savcılığı'na başvurarak suç duyurusunda bulundu. Savcılık tarafından görevli jandarmalar hakkında soruşturma başlatılırken, İHD Bingöl Şubesi'ne başvuran tutuklular, şubeden hukuki yardım istedi.

Çalıştığı Yavuzlar Konfeksiyon Atölyesi'nde biriken maaşlarını isteyen Mehmet Ayhan, önce iş yeri sahipleri tarafından demir çubuklarla, ardından da gözaltına alındığı 100. Yıl Polis Karakolu'nda polislerce dövüldü. Polislerin kendisini götürüldüğü sağlık ocağında bile dövdüğünü belirten Ayhan Adli Tıp Kurumu'ndan 7 gün işgöremez raporu alıp patronlar ve polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.


Elazığ'da oturan G.E. isimli kadın, gözaltında tutulduğu Elazığ Emniyet Müdürlüğü'nde işkence gördüğünü ileri sürerek, İHD Elazığ Şubesi'ne başvurdu. İHD Elazığ Şube Başkanı Cafer Demir, 7 Ocak 2003 tarihinde derneklerine başvuran G.E.'nin, 16 Ağustos 2002 tarihinde Elazığ Emniyet Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alındığını ve kendisine kötü muamelede bulunulduğunu söylediğini aktardı. Demir, Adli Tıp Kurumu'ndan G.E.'ye üç günlük iş göremez raporu verildiğini, resmi müracaat üzerine de sanıklar hakkında dava açıldığını söyledi.

Görme özürlü Fatih Özbaş, telefon kulübesinde görüşme yaparken bir polisin kendisine dayak attığı gerekçesiyle Burdur Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Emniyet Müdürlüğü olayla ilgili bilgi vermekten kaçınırken, Burdur Valisi Kadir Koçdemir, olayı doğruladı ve polis hakkında hem adli hem de disiplin açısından soruşturma başlatıldığını söyledi. Süleyman Demirel Üniversitesi Burdur Sosyal Bilgiler Fakültesi 4. sınıfta okuyan Özbaş, telefon kulübesinde teyzesiyle görüşürken yanına gelen bir kişi telefon etmek istedi. Özbaş, aynı kişiden konuşmasını bitirinceye kadar kendisine izin vermesini istedi. Bu kişi kısa bir süre sonra, "Bu kulübe size mi tahsis edildi?" diyerek telefonu kapatmak isteyince Özbaş'ın engeli ile karşılaştı. Engelleme girişimine sinirlenen kişi Özbaş'ı darp etti. Olaydan sonra ekip arabasına bindirilmeye çalışıldığında kendisini dövenin polis olduğunu anladığını aktaran Fatih Özbaş, "Kendisine görme özürlü olduğumu ve avukatım olmadan hiçbir yere gitmeyeceğimi söyledim. Daha çok vurmaya başladı. Sonra ekip arabasına bindirip, Gençlik Parkı'nın karşısında indirdiler." dedi. Savcılığa suç duyurusunda bulunan Özbaş, doktordan darba uğradığına dair rapor aldı.

Ankara'da gözaltında işkence gördüklerini öne süren üç genç hakkında "polise iftira attıkları" gerekçesiyle dava açıldı. Polis, gençlerin işkence iddialarına "Alerjileri vardı. Kalorifere sürtünerek kendilerini kaşıdılar" yazılı bir tutanakla yanıt verdi. Ankara'da hurdacılık yapan iki kardeş ve amcaları, Telekom'a ait kabloları çaldıkları gerekçesiyle 31 Ocak 2002'de gözaltına alındı. Yenimahalle İlçe Emniyet Müdürlüğü TEM Büro Amirliği'ne götürülen E.Ü.(16), E.Ü.(18) ve B.Ü.(22), sorgulandıktan sonra muayene için Adli Tıp'a gönderildi. Vücutlarında kızarıklık tespit edilen gençler, savcılıkta verdikleri ifadede "alerjileri oldukları için sırtlarını kalorifere dayayarak kaşıdıklarını, tahta masaya göğüslerini sertçe vurduklarını" söyledi. Ancak Elmadağ Tutukevi'ne gönderilen üç genç, kendilerine işkence yaptıklarını öne sürdükleri polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. Gençler, polislerin bölgedeki tüm faili meçhul hırsızları üzerlerine yıkmak için kendilerine işkence yaptığını iddia etti. İşkence iddiası, bu sırada Ankara Barosu'na yansıdı. Baro'nun avukatları, gençlerin Adli Tıp'ta muayene edilmesini istedi. Adli Tıp için verilen dilekçeyi suç duyurusu olarak kabul eden Ankara Başsavcılığı, bir soruşturma daha başlattı. Bu soruşturma da önceki takipsizlik kararı gerekçe gösterilerek 3 Mayıs 2002'de kapatıldı. Başsavcılık, polisler hakkında işlem yapmazken, gençler aleyhinde "kendilerine zarar vererek, polis iftira attıkları" gerekçesiyle dava açtı.

İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu yayınladığı bir genelge ile, "işkence ve kötü muamele" konusunda 81 il valisini uyararak, bu tür iddialar hakkında soruşturmanın geciktirilmeden başlatılmasını istedi. Aksu, 81 il valiliğine ve bağlı kuruluşlara gönderdiği genelgede, hükümetin temel hak ve özgürlükleri evrensel standartlara ulaştırma kararlığında olduğunu belirtti. Genelgede, "İsnat edilen suç ne olursa olsun hiçbir şekilde sanıklara fena muamelede bulunulmayacak, işkence ve kötü muamele iddiaları hakkında gerekli soruşturmanın geciktirilmeden başlatılması sağlanacaktır" denildi.

Diyarbakır'da 18 Ocak'ta düzenlenen savaş karşıtı basın açıklamasından sonra sivil giyimli ve aralarında Emniyet Müdür Yardımcısı Bülent Yavaşoğlu'nun da bulunduğu 4 polis tarafından tekme-tokat dövüldüğünü ileri süren Vedat Yalçınkaya, savcılığa suç duyurusunda bulundu. Yalçınkaya, Koşuyolu Parkı'nda 18 Ocak 2003 tarihinde düzenlenen basın açıklamasının ardından Bismil'e gitmek için minibüs durağına giderken Şahin marka, beyaz renkli bir otomobilden inen sivil giyimli ve telsizli dört polis tarafından tekme-tokat dövüldüğünü söyledi. Yalçınkaya, "Bu sırada ismini önceden bildiğim Emniyet Müdür Yardımcısı Bülent Yavaşoğlu da yanıma geldi ve bana elinde bulunan beysbol sopasına benzer bir sopayla vurmaya başladı" dedi. Olaya müdahale etmek isteyen Abdullah Akengin adlı kişinin de dövüldüğünü kaydeden Yalçınkaya, daha sonra götürüldükleri Güvenlik Şube Müdürlüğü'nde koridorda üç saatten fazla bekletildiklerini ve bu sırada da hakaretlere maruz kaldıklarını iddia etti. Yalçınkaya, "Bir takım belgeler doldurulduktan sonra bizi Devlet Hastanesi'ne götürdüler. Beni muayene eden doktora maruz kalmış olduğum şiddet nedeniyle vücudumda oluşan şişlik, morartı ve yaraları gösterdim" dedi. Buna rağmen kendisine rapor verilmediğini söyleyen Yalçınkaya, maruz kaldığı hakaretten dolayı polisler ile Emniyet Müdür Yardımcısı Bülent Yavaşoğlu hakkında TCK'nin 243'üncü maddesi gereğince hakkında işlem yapılmak üzere Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı.

YÖK'ü protesto eyleminde gözaltına alınan öğrenci Veli Kaya'yı bir bankanın deposuna sokarak dövülmesi olayıyla ilgili olarak suçlanan polislere koruma kalkanı yargıdan döndü. Ankara Bölge İdare Mahkemesi, Kaya'nın avukatlarının itirazı üzerine, bazı polisler hakkında soruşturma izni vermeyen İl İdare Kurulu kararını kaldırdı. 6 Kasım 2002'de YÖK'ü protesto amacıyla Kızılay'daki gösteride bir bankanın deposunda dövülen Veli Kaya savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. Suç duyurusu üzerine inceleme başlatan savcılık memurin muhakemat zırhına takılmış, suçlanan polislerle amirleri hakkında mevzuat gereği soruşturma izni verilmesi için Ankara İl İdare Kurulu'na başvurmuştu. Vali Yahya Gür başkanlığında kurul, suçlanan altı polis ve amirinden yalnızca polis memurları Sefa Sevim ve Ergün Ateş hakkında Veli Kaya'ya kötü muamelede bulunmak ve darp etmekten soruşturma izni verirken Emniyet Müdür Yardımcısı Zekai Baloğlu, polis memurları Cuma Cihan ve Dursun Sarıkaya hakkında soruşturma izni verilmemesi kararını almıştı. Kaya'nın avukatları bu koruma kararına idare mahkemesi nezdinde itiraz etmişti. İdare mahkemesi, itirazı yerinde gördü ve depoda dayak ve tehditle ilgili haklarında soruşturma izni verilmeyen polis memurları ve emniyet müdür yardımcısı hakkındaki kurul kararını kaldırdı. Ankara cumhuriyet savcılarından Abdullah Ayhan Şan da dondurduğu yeniden işlemleri başlattı ve bu kapsamda şikayetçi sıfatıyla Veli Kaya ve avukatlarını dinledi. Savcı Şah'ın haklarında soruşturma izni verilenlerle birlikte sayıları beşe yükselen polis ve amirlerini dinledikten ve dosyadaki diğer belgeleri değerlendirdikten sonra kimlere ceza isteyeceği kesinleşecek.

Elazığ TEM ekiplerince 16 Eylül 2002 tarihinde çalıştığı işyerinden gözaltına alınıp işkence gören Gülistan Ekinci'nin 7 polis hakkında açtığı davaya Elazığ 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. "Efrada kötü muamele" suçundan yargılanan polisler ile Gülistan Ekinci ve avukatların hazır bulunduğu duruşma sanıkların dinlenmesi için 2 Nisan 2003'e ertelendi.

Suriye'de dört buçuk ay tek başına karanlık bir hücrede tutulan ve çeşitli işkencelere maruz kaldıktan sonra 1 Ocak 2003'te Türkiye'ye iade edilen Hamdi Çiçek'in oğlu Suut Çiçek, "Babam, Abdullah Gül'ün Suriye ziyaretine jest olsun diye Türkiye'ye hediye edildi" dedi. Çiçek, babasının yaşadıklarını şöyle anlattı: "Babam Mardin'in Merkez Yardere Köyü'nde yaşıyordu. 1990'a kadar çeşitli defalar gözaltına alındı ve işkence gördü. 1990 yılında Nusaybin'de tekrar gözaltına alındı. 14 gün işkence gördü. Sonra serbest bırakıldı. Yine aynı yıl köye baskın düzenlendi ve babam yeniden gözaltına alındı. Bu defa da 20 gün işkencede kaldı. Tutuklandı ve 3 ay Diyarbakır Cezaevi'nde kaldı. Daha sonra baskılar devam etti. Üç kardeşi öldürülünce kendi yaşamından endişe ettiği için Suriye'ye geçti. Orada akrabalarının yanında yaşamaya başladı." 1993 yılından beri Suriye'de yaşayan babasından bundan dört buçuk ay önce PKK'li olduğu gerekçesiyle tutuklandığını söyleyen Suut Çiçek, "Burada dört buçuk ay tek başına karanlık bir hücrede tutulduğunu ve çeşitli işkencelere maruz kaldığını öğrendik. Abdullah Gül'ün Suriye ziyaretinden sonra da Türkiye'ye iade edildi."

KADEK'li tutuklular Necmetin Ektirici ile Halil dağ'ın, Ordu Cezaevi'nden Mardin Cezaevi'ne nakilleri sırasında yol boyunca yoğun işkence gördükleri bildirildi. Konuya ilişkin DİHA muhabirine bilgi veren Necmetin Ektirici'nin ablası Zarife Söylemez, Ektirici ve Dağ'ın 16 Ocak 2003 tarihinde Mardin Cezaevi'ne götürülmek için Ordu'dan ayrıldıklarını belirterek, "Kardeşim ve Dağ sevk sırasında yolda görevliler tarafından işkenceye maruz kalmış. Bir gün Elazığ Cezaevi'nde bekletiliyorlar. Oradaki görevliler ve sağ görüşlü tutuklular tarafından da hakarete uğruyorlar" dedi. Söylemez, kardeşinin halen Mardin Cezaevi'nde tek kişilik hücrede tutulduğunu söyledi.

Diyarbakır Barosu Başkanı Avukat Sezgin Tanrıkulu, Aralık 2001 tarihindeki "İnsan Hakları" sempozyumunda "Türkiye'de sistematik bir şekilde işkence uygulanıyor" dediği için hakkında açılan davada hakim karşısına çıktı. Tanrıkulu'yu İstanbul, Adana ve Diyarbakır barolarına üye 15 avukat savundu. Duruşmada söz alan Diyarbakır Baro Başkanı Tanrıkulu, kendisine dava açılmasına sebep olan konuşmanın tümünün dikkate alınmadığını belirterek, "Hazırlık aşamasında ifadem dahi alınmadan Adalet Bakanlığı'ndan alınan izinle hakkımda dava açıldı. Konuşmamda işkencenin sistematik olduğunu söylemiştim ve bunun nedenlerini açıklamıştım. Konuşmamın tamamı dikkate alındığında hiçbir suç unsurunun bulunmadığı anlaşılacaktır. Bu nedenle suçlamayı kabul etmiyorum" dedi. Mahkeme Emniyet Müdürlüğü'nden alınacak kasetlerde konuşmanın çözülmesi için duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Şırnak'ın İdil İlçesi'nde 2. Piyade Hudut Taburu'na yapılan silahlı saldırıdan sonra incelemelerde bulunan insan hakları heyeti, İdil İlçe Jandarma Komutanlığı'nda gözaltında tutulan kişilerin işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını açıkladı. 2. Piyade Hudut Taburu'na yapılan ve resmi açıklamalara göre bir askerin ölmesi ve 3 askerin de yaralanmasına neden olan silahlı saldırı sonrası incelemelerde bulunmak üzere İdil'e giden İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyeleri, ilçedeki incelemelerini tamamladı. İHD Bölge Temsilcisi Hanifi Işık, Diyarbakır Şube Başkanı Selahattin Demirtaş, Yönetim Kurulu Üyesi Ayla Akat ile ÇHD Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Saniye Karataş'tan oluşan heyet, ilk olarak Cumhuriyet Savcısı Turgay Talas ile görüşerek gözaltılarla ilgili bilgi aldı. Daha sonra İdil Emniyet Müdürlüğü ve İdil İlçe Jandarma Taburu'na giden heyet, gözaltında tutulan kişilerle görüştü. İlçe Jandarma Komutanlığı'nda gözaltında tutulanların kendilerine işkence yapıldığına dair anlatımlarda bulunduğunu dile getiren İHD Diyarbakır Şube Başkanı Av. Selahattin Demirtaş, şunları söyledi: "Operasyonda 33 kişi gözaltına alınmış. Gözaltına alınanların 9'u İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde, 15'i İlçe Jandarma Komutanlığı'nda, geri kalan 9 kişi ise Şırnak Emniyet Müdürlüğü'nde tutuluyor. Jandarma komutanlığında görüştüğümüz kişilerden bazıları gözaltında kendilerine işkence yapıldığını belirttiler. Ayrıca gözaltında bulunanlar gözleri bağlı bir şekilde soğukta bekletildiklerini ve kendilerine yemek verilmediğini ifade ettiler." Gözaltındakiler-Emniyet Müdürlüğünde: Mehmet Goran, Yetkin Adırbelli, Abdurrahman İdem, Deniz Kereçin, Emin Akkan, M. Emin Alkış, Abdurrahman Alkış, Gülek Adıbelli, Faik Yalman. Jandarmada: Mehmet Aydoğmuş, Hacı Doğan, Mehmet Tekin, Lezgin Sadak, Ahmet Yalman, Faik Yalman, Hediye Özalp, Hüseyin Akbaş, Ali Tekdal, Hasan Yençer, Ali Ural, Mehmet Aslan, Beşir Başa, Sabri Kar ve İbrahim Teke. Şırnak Emniyet Müdürlüğü'nde: Mehmet İdem, Havil Adırbelli, Metin Goran, Hasan Yalman, Beşir Gasyak, Emin Özek, Derviş Yamalak, Ali Nas, Resul Malgaz.

ÇEŞİTLİ AMAÇLARLA YAPILAN BASKI VE TEHDİTLER

Dört yıl önce coplu tecavüze uğrayan 59 yaşındaki Kaze Özlü, AİHM'deki davasını geri çekmesi için polis tarafından tehdit edildiğini söyledi. Kaze Özlü, DİHA'ya yaptığı açıklamada, 1999 yılında polislerin coplu tecavüzüne uğradığını ve polisler hakkında dava açtığını kaydetti. İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine AİHM'e başvurduğunu anlatan Özlü, davasını geri çekmek için polislerin baskısıyla karşılaştığını ifade etti. 28 Aralık 2002'de evine gelen polislerin AİHM'deki davadan vazgeçmesi için kendisine baskı uyguladığını anlatan Özlü, savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu, ancak hiçbir sonuç alamadığını söyledi.

Özgür Gündem gazetesi dağıtımcısı Ali Oruç, polisler tarafından kaçırılarak, ölümle tehdit edildi. Gaziantep Şehitkamil ilçesine bağlı Cinderesi Mahallesi'nde 3 Ocak'ta sabah saatlerinde dağıtım yaparken, polislerce gözaltına alındığını kaydeden Oruç, gece saat 01.30 sularında beyaz şahin marka otomobille alındığı yere bırakıldığını söyledi. Oruç, "Pankart astığımı söylemem için beni kaba dayaktan geçirdiler. Kafama silah dayayarak, ölümle tehdit ettiler" dedi. Yaklaşık 90 gazeteye ve 15-20 milyon civarında parasına el konulduğunu sözlerine ekleyen Oruç, "Gazete kimliğim ve nüfus cüzdanım da bana geri verilmedi" diye konuştu.

Kendilerini polis olarak tanıtan kişilerce ajanlık yapması için sürekli tehdit edildiğini ve nüfus cüzdanına el konulduğunu ileri süren Abdülkadir Eren, Siirt Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Abdülkadir Eren, kendisine yönelik tehditlerin HADEP Siirt İl Örgütü'nde 1999 yılında çaycılık yaptığı sırada başladığını söyledi. Aynı yıl Kasım ayında kendilerini polis olarak tanıtan 3 kişi tarafından kendisine ajanlık teklif edildiğini ve "Seni öldürüp Botan nehrine atarız" şeklinde tehdit edildiğini söyledi. Tehditlerin artması üzerine Siirt'i terk etmek zorunda kaldığını ifade eden Eren, 3 yıl sonra tekrara geri döndüğü memleketinde aynı durumla karşı karşıya kaldığını belirterek, "12 Aralık 2002 tarihinde evime giderken Doğan marka yeşil bir otomobil, beni takip ettiğini fark ettim. Evime yaklaştığımda otomobil yanımda durdu. Ve üç kişi indi. Jandarma tarafından arandığımı söyleyerek beni otomobile bindirdiler. Çakmak Mahallesi'nde otomobille bir süre dolaştıktan sonra, bana 2 No'lu stadyumun oraya gelmemi söylediler. 'Gelmezsen öldürürüz' şeklinde tehdit ettiler" diye konuştu. Kendisine yönelik tehditlerin devam ettiğini ifade eden Eren, şöyle devam etti: "3 Ocak 2003 tarihinde Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan HADEP Siirt İl Binası önünde park eden 56 AL 328 plakalı Doğan marka yeşil bir otomobilde bekleyen kişiler beni yanlarına çağırıp 'Sen kapana sıkıştın. Artık kaçamazsın' dediler. Polis kayıtlarında arandığımı söyleyip kimliğimi istediler. Tam kimliğimi gösterdiğim esnada şahıslardan biri elimden kimliğimi aldı ve vermesi." Nüfus cüzdanına el koyan kişiler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunan Eren, yaşadıklarından dolayı tek başına dışarı çıkmadığını belirterek, "Her an ölüm korkusuyla yaşıyorum" dedi.

HADEP Adana Gençlik Kolları Üyesi Uğur Bulut, polis olduğunu söyleyen kişiler tarafından kaçırıldığını ve kendisine ajanlık teklif edildiğini belirtti.

Bir grup üniversite öğrencisi tarafından kurulan Ankara Gençlik Derneği üyeleri Sinan Cevahir Yılçan, Durdu Vural ve Oktay Kaya, gözaltına alınarak tehdit edildiler. Dernek faaliyetlerine katıldıkları için gözaltına alınan öğrenciler, derneğin amacının gençliğin demokratik, sosyal ve kültürel sorunları etrafından örgütlenmek olduğu belirtilerek, derneğin yasal ve meşru olduğu vurguladılar.

Hakan Kutlu adlı bir yüzbaşı "emrindeki askerlerle birlikte Şanlıurfa SSK İl Müdürlüğü'nü bastı. Memur olan eşi Nilüfer Kutlu ile Veysel Yurdabayrak arasında çıkan tartışma sonrasında müdürlüğe askerlerle giden yüzbaşı Kutlu, "Eşimin bir damla gözyaşı için tüm personeli kurban ederim" diyerek tehditler savurdu. Şanlıurfa SSK İl Müdürlüğü çalışanları Kutlu ve Yurdabayrak arasında iş yüzünden çıkan tartışma çıktı. Tartışma sonrasında Nilüfer Kutlu yüzbaşı olan eşi Hakan Kutlu'yu aradı. Eşinin aramasının ardından yüzbaşı Hakan Kutlu emrindeki askerlerle müdürlüğün kapısına dayandı. Askerlerle birlikte müdürün makamına kadar çıkan yüzbaşı Kutlu, hem müdüre hem personele hakaretler ve küfürler yağdırarak, "Eşimin bir damla gözyaşı için tüm personeli kurban ederim" dedi. Yurdakul'un üyesi olduğu BES yöneticileri de olay sırasında SSK İl Müdürü İsmail Yılmaztekin ile görüşme talep ettiler. Görüşme talebini reddeden Müdür Yılmaztekin, konuyla ilgili sorulara ise, "Basına bilgi verme yetkim yok. Olayı genel müdürlüğe bildirdik. Oradan bilgi alabilirsiniz" yanıtını verdi. BES olaya tepki gösterdi.

Yeniden Özgür Gündem Gazetesi'nin Bursa Temsilciliği'nde çalışan Abdulkadir Kanat, "Bursa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli polislerin kendisini kaçırıp tehdit ettikten sonra paralı ajanlık teklifinde bulunduğunu" ileri sürerek, polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Trakya Üniversitesi'nde (TÜ) bir grup öğrenci, kendilerini polis olarak tanıtan kişilerce kaçırılarak psikolojik baskı altında tutulduklarını belirterek, Edirne Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli polisler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

GÖZALTILAR

???: İmralı'daki cezaevinde tutulan Abdullah Öcalan'ın avukatlarıyla görüştürülmediğini öne süren DEHAP'lıların eylem yapacakları ihbarı üzerine, ilçe teşkilat binalarına düzenlenen baskınlarda 40 kişi;

ADANA: Yeniden Özgür Gündem gazetesi dağıtımcısı Şükran Aykut, Seyhan ilçesinde gazete dağıtımı yaptığı sırada polis tarafından; Üzerlerinde Türkçe ve İngilizce "Savaşa Hayır" yazılı önlükle Adana'nın Merkez İlçesi Yüreğir'e bağlı İncirlik Beldesi'ne, ardından da üsse girmek isteyen 2 kişi;

AĞRI: Yeniden Özgür Gündem gazetesi Ağrı Bürosu'na düzenlenen polis baskınında, gazete temsilcisi Yusuf Abay;

ANKARA: Özgür Gündem gazetesi dağıtımcılarından Rahman Sümer polisler tarafından; Kısa adı TAYAD olan Tutuklu Aileleri ve Yakınları Derneği üyesi beş kişilik bir aile F tipi cezaevlerinin koşullarını Başbakanlık önünde protesto ederken; Bir grup üniversite öğrencisi tarafından kurulan Ankara Gençlik Derneği üyeleri Sinan Cevahir Yılçan, Durdu Vural ve Oktay Kaya; HADEP Gençlik Kolları üyesi Senar Mete, kaldığı Aktaş Oteli'nde;

AYDIN: Olası bir Irak savaşı ve Öcalan'a uygulanan tecridi protesto etmek için duvara çeşitli yazılar yazdığı öne sürülen Mahir Göze ve Nimettullah Dündar;

BATMAN: Emek Platformu'nun eylemine müdahale eden polis tarafından 27 kişi;

BURSA: Jandarma sorumluluk alanında "huzuru sağlamak" adı altında düzenlenen operasyonda, çeşitli suçlardan aranan ya da şüpheli görülen 39 kişi;

ÇANAKKALE: Ezine ilçesinde, yurtdışına çıkma hazırlığı yapan 19 yabancı uyruklu, jandarma tarafından;

DİYARBAKIR: "Amerikan Kuklası İktidar İstemiyoruz, Irak İşgalini Durduralım" ibareli afişi asan, EMEP İl Başkanı Yavuz Karakuş'un da aralarında bulunduğu 6 EMEP'li; Seyrantepe Semti'nde düzenlenen eyleme müdahale eden polis tarafından 4 kişi; Evlerine yapılan baskınla Ömer Akbey, Kayapınar Belde Teşkilatı Gençlik Kolları üyesi Meydin Kazeylek ile Serdar Şutilay;

EDİRNE: Meriç ilçesinde, yasadışı yoldan Yunanistan'a geçmek isteyen 45 kaçak; Trakya Üniversitesi'nde (TÜ) bir grup öğrencinin, Fen Edebiyat Fakültesi karşına koydukları "tepki sandığı", üniversite güvenlik görevlilerince kaldırılmak istenince, öğrencilerle güvenlik güçleri arasında çıkan tartışmada 9 öğrenci; Jandarma ve sınır devriye ekiplerinin yaptığı kontrollerde, yurtdışına çıkmak isteyen, 1'i Türk toplam 40 kişi ile bunlara kılavuzluk yaptığı belirlenen 3 Türk;

ERZİNCAN: Yasadışı yollardan Türkiye'ye giriş yaptıkları belirlenen 23 Iraklı;

GAZİANTEP: Yeniden Özgür Gündem dağıtımcısı Ali Oruç;

HAKKARİ: ABD'nin olası Irak müdahalesini, cezaevlerindeki tecridi ve 2 yıl önce Silopi'de gözaltında kaybedilen 2 HADEP'linin bulunmamasını protesto etmek için DEHAP Yüksekova ilçe binası önünde toplanan 500 kişilik gruba parti balkonuna çıkarak seslenen ve sözlerini "Savaşa hayır" diyerek bitiren DEHAP Yüksekova İlçe Sekreteri Resul Temel, 27 Ocak günü Emniyet ekipleri tarafından;

İSTANBUL: İstanbul'da 8 Ocak'ta sabah 05.00'ten itibaren yapılan polis operasyonunda çok sayıda kişi; "F" tipi cezaevi uygulamasını protesto amacıyla Galata Köprüsü'ne kendilerini zincirleyerek eylem yapmak isteyen tutuklu ve hükümlü yakınlarından oluşan 20 kadın; Beyoğlu'nda, İstiklal Caddesi üzerindeki Galatasaray Postahanesi'ne gelen ve kendilerini tutuklu aileleri olarak tanıtan yaklaşık 60 kişi; Sirkeci Postanesi'nden Başbakanlığa dilekçe göndermek isteyen HADEP'lilerin, telgraf çektikten sonra zafer işaretleri yaparak postaneden çıkıp 'zılgıt' çekmeye başlamasıyla polis tarafından 25 kişi; ABD'nin Irak'a saldırı planlarını protesto etmek için basın açıklaması yapmak isteyen liseli gençlerden 4'ü polis tarafından; Nurtepe'de halkın savaş isteyip istemediğini öğrenmek için sandık kurup referandum yapmak isteyen 16 kişi; "Savaşa Hayır" referandum sandığı kurmak isteyen Temel Haklar ve Özgürlükler Platformu Girişimi'nden 4 kişi; Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP), Kadıköy İskelesi ve Bakırköy Özgürlük Meydanı'nda savaşa karşı düzenlediği meşaleli yürüyüşlerde basın açıklamasına izin verilmeyerek 3 kişi polis tarafından; Irak'a yönelik saldırı hazırlıkları konusunda referandum sandığı kurmak isteyen Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği üyeleri 5 kişi, polis tarafından; KADEK'e operasyonda, HADEP Esenler İlçe Başkanı Sabahat Tuncel ile Kars Jandarma Komutanlığı'nca arandığı açıklanan Abdullah Şahin;

İZMİR: HADEP İzmir Gençlik Kolları üye ve yöneticilerinden, İlçe Gençlik Kolları Başkanı Barış Kimsesiz, İlçe Gençlik Kolları Yöneticisi Mehmet Hayır Acar ile üyeler Mesut Yılmaz, Hacı Doğan, Mesut Işık, Ferhat Yarar, Mehmet Simav, Şevket Yıldız, Yüksel Genç, Hülya Karataş ve Samet Rahat isimli toplam 11 kişi; Azadiya Welat gazetesi temsilcisi Alican Demir ile dağıtımcı Meki Bulut; Özgür Kadının Sesi Dergisi İzmir Temsilcisi Durket Süren ve ismi öğrenilemeyen iki kişi; Haftalık Kürtçe yayın yapan Azadiya Welat gazetesi Ağrı Temsilcisi Hatice Şen, Patnos İlçe merkezinde; Türkiye'deki ilk vicdani retçilerden biri olan Mehmet Bal, Jandarma istihbarat timlerince gerekçe gösterilmeksizin; DEHAP Gençlik Kolları üyeleri Suat Sunay, Ersin Sefil, Burhan Bayar DEHAP il binası önünde, AKSM çalışanı Zülfü Aktulum ve Ali Durmuş da Çankaya Semti'nde;

MARDİN: Nusaybin İlçesi'nde "okulda çete oluşturarak öğretmenleri tehdit ettikleri ve yasadışı bildiri dağıttıkları" iddiasıyla 17 kişi; Nusaybin Emniyet Müdürlüğü tarafından ilçede başlatılan operasyonlar kapsamında 3 Ocak'ta Zeynel Abidin Mahallesi'nde bulunan bir eve düzenlenen baskında 18 yaşındaki Nuhat Keskin; KADEK'e katılmak için Şanlıurfa'ya geldiği iddia edilen Kemal A. (17), ağabeyi Mustafa A. ile amca çocukları oldukları belirlenen Halit A. (48) ve Ahmet A. (38) adlı 4 kişi; DEHAP Mardin İl Gençlik ve Kadın Kolları tarafından yapılmak istenen savaşa ve tecride ilişkin basın açıklamasına panzerle müdahale eden polis tarafından, 9 kişi;

MUŞ: HADEP Merkezi Gençlik Kolları tarafından hazırlanan "Savaşı Durdurmak Elimizde" başlıklı bildirileri dağıtan 7 HADEP'li; "Savaşı Durdurmak Elimizde" başlıklı bildirileri dağıttıkları gerekçesiyle HADEP Muş Gençlik Kolları Başkanı Fehmi Saraç, üyeler Fatih Erol, Ömer Koç, İhsan Barut, Fırat Yetiş;

ŞIRNAK: HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ve yönetici Ebubekir Deniz'in Silopi İlçe jandarma Komutanlığı'na girdikten sonra kaybolmalarının 2. yıldönümünde basın açıklaması yapmak isteyen partililerden 11 kişi; Silopi İlçesi Cudi Mahallesi'nde İsa Sakman'a ait eve baskın düzenleyen polis tarafından, evde arama yaptıktan sonra İsa Sakman, Nurcan Sakman, Erivan Sakman ile gelinleri Hamra Sakman;

SİİRT: Abdullah Öcalan'a yönelik tecrit uygulamalarını protesto etmek amacıyla düzenlenen eylemlerin ardından Siirt Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı ekiplerin yaptığı ev baskınlarında çocukların da aralarında bulunduğu 10 kişi;

VAN: Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde 47 öğrenci; HADEP Özalp İlçe Başkanı Mehmet Salih Atay, Sayman Yaşar Avun ile il gençlik kolları üyesi Ercan Tay, "yasak yayın bulundurduğu" gerekçesiyle evleri aranarak; Adalet Bakanlığı'na faks çekmek isteyen DEHAP, Tay-Der ve Göç-Der üyelerinden 75 kişi gözaltına alındı.

TUTUKLAMALAR

AĞRI: DEHAP Diyadin İlçe Başkanı Mehmet Nuri Sarı, "Yasadışı bildiri dağıttığı" gerekçesiyle;

AYDIN: Olası bir Irak savaşı ve Öcalan'a uygulanan tecridi protesto etmek için duvara çeşitli yazılar yazdığı öne sürülen Mahir Göze ve Nimettullah Dündar gözaltına alınıp bir gün emniyette sorgulandıktan sonra çıkarıldıkları nöbetçi mahkeme tarafından;

BATMAN: SSK Hastanesi'nde görev yapan bir doktor hastasından bıçak parası aldığı iddiasıyla; Ajanlık yapması için kendisini tehdit eden polisler hakkında suç duyurusunda bulunan Abdulkadir Eren;

BİNGÖL: HADEP İl Gençlik Kolları sekreteri Yılmaz Bulut, "KADEK'e yardım ve yataklık yaptığı" iddiasıyla;

DİYARBAKIR: Yılbaşı gecesi izinsiz gösteri yaptıkları iddia edilen HADEP Kayapınar beldesi kongre üyesi Hacı Turgut ve Merkez İlçe kongre üyesi Metin Baran; Evine yapılan baskınla gözaltına alınan Ömer Akbey;

İSTANBUL: Özgür Kadının Sesi Dergisi Sorumlu Yazıişleri Müdürü Kadriye Kanat, dergide yayınlanan bazı yazılardan dolayı 3713 sayılı yasaya muhalefet ettiği iddiasıyla; Tuzla'nın Akfırat beldesinde tarikat kurduğu iddiasıyla jandarma tarafından gözaltına alınan Yaşar Yılmaz ile Harun Ersin ve Yılmaz Şeyhoğlu, çıkarıldığı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce;

İZMİR: Afiş asan Şevket Yılmaz, Yücel Genç, Barış Kimsesiz, Mesut Yılmaz, Hacı Doğan ve Ferhat Yaner isimli 6 HADEP'li, "KADEK'e yardım yataklık ettikleri ve yasa dışı eylemleri yönlendirdikleri" gerekçesiyle;

MARDİN: Nusaybin'de aralarında Özgür Gündem gazetesinin dağıtımcısı Mehmet Ali Çelik'in ile HADEP Nusaybin Gençlik Kolları Başkanı Baki Narman ile yöneticiler Süleyman Tekin ve Yaşar Ayaz'ın da bulunduğu 5 kişi "silahlı örgüte yardım ve yataklık ettikleri" iddiasıyla;

MUŞ: "Savaşı Durdurmak Elimizde" başlıklı bildirileri dağıttıkları gerekçesiyle gözaltına alınan HADEP Muş Gençlik Kolları Başkanı Fehmi Saraç, üyeler Fatih Erol, Ömer Koç, İhsan Barut, Fırat Yetiş;

ŞANLIURFA: Siverek ilçesinde, HADEP ilçe teşkilatında yapılan aramada, yasadışı doküman bulunduğu iddia edilerek, HADEP İlçe Başkanı Faik Ayata ve sekreter Ali Günay;

ŞIRNAK: Abdullah Mete (50), "KADEK'e yardım ve yataklık ettiği" iddiasıyla;

VAN: Van'da yayın yapan Prestij gazetesinin bürosunu 4 Ocak'ta basarak çalışanlara saldırdıkları iddia edilen 6 kişi; Özalp İlçesi'nde HADEP İlçe Başkanı Mehmet Salih Atay ile İlçe Saymanı Yaşar Avun, "Örgüte yardım ve yataklık yapan birini evlerinde barındırdıkları", İl Gençlik Kolları çalışanı Ercan Tay'ın ise "yasak yayın bulundurduğu" gerekçesiyle tutuklandı.

YERLEŞİM MERKEZLERİNE YÖNELİK BASKILAR

GAP Projesi kapsamında devreye giren barajlar ve Doğu ile Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'nde son 15 yılda yaşanan olayların; yaklaşık 5 milyon kişiyi göç etmek zorunda bıraktığı ortaya çıktı. GAP İdaresi Başkanlığı ve Devlet İstatistik Enstitüsü raporları; topraklarının baraj suları altında kalması sonucu göç etmek zorunda kalan 1.5 milyonu aşkın ansana, Doğu ve Güneydoğu'da yaşanan olaylar nedeniyle 3.5 milyon insanımızın daha katıldığını gösteriyor. Araştırma sonuçları, göçe zorunlu kalmışların yeni yerleşim bölgelerine uyum sağlamakta çeşitli zorluklar çektiklerini ve sağlanan olanakların yetersizliği nedeniyle, çoğunluğunun geri dönmek istediklerini de ortaya serdi. DİE'nü son 10 yıllık raporları çoğunluğu Aydın, Muğla, Konya ve Gökçeada'da iskan edilenlerin, yeni yaşam alanlarında beklediklerini bulamadıklarını; olanakları elverenlerin ise geldikleri yörelere döndükleri ya da hemşehrilerinin yoğunlaştığı Adana, Mersin, İzmir, Antalya ve Bursa'da toplandıklarını yansıtıyor.

TUNCELİ: Pertek'in Aşağı Gül bahçe (Kurmeş) Köyündeki Özgür İmak ve Nuran Azak'ın mezarlarını tahrip ettiği gerekçesiyle hakkında suç duyurusunda bulunulan Pertek İlçe Komando Bölüğü komutanı yüzbaşı Adnan Uluçeçen hakkında verilen takipsiz kararı kaldırıldı. 1994'te yaşamını yitiren DHKP/C'li Nuran Azak ve 1996'da girdiği çatışmada hayatını kaybeden PKK'lı Özgür İmak'ın mezarlarını Pertek İlçe Jandarma Komando Bölüğü Komutanı Yüzbaşı Adnan Uluçeçen tahrip ettiği ileri sürülmüştü. 31 Ekim 2002'de mezarlıkta bulunan fotoğraf ve çiçekleri tahrip eden Uluçeçen, köylülere de mezar taşındaki yazıların sökülmemesi durumunda kepçeyle sökeceği tehdidinde bulundu. Olaydan bir gün sonra Pertek Savcılığı'na suç duyurusunda bulunan Kazım İmak ve Hanım Azak'ın talepleri 25 Aralık günü Pertek Cumhuriyet Savcısı İhsan Özbay, Pertek Müftüsü İbrahim Özer'in "fotoğrafın mezarda olmasında ne dini ne örfi yön olmadığı" savını da göz önüne alarak eylemin kasıtlı "yapılmaması" nedeniyle takipsizlik kararı vermişti.

Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi, Tunceli Pertek ilçesinin Aşağı Gülbahçe köyünde yaşayan İmak ve Azak ailelerinin çocuklarına yaptırdığı mezarların jandarma tarafından tahrip edilmesi ile ilgili soruşturmanın takipsizlik kararını bozdu. Olayla ilgili Pertek Cumhuriyet Savcılığı takipsizlik kararı vermiş, ailenin avukatları ise karara itiraz etmişti. Takipsizlik kararını kaldıran Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi ise dosyayı Pertek Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndererek, jandarmalar hakkında soruşturma açılmasını istedi.

CEZAEVLERİ

Gaziantep Özel Tip Cezaevi'nde hükümlü bulunan Hüsamettin Sevik'in, omzundaki merminin çıkarılmaması nedeniyle sağlık durumunun kötüye gittiği bildirildi. Diyarbakır'ın Lice İlçesi'nde 1997 yılında güvenlik kuvvetleri ile girdiği çatışmada yaralı olarak yakalanan ve ömür boyu hapis cezası alan Hüsamettin Sevik'in tedavisinin yapılmadığı ileri sürüldü. Sevik'in kardeşi Şirvan Sevik, İHD Diyarbakır Şubesi'ne başvurarak, ağabeyinin tedavisinin yapılmasını istedi. Ağabeyine çatışmada iki kurşun isabet ettiğini dile getiren Sevik, "Bir kurşun çıkarıldı, diğer kurşun hala vücudunda ve çıkarılmadığı için sürekli iltihap tutuyor. Durumu her gün kötüleşiyor" diye konuştu.

Gaziantep Kapalı Cezaevi'nin F tipine çevrilmesi ve görüşlerde sorun çıkarılması üzerine tutuklu aileleri 6 günlük açlık grevi başlattı. Çocuklarına götürdükleri giyecek ve benzeri eşyaların içeri alınmadığını ve kendilerine de görüş sırasında hayli zorluk çıkarıldığını belirten 10 tutuklu yakını, DEHAP Gaziantep İl Örgütü'nde açlık grevi başlattı. Çocuğunun 6 buçuk yıldır cezaevinde olduğunu belirten İbrahim Uygur, "Oğlumu şimdi F tipi hücreye aldılar. İçeriye bir şey almıyorlar. İlla 'içeriden satın alacaksın' diyorlar. Biz de girerken zorluk çekiyoruz. Zaten onlara vermeye 5 kuruş paramız yok. Bir de elektrik-su parası istiyorlar. Çocuklarımızın bütün hakları elinden alınmış" diye konuştu. Fatma Bağlıyan isimli tutuklu yakını ise çocuklarıyla görüşemediklerini belirterek, "Akrabaları da soy isimleri tutarsa görüşebiliyor. Kız kardeşini soyadı tutmadı diye almadılar" dedi. Maddi durumlarının kötü olduğunu belirten Ayşegül Özkan da, çocuklarına ve kendilerine karşı baskının çok olduğunu söyleyerek, "Çocuğum elbise istedi. Götürdüm, almadılar. Bir de içeri girerken her yerimizi arıyorlar" diyerek tepkisini dile getirdi.

Batman Özel Tip Cezaevi'nde bulunan siyasi tutuklular, Yeni Şafak'a gönderdikleri mektuplarda cezaevlerindeki yaşamı iyileştirme kapsamında geçtiğimiz dönemlerde Adalet Bakanlığı'nın tutuklu ve hükümlülere tanıdığı sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerin yanı sıra haftada 10 dakika mahkumların aileleri ile telefonla görüşme ve mahkumların ortak sohbet odaları gibi hakların kendilerine kullandırılmadığını belirttiler. Cezaevi idaresine yaptıkları başvurularda yetkililerden "Bizim yapacak bir şeyimiz yok" cevabı aldıklarını ifade eden tutuklular, seslerini duyurmak için TBMM ve Adalet Bakanlığı'na mektup gönderdiklerini ancak sonuç elde edemediklerini kaydettiler.

Edirne F Tipi Cezaevi'nde kalan tutuklular, Ercan Kartal, Cemal Çakmak, Yunus Aydemir, Kenan Güngör, Mehmet Mamaş ve Hüseyin Ülger F tipi cezaevinde kalan tutukluların can güvenliklerinin olmadığını söylediler. Açıklamada, 18 Aralık 2002'de Edirne F Tipi cezaevinde tutuklu bulunan Bekir Şimşek ve Muhammet Gücüm'ün cezaevi idaresi tarafından "Doktor, kontrol için çağırıyor" denilerek revire götürüldükleri ve burada iki gün alıkoyulduklarını söylendi. Tutuklular sebebini sorduğunda "Canımız böyle istiyor" cevabının verildiğinin söylendiği açıklamada, "Her an tecritte tutulduğumuz hücrelerden alınıp, bilmediğimiz bir yere götürülüp sorgulanmaktan, işkenceye hatta öldürüp intihar etti denilmeye varacak saldırılarla karşı karşıya kalmamız önünde hiçbir engel yoktur" denildi. Tutuklular, kamuoyunu kaçırma ve gözaltında tutma olaylarının tekrar yaşanmaması için F tipi cezaevleri konusunda daha duyarlı olmaya çağırdılar.

Muş E Tipi Cezaevi'nde KADEK davasından tutuklu bulunan Selim Yıldırım, 22 Haziran 2002 tarihinde kaldırıldığı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde by-pass ameliyatı geçirdi. Ameliyattan sonra 5 Kasım tarihinde Yıldırım'a, "Hastalığı nedeniyle cezaevi koşullarına uyum sağlayamayacağı"na dair rapor verilirken doktorlar da özel diyet reçetesi önerdi ve özellikle sigara içilen, kapalı ortamlardan uzak durmasını istedi. Muş Cezaevi yetkilileri, Yıldırım'ın infazının durdurulması için raporların İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderildiğini, Adli Tıp'tan henüz yanıt alamadıkları için de bir işlem başlatamadıklarını açıkladı. Aradan 2 ay geçmesine rağmen, Yıldırım hala cezaevinde tutuluyor.

Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuklu bulunan Nurcan Yücel, 27 Kasım 2002 tarihinde Öcalan'a uygulanan tecridi protesto etmek için kendisini yaktı. Arkadaşları tarafından yanan vücudu söndürülen Yücel, daha sonra iki kez kaldırıldığı İnönü Üniversitesi Araştırma Hastanesi'nde tedavi edilmeden geri gönderildi. 3. kez hastaneye götürülen Yücel, tedavinin geciktirilmesini protesto ederek ameliyat edilmeyi reddetti. Sağ ayağı dizine kadar yanan ve 3. derece yanık teşhisi konulan Yücel, durumu kötüleşmesine rağmen tedavi edilmiyor. Yücel'in yakınları, Nurcan'ın ayağının kangrenleşmeye doğru gittiğini, ayağın ya kesileceğini ya da kesilmese bile artık kullanılamayacağını bildirdi.

Mardin E Tipi Cezaevi'nde bulunan tutukluların baskı gördükleri belirtildi. DİHA muhabirine açıklamalarda bulunan tutuklu yakınları, Mardin E Tipi kapalı Cezaevi'nde 6 kişilik odalarda 14, 8 kişilik odalarda ise en az 24 kişinin kaldığını belittiler. Koğuş duvarlarının gözlerde rahatsızlık yaratan renklerle boyandığını ifade eden aileler, cezaevinde salgın hastalık tehlikesi belirdiğini dile getirdiler. Verilen yiyeceklerden dolayı zehirlenme gibi vakalar yaşandığını anlatan aileler, hakkında toplatma kararı bulunmayan yayınların tutuklulara verilmediğini söylediler. Tutukluların asker ve gardiyanlar tarafından hakaretlere maruz bırakıldığını anlatan aileler, yakınlarının can güvenliğinden endişe ettiklerini ifade ettiler.

Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi gören ölüm orucundaki mahkumları ziyaret etmek isteyen CHP'li milletvekillerine izin verilmedi. TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyeleri Sinop milletvekili Engin Altay ve Artvin milletvekili Yüksel Çorbacıoğlu ile CHP Yalova milletvekili Muharrem İnce, mahkum koğuşunda tedavi gören ölüm orucu eylemindeki 3 mahkumu görmek istediler, ancak Ulucanlar cezaevi komutanlığı tarafından, saatin geç olduğu gerekçesiyle mahkumlarla görüştürülmediler.

Bayrampaşa Cezaevindeki tutukluların aileleri dün İHD İstanbul Şubesinde basın toplantısı düzenledi. Tutuklu yakını Zülküf Doğan, girişteki aramaların insanlık onurunu rencide edici boyutta olduğunu ve görüşme süresinin keyfi uygulamalarla azaltıldığını belirtti. Sorunlara çözüm getirilmesi için dilekçe yazarak Savcı Metin Şentürk ile görüştüklerini söyleyen Doğan, Şentürk'ün sorunları reddettiğini söyledi.

Arkadaşları olmaksızın temel ihtiyaçlarını gideremeyen felçli tutuklu Hüseyin Yıldırım'ın serbest bırakılarak ameliyat edilmesini isteyen eşi Nedime Yıldırım, "Hüseyin içeride, ben dışarıda ölüyoruz yavaş yavaş" dedi. Hüseyin Yıldırım geçirdiği trafik kazasından mucize eseri kurtuldu ancak omurilik zedelenmesi nedeniyle felç oldu. Kazadan 40 gün sonra TKP/ML-TİKKO üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Duruşmaya ambulans yerine ring aracı, tekerlekli sandalye yerine iki askerin kolunda getirildiği sırada yere düşerken yayınlanan görüntüleri kamuoyunun büyük tepkisini yol açtı. Herkes tahliyesini beklerken müebbet hapis cezası aldı. Şimdi Tekirdağ F Tipi Cezaevi'nde yaşam mücadelesi veriyor. DGM kapısında çekilen fotoğraflarından sonra kamuoyunda "felçli tutuklu" olarak bilinen Hüseyin Yıldırım'ın eşi Nedime Yıldırım yaşananların hukuk ve insanlık skandali olduğunu söylüyor. Yıldırım, "Yakalandığından itibaren eşimin sağlığı, felçli olduğu hiç dikkate alınmadı. Doktorlar, 'Eğer yakalandıktan sonraki ilk 3 ay içerisinde tedavisi düzgün bir biçimde yapılabilseydi şimdi belki yürürdü' dediler. Defalarca Adalet Bakanlığı'na CMUK 399'un işletilmesi için başvurularımız oldu ama bir türlü kabul edilmedi" dedi.

F Tipi cezaevlerini protesto için başlatılan ölüm oruçlarında şu ana kadar 104 kişi yaşamını yitirirken, eylemi sürdüren 16 kişinin de ölüm sınırına yaklaştığı belirtildi. Eyleme 6. ekipte başlayan ve Ankara Numune Hastanesi'nde tutulan Tanju Mete'nin durumunun ağır olduğu bildirildi. Halen Şengül Arslan, Mesut Akbulut, Nihat Palabıyık, Yavuz Ateş, Yusuf Arıcı, Sinan Akbayır, Ali Şahin, Eylem Göktaş, Ümit Günger, Erkan Bülbül, Kemal Gömi, Ayşe Sultan Yazıcı, Sibel Şahanoğlu, Ali Kılınç ve Mürsel Kaya ölüm orucunda bulunuyor.

Muş E Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Selim Yıldırım'a by pass ameliyatı yapıldı. Hastanede zincirlenen Yıldırım'ın cezaevinde kalamayacağı raporuna karşın infazı ertelenmedi. "PKK'ya üye olduğu" iddiasıyla 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Selim Yıldırım,22 Haziran 2002'de kaldırıldığı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde by pass ameliyatı oldu. Ameliyattan sonra Yıldırım'a 5 Kasım 2002 tarihinde "Hastalığı nedeniyle cezaevi koşullarına uyum sağlayamayacağı"na dair rapor verildi. Raporda, "Hastanın her iki alt ekstremitesinde aterosklerotik tıkayıcı arter hastalığı mevcuttur. Geçirdiği operasyon her iki alt ekstremitesindeki yaygın aterosklerotik arter hastalığı nedeniyle cezaevi koşullarına uyum sağlayamayacağı kararına varılmıştır" denildi. Doktorlar Yıldırım'a özel diyet reçetesi önerdi ve özellikle sigara içilen havasız kapalı ortamlardan uzak durmasını istedi. Muş Cezaevi yetkilileri, Yıldırım'ın infazının durdurulması için gönderilen raporların Adli Tıp Kurumuna gönderildiğini, Adli Tıp'tan henüz yanıt gelmediği için bir işlem başlatamadıklarını bildirdiler.

Ulucanlar Cezaevi'nde tutuklu bulunan Mehmet Emin Akdağ isimli tutuklunun hastane raporlarına rağmen tedavisi sürüncemede bırakılıyor. Felç olma tehlikesiyle yüz yüze kalan Akdağ, sadece ağırlaştığı durumlarda hastaneye kaldırılıyor. 40 yaşındaki Mehmet Emin Akdağ, 1993 yılında PKK üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanarak cezaevine konuldu. Pek çok cezaevi değiştiren Akdağ, geçen yıl yakalandığı bir hastalık nedeniyle felç olma tehlikesiyle karşı karşıya gelince tedavi için Bartın Cezaevi'nden Ulucanlar Cezaevi'ne sevkedildi. Ancak Akdağ'ın tedavisi sürüncemede bırakıldı. Koğuş arkadaşlarının yardımıyla yürüyebilen Akdağ, 21 Ocak 2002 tarihinde Ankara Numune Hastanesi'nde doktor kontrolünden geçirildi. Akdağ, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde muayeneden geçirildi. Tedavi sonrası Sağlık Kurulu tarafından 1 Nisan 2002 tarihinde hazırlanan raporda, "Hastada kolun sağ vücut yarısında 2/5 kuvvetinde motor kuvvet kaybı mevcuttur. Hastalığı süreklidir ve sekel olarak yorumlanmıştır" denildi. Yakınları, tedavinin yapılmaması halinde Akdağ'ın tamamen felç olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, özellikle son dönemlerde Akdağ'ın ayak bileklerinde incelme meydana geldiğini ifade ettiler. Yetkililere seslenene Akdağ'ın yakınları, tedavi için biran önce girişim başlatılmasını istediler.

Oğlunun F tipi cezaevinde intihar etmesiyle yıkılan bir baba, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun'un kendisini makamından kovduğunu iddia etti. Kardeşi de cezaevinde olan baba Niyazi Ağırman "tecrit kaldırılsın" yönündeki talebine Ertosun'un olumsuz yanıt vererek, "ben katilim" dediğini ileri sürerken, aranan Ertosun'a "toplantıda olduğu" gerekçesiyle ulaşılamadı. Kandıra F Tipi Cezaevi'nde hücresinde intihar eden Volkan Ağırman'ın babası Niyazi Ağırman'ı, Ertosun yanında 3 hakimle birlikte makamına kabul etti. Ağırman, Ertosun'un taleplerine olumsuz yanıt verdiğini ve F tipi cezaevlerini "güllük gülistanlık" olarak gösterdiğini söyledi.

PKK davasından Ordu Cezaevi'nde tutuklu bulunan ve 1993 yılında kendisini yakan Muhittin Altın, Ankara Numune Hastanesi'nde tedavisinin yarım kalması nedeniyle iyileşmeyen yaralarının iltihap kaptığını ve her iki ayağında da kalıcı sakatlıklar oluştuğunu bildirdi. DİHA haberine göre Altın, cezaevinden ailesine gönderdiği mektupta tedavi görmek için girişimlerde bulunduğunu ancak sonuç alamadığını belirtti. Altın, tedavi olabileceği bir cezaevine sevk istemine de cezaevi idaresi tarafından olumsuz yanıt verildiğini bildirdi. İki ayağında kalıcı sakatlık oluştuğunu kaydeden Altın, tam iyileşmeyen yaralarının iltihap kaptığını, verilen ilaçların yarattığı yan etkilerin de olumsuz sonuçlar doğurduğunu söyledi.

Kütahya Dumlupınar'da sürpriz yumurtadan çıkan oyuncağı yutarak ölen A. Enes Nart'ın (5) cezaevinde yatan babası Mehmet Ali Nart'a savcılığın yasa gereği cenaze törenine katılmasına izini vermediği belirtildi. Altıntaş Cumhuriyet Başsavcısı Samet Söylemez, Enes'in cenazesine katılması için baba Nart'a yasa gereği izin vermediklerini söyledi. Nart'ın 1 yıl 11 ay 10 gün hapis cezasına hükümlü olduğunu belirten savcı Söylemez, "Hükümlünün anne, baba, eş ve çocuğunun ölümü halinde cenazeye katılabilmesi için cezasının 5'te birini tamamlaması gerekiyor. Nart'ın daha 40 günü vardı. 5'te birlik cezayı tamamlamış olsaydı kesinlikle ona izin verirdik" dedi.

Çeşitli doktor raporlarıyla hidrosefali (beynin su toplaması), sara ve Wernicke Korsakoff hastası olduğu saptanan DHKP-C davası hükümlüsü Enver Yanık'a Ankara Numune Hastanesi ilk kez "sağlam" raporu verdi. Numune Hastanesi, Yanık'ın üçüncü başvurusuna da, hastalığının kendi hastanelerinde tedavi edilemeyeceği yanıtını verdi. Yanık, 2002 yılının ilk aylarında savcılıktan rahatsızlığı nedeniyle cezaevinden tahliye edilmesini talep etti. Anakara Numune Hastanesi, savcılığın sevki üzerine muayene ettiği Yanık'a, "sağlam" raporu verdi. Geçtiğimiz aylarda ikinci kez başvuruda bulunan Yanık'a yine sağlam teşhisi konuldu. Yanık, Aralık 2002'de hastalığının öldürücü boyutlara ulaştığını kaydederek, son kez muayene edilmesini istedi. Numune Hastanesi, bu muayene sonucunda, "Hasta için B12 vitamini düzeyi ile folikasit teşhisi gerekmektedir. Ancak bu teşhisler hastanemizde yapılamadığından hastanın dışarıya sevki uygundur" görüşünü bildirdi. Raporda, bu muayenelerin yapılamamasına gerekçe olarak "tıbbi ve teknik yetersizlik" gösterildi. Bu rapordan önce mahkumun durumunun ciddiyetini göz önünde bulunduran Adalet Bakanlığı'nın, Yanık'ı İstanbul Adli Tıp Kurumu'na sevk ettiği öğrenildi. Bakanlığın, Adli Tıp'ın yapacağı kapsamlı muayene sonucu Yanık'ın tedavi edilip edilemeyeceğine karar verilmesi gerektiğini, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na da bildirdiği öğrenildi.

KADEK'li tutuklular Necmetin Ektirici ile Halil dağ'ın, Ordu Cezaevi'nden Mardin Cezaevi'ne nakilleri sırasında yol boyunca yoğun işkence gördükleri bildirildi. Konuya ilişkin DİHA muhabirine bilgi veren Necmetin Ektirici'nin ablası Zarife Söylemez, Ektirici ve Dağ'ın 16 Ocak 2003 tarihinde Mardin Cezaevi'ne götürülmek için Ordu'dan ayrıldıklarını belirterek, "Kardeşim ve Dağ sevk sırasında yolda görevliler tarafından işkenceye maruz kalmış. Bir gün Elazığ Cezaevi'nde bekletiliyorlar. Oradaki görevliler ve sağ görüşlü tutuklular tarafından da hakarete uğruyorlar" dedi. Söylemez, kardeşinin halen Mardin Cezaevi'nde tek kişilik hücrede tutulduğunu söyledi.

Bolu F Tipi cezaevinde kalan siyasi mahkumlara cezaevi yönetimi tarafından baskı uygulandığı belirtiliyor. Gazetemizi arayan mahkum yakınları, cezaevinde keyfi olarak ziyaret ve görüş yasağı uygulandığını ifade ederek, "Adalet Bakanlığı müfettiş göndererek bu olaya derhal el koymalı ve mahkumların yasal haklarına riayet edilmesini sağlamalıdır" dediler. Mahkum yakınları ayrıca, Meclis İnsan Hakları Komisyonu'nun da konuya gerekli duyarlığı göstermesini beklediklerini ifade ettiler. Mahkum aileleri "Ziyaretlerimiz kısa tutuluyor ya da hiç görüş verilmiyor. Uzun üst aramalarından geçiriliyoruz. Uzun yollardan geliyoruz. Çoğu zamanda eli boş geri dönüyoruz. Buna son verilmeli" diyorlar. Ailele, "Ceza üstüne ceza olmaz. Yakınlarımızın durumundan endişe ederek görüş yerinden ayrılıyoruz" şeklinde konuşuyorlar.

Sincan F Tipi Cezaevi'nde kalan ve kendisine şizoaffektif psikoz hastası teşhisi konan Şevket Levent Çöplü, İstanbul Adli Tıp Kurumu'nun, "Cezaevinde tedavi koşulu yoktur" yönünde rapor düzenlemesine rağmen tahliye edilmiyor. 2000 yılında Türkiye Komünist İşçi Partisi'ne (TKİP) üye olmaktan hüküm giyen Şevket Levent Çöplü için Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'nca hazırlanan raporda, cezaevinde tedavi imkanlarının bulunmadığı vurgulanarak, sanığın suç ehliyetinin bulunmaması nedeniyle tahliye edilmesi isteniyor.

CEZAEVLERİNDE ÖLÜM

Sol görüşlü bir derginin muhabiriyken hüküm giyen Özlem Türk'ün (28) Ankara'da yaşamını yitirmesiyle tecride karşı 815 gündür sürdürülen ölüm orucunda can verenlerin sayısı 104'e yükseldi. DHKP-C davası tutuklusu olan Özelm Türk, "Mücadele" dergisinin Samsun muhabiriyken 1995'te gözaltına alındı. Tutuklanarak Ankara Kapalı Cezaevi'ne (Ulucanlar) gönderilen Türk, Ankara 2 No'lu DGM tarafından mahkum edildi. "Hayata Dönüş" operasyonu sırasında Çanakkale Cezaevi'nde bulunan Özlem Türk, daha sonra Kütahya E Tipi Cezaevi'ne sevk edildi. Ölüm orucunun 7. ekibinde yer alan Türk, 12 Ağustos 2002 günü Ankara Numune Hastanesi'ne nakledildi ve eyleminin 471. gününde yaşamını yitirdi. Türk'ün avukatı Zeki Rüzgar, müvekkilinin "zorla müdahalede öldürüldüğü" iddiasıyla suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı. Rüzgar da, 26 Eylül 2001'den bu yana ölüm orucunda olan müvekkiline cuma günü zorla müdahale edildiğini savunarak şöyle konuştu: "El ve ayaklarından kelepçeleyerek yatağa bağladılar, bütün gece serum verdiler. Doktoru, bünyenin dayanamayacağı yönünde uyarmama rağmen müdahale sürdürüldü."

Tahliyesine 8 ay kala nakledildiği Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi görürken intihar ettiği açıklanan PKK davasından tutuklu Erdal Sakyen'in ailesi, olayda ihmal olduğunu belirterek, Adalet Bakanlığı'nı suçladı. Tunceli doğumlu kardeşinin 1993 yılında PKK davasında tutuklandığını belirten Celal Sakyen, "Kardeşim bir çok cezaevinde bulundu. En son Bartın Cezaevi'nden Çanakkale veya Bursa Cezaevi'ne naklini isterken cezaevi görevlileri 'Seni Bursa'ya götürüyoruz' diyerek, kaçırırcasına Afyon Cezaevi'ne götürdüler" dedi. Afyon Cezaevi'nde kardeşinin 10 ay boyunca tecritte tutulduğunu belirten Celal Sakyen, "Kardeşim burada 10 ay boyunca tek kişilik hücrede kaldı. Bize sürekli psikolojik ve fiziki işkence gördüğünü, gardiyanların kendisine, 'Seni buradaki tutuklular eliyle öldürürüz' diyerek baskı yaptığını söylüyordu. Kardeşim de Afyon'dan naklini istemek için 45 gün açlık grevine girdi" diye konuştu. Daha sonra kardeşinin Elazığ Cezaevi'ne nakledildiğini söyleyen Sakyen, şöyle devam etti: "Kardeşim ağır hasta konumundaydı. Tecritten dolayı fiziki ve psikolojik olarak kötü durumdaydı. 5 Aralık 2002 tarihinde tedavi için hastaneye kaldırılıyor. Bununla ilgili olarak bize herhangi bir bilgi verilmedi. En son 26 Aralık 2002'de kardeşimin çarşafla kendisini astığını bize söylediler. Buradaki intiharın sorumlusu Adalet Bakanlığı'dır ve cezaevi yetkilileridir."

Bayrampaşa Cezaevi'nde düzenlenene ve 12 tutuklunun ölümü ile sonuçlanan kanlı operasyona katılan 1615 asker hakkında "Tutuklu ve hükümlülere kötü muamele" ve "Görevi kötüye kullanmak" suçundan açılan davanın görülmesine devam edildi. Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın 24 Ocak duruşmasına operasyon sırasında Bayrampaşa Cezaevi'nde görev yapan 20 infaz koruma memuru katıldı. İnfaz koruma memurları operasyon öncesi cezaevinden çıkarıldıklarını operasyona katılmadıklarını, sevk sırasında tutuklu ve hükümlülere kötü muamelede bulunmadıklarını anlattılar. Duruşma, ifadesi alınamayan sanıkların dinlenmesi için ertelendi.

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ

Türkiye'de son 3 yılda içeriklerinde "bölücülük propagandası yapıldığı", "yasadışı örgüte yardım ve yataklıkta bulunulduğu", "halkın haya duyguları rencide edildiği" iddiasıyla 143 kitap toplatıldı. Türkiye Yayıncılar Birliği Yayınlama Özgürlüğü Komitesi'nce, 2000, 2001 ve 2002 yıllarında toplatılan, yazarı ve yayınevi hakkında dava açılan, bu davalarda çıkan beraat ve mahkumiyet kararlarına ilişkin bir rapor hazırlandı. Bu rapora göre, 2000 yılında 14 yayınevince çıkartılan 24, 2001'de 23 yayınevinin 42 ve 2002 yılında da 38 yayınevinin 77 kitabı hakkında çeşitli mahkemelerce toplatma kararları verildi. Geçen yıl toplatılan 77 kitabın 57 yazarı hakkında, "bölücülük propagandası yapmak", "yasadışı örgüte yardım ve yataklık etmek", "halkın haya duygularını rencide etmek", "devlete ve onun kurumlarına hakarette bulunmak", "Terörle Mücadele Kanunu'na muhalefet etmek" suçlarından çeşitli mahkemelerde dava açıldı.

Türkiye'de 2002 yılında 77 kitap mahkemelik oldu. Yayıncılar Birliği'nin hazırladığı rapora göre Türkiye'de düşüncenin üzerindeki baskı artarak sürüyor. Toplatılan ve yargılanan kitapların sayısı 2002 yılında, önceki iki yıla göre tam bir sıçrama ile zirveye çıktı. 2000'de 14 yayınevinin yayımladığı 24 kitap toplatılmıştı. Bu sayı 2001'de 23 yayınevinden 42 kitaba çıktı; geçen yıl ise 38 yayınevinden 57 yazarın toplam 77 kitabı içeriğinden dolayı yargılandı. Geçen yılın yargılanma şampiyonu Aram Yayınevi. Aram Yayınevi'nin çıkardığı, aralarında Noam Chomsky'nin kitabı da olan yedi yayın toplatıldı. Aram Yayınları'nı beş kitapla Çiviyazıları, onu da dört kitapla Umut Yayıncılık izliyor. Düşünce özgürlüğü anlamında tek umut verici şey, yazar ve yayıncıların lehine sonuçlanan davalarda artış görülmesi. Önceki yıllarda pek rastlanmasa da 2002'de 13 kitap yargı kararıyla özgür kalabildi. Ne yazık ki bu kararlardan ikisi Yargıtay tarafından bozuldu. Raporda uluslararası desteğin Noam Chomsky'nin 'Amerikan Müdahaleciliği' ve Mehmet Uzun'un çeşitli kitapları hakkında beraat kararı verilmesinde etkili olduğu, ama bu desteğin J. Randall'ın kitabı 'Bunca Bilgiden Sonra'yı yayımlayan Avesta Yayınları'nın editörü Abdullah Keskin'i hapis cezasından kurtaramadığı belirtiliyor. Türkiye Yayıncılar Birliği Yayınlama Özgürlüğü Komitesi adına, komite başkanı Ragıp Zarakolu'nun imzasıyla açıklanan raporda yasaklama eğiliminde görülen artışın nedenleri şöyle açıklanıyor: "Geçtiğimiz dönemde yükselme eğilimi gösteren trend, son koalisyon hükümetinin önceliklere oranla daha milliyetçi olması ile açıklanabilir. Bu durum oldukça çelişkili bir duruma neden oldu. Bir yandan Avrupa Birliği'ne katılımla ilgili olduğu söylenen bazı yasal düzenlemeler yapılırken, öte yandan da muhalif ve farklı düşünenlere karşı daha hoşgörüsüz davranılıyordu. Öte yandan ne yazık ki, Türk adli sisteminde bir çeşit siyasallaşma gözlemlendi. Hukuk adamlarının kişisel eğilimlerine göre, daha hoşgörülü ya da daha hoşgörüsüz kararlar çıkabildi. Bunların yanı sıra tutucu eğilimler, erotik ve cinsel ifadeler taşıyan kitapların yasaklanmasında hayli etkili oldu." Raporda yasaklama eğiliminin Kürt sorunu ve azınlıklara ilişkin kitaplarda yoğunlaştığı vurgulanıyor. Bu eğilimin sebebi de milliyetçilik. Kimi politikacıların ve basının 'yürüttüğü kampanyalar' sonucu Ömer Asan'ın 'Pontos Kültürü' ve Kemal Yalçın'ın 'Emanet Çeyiz' adlı ödüllü kitapları yayımlandıktan yıllar sonra aleyhlerinde açılan davalarla yasaklandığı belirtiliyor. Yasaklama kararlarında temel olan ithamlar ise şöyle: Kürt sorunu ve azınlıklarla ilgili kitaplar için 'bölücülük'. İnsan hakları için 'devlete ve onun kurumlarına hakaret'. Sol tarihine ilişkin kitaplar için 'yasa dışı örgütlere yardım'. Erotik kitaplar için 'halkın manevi değerlerini çiğnemek'...(YILLIK RAPOR)

"Göç, Rumların Anadolu'dan Mecburi Ayrılışı; 1919-1923" adlı kitaba toplatma kararı verildiği bildirildi. İletişim Yayınları'ndan yapılan yazılı açıklamada, Yunanistan'daki Küçük Asya Araştırmaları Merkezi tarafından hazırlanan sözlü tarih çalışmasından derlenen ve Damla Demirözü tarafından çevrilen kitaba ilişkin "Atatürk'e hakaret içerdiği" gerekçesiyle 5816 sayılı kanuna muhalefet nedeniyle toplatma kararı verildiği ifade edildi. Açıklamada, aynı nedenden dolayı kitabın çevirmeni ve İletişim Yayınları'nın bir yetkilisi hakkında İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde açılmış bir ceza davası bulunduğu da kaydedildi.

İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, Haksöz Dergisi Yazıişleri Müdürü Kenan Alpay ile yazarlar Esra Çiftçi Dindar ve Kadircan Mendi hakkında soruşturma başlattı. Haksöz Dergisi'nin Ocak sayısında yayımlanan, Kadircan Mendi'nin "Başörtüsüne İlişkin gerginleştirici Bir Yazı" ve Esra Çiftçi Dindar'ın "YÖK mü güçlü Hükümet mi?" başlıklı yazıları hakkında soruşturma açıldığı öğrenildi.

Yıldız Göksu ve Tuncay Deniz tarafından yayımlanan "Parti ve Devrim Şehitleri Albümü" adlı kitap toplatıldı. İstanbul 6 Nolu DGM tarafından toplatılan yayımın toplatılma gerekçesi olarak da; "Sunu ve önsözü de dahil olmak üzere kitabın tüm sayfalarının TKP/ML TİKKO örgütünün, basın yoluyla propagandasının yapıldığı ve bu şekilde adı geçen örgüte yardım ve yataklık yapıldığı" iddiaları gösterildi.

Emek ve Adalet dergisinin 45. sayısı toplatıldı. Derginin toplatılma gerekçesi olarak da "Terörle mücadele çalışanlarını hedef göstermek ve yasadışı örgütlerin yayın yoluyla propagandasını yapmak" gösterildiği ifade edildi.

İSTENEN CEZA

Doğa ve Sokak Hayvanları Derneği'nin 9 üyesi hakkında bir eylem sırasında dönem Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un fotoğraflarını yaktıkları gerekçesiyle 4'er aya kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede, sanıklar Süsen Erkuş, Arzu Sönmez, Mehmet Akif Uylukcu, Sevgi Soltane, Aytulu Kirazaldı, Kudret Öcal, Başar Abdal, Songül Beydil ve Orhan Kural'ın, Doğa ve Sokak Hayvanları Koruma Derneği üyesi oldukları belirtildi. Sağlık Bakanlığı'nın sokak hayvanlarıyla ilgili olarak yayınladığı genelgeyi gerekçe gösteren sanıkların, 25 Mayıs 2002 tarihinde Sultanahmet Meydanı'nda bir gösteri yaptıkları belirtilen iddianamede, bu gösteri sırasında, o tarihte Sağlık Bakanı olan Osman Durmuş'un fotoğraflarını yaktıkları ifade edildi.

Marmara Üniversitesi'nde yüksek lisans eğitimi alan Sinan Özyurt, sahibi olduğu 'Yürüyüş' dergisindeki yazıları nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nden (DGM) ceza alınca dergiyi kapattı. Üniversite çevresinde dağıtılan derginin sorumlu yazı işleri müdürü ve sahibi olan Sinan Özyurt, yayınladığı 3 ayrı yazıdan dolayı 20 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul 3 No'lu DGM'de 2 davası daha devam eden Özyurt, son olarak "Örten ve örtünene dair" başlıklı yazısından dolayı yargılanmaya başlandı. DGM'de "halkı din ve mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmek" suçundan tutuksuz olarak yargılanan Sinan Özyurt, yargı konusu olan yazının suç unsuru taşımadığını söyleyerek beraatını istedi. Cumhuriyet savcısı ise mütalaasında, sanığın TCK'nın 312. maddesi gereğince cezalandırılmasını talep etti. Özyurt, karşılaştığı baskılar ve hakkında açılan davalar nedeniyle sahibi olduğu dergiyi kapatmak zorunda kaldığını söyledi. Yürüyüş isimli üniversite dergisinin Nisan-Mayıs 2002 tarihindeki 12. sayısında, "Örten ve örtünene dair" başlıklı yazıda, (Henüz 13 yaşındaki çocuklara kelepçe takarken, kız çocuklarının başından örtüsünü çekerken...onların inançları uğruna bu dosdoğru duruşlarından korkuya kapılmışlardı) şeklinde ifadeler yer alıyordu. Bu fikirlerden dolayı derginin sahibi Sinan Özyurt'un bir yıldan 3 yıla kadar hapis isteniyor.

VERİLEN CEZA

Demokratikleşme konusunda verilen onca söze rağmen Türkiye'de kitaplar, yazarları ve yayıncılarıyla birlikte yargı kıskacından kurtulamıyor. Peri Yayınları'nın sahibi Ahmet Önal yayımladığı kitaplardan dolayı, "Kışkırtıcılık" yaptığı gerekçesiyle birçok kez yargı önüne çıktı ve Hayri Argav'ın "Batının yeni Doğu Seferi" adlı kitabını yayımlamaktan 1 milyar 250 milyon para cezasına çarptırıldı. Kitap üzerindeki toplatma kararı ise devam ediyor. Önal'a açılan davalar yazar Argav'ın kitabını yayımlamakla sınırlı değil. Kendisine 16. kez dava açıldığını belirten Önal, Mahmut Baksi'nin "Teyre Baz Ya da bir Kürt İşadamı Hüseyin Baybaşin", M. Kalman'ın "Belge ve Tanıklarıyla Ağrı Direnişi", Hüseyin Akar'ın "Dersim Civarik İki Uçlu Yaşam", SSCB Bilimler Akademisi'nin "Yeni ve Yakın Çağda Kürt Siyaset Tarihi" adlı kitaplardan dolayı TMY'nin 3713 ve TCK'nın 312. maddesinden yargılanıyor. Gerekçe ise aynı, "Halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek" ya da "Türkiye sınırları içinde Kürtlerin varlığını savunarak halkı kışkırtmak".

Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) Ağrı İl Başkanı Fehmi Atmaca, Eğitim-Sen Ağrı Şubesi'nin 2 Şubat 2002 tarihinde yaptığı kongredeki konuşmasından ötürü yargılandığı davada 1 yıl hapis ve 1 milyar lira para cezasına mahkum oldu. Erzurum DGM'de aralık ayında sona eren davada, Atmaca hakkındaki karar, "bölücülük propagandası yaptığı" iddiasıyla ve Terörle Mücadele Yasası'nın 8/1'nci maddesi uyarınca verildi. Atmaca verilen mahkumiyet kararının bozulması için Yargıtay'a başvurdu.

Odak dergisi 7 gün süreyle kapatıldı. İstanbul 6 No'lu DGM tarafından kapatmaya gerekçe olarak derginin 6 Şubat 2002 tarihinde yayımlanan sayısında bulunan "F tipi baskı ve tecrit devrimci iradeyi teslim alamaz" başlıklı yazı gösterildi. Derginin sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Kemal Aydeniz'e 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasının verildiği kaydedildi.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

Türkiye Yayıncılar Birliği bünyesindeki Yayınlama Özgürlüğü Komitesi'nin hazırladığı rapora göre, 2001 yılında 42, 2002 yılında ise 77 kitap toplatıldı.

RTÜK

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Diyarbakır'da yayın yapan Aktüel Radyoya 60, Kanal 43, Radyo Söz, Sevgi FM ve Yunus FM'e 30'ar gün yayın durdurma cezası verdi. RTÜK'ün verdiği son kapatma cezaları internetten yayın yapan Özgür Radyoyu da kapsadı. RTÜK, 4756 Sayılı yasayla eklenen Ek 2. madde hükümlerini gerekçe göstererek, izin şartlarını ihlal ettiği gerekçesiyle daha önce kapattığı Özgür Radyoyu bu kez de internetten yaptığı yayından dolayı cezalandırdı.

KAPATILAN/TOPLATILAN/YASAKLANAN YAYIN VE ETKİNLİK

Kültür Sanat Yaşamında Tavır Dergisi, 11. sayısında yayınlanan 5 yazı gerekçe gösterilerek, DGM tarafından toplatıldı. DGM tarafından verilen toplatma kararına, ölüm orucunda yaşamını yitirenlerle ilgili olarak yazılan yazılarda "Silahlı örgüt ve üyelerinin basın yoluyla propagandalarının yapıldığı" gerekçe gösterildi. Ayrıca derginin 7. sayısındaki yazılarla ilgili açılan dava duruşmasında yapılan savunmanın bulunduğu yazılar da toplatma gerekçeleri arasında yer adlı.

Devrim Yolunda İşçi-Köylü gazetesinin 43. sayısı "devletin bölünmez bütünlüğü aleyhine bölücülük propagandası" yaptığı gerekçesiyle İstanbul DGM tarafından toplatıldı. İstanbul DGM, Devrim Yolunda İşçi-Köylü gazetesinin toplatmasına, "Kürt ulusal sorunu ve güncel görevlerimiz" ve "Irak'a saldırının Kürt halkına etkileri" başlıklı yazılarda, "devletin bölünmez bütünlüğü aleyhine bölücülük propagandası" yapıldığını gerekçe gösterdi.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nun sahnelediği çocuk oyununa, Milli Eğitim Müdürlüğü izin vermedi. Şehir Tiyatrosu Genel Yayın Yönetmeni Metin Boran, daha öncede "Barış Adası" ve "Şarkılarımız Ölmesin" adlı çocuk oyunlarının aynı kurum tarafından engellendiğini söyledi.

Anadolu Yayıncılık tarafından Vatan dergisi seçmelerinden oluşan "100 Sayıda Dizisi 2" adlı kitap, İstanbul 4 No'lu DGM kararıyla toplatıldı. Toplatılmaya ilişin bir açıklama yapan Anadolu Yayıncılık, 19 Aralık'ta gerçekleştirilen cezaevi operasyonuna dair yazıların toplatılma gerekçesi olarak gösterildiğini açıkladı.

Yazar Kemal Yalçın basına gönderdiği açıklamayla "Seninle Güler Yüreğim" adlı kitabının noter huzurunda yayınevince imha edildiğini açıkladı. Yalçın'ın kitabı Doğan Kitapçılık A.Ş. tarafından, 2000 yılının Aralık ayında, İstanbul'da basılmıştı. Yalçın'ın konuya ilişkin açıklaması şöyle: "Kitabım 'üstten gelen bir uyarı' nedeniyle dağıtıma verilmedi. Sonradan öğrendim ki, iki yıl bekledikten sonra, bana haber verilmeden, aleyhte herhangi bir cezai soruşturma olmadığı halde, 21 Haziran 2002 günü, İstanbul 13. Noterinin huzurunda kağıt kıyma makinesinde 'imha' edilmiş." Yalçın'ın basına dağıttığı imha tutanağında şu ibareler yer alıyor: "Doğan Kitapçılık A.Ş.'ye ait ve yazarı Kemal Yalçın olan "Seninle Güler Yüreğim" adlı kitabın 2855 adedi kitap şirket yetkilisi Abdul Vakit Uysal ve İstanbul 13. Noter Vekili Nilüfer Bektaş nezaretinde 21. 06. 2002 tarihinde firmamızda imha edilmiştir." Kemal Yalçın'ın imha edilen kitabı Türkiye Ermenileri'nin yaşamından kesitler içeren belgesel nitelikte bir romandı.

Odak dergisi 7 gün süreyle kapatıldı. İstanbul 6 No'lu DGM tarafından kapatmaya gerekçe olarak derginin 6 Şubat 2002 tarihinde yayımlanan sayısında bulunan "F tipi baskı ve tecrit devrimci iradeyi teslim alamaz" başlıklı yazı gösterildi. Derginin sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Kemal Aydeniz'e 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasının verildiği kaydedildi.

Emek ve Adalet dergisinin 45. sayısı toplatıldı. Derginin toplatılma gerekçesi olarak da "Terörle mücadele çalışanlarını hedef göstermek ve yasadışı örgütlerin yayın yoluyla propagandasını yapmak" gösterildiği ifade edildi.

GAZETECİLERE VE YAYIN ORGANLARINA YÖNELİK BASKILAR / KISITLAMALAR

Basın Konseyi Aralık 2002'de basın özgürlüğüne yönelik ihlallerin devam ettiğini açıkladı. Aralık ayının en çok tartışılan konusunun öldürücü nitelikteki yüklü para cezaları olduğunu açıklayan Konsey, Maliye Bakanlığı'nın 2003 yılı için yeniden değerleme oranı yüzde 59 olarak belirlemesiyle, 3 Ağustos 2002'de değiştirilen 5680 sayılı Basın Kanunu'nun öngördüğü ağır para cezalarının daha da ağırlaşacağını duyurdu. OHAL'in kalkmasıyla birlikte bölgeye sokulmayan 29 dergi ve gazete üzerindeki yasağın kalktığına da değinen Konsey, Aralık ayında cezaevine giren gazeteci Sinan Kara'nın hak ihlaliyle karşı karşıya olduğunu vurguladı. Konsey, Uyum Yasaları'yla getirilen değişikliklerin iyileştirme yaratmadığını belirtti. Konsey, hak ihlallerine örnek olarak devam eden şu davalara yer verdi: Bölücülük propagandası iddiasıyla Genelkurmay'ın isteğiyle yargılanan "İdea Politika" dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erol Özkoray ve yazar Nur Dolay hakkında İstanbul DGM'de devam eden dava. Tarsus Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mehmet Geçim ile yönetim kurulu üyeleri Hilmi Dolaşmaz, Raci Bizik, Özkan Gür ve Asena Şadiye Üstün'ün "polise gözdağı vermek" iddiasıyla Tarsus Asliye Ceza Mahkemesi'nde devam eden dava. Tavır dergisi hakkında, bölücülük propagandası yaptığı gerekçesiyle İstanbul DGM'de açılan dava.

Özgür Gündem gazetesi dağıtımcısı Ali Oruç, polisler tarafından kaçırılarak, ölümle tehdit edildi. Gaziantep Şehitkamil ilçesine bağlı Cinderesi Mahallesi'nde 3 Ocak'ta sabah saatlerinde dağıtım yaparken, polislerce gözaltına alındığını kaydeden Oruç, gece saat 01.30 sularında beyaz şahin marka otomobille alındığı yere bırakıldığını söyledi. Oruç, "Pankart astığımı söylemem için beni kaba dayaktan geçirdiler. Kafama silah dayayarak, ölümle tehdit ettiler" dedi. Yaklaşık 90 gazeteye ve 15-20 milyon civarında parasına el konulduğunu sözlerine ekleyen Oruç, "Gazete kimliğim ve nüfus cüzdanım da bana geri verilmedi" diye konuştu.

MHP eski milletvekili Cemal Enginyurt, partisinin Afyon'da düzenlediği MYK toplantısı sonrası, bir gazeteciye sözlü sataşmada bulundu. Aralarındaki kavgayı görüntülediği ve görüntüleri merkeze ulaştırdığı gerekçesiyle İHA muhabirine tepki gösterdiği belirtilen Enginyurt, "Seni şikayet edeceğim. Keşke seni dövseydim de beni öyle şikayet etseydin. Odunla kafanı kırsaydım keşke" dedi. Enginyurt, daha sonra MHP Afyon eski Milletvekili Mehmet Telek tarafından muhabirin yanından uzaklaştırıldı. Telek ise, basın mensuplarına, "Bu bir özel toplantı. Otel dışında bekleyin, çıkın dışarı!" diye söylendi.

Van'da yerel yayın yapan Prestij Gazetesi'ni basan bir grup, büroyu tahrip ettikten sonra gazetenin 2 çalışanını yaraladı. Baskının atari salonları ile ilgili haberler nedeniyle yapıldığı bildirildi. Saldırıda, gazetenin Yazı İşleri Müdürü Umut Tarhan ile muhabir Fahrettin Gök hafif yaralanırken, büroda maddi hasar meydana geldi.

Ardahan'ın Göle İlçesi Kaymakamı Alper Faruk Güngör, "kendisi hakkında yalan haber yazıldığı" gerekçesiyle iki yerel gazete aleyhine tazminat davası açtı. Kaymakam Güngör, Kuzeydoğu Anadolu ile Yeşil Göle gazeteleri aleyhine, "Vatandaş tezek koktuğu için kaymakamlığa alınmıyor" yönündeki haberlerden dolayı 5'er milyar liralık tazminat davası açtı. İki gazetede doğrudan gelir desteğinden yararlanmak için müracaat eden çiftçilerin, "tezek kokması nedeniyle kaymakamlık binasına alınmadığı" iddialarına yer verilmişti. Güngör ise haberlerin "asılsız olduğunu, binada yoğun kalabalık oluşmaması ve vatandaşlara daha sağlıklı hizmet verebilmek için böyle uygulama yapıldığını" açıklamıştı.

Gazeteci Sinan Kara'nın, yazdığı bir haberde Datça Kaymakamı Savaş Tuncer'e hakaret ettiği iddiasıyla açılan davaya devam edildi. Datça Kaymakamı'na sahibi olduğu yerel gazeteden yasa gereği iki nüsha vermediği için mahkum edilen ve üç aylık hapis cezasını Ula Cezaevi'nde çeken Kara'nın duruşmaya katılma isteği, daha önce ifadesini verdiği için reddedildi. Duruşma, 3 Şubat'a ertelendi.

"KADEK üyesi olduğu" iddiasıyla İran hükümeti tarafından Türkiye'ye teslim edildikten sonra tutuklanarak Bitlis Cezaevi'ne konulan gazeteci Murat Saraç beraat etti. Van DGM'de dün görülen duruşmada kapanan Özgür Ülke Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Murat Saraç'ın yargılanmasına devam edildi.Dururşmada "Avrupa'da KADEK'lilerin evinde kaldığı" ve "MED TV'de vatanın bölünmez bütünlüğü aleyhine konuşmalar yaptığı" iddiasıyla TCK'nın 168/2 ve 3713 sayılı yasanın 5'inci maddeleri uyarınca cezalandırılması istenen Saraç ile avukatı Murat Timur hazır bulundu. Saraç'ın MED TV'de yaptığı konuşmada suç unsuruna rastlanmadığını belirten mahkeme heyeti, Saraç'a beraat kararı verdi.

İzmir'in Bornova İlçesi'ndeki Sabah Gazetesi matbaa tesisleri kurşunlandı. Sabah Gazetesi'nin Ankara Caddesi Zafer Payzın Köprülü Kavşağı'nda bulunan tesislerine, plakası belirlenemeyen beyaz renkli bir araçtan silahla ateş açıldı. Mermiler, tesislerin girişindeki cama ve duvara isabet etti. Olay sırasında ölen ya da yaralanan olmadığı bildirildi. Silahlı saldırganların yakalanmasına çalışılıyor.

Yeniden Özgür Gündem Gazetesi'nin Bursa Temsilciliği'nde çalışan Abdulkadir Kanat, "Bursa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli polislerin kendisini kaçırıp tehdit ettikten sonra paralı ajanlık teklifinde bulunduğunu" ileri sürerek, polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Marmara Üniversitesi'nde yüksek lisans eğitimi alan Sinan Özyurt, sahibi olduğu 'Yürüyüş' dergisindeki yazıları nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nden (DGM) ceza alınca dergiyi kapattı. Üniversite çevresinde dağıtılan derginin sorumlu yazı işleri müdürü ve sahibi olan Sinan Özyurt, yayınladığı 3 ayrı yazıdan dolayı 20 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul 3 No'lu DGM'de 2 davası daha devam eden Özyurt, son olarak "Örten ve örtünene dair" başlıklı yazısından dolayı yargılanmaya başlandı. DGM'de "halkı din ve mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmek" suçundan tutuksuz olarak yargılanan Sinan Özyurt, yargı konusu olan yazının suç unsuru taşımadığını söyleyerek beraatını istedi. Cumhuriyet savcısı ise mütalaasında, sanığın TCK'nın 312. maddesi gereğince cezalandırılmasını talep etti. Özyurt, karşılaştığı baskılar ve hakkında açılan davalar nedeniyle sahibi olduğu dergiyi kapatmak zorunda kaldığını söyledi. Yürüyüş isimli üniversite dergisinin Nisan-Mayıs 2002 tarihindeki 12. sayısında, "Örten ve örtünene dair" başlıklı yazıda, (Henüz 13 yaşındaki çocuklara kelepçe takarken, kız çocuklarının başından örtüsünü çekerken...onların inançları uğruna bu dosdoğru duruşlarından korkuya kapılmışlardı) şeklinde ifadeler yer alıyordu. Bu fikirlerden dolayı derginin sahibi Sinan Özyurt'un 1 yıldan 3 yıla kadar hapis isteniyor.

GÖZALTINA ALINAN GAZETECİLER

Özgür Gündem gazetesi Ankara dağıtımcılarından Rahman Sümer akşam saatlerinde polisler tarafından gözaltına alındı. Mamak'ta dağıtım yaptığı sırada polisler tarafından bilinmeyen bir gerekçeyle gözaltına alınan Sümer'in, hangi karakolda tutulduğu ise öğrenilemedi.

Özgür Kadının Sesi Dergisi Sorumlu Yazıişleri Müdürü Kadriye Kanat, dergide yayınlanan bazı yazılardan dolayı 3713 sayılı yasaya muhalefet ettiği iddiasıyla tutuklandı. Aylık yayın yapan Özgür Kadının Sesi Dergisi'nin 25. sayısında yer alan "Kürt halkının efsanevi kahramanı" ve "Yeni bir barış baharında 8 Mart" başlıklı yazılarda basın yoluyla TCK'nin 169. maddesine, "İmralı'da Newroz kutlaması" başlıklı yazı ile de 3713 Sayılı "Terörle Mücadele Yasası"na muhalefet ettiği iddiasıyla İstanbul 2 No'lu DGM'de açılan davanın duruşmasına, derginin Sorumlu Yazıişleri Müdürü Kadriye Kanat katılmayınca hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı.

Nusaybin'de aralarında Özgür Gündem gazetesinin dağıtımcısı Mehmet Ali Çelik'in de bulunduğu 5 kişi tutuklanırken Ağrı'da Özgür Gündem gazete bürosu basılarak temsilcisi Yusuf Abay, Gaziantep'te de dağıtımcı Ali Oruç gözaltına alındı. Nusaybin Emniyet Müdürlüğü tarafından ilçede başlatılan operasyonlar kapsamında 5'i HADEP'li, 11'i lise öğrencisi, 1'i Özgür Gündem gazetesi dağıtımcısı olmak üzere toplam 17 kişi gözaltına alındı. Savcılığa çıkartılan 17 kişiden HADEP'liler "bildiri dağıttıkları", 11 lise öğrencisi de "Kürdistan Gençlik Örgütü'ne insan toplayarak komisyonlar kurdukları" iddiasıyla ifade verdi. HADEP Nusaybin Gençlik Kolları Başkanı Baki Narman ile yöneticiler Süleyman tekin, Yaşar Ayaz ile Özgür Gündem gazetesi dağıtımcısı Mehmet Ali Çelik "silahlı örgüte yardım ve yataklık ettikleri" iddiasıyla tutuklanırken, lise öğrencileri serbest bırakıldı. 3 Ocak'ta da Zeynel Abidin Mahallesi'nde bulunan bir eve düzenlenen baskında 18 yaşındaki Nuhat Keskin gözaltına alındı. Keskin'in son operasyonlarla bağlantılı olarak gözaltına alındığı bildirildi. Bu arada Özgür Gündem gazetesi Ağrı Bürosu'na Güvenlik Şube ekipleri baskın düzenleyerek arama yaptı ve bazı gazete sayılarına el koydu. Polis, Temsilci Yusuf Abay'ı da gözaltına aldı. Gözaltının "Yasak yayın bulundurulma" gerekçesiyle gerçekleştiği bildirildi. Abay'ın Basın Bürosu'na götürüldüğü öğrenildi. Öte yandan Gaziantep Özgür Gündem gazetesi dağıtımcısı Ali Oruç da Şehitkamil'in Cinderesi Mahallesi'nde polis tarafından gözaltına alındı. Gaziantep temsilcisi Metin Acet, polisin Oruç'u gözaltına aldığını kabul etmediğini söyledi. Acet, daha önce de bir çok dağıtımcının gözaltına alındığını hatırlatarak, "Ali Oruç'un durumu kaygılandırıyor" dedi.

Yeniden Özgür Gündem gazetesi dağıtımcısı Şükran Aykut, Adana'nın Seyhan ilçesinde gazete dağıtımı yaptığı sırada polis tarafından gözaltına alındı.

Van'da yayın yapan Prestij gazetesinin bürosunu 4 Ocak'ta basarak çalışanlara saldırdıkları iddia edilen 6 kişi, tutuklanarak Van Cezaevi'ne konulurken, bir kişi ise serbest bırakıldı.

Azadiya Welat gazetesi İzmir temsilcisi Alican Demir ile dağıtımcı Meki Bulut gözaltına alındı. Edinilen bilgiye göre, Bozyaka Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, Alican Demir ile Meki Bulut'un Konak İlçesi Ballıkıyı Mahallesi'ndeki evlerine baskın düzenledi. TMŞ ekipleri, hiçbir gerekçe göstermeden Demir ve Bulut'un gözaltına alarak, Bozyaka Emniyet Müdürlüğü'ne götürdü. Demir ve Bulut'un hala gözaltında tutuldukları öğrenildi.

Özgür Kadının Sesi Dergisi İzmir Temsilcisi Durket Süren ile Azadiya Welat gazetesi Ağrı temsilcisi Hatice Şen gözaltına alındı. İzmir'in Torbalı İlçesi'nde bulunan bir eve akşam saatlerinde baskın düzenleyen Torbalı Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı ekipler, hiçbir gerekçe göstermeden Durket Süren ve ismi öğrenilemeyen iki kişiyi gözaltına aldı. Haftalık Kürtçe yayın yapan Azadiya Welat gazetesi Ağrı Temsilcisi Hatice Şen, Patnos İlçe merkezinde gözaltına alındığı öğrenildi. Azadiya Welat gazetesi imtiyaz sahibi Suat Özalp, çalışanlarına yönelik son dönemlerde gelişen baskıların had safhaya ulaştığını belirterek, gözaltına alınan Hatice Şen'in derhal serbest bırakılmasını istedi.

DİN ÖZGÜRLÜĞÜ

KAMU GÖREVLİLERİNE YÖNELİK BASKILAR

12 Eylül Anayasası'nı hazırlayan Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı'nın, Anayasa'nın 125. maddesinin "Üst rütbeye yükselmede yaşanan tıkanıklıklar için konulduğunu" açıklamasının ardından, gözler 28 Şubat sürecinde yaşanan ihraçlara çevrildi. 1996-2002 yılı arasında Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları ile ordudan atılan subay ve astsubay sayısının 873 olduğu ortaya çıktı. 1990-1996 yılları arasında 473 subay ve astsubay ordudan atılırken, 28 Şubat sürecinde söz konusu sayı iki katına fırladı. Refahyol Hükümeti'nin kurulmasının ardından bugüne kadar 873 subay ve astsubay TSK'dan ihraç edildi. Refahyol Hükümeti döneminde 259, 28 Şubat kararlarını uygulamak için hükümet kuran Mesut yılmaz döneminde ise 464 subay ve astsubayın görevine son verildi.

ORTA ÖĞRENİM

"Bu ülke, İmam Hatip lisesi mezunlarına terk edilemez" şeklinde açıklamalarda bulunan İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu'na Türkiye İmam Hatipliler Vakfı'ndan (TİMAV) sert tepki geldi. Alemdaroğlu'nun bölücülük yaptığını belirten TİMAV, "İmam-Hatipliler olarak Alemdaroğlu hakkında suç duyurusunda bulunuyor ve savcılarımızı göreve çağırıyoruz" dedi. TİMAV'ın yaptığı açıklamada, Alemdaroğlu'nun "zavallı" olduğu belirtilerek, "Bu okulları sistem dışı bir kuruluş gibi göstererek Atatürk düşmanı ilan etmek, hiç kimsenin hakkı ve hadi değildir. Bunu yapanlar, yani bölücülük ve ayrımcılık yaparak bireyler arasına nifak ve düşmanlık sokanlar, yasalarımıza göre suç işlemektedir" denildi.

GÖZALTILAR

İstanbul Tuzla'nın Akfırat beldesinde tarikat kurduğu iddiasıyla jandarma tarafından gözaltına alınan Yaşar Yılmaz ile Harun Ersin ve Yılmaz Şeyhoğlu, çıkarıldığı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce tutuklandı.

ÖĞRENİM ÖZGÜRLÜĞÜ

Gazi Üniversitesi Kastamonu Eğitim Fakültesi'nde ülkücülerin demokrat öğrencilere baskıları artıyor. Bir ay içinde faşistler, "top sakallı" oldukları gerekçesiyle öğrencilere 3 kez saldırdı. 2 Ocak'ta yaşanan son saldırıda sınıf öğretmenliği 2. sınıf öğrencileri Fadıl Oktay, Cengiz Boztoğan, Yaşar Kıyda, Özkan Rona yaralandı. Oktay'a 7, Boztoğan'a da 5 gün işgöremez raporu verilirken öğrenciler, cumhuriyet savcılığına şikayette bulundu. Fakülte yönetiminin sessiz kalması dikkat çekti. CHP'li Mehmet Yıldırım ülkücü terörün önlenmesi için her yola başvuracağını söyledi.

Dini eğitim amaçlı olarak vatandaşların parasıyla yapılan İmam Hatip Liselerine birer birer el konuluyor. 100 milyar lira bedelle, Sağlık Meslek lisesi haline dönüştürülen Gaziantep İmam Hatip Lisesi binasına, Dündar Taşer Sağlık Meslek Lisesi adı verildi. 4 katlı, 12 derslikli okulda şimdi 360 civarında sağlık meslek lisesi öğrencisi eğitim görüyor.

Nevşehir'in Acıgöl ilçesinde çocuklarını okula göndermedikleri belirlenen 33 veli hakkında, Acıgöl Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Sulh Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı.

Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Rektörlüğü, 20 Aralık'ta bir grup öğrencinin "Üniversitemi İstiyorum" kampanyasına destek amacıyla basın açıklamasının ardından 8 öğrenci hakkında disiplin soruşturması başlattı. Öğrencilerden Şerafettin Aktürk, soruşturmalık olan 8 öğrenciden 4'ünün açıklamanın yapıldığı tarihte üniversitede bulunmadığını belirtti. Aktürk, soruşturmayı yürüten kurulun kendilerine polisin isteği üzerine soruşturma başlattığını söylediğini bildirdi. 8 öğrencinin "Anadilde Eğitim Kampanyası" çerçevesinde daha önce çeşitli cezalara çarptırılmıştı.

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nde 19 öğrenci hakkında soruşturma açıldı. Soruşturmaya gerekçe olarak 19 Aralık cezaevi operasyonlarının yıldönümünde basın açıklaması düzenlenmesi gösterilirken, soruşturmaya uğrayan öğrenciler arasında eyleme katılmayanlar da bulunduğu öğrenildi.

Eskişehir'de Kubilay D. adlı 8 yaşındaki öğrenci, teneffüste yaramazlık yaptığı gerekçesiyle, öğretmeni Abdül T. tarafından dövüldü. Aynı okuldaki ağabey S. D. (11), kardeşinin dayak yediğini öğrenince, telefonla ailesine haber verdi. Okula gelen Kubilay'ın annesi Selma D., dayak atan öğretmenle tartıştı ve oğlunu Devlet Hastanesi'ne götürdü. Yapılan muayenede, kulak içinde darbe ve yüzünde çizikler olduğu tespit edilen küçük Kubilay D.'ye üç günlük rapor verildi. Baba Özkan D.'nin olayı polise bildirmesi üzerine, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, öğretmen T. hakkında soruşturma başlattı. Öğretmen T. ise, küçük Kubilay'ın tüm uyarılarına rağmen sınıfa girmediğini öne sürerek, kendisini şöyle savundu: "Çocuğun ensesine sadece iki tokat vurdum. Vurduğum o tokatlar, çocuğu hastanelik etmeye yetmez."

Ağrı'da Anadolu Ticaret Meslek Lisesi öğrencisi E. K. (16), derse geç kaldı. Derse girme izni almak için Müdür Yiğit Demir'in odasına giden K., müdüründen önce azar işitti, ardından tekme tokat dayak yedi. Sınıfına giden ancak fenalaşan K., öğretmeni tarafından evine gönderildi. Eve gelen oğlundan durumu öğrenince polise gidip müdürden şikayetçi olan anne Aslı K., "Gece aniden fenalaştı. Dayak yediğini anlatınca beynimden vurulmuşa döndüm. Olayın peşini bırakmayacağım" dedi. Demir ise, iddiaları reddetti.

İstanbul, Tuzla'da, Farabi İlköğretim Okulu 6. sınıf öğrencisi Y. U.'nun (11) annesi Hasret U., Tuzla Merkez Karakolu'na başvurarak, oğlunun din dersi öğretmeni Ubeydullah Ozan tarafından dövüldüğünü öne sürdü. Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne gönderilen Y. U.'ya üç günlük rapor verildi. Y. U., son dersin bitmesine dakikalar kala beslenme çantasını yere düşürdüğünü belirterek, "Çantamı toplarken öğretmen bağırdı. Sonra başıma ve sırtıma yumrukla vurdu, bacaklarıma tekme attı. Bir daha tekme atınca kapıyı açıp kaçtım" dedi. Geçici görevle bu okulda bulunan İmam Hatip öğretmeni Ubeydullah Ozan'ın üç gün izin aldığı öğrenildi.

Akdeniz üniversitesinde YÖK protestosuna katıldığı gerekçesiyle Teknik Bilimler Meslek Yüksek Okulu 1. Sınıf Öğrencisi Caner Akkara'ya 1 dönem okuldan uzaklaştırma cezası verildi. Cezayla ilgili konuşan Akkara, soruşturma açıldığından kendisinin haberdar edilmediğini kaydetti. Akkara, "Kimse bana soruşturma açıldığına dair bir belge göndermedi, savunma yapmak için çağırılmadım. 10 Ocak günü öğrenci işlerinin panosunda ismimi gördüm, acilen öğrenci işlerine gelemem isteniyordu. Gittiğimde ceza aldığıma dair belge verdiler ve 'kayıt yenileme dönemine gelme, ceza aldın' dediler" dedi.

Balıkesir Üniversitesi (BAÜ) bahçesinde Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) uygulamalarını protesto eden ve haklarında soruşturma açılan öğrencilerden 12'si Eğitim-Sen binasında 48 saatlik açlık grevine başladı.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde gözaltına alınan 47 öğrencinin serbest bırakılması için yürümek isteyen 700 öğrenciye jandarma müdahale etti. Yaşanan arbedede üniversitenin camları kırılırken, gözaltına alınan 7 öğrenci serbest bırakıldı.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kampüsü'nde bulunan Merihşah Öğrenci Yurdu'nun kantininde karşıt görüşlü öğrenciler arasında çatışma çıktı. Kantinde ülkücü öğrenciler ile sol görüşlü öğrenciler arasında çıkan tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü. Kavga nedeniyle kantine baskın düzenleyen jandarma 47'si sol görüşlü 15'i ülkücü, 62 öğrenciyi gözaltına aldı. Gözaltına alınan öğrencilerin Kampüs Karakolu'nda tutulduğu bildirildi. Üniversite'de 10 Ocak'ta, sol görüşlü bir öğrenci dövülmüş, olay sol görüşlü öğrencilerin tepkisine yol açmıştı.

Ahmet Yesevi Öğrenci Yurdu'nda bir ay önce sağ ve sol görüşlü iki gurup arasında çıkan kavgada yer aldıkları iddia edilen 8 öğrenci yurttan atıldı. Yurttan atılan Dokuz Eylül Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler öğrencisi Özgür Kömürcü, "sağ görüşlü diğer 4 öğrencinin soruşturma sırasında ifadesine başvuruldu ancak biz hiçbir şekilde dinlenilmedik" dedi. Yurttan çıkarıldıkları için mağdur olduklarını söyleyen Kömürcü, "Yurttan atıldıktan sonra arkadaşlarımızla kalmaya başladık. Maddi durumlarımız iyi değil zor durumda bırakıldık" diye konuştu. Kömürcü, kararın iptali için gerekli yerlere başvuruda bulunacaklarını da sözlerine ekledi.

Trakya Üniversitesi'nde (TÜ) bir grup öğrencinin, Fen Edebiyat Fakültesi karşına koydukları "tepki sandığı", üniversite güvenlik görevlilerince kaldırılmak istendi. Ancak, öğrenciler sandığın kaldırılmasına karşı çıktı. Polis, öğrencileri dağıtarak sandığı almak isteyince, öğrencilerle güvenlik güçleri arasında tartışma çıktı. Çıkan arbede sonucu bazı öğrenciler fenalık geçirirken, 9 öğrenci gözaltına alındı.

Adana Tepedağ Lisesi yeni bir dayak olayıyla gündeme geldi. Sınav öncesinde arkasına dönüp arkadaşından silgi isteyen S.Y. (16), öğretmeni Süleyman Saz tarafından feci şekilde dövüldü. Kız öğrenci hastanelik olurken daha önce kendisi de öğrenci dövmekle suçlanarak hakkında soruşturma açılan Okul Müdürü Hamdi Özdemir olayı inkar etti.

Konya'nın Çumra ilçesinde çocuklarını okula göndermeyen 52 aileye para cezası tebliğ edildi. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nce, uyarılara rağmen, çocuklarını okula göndermemekte ısrarcı olan 52 aileye polis ve jandarma aracılığıyla çocukların okula gitmediği her gün için 17 milyon lira para cezası tebliğ edildi. Ailelerin ısrarcı tutumlarını sürdürmeleri durumunda savcılığa suç duyurusunda bulunacağı kaydedildi.

24 Kasım Öğretmenler Günü kutlamalarına katılmadıkları gerekçesiyle üç öğretmene verilen uyarı cezası, mahkemeye intikal etti. İzmir Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi Elektrik Bölümü'nde görev yapan Aziz Uslu Yiğit, Fatih Şenyapar ve Lütfi Çelikdemir, aldıkları uyarı cezası üzerine İzmir İdare Mahkemesi'ne, onurları kırıldığı ve sicillerine haksız bir işlem yapıldığı gerekçesiyle başvurdu. Öğretmenler Günü'nün milli bir bayram veya özel gün olmadığını belirten öğretmenler, 24 Kasım'ın Pazar günü izin günlerine denk geldiğini belirtti. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) 1 No'lu Şube Eğitim Sekreteri Nihat Sefer, öğretmenlere verilen cezaya tepki gösterdi. Sefer, "Uygulama, Anayasa'ya tamamen aykırı ve hukuk dışıdır. Öğretmenleri yönlendirmek istiyorlar." dedi. Okul yönetimi ise, konu hakkında yasal haklarını kullandıklarını açıkladı.

Aralarında "İdeolojik maksatlı halay çekmenin" de bulunduğu çeşitli suçlamalarla halklarında soruşturma açılan Marmara Üniversitesi öğrencileri, İHD İstanbul Şubesi'nde basın açıklaması yaptı. Öğrenciler adına konuşan Ferit Karahan, artık halay çekmenin dahi soruşturmalara tabi tutulduğunu söyledi. 51 öğrenci hakkında iki-üç soruşturma birden açıldığını idle getiren Karahan, şunları söyledi: "Anadilde eğitimin yanı sıra halay çektiğimiz için de örgüt üyesi taraftarı olarak hakkımızda soruşturmalar açıldı. Bir çok öğrenci YÖK'ün tutumundan dolayı yurtlardan ayrılmak zorunda kaldı. Bir çok arkadaşımızın bursları ve kredileri kesildi. Okulun her katına kameralar yerleştiriliyor ve öğrenciler sivil polisler tarafından izleniyor, psikolojik baskı yapılıyor. Bizler Marmara Üniversitesi öğrencileri olarak YÖK'ün bu antidemokratik uygulamalarını kınıyor, kamuoyunu buna karşı duyarlı olmaya çağırıyoruz."

Türkiye AB uyum yasalarıyla kağıt üzerinde demokratikleşirken Marmara Üniversitesi öğrencileri, AB uyum yasalarını halay çekerek kutladıkları, anadilde eğitimle ilgili pankart astıkları ve YÖK aleyhine basın açıklaması yaptıkları gerekçesiyle 'disiplinlik' oldu. Çeşitli tarihlerdeki üç eyleme katılan 51 öğrenci hakkında 6 ay okuldan uzaklaştırma isteniyor.

Polis memuru Osman Yılmazer, okul servisinde 11 yaşındaki kızı ile kavga eden öğrenciyi okulunu basıp hastanelik etti. Olay Batıkent Prof. Dr. Mehmet Sağlam İlköğretim Okulu'nda meydana geldi. Bir gün önce okul servisinde kızıyla kavga ettiği gerekçesiyle polis memuru Osman Yılmazer ertesi sabah 14 yaşındaki O.G.'nin okuluna gitti. Spor salonunda yakaladığı O.G.'ye saldıran öfkeli polis, diğer öğrencilerin yanında onu tekme-tokat dövmeye başladı. Daha sonra okulu terk eden polisin ardından öğretmenler O.G.'yi hastaneye kaldırdılar. Olayı öğrenen baba Mehmet G., oğlunu döven polisten şikayetçi olmak için Batıkent Polis Karakoluna gitmiş. Ancak polis memuru Osman Yılmazer'in de aynı karakolda görev yaptığı ortaya çıktı. Mehmet G., karakolda hazırlanan tutanaklara göre dayak yiyen oğlunun sanık konumuna düşürüldüğünü iddia etti. Baba G. "Polisi şikayete gittim. Ancak o benim oğlumdan kızını dövdüğü iddiasıyla kaşla göz arasında şikayetçi olmuş. Evraklar hazırlandı, biz savcının karşısına polisin sanık olarak çıkmasını beklerken, oğlum mahkemeye çıktı" dedi.

Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde iki gurup arasında çıkan silahlı çatışmada 2 kişi hayatını kaybederken, 1 kişi de ağır yaralandı. Olay sonrasında 7 kişi gözaltına alındı. Edinilen bilgiye göre; Cumhuriyet Üniversitesi Kampusu içerisindeki sosyal tesislerin işletmecisi Osman İ. İle Cengiz Y., Cevat B., Ali Ç., Alparslan G., Cabir İ., Fazlı E., ve Yasin Ö., arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Kavgada Cengiz Y., belindeki tabancasını çekerek işletmenin sahibi Osman İ., ile Fatih Hüseyin İpek ve Hasan Şahinbay'a 7 el ateş etti. Osman İ. Olay yerinde, Hasan Şahinbay kaldırıldığı Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesinde hayatını kaybetti. Hastaneye kaldırılan Fatih Hüseyin İpek'in durumunun ağır olduğu bildirildi. Cengiz Y., Cevat B., Ali Ç., Alparslan G., Cabir İ., ve Fazlı E., polis tarafından gözaltına alındı. Sosyal tesisler binasının çevresinde yapılan araştırmada, polis tarafından bir bıçak bulundu. Soruşturma sürüyor.

Daha önce bir kız öğrencinin dayak yediği Tepebağ Lisesi'nde şimdi de bir erkek öğrenci okul müdüründen yediği dayaktan hastanelik oldu. Lise birinci sınıf öğrencisi Ömer Kahraman başı ağrıdığı için sağlık ocağına sevk isteyince müdür Hamdi Özdemir tarafından dövülerek hastanelik edildi. Kahraman arkadaşlarının yardımıyla Devlet Hastanesi'ne götürülürken, müdür Özdemir; "Arkadaşları ile kavga etmişler, olur böyle şeyler" dedi.

ÖSS ortaöğretim başarı puanlarının normal liselere göre 0.5 yerine 0.2 ile çarpılması sonucu mağdur olan 821 bin 895 meslek lisesi öğrencisi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa AİHM'e dava açtı.

Kars Üniversitesi Ardahan Meslek Yüksek Okulu Müdürü Doç. Dr. Abamüslüm Güven, son bir ay içinde çeşitli gerekçeler ileri süren polisin sık sık öğrencilerin kaldığı koğuşlarda bayan polis olmadan girilerek arama yapıldığını belirterek, Büro Bölümü'nde okuyan bir kız öğrencinin gözaltına alındıktan sonra ifade vermeye zorlandığını belirtti. Güven, konuyu rektörlüğe ve YÖK'e ileteceklerini kaydetti.

"Bu ülke, İmam Hatip lisesi mezunlarına terk edilemez" şeklinde açıklamalarda bulunan İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu'na Türkiye İmam Hatipliler Vakfı'ndan (TİMAV) sert tepki geldi. Alemdaroğlu'nun bölücülük yaptığını belirten TİMAV, "İmam-Hatipliler olarak Alemdaroğlu hakkında suç duyurusunda bulunuyor ve savcılarımızı göreve çağırıyoruz" dedi. TİMAV'ın yaptığı açıklamada, Alemdaroğlu'nun "zavallı" olduğu belirtilerek, "Bu okulları sistem dışı bir kuruluş gibi göstererek Atatürk düşmanı ilan etmek, hiç kimsenin hakkı ve hadi değildir. Bunu yapanlar, yani bölücülük ve ayrımcılık yaparak bireyler arasına nifak ve düşmanlık sokanlar, yasalarımıza göre suç işlemektedir" denildi.

ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ

HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ve sekreter Ebubekir Deniz'in 25 Ocak 2001'de gözaltında kaybolmasını protesto eden ve aralarında Siirt İl Örgütü yöneticilerinin da bulunduğu 40 kişiden 10'una "izinsiz gösteri yaptıkları" gerekçesiyle 1'er yıl 3'er ay hapis cezası verildi.

İHD Hakkari Şubesi'nin dernek binasında "Hayata Dönüş" operasyonunun yıldönümünde düzenlediği basın toplantısına dinleyici olarak katılan HADEP Merkez İlçe Başkanı Hatice Demir hakkında soruşturma başlatıldı. "2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Kanunu'na muhalefet etmek"le suçlanan Demir, "Bu ne biçim soruşturma?" diyerek tepki gösterdi.

Mardin'in Nusaybin İlçesi'nde "okulda çete oluşturarak öğretmenleri tehdit ettikleri ve yasadışı bildiri dağıttıkları" iddiasıyla gözaltına alınan 17 kişi savcılığa sevkedildi. Polisler tarafından 30 ve 31 Aralık 2002'de düzenlenen operasyonlarda toplam 17 kişi gözaltına alındı. Nusaybin Emniyet Müdürlüğü'nde tutulan ve aralarında 11 lise öğrencisi ile 5 HADEP Nusaybin Gençlik Kolları üyesi ve 1 gazete dağıtımcısının da bulunduğu 17 kişi, sorgularının tamamlanmasından sonra Nusaybin Savcılığı'na sevkedildi. Gözaltına alınanlar arasında bulunan Mehmet Ali Çelik'in, gözaltında işkence gördüğü ve bu yüzden yürüyemediği iddia edildi. İsimleri öğrenilemeyen 3 kişi dışında savcılığa sevkedilenlerin isimleri ise şöyle: "Yeniden Özgür Gündem dağıtımcısı Mehmet Ali Çelik, Nusaybin Gençlik Kolları Başkanı Baki Narman, yöneticiler Süleyman Tekin, Veysi Biçen, lise öğrencisi Diler Elmas, Selma Keskin, Bahattin Emre, Mehmet Emin Deniz, Yaşar Ayaz, Hıdır Moğol, İdris Alp, Mehmet Emin Yeşilmen, İlhan Elçioğlu ve Tırab Elçiğolu.

HADEP Merkez İlçe Kongresi'ne katıldığı ve HADEP'le irtibat halinde olduğu gerekçesiyle hakkında soruşturma açılan eğitimci Mehmet Kılıçtepe, Yozgat'a sürgün edildi. Sendikacı oldukları için gelen bütün davetlere gittiklerini belirten Kılıçtepe, "AKP, CHP ve SP gibi siyasi partilerin davetlerine de gittik" dedi. Kılıçtepe, hakkındaki soruşturmanın JİTEM'in istemiyle açıldığını belirterek, "Bu bilgiyi mahkemeden aldım" dedi.

İnönü Üniversitesi'ne bağlı Turgut Özal Tıp Merkezi'nde çalışan 122 işçinin daha işine son verildi. Sağlık-İş Sendikası'nın örgütlenme çalışması yürüttüğü tıp merkezinde Aralık 2002'de 22 işçi işten çıkarılmıştı.

Diyarbakır'da yılbaşı gecesi izinsiz gösteri yaptıkları iddia edilen 2 HADEP'li tutuklandı. Yılbaşı gecesi Sanat Sokağı'nda toplanan ve slogan attıkları iddia edilen HADEP Kayapınar beldesi kongre üyesi Hacı Turgut ve Merkez İlçe kongre üyesi Metin Baran, gözaltına alındı. Emniyet Müdürlüğü'ndeki sorgulamalarının ardından mahkemeye sevk edilen Hacı Turgut ve Metin Baran, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefetten tutuklandı.

DEHAP Nusaybin İlçe Örgütü'nün yeni yıl nedeniyle çıkardığı takvimlerin dağıtımı Nusaybin'de polis tarafından engellendi. DEHAP'tan verilen bilgiye göre takvimler hakkında herhangi bir toplatma kararı bulunmuyor. Buna rağmen Nusaybin Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polislerin takvim dağıtımına izin vermediği belirtildi. Polislerin, takvimlerin sadece DEHAP binasında asılabileceğini söyledikleri savunulurken, DEHAP yöneticileri uygulamanın keyfi bir tutum olduğunu belirterek, polislerin tavrını kınadıklarını belirttiler.

Ankara DGM Savcısı Hakan Kızılarslan'ın, HADEP Gençlik Kolları 1. Olağan Kongresi'ne ilişkin başlattığı soruşturma sonuçlandı. Kızılarslan, HADEP yönetici ve üyelerinin yanı sıra çeşitli kurum temsilcilerinin de bulunduğu 18 kişinin, 7.5 yıla kadar hapsini istedi.

Elazığ'ın Karakoçan İlçesi'nde DEHAP'ın düzenlediği şölende "Siyasi partiler Yasası'na muhalefet ederek Kürtçe konuştukları ve yasadışı sloganlara göz yumdukları" gerekçesiyle aralarında HADEP Karakoçan İlçe Başkanı Abdulkadir Gül'ün de bulunduğu 7 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.

Elazığ Keban İlçe Kaymakamı Adem Uslu'nun fakir öğrencilere yapılan sosyal yardımlarından HADEP ve DEHAP'lı ailelerin çocuklarını yararlandırmadığı belirtildi. DİHA'dan edinilen bilgiye göre HADEP Keban ilçe başkanı Nadir Demir, 16 Ekim 2002 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından Keban'a atanan Adem Uslu'nun göreve geldiği günden bu yana 'ayrımcılık' yaptığını söyledi. Demir, Uslu'nun Ramazan Bayramı öncesi Elazığ Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından öğrencilere verilen 50'şer milyon liralık yardımlardan HADEP ve DEHAP'lıların çocuklarını yararlandırmadığını belirtti.

Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, HADEP Gençlik Kolları'nın 2000 yılında düzenlediği kongreye katılan 18 kişinin "silahlı terör örgütüne yardım ve yataklık etme" gerekçesiyle yargılanmasını istedi. Soruşturma sonunda bir iddianame hazırlayan Başsavcılık, kongreye katılan HADEP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Turan Demir, HADEP eski Genel Sekreteri Mahmut Şakar'ın da aralarında bulunduğu 18 kişiyi, "KADEK lehine sloganların atıldığı, peşmerge kıyafetlerin giyildiği, İstiklal Marşı'nın okunmadığı kongreyi" organize etmekle suçladı. İddianamede, adı geçen kişilerin 6 yıldan 10 yıla kadar ağır hapsi istendi.

DEHAP Pendik İlçe Yönetim Kurulu üyesi Nedim Tutmaz'ın evine gelen polis, "Bu terörist" diyerek komşularına teşhir edildi, sonra da karakol yerine boş bir arazide sorgulandı. DİHA muhabirine yaşadıklarına ilişkin bilgi veren Nedim Tutmaz, 3 Ocak Cuma günü kendisi işteyken Pendik Taştepe'deki evine sivil polislerin geldiğini belirtti. Polislerin 4 yıl Ümraniye Cezaevi'nde kalan ve kısa bir süre önce tahliye edilen oğlu Fırat'ı sorduklarını belirten Tutmaz, yaşananları şöyle özetledi: "Polis içeri girmek istemiş, ama eşim, arama izinleri olmadığı için izin vermemiş. Sonra da beni aradı. Eve gittim ama polisler ayrılmıştı. Ancak akşam saatlerinde geri geldiler. Yine içeri girip evi arayacaklarını söylediler. Arama iznini sordum. 'Yok' deyince ben de dışarı çıkıp kapıyı kapattım. Evden ailemin fotoğraflarını alacaklarını söylediler, ama ben yine arama izni sordum." Polislerin sürekli arama izni sorduğu için çok sinirlendiğini anlatan Nedim Tutmaz şöyle devam etti: "Bunun üzerine beni gözaltına aldıklarını söylediler. Apartmandan çıkarken de komşularıma 'Bu terörist' diye beni gösterip teşhir ettiler. Beni karakola götüreceklerini bekliyordum, ama onlar polis aracını mahalledeki boş bir arsaya çektiler. Bana 'Eğer İstanbul dışına çıkarsanız gelip bize haber vereceksiniz. Bizden habersiz hiçbir şey yapmayacaksınız' dediler. Ben de 'Savcılığın böyle bir uygulaması var ise, elbette uyarız. Ama yoksa yerine getirmeyiz' dedim. Bunun üzerine beni serbest bıraktılar." Polislerin 3 gün önce bu kez telefonla aradığını ve karakola çağırdığını ifade eden Tutmaz, suç duyurusunda bulunabileceğini söyledi.

Ankara Cumhuriyet Savcılığı, seçim bürosu açılış töreninde halkı "Kürtçe selamladıkları" gerekçesiyle DEHAP Genel Başkanı Mehmet Abbasoğlu ile HADEP PM Üyesi Orhan Miroğlu hakkında soruşturma başlattı. Savcılık tarafından başlatılan soruşturmada, Mehmet Abbasoğlu ve Orhan Miroğlu'nun Mardin'in Midyat ilçesindeki bir seçim bürosu açılışı sırasında halkı Kürtçe selamlayarak "Siyasi Partiler Yasası'na muhalefet ettikleri ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'nı ihlal ettikleri" iddia ediliyor.

Diyarbakır'da OHAL kalkmasına rağmen hukuk işlemiyor. EMEP'in "Amerikan Kuklası İktidar İstemiyoruz, Irak İşgalini Durduralım" ibareli afişlerinin asılmasına Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü müdahale etti. Afiş asan EMEP İl Başkanı Yavuz Karakuş'un da aralarında bulunduğu 6 EMEP'li gözaltına alındı. Karakuş ve EMEP üyeleri daha sonra serbest bırakılırken, İHD Diyarbakır Şube Başkanı Selahattin Demirtaş, yaşanan gözaltının hukuka aykırı olduğunu belirtti.

ÖDP basın açıklaması yaparak "Savaş'a hayır" dedi. Basın açıklaması yapmak için Beyoğlu'ndaki İstanbul İl binası önünde toplanan ÖDP'liler, Amerikan Konsolosluğu önüne yürümek istedi. Ancak buna izin vermek istemeyen polis ve ÖDP üyeleri arasında arbede yaşandı. İstiklal Caddesi'ni, Galatasaray Lisesi ve Tünel yönünde kesen polis, ÖDP'lileri küçük bir alana sıkıştırdı. Yürümekte kararlı olan ÖDP'lilerle polis arasında yapılan görüşmelerden sonra, Kumbaracı Yokuşu'ndaki konsolosluk yakınlarına kadar yapılacak yürüyüşe izin verildi.

HADEP İzmir Gençlik Kolları üye ve yöneticisi 11 kişi gözaltına alındı. İzmir polisi, sabaha karşı Konak'ta ve Kadifekale'de İlçe Gençlik Kolları Başkanı Barış Kimsesiz, İlçe Gençlik Kolları Yöneticisi Mehmet Hayır Acar ile üyeler Mesut Yılmaz, Hacı Doğan, Mesut Işık, Ferhat Yarar, Mehmet Simav, Şevket Yıldız, Yüksel Genç, Hülya Karataş ve Samet Rahat'ın evine baskın düzenleyerek gözaltına aldı. Van'da ise HADEP Özalp İlçe Başkanı Mehmet Salih Atay, sayman Yaşar Avun ile il gençlik kolları üyesi Ercan Tay'ı "yasak yayın bulundurduğu" gerekçesiyle evleri aranarak gözaltına alındı.

HADEP Gaziantep İl Gençlik Kolları yöneticisi Hüseyin Karadağ, elektrikçi, postacı, Sosyal Yardımlaşa ve Dayanışma Vakfı görevlisi kılığında evlere giden polisin üyeleri hakkında bilgi almaya çalıştığını ileri sürdü. Hüseyin Karadağ, gençlik kolları yöneticileri üzerindeki baskıların yaklaşık iki ay önce başladığını belirtti. İl gençlik kolları yöneticilerinin sürekli takip edilerek kaldıkları evlerin gözetim altında tutulduğunu iddia eden Karadağ, Şehitkamil ile Şahinbey ilçe gençlik kolları yöneticilerinden Abdullah Vural, Yılmaz Yiğit, Mustafa Yiğit, Edip Kaya, Müslüm Karadağ ve Salih Işık'ın baskılara maruz kaldığını ifade etti. Karadağ, şunları söyledi: "Gençlik üye ve çalışanları tehdit ediliyor, sindiriliyor. Psikolojik baskı altında alınıyor. Çalışanlarımız ile aileleri karşı karşıya getirme, birbirlerine ihbarcı gibi gösterme şeklinde uygulamalar var. Örneğin Abdullah Vural'a gidip seni Mustafa Yiğit ihbar ediyor, aynı şekilde Mustafa Yiğit'e gidip Abdullah Vural seni ihbar ediyor şeklinde arkadaşlarımız arasında güvensizlik ortamı yaratılmak istenmektedir." HADEP Kadın Kolları eski yöneticisi Bircan Demir de, tehditlerden ve takip edilmekten bunaldığını söyledi. Demir şunları anlattı: "Evin ve dükkanın önünde sürekli polis arabası bulunuyor. Takip edildiğimden dışarı çıkamıyorum. Gittiğim her ev, görüştüğüm her kişi de tehdit ediliyor. Ailece görüştüğümüz mahalledeki tanıdıklarımıza, dükkanımızdan alışveriş yapan herkese 'Bunlar karanlık işlerle uğraşıyor, terör örgütüyle bağlantıları var, bunlarla görüşen dükkanlarından alışveriş yapan herkesin başına kötü şeyler gelir' şeklinde tehdit ediliyor."

Van'ın Özalp İlçesi'nde 3 HADEP'linin, mahkemeye çıkarılırken elleri kelepçeli halde ilçe merkezinde dolaştırılarak teşhir edildiği bildirildi. Özalp'ta 3, İzmir'de de 6 HADEP'li tutuklandı. Afiş asan 6 HADEP'liye de ceza verildi. 12 Ocak'ta düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan 3 HADEP'li, önceki gün çıkarıldıkları Asliye Ceza Mahkemesi'nce tutuklanarak Özalp Kapalı Cezaevi'ne konuldu. HADEP İlçe Başkanı Mehmet Salih Atay ile İlçe SaymanıYaşar Avun'un "Örgüte yardım ve yataklık yapan birini evlerinde barındırdıkları", İl Gençlik Kolları çalışanı Ercan Tay'ın ise "yasak yayın bulundurduğu" gerekçesiyle tutuklandığı öğrenildi. Bu arada İzmir polisinin gözaltına aldığı 8 HADEP'li İzmir DGM'ye sevkedildi. İfadeleri alınan Şevket Yılmaz, Yücel Genç, Barış Kimsesiz, Mesut Yılmaz, Hacı Doğan ve Ferhat Yaner, "KADEK'e yardım yataklık ettikleri ve yasa dışı eylemleri yönlendirdikleri" gerekçesiyle, tutuklanarak Bergama Cezaevine gönderildi. Mesut Işık ve M. Hayri Acar serbest bırakıldı. Öte yandan Siirt'te 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde "Demokratik Toplum- Özgür Birliktelik İçin Kadınlar El Ele" yazılı afişleri, izin almadan astıkları iddiasıyla haklarında Sulh Ceza Mahkemesi'nde dava açıla HADEP eski İl Başkanı Ahmet Konuk ile parti yöneticileri Bedrettin Polat, Emin Dayan, Muhyettin Timurlenk, Emin Batur ve Merkez İlçe Başkanı Abdurrahman Taşçı'ya 2 ay 13'er gün hapis ve 7'şer milyon para cezası verildi.

Grup Yorum, Çorum'da düzenlediği konserinde, ABD'nin olası Irak müdahalesine karşı konuşma yapınca, Çorum Cumhuriyet Savcılığı tarafından grup elemanlarına soruşturma açıldı. Savcılık, grup elemanlarının savaş karşıtı konuşmasını ve seyircilerin attığı "Kahrolsun Amerika" sloganlarını suç unsuru olarak gösterdi.

Batman'da Barış Platformu, "Türkiye'nin savaşta taraf olmasını istemiyoruz" sloganıyla imza kampanyası başlattı. Kampanya çerçevesinde açılacak standlara ise "kamu güvenliği" gerekçesiyle izin verilmedi.

Batman Emek Platformu'nun eylemine müdahale eden polis, 27 kişiyi gözaltına aldı. Belediye binası önünde toplanan Emek Platformu üyelerinin yapacağı basın açıklamasına "kamu güvenliği" gerekçesiyle izin verilmedi. Öte yandan basın açıklamasına destek vermek için gelen ve aralarında DEHAP İl Başkanı Haydar Tekin'in de bulunduğu 27 kişi gözaltına alınarak Emniyet Müdürlüğüne götürüldü. Gözaltı gerekçesi olarak önceki gün HADEP'lilerin merkez ilçe binası önünde yapılan basın açıklamasında "kamuya açık alanın ihmal edilmesi" gösterildi.

TBMM'ye bağlı Milli Saraylar Daire Başkanlığı'nın İstanbul'daki saraylarında "geçici işçi" statüsüyle çalışan 570 işçinin sözleşmeleri sendikalı olduktan sonra feshedildi.

Emek Platformu tarafından çıkarılan, "Savaşa Hayır" konulu afiş, "Körfez krizi öncesinde toplumda gerginlik yaratacağı" gerekçesiyle Van Sulh Ceza Hakimliği tarafından toplatıldı. Ayrıca Eğitim-Sen Erzurum ve Edirne şubeleri polis tarafından basılarak afişe el konuldu.

3 Kasım seçim çalışmaları sırasında afiş asan ikisi çocuk üç kişi hakkında "Eğitim kurumuna izinsiz afiş astıkları" gerekçesi ile dava açıldı. "Amerikan düzen partilerine oy yok" afişi asan gençlerin, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaları isteniyor. Beyoğlu Adliyesi 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nde açılan davanın ilk celsesi 19 Şubat 2003 günü görülecek.

Marmara Üniversitesi'nde (MÜ) 51 öğrenci hakkında, "YÖK protestosuna katılmak, afiş asmak, okulda gösteri düzenlemek ve katılmak" iddialarıyla soruşturma açıldı. "Yüksek öğretim kurumuna ait mahallerde yetkililerden izin almadan toplantılar düzenlemek, bu tür toplantılara katılmak, temsil yetkisi olmadığı halde temsilci sıfatını kullanarak beyanatta bulunmak; toplantı ve törenlere katılmak" gerekçesi ile açılan soruşturmaların final haftasına denk getirilmesi dikkat çekici.

Eğitim-Sen, Erzincan Şubesi'nin Emek Platformu tarafından çıkarılan "Savaşa Hayır" konulu afiş gerekçe gösterilerek basılması nedeniyle suç duyurusunda bulunacak. Afişin yasaklandığı gerekçesiyle yapılan baskında sendikanın tüm evraklarının da tarumar edildiği bildirilirken, Eğitim-Sen Genel Merkezi tarafından yapılan açıklamada, "Savaşa karşı çıkmak ne zamandır suç oluyor?" diye soruldu. Erzincan polisinin tutumu kınanarak, "Barış afişinin yasaklanması ve yasaklanan afiş için sendika basılması anlaşılır değil" denilerek, suç duyurusunda bulunulacağı bildirildi.

Emek Platformu tarafından savaş karşıtı kampanyalarda kullanılmak üzere hazırlanan ve karikatürlü afişin yasaklanma kararında gerekçe olmadığı belirlendi. Karar üzerinde polis Yapı Yol-Sen, ESM, Tüm Bel-Sen, SES ve Eğitim-Sen Van şubesine baskın düzenleyerek afişlere el koydu. Emek Platformu Dönem Sözcüsü KESK Genel Başkanı Sami Evren de Konfederasyonlarına bağlı Eğitim-Sen'in Erzurum ve Edirne şubelerine polisin baskın düzenlediğini bildirdi. Evren, polisin bu şubelerde afişlere el koyduğunu ve sendikaları da talan ettiğini kaydetti. Platform'un Van Dönem Sözcüsü Tüm Bel-Sen Van Şube Başkanı M. Selim Bozyiğit ise karara itiraz etti.

Tez Koop-İş Sendikası Eskişehir Şubesi bir süre önce Kütahya Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğü'nde çalışan 14 işçiyi sendikalı yaptı. Sendika yöneticileri yasal prosedürü tamamlayarak yetki adlı ve karşılıklı görüşmeler sonunda toplu iş sözleşmesini bağıtladı. Sürecin devamı sırasında ve toplusözleşme imzalandıktan sonra sendika üyesi işçilere "sendikadan istifa etmeleri" yönünde baskılar yoğunlaştı. "İşten atma tehditleri" sonunda Tez Koop-İş Sendikası üyesi 8 kişi sendikadan istifa etti. Tehditlere aldırmayan 6 kişi ise işten atıldı.

TBMM Adalet Komisyonu'na F tipi cezaevleri ile ilgili hazırladıkları raporları sunmak üzere, İzmir'den Ankara'ya yola çıkan TAYAD'lı ailelere, Manisa-Salihli yolunda polis ve jandarma saldırdı. Otobüste bulunan 33 kişiden 9 kişinin ağır şekilde yaralandığı saldırı, 19 Ocak akşamı saat 18.15'te gerçekleşti. Ağır yaralıların isimleri şöyle: Mehmet Doğru, Sabahattin Kirazoğlu, Nazan Bilgen, Erdal Güngör, Sevilay İmsak, Esat Üçkan, Volkan Kara, Ozan Onar ve Özlem Özçelik. Ağır yaralılardan Esat Üçkan, Kula Devlet Hastanesi Acil Servisi'nde doktorun, "Ben sizi tedavi edemem, polis ve jandarma rapor yazmalı" dediğini söyledi.

İstanbul'da Sirkeci Postanesi'nden Başbakanlığa dilekçe göndermek isteyen HADEP'lilere polis gaz ve coplarla müdahale etti. Sayıları 200'ü bulan HADEP'liler yoğun güvenlik önlemi altında postaneye girerek Başbakanlığa telgraf çektikten sonra dışarı çıktı. İlk başta sessizce zafer işaretleri yaparak postaneden çıkan grubun 'zılgıt' çekmeye başlamasıyla çevik kuvvet ekipleri de müdahale etti. Biber gazı ve copla göstericileri dağıtan polis, 25 kişiyi gözaltına aldı. Polisin sıktığı biber gazından göstericiler kadar gaz maskesiz robocoplar ve gazeteciler de nasibini aldı.

Kısa adı TAYAD olan Tutuklu Aileleri ve Yakınları Derneği üyesi beş kişilik bir aile F tipi cezaevlerinin koşullarını Başbakanlık önünde protesto etti. Başbakanlığın önüne gelen aile, cezaevlerindeki koşulların iyileştirilmesi gerektiğini yüksek sesle bağırmaya başladı. Protestocular, "Tecritleri kaldırın, çocuklarımız hastanede ölüyor" dediler. Protokol girişi önüne gelen ve ikisi kadın olan beş kişilik ailenin protestosuna emniyet görevlileri müdahale etti. Protestocularla güvenlik görevlileri arasında kısa süreli bir boğuşma yaşandı. Protestocu aileyi etkisizleştirerek Çankaya Merkez Karakolu'na götüren Emniyet görevlileri protestocuların isimleri hakkında bilgi vermezken, "Sağlık sorunları olan zihinsel özürlü bir kadın" açıklamasını yapmakla yetindiler.

Üzerlerinde Türkçe ve İngilizce "Savaşa Hayır" yazılı önlükle Adana'nın Merkez İlçesi Yüreğir'e bağlı İncirlik Beldesi'ne, ardından da üsse girmek isteyen 2 kişi gözaltına alındı.

3 Kasım seçimi öncesinde "DEHAP'ı gerekli teşkilatlanmayı tamamlamış gibi gösteren" Genel Başkan Mehmet Abbasoğlu ve 26 parti yöneticisi hakkında "resmi belgede sahtecilik" suçundan dava açıldı. DEHAP'lılar hakkında 12'şer yıla kadar ağır hapis cezası isteniyor.

Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) Diyarbakır il, Merkez İlçe ve Kayapınar Belde örgütleri, polis tarafından basıldı. Anakara 5. Asliye Mahkemesi tarafından hakkında toplatma kararı verilen "Savaşı durdurmak elimizde" yazılı bildirileri gerekçe gösteren Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı ekipler, eş zamanlı olarak Diyarbakır HADEP örgütlerine baskın düzenledi. 'Savaş karşıtı' bildirileri toplamak amacıyla yapıldığı öğrenilen baskınlarda, il ve ilçe teşkilatları didik didik arandı.

Bir grup üniversite öğrencisi tarafından kurulan Ankara Gençlik Derneği üyeleri Sinan Cevahir Yılçan, Durdu Vural ve Oktay Kaya, gözaltına alınarak tehdit edildiler. Dernek faaliyetlerine katıldıkları için gözaltına alınan öğrenciler, derneğin amacının gençliğin demokratik, sosyal ve kültürel sorunları etrafından örgütlenmek olduğu belirtilerek, derneğin yasal ve meşru olduğu vurguladılar.

Muş, Şırnak, Diyarbakır ve Hakkari'de savaş ve tecrit karşıtı eylemlere katıldıkları ileri sürülen toplam 16 kişi tutuklandı. Muş'ta "Savaşı Durdurmak Elimizde" başlıklı bildirileri dağıttıkları gerekçesiyle gözaltına alınan HADEP Muş Gençlik Kolları Başkanı Fehmi Saraç, üyeler Fatih Erol, Ömer Koç, İhsan Barut, Fırat Yetiş tutuklanırken, Diyarbakır'da ise evlerine yapılan baskınla gözaltına alınan Ömer Akbey tutuklanırken, Kayapınar Belde Teşkilatı Gençlik Kolları üyesi Meydin Kazeylek ile Serdar Şutilay evlerine düzenlenen baskında gözaltına alındı. Öte yandan Bingöl'de HADEP İl Gençlik Kolları sekreteri Yılmaz Bulut, "KADEK'e yardım ve yataklık yaptığı" iddiasıyla tutuklanarak cezaevine konuldu. Şırnak'ta ise Abdullah Mete (50), "KADEK'e yardım ve yataklık ettiği" iddiasıyla tutuklanarak, Şırnak Kapalı Cezaevi'ne konuldu. HADEP Gençlik Kolları Genel Merkezi, partilerine yönelik baskılara dikkat çekmek amacıyla yaptığı açıklamada son üç günde 150 üyesinin gözaltına alındığını, 25 üyesinin de tutuklandığını bildirdi. (Bu kısmı gözaltılara ve tutuklamalara yazmadım)

İstanbul Nurtepe'de halkın savaş isteyip istemediğini öğrenmek için sandık kurup referandum yapmak isteyen 16 kişi gözaltına alındı.

Doğa ve Sokak Hayvanları Derneği'nin 9 üyesi hakkında bir eylem sırasında dönem Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un fotoğraflarını yaktıkları gerekçesiyle 4'er aya kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede, sanıklar Süsen Erkuş, Arzu Sönmez, Mehmet Akif Uylukcu, Sevgi Soltane, Aytulu Kirazaldı, Kudret Öcal, Başar Abdal, Songül Beydil ve Orhan Kural'ın, Doğa ve Sokak Hayvanları Koruma Derneği üyesi oldukları belirtildi. Sağlık Bakanlığı'nın sokak hayvanlarıyla ilgili olarak yayınladığı genelgeyi gerekçe gösteren sanıkların, 25 Mayıs 2002 tarihinde Sultanahmet Meydanı'nda bir gösteri yaptıkları belirtilen iddianamede, bu gösteri sırasında, o tarihte Sağlık Bakanı olan Osman Durmuş'un fotoğraflarını yaktıkları ifade edildi.

İstanbul'da "Savaşa Hayır" referandum sandığı kurmak isteyen Temel Haklar ve Özgürlükler Platformu Girişimi'nden 4 kişi gözaltına alındı.

ABD'nin Irak'a yapacağı olası operasyon öncesi Beyazıt Meydanı'nda yapılması planlanan eylem öncesi Valilik, bir çok kurum ve kuruluşa üstü kapalı tehditte bulundu. Valiliğin, 26 Ocak 2003 günü saat 13.00'de yapılacak eylemi kanunsuz olarak niteleyen açıklamasında, "ABD'nin Irak'a muhtemel operasyonunu protesto etmek ve kamuoyu oluşturmak amacıyla ilimiz Eminönü İlçesi Beyazıt Meydanı'nda, 26.01.2003 Pazar günü saat 13.00'de kanunsuz bir eylem düzenleneceği yazılı ve görsel basından öğrenilmiş olup, söz konusu eyleme kurumunuzun da kitlesel olarak katılarak destek vereceği bilgisi alınmıştır" denildi. Yapılacak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü ile ilgili herhangi bir gerçek veya tüzel kişilik tarafından Valiliğe bildirimde bulunulmadığı belirtilen açıklamada, "Beyazıt toplantı ve gösteri yürüyüş alanları arasında değildir" vurgusu yapıldı. Son olarak yazılı açıklamada Beyazıt'taki eyleme katılacak kurum ve kuruluşların tüzel kişiliği ve üyeleri hakkında adli ve idari işlemlerin başlatılacağı tehdidinde bulunuldu.

Van'da, Adalet Bakanlığı'na faks çekmek isteyen DEHAP, Tay-Der ve Göç-Der üyeleri gözaltına alındı. Alınan bilgiye göre, Van'daki DEHAP, Tay-Der ve Göç-Der üyelerinden oluşan bir grup, tutuklular üzerinde uygulandığını savundukları "tecridin kaldırılması" için Adalet Bakanlığı'na faks çekmek istedi. Emniyet Müdürlüğü ekipleri ile üyeler arasında yaşanan kısa süreli gerginliğin ardından, 75 kişi gözaltına alındı.

İstanbul Beyoğlu'nda, izinsiz gösteri yapmak isteyen gruba müdahale eden polis, yaklaşık 60 kişiyi gözaltına aldı. İstiklal Caddesi üzerindeki Galatasaray Postahanesi'ne gelen ve kendilerini tutuklu aileleri olarak tanıtan yaklaşık 60 kişi, "F" tipi cezaevi uygulaması ve terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'a ilişkin, Adalet Bakanlığı'na telgraf gönderdi. Daha sonra telgrafı basın mensuplarına okumaya çalışıp slogan atmaya başlayan gruba, çevik kuvvet ekipleri müdahale etti.

HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ve yönetici Ebubekir Deniz'in Silopi İlçe jandarma Komutanlığı'na girdikten sonra kaybolmalarının 2. yıldönümünde basın açıklaması yapmak isteyen partililere izin verilmedi, 11 kişi gözaltına alındı.

Emek, Barış ve Demokrasi Bloğu bileşenleri ile Tuhayd-Der'lilerin Ebubekir Deniz ve Serdar Tanış'ın Silopi'de kaybedilişinin 3. yılında yapmak istediği basın açıklamasına polis müdahale etti. Önceki gün gerçekleştirilen eylemde bir çok kişi polis coplarıyla yaralanırken, Halil Bekmezci, Adnan Eyer, Süleyman Gün ve soyadı öğrenilemeyen Abdullah isimli bir üniversite öğrencisi yaka paça gözaltına aldı. Olayın ardından yaklaşık 40 kişi basın açıklanmasının yapıldığı alandan DEHAP il binasına kadar yürüyerek polis saldırısını protesto etti.

Türkiye Komünist Partisi (TKP), Kadıköy İskelesi ve Bakırköy Özgürlük Meydanı'nda savaşa karşı meşaleli yürüyüşler düzenledi. Kadıköy'de Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP)'nin de katıldığı basın açıklamasına polis izin vermeyerek 3 kişiyi gözaltına aldı.

Irak'a yönelik saldırı hazırlıkları konusunda referandum sandığı kurmak isteyen 5 kişi, polis tarafından gözaltına alındı. Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği üyeleri, Maltepe Gülsuyu'ndaki semt pazarında referandum sandığı kurmak istedi. Halkın görüşünün yansıtılması için sandık kurmak istediklerini belirten 5 kişi, daha sandığı kurmadan polis tarafından gözaltına alındı.

İstanbul'da, KADEK'e operasyonda, HADEP Esenler İlçe Başkanı Sabahat Tuncel gözaltına alındı. Polisten yapılan açıklamada, operasyonun 'örgüt paralelinde faaliyet gösterdiği' iddia edilen kurum ve kuruluşlara yöneltildiği belirtildi. Gözaltına alınan HADEP Esenler İlçe Başkanı Sabahat Tuncel ile, Kars Jandarma Komutanlığı'nca arandığı açıklanan Abdullah Şahin, DGM'ye sevk edildi.

"Alevi adıyla dernek kurmak, mezhep ayrımcılığı ve bölücülük yaratır" iddiasıyla Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği (ABKB)'ne verilen kapatma kararının Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından bozulması üzerine dava yeniden görülmeye başladı. Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde başlayan davanın ilk duruşmasında söz alan Savcı Fuat Samancı, mahkemenin eski kararında direnmesini istedi. Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği avukatları ise Dernekler Yasası'nda yapılan değişikliklerin kapatma gerekçesini ortadan kaldırdığına işaret ederek, Yargıtay kararına uyulmasını istediler. Hakim Yılmaz İğrek de Yargıtay'ın kararına uyulması gerektiğini açıkladı. Bunun üzerine Savcı Samancı, mütalaa için süre istedi. Duruşma, 26 Şubat 2003 tarihine ertelendi.

Hakkari'de DEHAP tarafından düzenlenen seçim mitinginde seslendirilen Kürtçe şarkı ve "Biji DEHAP" sloganlarına kayıtsız kaldıkları gerekçesiyle Miting Tertip Komitesi üyeleri hakkında dava açıldı.

Kars Cumhuriyet Savcılığı'nda, 14 Ekim 2002 tarihinde DEHAP tarafından Kars Kapalı Spor Salonu'nda düzenlenen konserde Koma Azad'ın Kürtçe şarkı okuması nedeniyle soruşturma başlattı. Soruşturmanın tamamlanmasından sonra DEHAP'lı yöneticiler Zeki Şur, Mehmet Alkan, Mahmut Boşnak, Haydar Ayırtır, Mehmet Yürüllü ve Av. Ayhan Erkmen hakkında Kars 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yine siyasi partiler yasasına muhalefetten dava açıldı.

Yüksekova Savcılığı, parti binası önünde toplanan savaş karşıtlarına balkondan "Savaşa hayır" diye seslenen DEHAP Yüksekova İlçe Sekreteri Resul Temel'in, "Silahlı örgüt üyeliğinden" yargılanmasını istedi. 25 Ocak günü 500 kişilik bir grup, ABD'nin olası Irak müdahalesini, cezaevlerindeki tecridi ve 2 yıl önce Silopi'de gözaltında kaybedilen 2 HADEP'linin bulunmamasını protesto etmek için DEHAP Yüksekova ilçe binası önünde toplandı. Parti balkonuna çıkarak gruba seslenen ve sözlerini "Savaşa hayır" diyerek bitiren DEHAP Yüksekova İlçe Sekreteri Resul Temel, 27 Ocak günü Emniyet ekipleri tarafından gözaltına alındı, aynı gün savcılığa çıkarıldı. Savcılık, ifadesini aldığı Temel'i "TCK'nın 312 ve 168/2 maddelerine göre yargılanacaksın" diyerek serbest bıraktı.

Şırnak'ın Silopi ilçesi ile İzmir'de düzenlenen operasyonlarda toplam 9 kişi gözaltına alındı. Silopi İlçesi Cudi Mahallesi'nde İsa Sakman'a ait eve baskın düzenleyen Silopi polisi, evde arama yaptıktan sonra İsa Sakman, Nurcan Sakman, Erivan Sakman ile gelinleri Hamra Sakman'ı gözaltına aldı. Öte yandan İzmir'de DEHAP Gençlik Kolları üyeleri Suat Sunay, Ersin Sefil, Burhan Bayar DEHAP il binası önünde, AKSM çalışanı Zülfü Aktulum ve Ali Durmuş da Çankaya Semti'nde gözaltına alındı.

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNE YÖNELİK BASKILAR/SALDIRILAR

SIĞINMA HAKKINA YÖNELİK İHLALLER

Yasal olmayan yollardan Yunanistan'ın Samos Adası'na geçmek isterken, Söke İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerince, 26 Eylül 2002 günü yakalanan Somali uyruklu 5 kadın, İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde bekletiliyordu. Emniyet yetkilileri, yaklaşık 2.5 aydır zorunlu misafir olarak gördükleri 5 kadının iadesiyle ilgili resmi yazışmaların tamamlandığını ve kadınların sınır dışı edilmek üzere ilçeden gönderildiğini bildirdiler.

Erzincan'da, yasadışı yollardan Türkiye'ye giriş yaptıkları belirlenen 23 Iraklı yakalandı.

Edirne'nin Meriç ilçesinde, yasadışı yoldan Yunanistan'a geçmek isteyen 45 kaçak yakalandı. Kaçaklar, ifadelerinde, 15 gün önce Hatay il sınırından kaçak olarak Türkiye'ye girdiklerini ve İstanbul2a geldiklerini, burada 700'er dolar karşılığında anlaştıkları üç kişi tarafından bölgeye getirildiklerini söylediler.

Çanakkale'nin Ezine ilçesinde, yurtdışına çıkma hazırlığı yapan 19 yabancı uyruklu, jandarma tarafından gözaltına alındı.

Yasadışı yollarla Kuzey Irak'tan Türkiye'ye sığınmacı olarak gelen 300 İranlı, Van'da eylem yaptı. Üçüncü bir ülkeye gitmek için uzun süredir cevap alamadıklarını belirten mülteciler, Birleşmiş Milletler (BM) Van Komiserliği önünde yaptıkları eylemde, "İran'a dönmek istemiyoruz" dediler. Baskı yüzünden İran'dan Kuzey Irak'a kaçtıklarını, oradan da Van'a geldiklerini belirten İranlılar şunları söyledi: "İran'a dönersek idam edileceğiz. Kuzey Irak'ta savaş olacak, Türkiye'de ise çalışmamız yasak. 2 yıldır parasız pulsuz buralarda sürünüyoruz. Üç ateş arasında kaldık. Avrupa ülkelerine gitmek için hakkımızı istiyoruz."

Edirne'de jandarma ve sınır devriye ekiplerinin yaptığı kontrollerde, yurtdışına çıkmak isteyen, 1'i Türk toplam 40 kişi ile bunlara kılavuzluk yaptığı belirlenen 3 Türk yakalandı.

ÇALIŞMA YAŞAMINA YÖNELİK İHLALLER

Türkiye'nin ve Avrupa'nın en büyük termosifon-kombi-kat kaloriferi üreticilerinden Baymak firmasının yüzde 50'lik hissedarı ve genel Müdürü Dr. Mehmet Murat Akdoğan'ın fabrika çalışanlarını tekme tokat dövdüğü iddiaları yargıya taşınırken, Akdoğan'ın avukatı suçlamaların asılsız olduğunu savundu.

Antalya'nın Elmalı ilçesine bağlı Düden köyünde yaşayan ve geçirdiği felç sebebiyle malulen emekli olmak isteyen Mustafa Sarı (62) adlı bir çiftçi, devlet hastanesinden 4 kez 'iş yapamaz' raporu almasına rağmen Bağ-Kur'un bu raporları kabul etmemesi karşısında emeklilik hakkından mahrum kaldı. 5 yıldır yataktan kalkmayan Mustafa Sarı, "Emekli olmam için niçin zorluk çıkartıyorlar, bir türlü anlayamadım" diye sızlanıyor.

ÖLENLER: Amasya'nın Merzifon ilçesindeki Yeniçeltek Kömür İşletmesi'nde kömür taşıması sırasında halatı koparak geriye kayan bir vagon, işçilerden Metin Ateş'in (37) üzerine devrildi. Ağır yaralanan Ateş, Merzifon Devlet Hastanesi'ne kaldırılmak istenirken yolda öldü.

Beypazarı'nın Çayırhan beldesinde faaliyetini sürdüren Park Enerji Termik Santrali'nde (Çayırhan Termik Santrali) meydana gelen kazada, santralin kömür transfer bantlarının kenarlarında kablo düzeltmesi yapan işçi Şerafettin Duran (42), bantların arasında sıkışarak öldü. Kazayla ilgili soruşturmanın sürdürüldüğü bildirildi.

Şanlıurfa'nın Harran ilçesinde, Çatalhurma köyündeki çırçır prese fabrikasında çalışan Sabiha Demir'in başı çırçır makinesine sıkıştı. İşçilerin tüm çabasına rağmen Demir, kurtarılamadı.

Adana'nın Ceyhan ilçesinde, TEM Otoyolu'nun Toros Gübre Fabrikası yakınlarında meydana gelen olayda, müteahhitlik firmasında çalışan kamyon sürücüsü Ramazan Taşkan (30), aracından indiği sırada, geri manevra yapan Adem Belen'in kullandığı iş makinesinin altında kaldı. Ramazan Taşkan, olay yerinde öldü.

Türkiye Taşkömürü Kurumu'na (TTK) bağlı Kozlu Müessese Müdürlüğü maden ocaklarından çıkarılarak özel sektöre ait kamyonlarla tesise getirilen kömür boşaltılırken, dikkatsizlik sonucu aracın muavini Şenol Kukuş'un (37) üzerine döküldü. Tesisin deposuna düşen Kukuş, yaşamını yitirdi.

Burdur'un Çavdır İlçesi'nin 10 kilometre dışındaki Batı Söke Çimento Fabrikası'nda meydana gelen kazada, Emin Sayın (32) ve Mustafa Binici (32) adlı işçiler, fabrikanın içine toprak taşıyacak bandın yanında çalışmaya başladılar. Banda toprak getiren cihazda tıkanıklık yaşanması sonucu bunu açmaya çalışan Sayın ve Binici, cihazdan boşalan toprağın altında kaldılar. Toprak altında havasız kalan Sayın ve Binici'nin cesetleri, fabrika çalışanları tarafından çıkarıldı.

Özel İdare Müdürlüğü'ne devredilen TKİ'ye ait ocakların sahası içerisinde bulunan özel ocakta, ilkel koşullarda kömür çıkaran Yusuf Kabul ve Temel Ceylan ve Şerif Tunç, göçük sonucu kömür altında kaldılar. Arkadaşları tarafından Şırnak Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Yusuf Kabul (39) kurtarılamadı, Temel Ceylan ve Şerif Tunç tedavi altına alındı.

Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) maden ocaklarında 2002 yılında gelen iş kazalarında 6 kişinin öldüğü, 2 bin 462 kişinin yaralandığı bildirildi. TTK Genel Müdür Yardımcısı Çetin Onur, yaptığı açıklamada, kuruma bağlı Karadon, Kozlu, Amasra, Üzülmez ve Armutçuk Müessese Müdürlüğü işyerlerindeki kömür ocaklarında, 11 bin 604 işçinin çalıştığını söyledi. Madenlerde genellikle göçük, grizu patlaması, vagon çarpması ve metan gazından zehirleneme gibi kazalar olduğunu anlatan Onur, "2001'de meydana gelen 5 ölümlü iş kazası geçen yıl 6'ya yükseldi. Yaralanmalılar ise 4 bin 274'den 2 bin 462'ye düştü" dedi.


Burdur'un Çavdır ilçesinde, Batıçim Çimento Fabrikası'nda meydana gelen kazada, Mustafa Bilici (33) ve Emin Sayın (30) adlı işçilerin çalıştıkları alanda toprak kayması meydana geldi. Üzerilerine toprak yığılan iki işçi olay yerinde can verdi.

Mersin'de bir kişi, işyerinde geçirdiği kaza sonucu öldü. Emniyet Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgiye göre, Bodaş Gübre Deposu'nda çalışan Veysi Yılğın, (20) başına makine parçası düşmesi sonucu ağır yaralandı. Yılğın, kaldırıldığı Mersin Devlet Hastanesi'nde hayatını kaybetti.

Samsun'un Tekkeköy ilçesinde Kutlukent beldesinde bulunan sanayi sitesindeki çelik eşya fabrikasında çalışan Cafer Aslan (32) ve Ahmet Savaş'ın (33) üzerine, vinçte bulunan 6 ton ağırlığındaki çelik kalıp düştü. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılan yaralılardan Cafer Aslan, müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Ahmet Savaş'ın tedavisi ise devam ediyor.

Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde, Nebi Balta'ya ait Meydan Mahallesi'ndeki inşaatın 3. ve 4. katının çökmesi sonucunda, işçiler Yaşar Elmaoğlu, Şevket Teksöz, Ahmet Dağ ve Hacı Şahin göçük altında kaldı. Birecik itfaiyesi ekipleri, güvenlik güçleri ve vatandaşların çabaları sonucunda, göçük altındaki Yaşar Elmaoğlu'nun (30) cesedi çıkarıldı. Ağır yaralı olarak kurtarılan Şevket Teksöz, Ahmet Dağ ve Hacı Şahin, Birecik Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.

Ankara'da metro inşaatının Çay Yolu-Ümitköy etabında meydana gelen iş kazasında, gece saat 21.00 sıralarında toprak delme matkabını kullanan operatör Bişar Canışık (24), kısa gelen matkabın ucunu, uzunu ile değiştirmek istedi. Değiştirme işlemini yaparken makinenin bir anda çalışmaya başlaması üzerine işçi matkaba sarılarak hayatını kaybetti.

Kayseri'de, Hacılar ilçesi yakınındaki Hacılar Organize Sanayi Bölgesi'nde bulunan Köseoğlu Sunta Fabrikası'nda çalışan Nihat Özdemir (24), sunta kesmekte kullanılan ve "kenar kesme paleti" adı verilen makinenin içine düştü. Nihat Özdemir, olay yerinde hayatını kaybetti.

İŞTEN ATILANLAR: 12 Eylül Anayasası'nı hazırlayan Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı'nın, Anayasa'nın 125. maddesinin "Üst rütbeye yükselmede yaşanan tıkanıklıklar için konulduğunu" açıklamasının ardından, gözler 28 Şubat sürecinde yaşanan ihraçlara çevrildi. 1996-2002 yılı arasında Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları ile ordudan atılan subay ve astsubay sayısının 873 olduğu ortaya çıktı. 1990-1996 yılları arasında 473 subay ve astsubay ordudan atılırken, 28 Şubat sürecinde söz konusu sayı iki katına fırladı. Refahyol Hükümeti'nin kurulmasının ardından bugüne kadar 873 subay ve astsubay TSK'dan ihraç edildi. Refahyol Hükümeti döneminde 259, 28 Şubat kararlarını uygulamak için hükümet kuran Mesut yılmaz döneminde ise 464 subay ve astsubayın görevine son verildi.

İş Bankası kuruluşu olan İzmir Demir Çelik (İDÇ) Fabrikası'nda çalışan işçiler, önce gerekçesiz bir şekilde kapı önüne konuldular sonra aldıkları ücretin yarısına geri alındılar. Uygulamaya tepki gösteren bir işçi işten çıkarıldı. İşyerinde örgütlü Türk Metal Sendikası'nın yöneticileri ise "Bir şey yapamayız" diyerek bu suça ortaklık ettiler.

İnönü Üniversitesi'ne bağlı Turgut Özal Tıp Merkezi'nde çalışan 122 işçinin daha işine son verildi. Sağlık-İş Sendikası'nın örgütlenme çalışması yürüttüğü tıp merkezinde Aralık 2002'de 22 işçi işten çıkarılmıştı.

Çorum Şeker Fabrikası'nın ziraat bölümünde çalışan mevsimlik işçiler, çalışmaları gereken 120 günlük süreyi doldurmadan işten çıkarıldılar. Oysa, Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ ile Şeker-İş Sendikası arasında imzalanan toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre işlerine son verilen işçilerin en az 120 işgününü doldurmaları gerekiyor.

İstanbul Barosu'nun yeni yönetimi CMUK Uygulama Merkezi sorumlusu Av. Metin İriz, Av. Hakan Ertaşoğlu ve Av. Belkız Ahi'yi işten çıkardı. Çıkarılanların yerine İşçi Partisi'ne yakınlığı ile de bilinen Av. Şevki Şimşek ile Av. Ahmet Emre Karagöz'ün işe alındığı öğrenildi.

YÖK'ün zulmü yüzünden Milli Eğitim Bakanı erkan Mumcu önünde gözyaşlarına hakim olamayan Selçuk Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Muazzez Karakaya'nın bilim üretmesine izin verilmiyor. Çok sayıda araştırmaya imza atan Karakaya ne derslere girebiliyor ne araştırma yapabiliyor. Karakaya, başına gelenleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne götürmeye hazırlanıyor. Görüşleri ve evliliği nedeniyle kendi üniversitesinde başına gelmedik kalmayan Karakaya, YÖK'ün verdiği cezalara karşı açtığı davaların hepsini kazanmasına rağmen baskılar bitmiyor.

İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezinde sendikanın önüne geçmek için şimdide işçilere boş sözleşme dayatıyor. Sözleşmeyi imzalamayan 5 kişi, işten çıkarıldı. Daha öncede 122 işçinin kapı önüne konulduğu üniversitede işçiler öfkeli: "İnsanlar işten atılacaksa çalışanlara neden sendika hakkı veriliyor?"

Van Araştırma Hastanesi temizlik ihalesini alan Ay-Tem Temizlik Firması, 25 işçinin işine son verdi.

Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Sosyal Bilgiler Öğretmenliği'nde görevli Yard. Doç. Dr. Ali Galip Baltaoğlu'nun, 1998 Temmuz ayında üniversite aleyhinde başlattığı hukuk mücadelesinin sonu gelmiyor. Önce Ağrı'ya gönderilen ardından da görevine son verilen Yard. Doç. Dr. Ali Galip Baltaoğlu, "Üniversitelerdeki yöneticiler kendilerini efendi, çalışanlarını köle gibi algılıyorlar." dedi. AKÜ Rektörlüğü tarafından 2 Aralık 2002 tarihinde görev süresi sona erdiği ve uzatılamayacağı bildirilen Baltaoğlu, şimdiye kadar başvurduğu mahkemelerden yedi iptal ve bir yürütmeyi durdurma kararı çıktığını belirterek, "AKÜ yönetimi ile girdiğim hukuk mücadelesinde yargı önünde hep haklı bulundum. Buna rağmen ya görevime son verildi ya da sürgün edildim.

İstanbul Üniversitesi'nde Eğitim-Sen baş temsilcisi Barış Çoban özgür, demokratik ve akademik bir yapının yeniden oluşturulması yönünde verdiği mücadele nedeniyle işten atıldı. "Okulun imajını bozmakla" suçlanan Çoban, kendisine yöneltilen suçlamalara ilişkin rektörlüğe yaptığı başvurulara hiçbir yanıt alamadı. Çoban, rektörlükle fakülte dekanlığının işbirliği yaptığını belirtti.

TBMM'ye bağlı Milli Saraylar Daire Başkanlığı'nın İstanbul'daki saraylarında "geçici işçi" statüsüyle çalışan 570 işçinin sözleşmeleri sendikalı olduktan sonra feshedildi.

Tez Koop-İş Sendikası Eskişehir Şubesi bir süre önce Kütahya Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğü'nde çalışan 14 işçiyi sendikalı yaptı. Sendika yöneticileri yasal prosedürü tamamlayarak yetki adlı ve karşılıklı görüşmeler sonunda toplu iş sözleşmesini bağıtladı. Sürecin devamı sırasında ve toplusözleşme imzalandıktan sonra sendika üyesi işçilere "sendikadan istifa etmeleri" yönünde baskılar yoğunlaştı. "İşten atma tehditleri" sonunda Tez Koop-İş Sendikası üyesi 8 kişi sendikadan istifa etti. Tehditlere aldırmayan 6 kişi ise işten atıldı.

Samsun'un merkez ilçelerinden Gazi Belediyesi'nde DİSK'e bağlı Genel-İş Sendikası'na üye olan 25 geçici işçi işten atıldı. Atılan işçiler 5 ile 12 yıldır belediyede çalışıyorlardı.

Saadet Partisi (SP) Rize eski Milletvekili Mehmet Bekaroğlu'nun, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Rektörlüğü'ne yaptığı "Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'ndaki görevine geri dönme" başvurusu reddedildi. Bekaroğlu, Trabzon İdare Mahkemesi'nde dava açacağını açıkladı.

Antakya'nın Erzin Belediyesi'nde daha önce imzalattıran boş kağıdın üstü doldurularak kendileri istifa etmiş gibi gösterilen 93 işçi, CHP'li Belediye Başkanı Mehmet Güven tarafından işten çıkarıldı. İşçiler, dilekçedeki imza tarihinin incelenmesi halinde oynanan oyunun açığa çıkacağını dile getirdiler.

SAĞLIK

Akciğer hastalığı nedeniyle SSK Göztepe, Florence Nightingale ve İstanbul Tıp Fakültesi'nde tedavi gören 8 yaşındaki Fırat Güner, hastane yönetimlerinin "keyfi" uygulamaları sonucu ölümden döndü. Sağlık sisteminde hakim olan "paran kadar sağlık" anlayışı Güner'in ölümle burun buruna gelmesine neden oldu. Güner'in nefes alma zorluğu şikayeti ile gittiği hastanelerde başına gelenler "Bu kadarı da olmaz" dedirten nitelikte. Nefes alma zorluğu şikayeti ile ilk olarak SSK Göztepe Hastanesi'ne yatırılan Fırat Güner, SSK Çocuk Yoğun Bakım Servisi'nde kaldığı bir hafta boyunca, hava ve yemek boru cihazlarına bağlandı. Güner'in sağlık durumunun kötü olduğunu söyleyen SSK yönetimi, Güner'in anne ve babasına "Çocuğunuz ölecek. Son kez odasına gidip görün" dedi. Baba Fethi Güner, oğlunun ölüm haberini beklediği 45 dakika sonrası, oğlunu yaşaması için bir umutla Florence Nightingale Hastanesi'ne götürmek istedi ama tüm uğraşlarına rağmen SSK'dan sevk alamadı. Florence Nightingale Hastanesi'nde istenilen 10 milyar parayı verdikten sonra, Fırat Güner'i hastaneye yatıran baba, oğluna burada da iyi bakılmadığını söyledi. Baba Güner daha sonra oğlunu İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Acil Bölümü Yoğun Bakım Servisi'ne yatırdı. Oğlu Fırat Güner'in İstanbul Tıp Fakültesi'nde 3 ay tedavi gördüğünü belirten baba Güner, burada da fakülte yönetiminin "keyfi" uygulamaları sonucu oğlunun ölümden döndüğünü anlatıyor.

Murat-Selfinaz Bayındır çifti Şubat 2002'de bir erkek bebek sahibi olmanın mutluluğunu yaşadı. Ancak bu mutluluk uzun sürmedi. Furkan ismini koydukları bebekleri sürekli ağlıyordu. 2 ay boyunca yapılan çalışmalar Furkan bebeğin doğuştan fıtık olduğu ortaya çıktı. Aileye, 28 Ağustos 2002'de anestezi testi için 10 Ocak 2003 tarihine randevu verildi. Bir yaşını bile doldurmayan Furka'ın yeşil kartlı anne babası her an 'bir şey olursa' korkusuyla yaşıyor. Uzmanlar fıtığın teşhisten birkaç gün sonra ameliyatının yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlara göre, Furkan bebeğin yaşadıkları sağlık sistemindeki tıkanıklıkları gözler önüne seriyor.

Tedavi masraflarını karşılayamadığı için 'Yeşil Kart' çıkarmak isteyen baba Salih Karadağ, oğlunun isminden dolayı hali zorlandığını dile getirdi. Baba Karadağ: "Jandarmada oğlumun isminden dolayı sorun çıkarılmak istendi. 'Neden Devrim ismini çocuğunuza koydunuz, devleti devirmeye mı çalışıyorsunuz?' dediler" diyor. Çıkartılan sorunlardan dolayı Kaymakamlığa başvurduğunu belirten Karadağ, Kaymakamlığın devreye girmesiyle Yeşil Kart'ı aldığını ifade ediyor.

Bolu'da röntgen çektirmek için oğluyla kuyrukta bekleyen 77 yaşındaki işçi emeklisi, röntgen memurundan dayak yediğini iddia etti.

İstanbul Bağcılar'da, doğum için hastaneye getirdiği 4 çocuk annesi eşi ve bebeği ölen koca, ilgisiz davrandıkları gerekçesiyle hastane görevlilerini suçladı. İnönü Mahallesi 30/1 B Sokak'ta oturan İbrahim Tatar (45), doğum sancısı tutan eşi Nuriye Tatar'ı Özel Ufuk Hastanesi'ne götürdü. Burada eşi Nuriye Tatar'a müdahale edecek doktor bulamayan İbrahim Tatar, hastane yetkililerinde eşinin başka bir hastaneye sevk edilmesini istedi. Hastanede ambulans bulunmadığının belirtilmesi üzerine de, özel bir ambulans şirketinden araç çağırıldı. Gelen ambulansta bulunan doktor, burada yaptığı muayenede Nuriye Tatar ve karnındaki bebeğin öldüğünü belirledi. İbrahim Tatar, eşi ve çocuğunun ilgisizlikten öldüğünü savundu. Nuriye Tatar'ın cesedi, otopsi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu'na gönderildi.

Muğla SSK Hastanesi'nden, ambulans ile devlet hastanesine sevk edilen hamile Melek İlhan'ın (38), yolda ölümü "şüpheli" bulundu. Melek İlhan, karnındaki bebeğinin ölmesi üzerine SSK Muğla Hastanesi'ne kaldırıldı. Burada gerekli düzeneğin bulunmaması sebebiyle hasta, ambulans ile Muğla Devlet Hastanesi'ne sevk edildi. Hastaneye ulaştığında talihsiz kadının öldüğü anlaşıldı. Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı, ölümü "şüpheli" görerek, cesedin İzmir Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesini kararlaştırdı.

Konya'nın Kulu İlçesi'nde yeşil kart almaya hak kazanan, ancak matbu boş kart olmadığı için yeşil kartına kavuşamadan ölen Dağıstan Taş (55), arkasında, maddi durumu iyi olmayan ailesine 1 milyar 800 milyon lira hastane masrafı bıraktı. Cenazelerini alabilmek için, hastaneye 1 milyar 800 milyon liralık senet veren Taş'ın yakınları, maddi durumlarının iyi olmaması sebebiyle bu parayı ödemelerinin mümkün olmadığını belirterek, yetkililerden yardım istediler.

YARGI HABERLERİ

25 Nisan 1998 tarihindeki Kara Şehitlerini Anma Töreni'ne katılmayan, törenden sonra da kendisini ikaz eden Başçavuş Cemal Gürbüz'e sinirlenip, "Anasını .....min şehidi, ölürken bana mı sordu?.. Şehidini ..... edeyim, bana mı şehit oldular?" diye küfreden Jandarma Astsubay Abdullah Utancak hakkında verilen 10 ay ağır hapis kararı, "Böyle bir suçun cezası yok" denilerek, Askeri Yargıtay tarafından bozuldu.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bir yerel gazetenin sorumlu yazı işleri müdürüne, gasp sanıklarına verilen cezayı eleştiren haber nedeniyle açılan davada verilen beraat kararını bozdu. Kararda, kesinleşmemiş yargı kararı ile ilgili "yargıyı etkileyecek, yargının saygınlığına zarar verecek şekilde ve aksine karar verilmesi gerektiği" şeklinde görüş içeren yazının suç unsuru taşıdığı belirtildi. İzmir'de yerel bir gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü olan Semra Uncu hakkında Basın Yasası'na muhalefetten dava açıldı. İzmir 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Uncu'nun beraatına karar verdi. Bu kararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesi, beraat kararını onadı. Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, dairenin kararına itiraz etti. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da, başsavcılığın itirazını kabul ederek, 7. Ceza Dairesi'nin onama kararını kaldırdı ve yerel mahkemenin beraat kararını oyçokluğu ile bozdu.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, "komünist ismiyle parti kurulamayacağına ilişkin yasağın" iptal edilerek, Türkiye Komünist Partisi (TKP) hakkında kendi açtığı kapatma davasının reddedilmesini istedi. Anayasa Mahkemesi, Kanadoğlu'nun talebini kabul ederse, isminde "komünist" sözcüğü bulunan partiler kapatılmayacak, buna karşılık "nasyonal sosyalist, faşist, anarşist, İslam, Hıristiyan, şeriat, Kürt, Sünni ve Alevi" gibi kelimelerin geçtiği partiler kapatılacak.

Anayasa Mahkemesi, Tayyip Erdoğan'ın 19 Ekim 2002'den bu yana genel başkan olmadığına karar verdi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun, Erdoğan'ın genel başkanlığına tedbir konulması yönündeki başvurusunu sonuçlandıran Yüksek Mahkeme, kurucu üyelikten ayrıldığı gün Erdoğan'ın genel başkanlığının da sona erdiğine, bu sebeple tedbir konulmasına gerek olmadığına hükmetti.

Üstünün aranmasına izin vermeden cezaevine giren ve bu nedenle hakkında dava açılan Denizli Barosu Başkanı Mehmet Yıldırım Aycan'ın tutumunu haklı bulan mahkeme, Avukatlık Kanunu'na göre ağır cezayı gerektirecek suçüstü halleri dışında üst aramasının yapılamayacağını belirtti.

Anayasa Mahkemesi, 'lider sultası' olarak nitelediği genel merkez karar organlarının seçiminde genel başkanlarına kontenjan tanıyan tüzük maddelerini değiştirmedikleri gerekçesiyle ANAP ve CHP'ye ihtar verilmesini isteyen Yargıtay Başsavcılığı başvurusunu geri çevirdi. Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, 5 Mart 2002'de, parti organları için yapılacak seçimlerde, üyeler arasında eşitlik ve demokrasi esaslarına uyulmasını sağlayacak yönde tüzük değişikliği yapmaları için ANAP, CHP ve AKP'nin de bulunduğu sekiz partiye uyarı yazısı göndermiş, iki aylık süre tanımıştı.

Adli Tıp Kurumu Başkanlığı, bir ay önce "İki çocuğun da babası değil" diye DNA raporu verdiği kişi hakkında bu defa "Bütün çocuklarının öz babasıdır" dedi. Adli Tıp, her iki raporu da Bakırköy 9. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde bir baba ile evlatları arasında görülen nesebin reddi davasına delil olmak üzere gönderdi. Hukukçular ve Adli Tıp uzmanları, "Hangi rapor doğru olursa olsun Türk adli tıbbı, babalık testindeki yüzde 99,99 kesinlikle verdiği birbirinin tersi iki raporla dünyada eşi görülmemiş bir skandala imza attı" dediler. Her iki rapor da Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanı Faruk Aşıcıoğlu, biyolog Hüseyin Hürben ile uzman Bestami Çolak'ın imzasını taşıyor.

Yargıtay, sakal ve bıyıkları güvenlik güçlerine karşı koruma altına aldı. Mahkeme, gözaltında zorla sakal-bıyık kesilmesini 'insanlık dışı, onur kırıcı' davranış olarak niteledi ve bunu yapan görevlilerin işkence suçundan 8 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları gerektiğine oybirliğiyle karar verdi. Karar, Şebinkarahisar'da gözaltına alınan bir köylünün dövüldüğü, sakal ve bıyığının kesildiği gerekçesiyle jandarma komutanı hakkında açtığı davayla ilgili olarak alındı. Komutan hakkında Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Mahkeme, sanığa atılı suçu, Türk Ceza Yasası'nın 245. maddesinde düzenlenen ve 3 aydan 3 yıla kadar hapis cezası öngören 'efrada fena muamele' kapsamında gördü ve buna göre mahkumiyet kararı verdi ve bu cezayı erteledi. Komutan ceza kararını beğenmeyerek temyiz başvurusunda bulundu. Temyiz incelemesini Yargıtay 8. Ceza Dairesi yaptı. Daire, oybirliğiyle aldığı kararda sanığın mağdura bu şekilde davranmasının 'insanlık dışı haysiyet kırıcı bir davranış' olduğu tespitini yaptı. Mahkemenin sanığa verdiği hapis cezasını bu açıdan düşük bulan Daire, suçu 'işkence' olarak tanımladı ve bu nedenle 8 yıla kadar hapis gerektiren TCK 243/1 maddesi uyarınca ceza verilmesi gereğine işaret etti. Ancak mağdur ya da savcının temyiz başvurusu olmadığı için bozma kararı verilemedi.

Babalık için DNA testinde iki zıt rapora imza atan Adli Tıp Kurumu'nun, farklı kişilere ait kanları incelediği ortaya çıktı. Kurumun babalıkla ilgili davada 12 Aralık 2002'de mahkemeye '2 çocuğunun da babası değil' raporu gönderdiği, 21 Ocak 2003'te ise '3 çocuğunun da babası' diyerek görüş değiştirdiği belirtildi. İki farklı raporu değerlendiren İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Ersi A. Kalfaoğlu, olayı 'güven sarsıcı' olarak nitelendirdi. İki farklı rapordaki teknik ifadelerin ne anlama geldiğini Kalfaoğlu şöyle açıkladı: "Raporların her birinde farklı kişilerin kanları incelenmiş. İkinci raporda, doğru kişinin kanının incelendiği belirtiliyor. Kişileri önce idam edip sonra hata düzeltmek söz konusu olamaz. Bu durum, raporda ifade edildiği üzere kalite güvencesinin işlediğine değil tam tersine var olmadığı anlamına gelir." Öte yandan, iki farklı raporla iki defa büyük depremi hayatında yaşadığını söyleyen baba Remzi Okşar Avşaroğlu (75), hatadan dolayı Adli Tıp'a 100 milyar liralık maddi ve manevi tazminat davası açacak. Baba Avşaroğlu, ayrıca kurum yöneticileri ve uzmanları için 'görevi kötüye kullandıkları' gerekçesiyle savcılığa suç duyurusunda bulunacak.

Yargıtay, Ceza Mahkemeleri Usulü Kanunu (CMUK)'nda yer alan susma hakkının mahkemeler tarafından sanığın aleyhine kullanılmasına karşı çıktı. Yargıtay 8'inci Ceza Dairesi, susma hakkını kullanan sanığın "iyi hal indirimden yararlanmamasını ve cezasının ertelenmemesini" susma hakkının ihlali olarak değerlendirdi. Sanık M. Kartal, Ankara 17'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde "piyasaya sahte para sürmek" suçundan yargılandığı davada susma hakkını kullanarak ifade vermeyi reddetti. Mahkeme, yargılamanın sonunda sanığı mahkum etti ve sanığın susma hakkını kullanmasını "inkara yönelik beyan" olarak değerlendirdi. Mahkeme bu nedenle sanığın TCK'nın 59'uncu maddesine düzenlenen ve cezanın 6'da 1 oranında indirilmesini öngören "iyi hal indirimden" yararlandırmadı. Mahkeme aynı gerekçeyle sanığın cezasını "Cezaların İnfazı Hakkında Kanun" uyarınca erteleme yetkisine sahipken bunu da yapmadı. Sanığın kararı temyiz etmesi üzerine konu Yargıtay 8'inci Ceza Dairesi'nin gündemine geldi. Daire, sanığın susma hakkını kullanmasının CMUK'un 135'inci maddesiyle düzenlenen bir hak olduğunu belirterek, bu hakkı kullanan sanığın sırf bu nedenle "iyi hal indiriminden" yararlandırılmamasının "savunma hakkının kullanılış biçimini sınırlandırma" olarak gördü. Daire ayrıca, sanığa verilen cezanın ertelenmemesini de hukuka aykırı buldu. Daire, cezanın ertelenip ertelenmeyeceğinin "geçmişteki hali ve suç işleme konusundaki eğilimi"ne göre belirlenmesi gerektiğini belirterek, yerel mahkeme kararını bozdu. Daire'nin emsal niteliğindeki kararıyla, bundan sonra susma hakkının kullanılması mahkemelerde içtihat olacağı için, susma hakkını kullananlar aleyhine yorumlanamayacak.

Ankara Başsavcılığı, YÖK'ü protesto eyleminde sokulduğu bir depoda dövülen Veli Kaya'yı kurtarmak için yapılan müdahaleyi suç saydı. Başsavcılık, bu nedenle iki kişi hakkında 4.5 yıla kadar hapis cezası istedi. 6 Kasım'da YÖK'ü protesto eylemi zorla dağıtılmış, öğrencilerden Veli Kaya, kameralarla takip eşliğinde bir banka deposuna sokularak dövülmüş, çevredeki vatandaşlar buna müdahale etmişti. Kaya, avukat Gökçen Zorlu ve Halkevleri yöneticisi Mahir Aygün'ün çabaları sonucu serbest bırakılmıştı. Kaya'nın suç duyurusu üzerine, bazı polis ve amirlerine soruşturma açılmıştı.

YÖK'ü protesto gösterisinde öğrenci Veli Kaya'nın bir bankanın deposuna sokularak dövülmesi olayla ilgili soruşturma sonunda tamamlandı. Ankara Başsavcılığı, olayla ilgili yalnızca iki polis memuru hakkında 'fena muamele' suçundan üç aydan üç yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Başsavcılık, Kaya'nın depoya sokulma talimatını vermekle suçlanan Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Zekai Baloğlu ve dayakla suçlanan iki sivil polis hakkında ise takipsizlik kararı verdi.

Mersin'de geçen yıl düzenlenen Newroz kutlamalarında Mehmet Şen'i ezerek ölümüne neden olan polis panzerine saldırarak "Hasara neden oldukları" gerekçesiyle 175 kişi hakkında tazminat davası açıldı. Hazine avukatı Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde 2002/3468 Değişik İş numaralı dosya ile Newroz'a katıldıkları bildirilen 175 kişiye "panzere zarar verdikleri" iddiasıyla tazminat davası açtı. 175 kişiye gönderilen dava dilekçesinde Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden Newroz olaylarını önlemek için takviye gelen 06 A 0479 plakalı panzere olay günü gösteri yapan ve kimlikleri tespit edilen kişilerin taş, sert cisimler ve molotofkokteylileri ile saldırdığı, bu yüzden panzerin hasar gördüğü ve sanıkların haksız fiilleriyle devletin resmi aracına zarar verdikleri belirtildi. 21 Mart 2002'de Mersin'de düzenlenen kutlamalara polis tarafından yapılan müdahalede Yenipazar Mahallesi'nde Mehmet Şen, panzer tarafından cami duvarına sıkıştırılarak öldürülmüştü. Şen'in ölümü ile ilgili herhangi bir soruşturma açılmadığı bildirildi. Her yerde serbest olan Newroz, Mersin'de yasaklanmış ve 6 ayrı ilden takviye güç bu kente kaydırılmıştı.

Diyarbakır Barosu Başkanı Avukat Sezgin Tanrıkulu, Aralık 2001 tarihindeki "İnsan Hakları" sempozyumunda "Türkiye'de sistematik bir şekilde işkence uygulanıyor" dediği için hakkında açılan davada hakim karşısına çıktı. Tanrıkulu'yu İstanbul, Adana ve Diyarbakır barolarına üye 15 avukat savundu. Duruşmada söz alan Diyarbakır Baro Başkanı Tanrıkulu, kendisine dava açılmasına sebep olan konuşmanın tümünün dikkate alınmadığını belirterek, "Hazırlık aşamasında ifadem dahi alınmadan Adalet Bakanlığı'ndan alınan izinle hakkımda dava açıldı. Konuşmamda işkencenin sistematik olduğunu söylemiştim ve bunun nedenlerini açıklamıştım. Konuşmamın tamamı dikkate alındığında hiçbir suç unsurunun bulunmadığı anlaşılacaktır. Bu nedenle suçlamayı kabul etmiyorum" dedi. Mahkeme Emniyet Müdürlüğü'nden alınacak kasetlerde konuşmanın çözülmesi için duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

İnsan Hakları Haftası etkinliklerinde işkencenin sistematik olduğunu açıklayan Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu, İHD Genel Başkan yardımcısı Eren Keskin ve sosyolog Pınar Selek'e "emniyet kuvvetlerini tahrik ve tezyif etmekten" açılan davaya başlandı. Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya Sezgin Tanrıkulu katılırken diğer sanıklar Pınar Selek ile Eren Keskin katılmadı. Duruşmaya Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Başkanı Yavuz Önen ve Vakıf temsilcileri izleyici olarak katılırken, sanıkları 15 avukat savundu. Sanıklar hakkında TCK'nin 159'uncu maddesi gereğince 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

AİHM

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) görülen davalar açısından 2002 yılını sıkıntılı geçirdi. AİHM, bir yılda Türkiye'den 183 yeni davayı kabul ederek, karar bekleyen dava sayısını dört bine yaklaştırdı. Türkiye geçen yıl 105 davada tazminat ödemeye mahkum oldu. Türk hükümeti 2002 yılında vatandaşlarının özel mülküne el koymaktan, hakaret ve işkence etmekten, düşüncelerini özgürce ifade etmelerini engellemekten, haksız yere hapse atmaktan, sivil toplum örgütleri ve siyasi partileri yasaklamaktan, adil yargının yolunu tıkamaktan ve yaşam hakkını ihlal etmekten yargılandı. Türkiye, düşünce ve ifade özgürlüğünü ihlal etmekten 25 kez, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 2. maddesini içeren 'yaşama hakkını ihlal etmekten' 19 davada mahkum oldu. Türkiye, 20 Ocak 1994'te karara bağlanan, 1987'de köylülere dışkı yedirilmesi olayını içeren Yeşilyurt davasından bu yana ise, toplam 426 kez mahkum edildi. (YILLIK RAPOR İÇİN)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Diyarbakır'ın Bismil İlçesi'nde 1994'te kaybedilen Mehmet Salim Acar davası için açık duruşma düzenliyor. Mehmet Salim Acar'ın kardeşi T. A. tarafından açılan davada, mağdur ailenin Eylül 2002'de Türkiye'nin önerdiği 105 bin Euro değerindeki dostane çözümü, olayı aydınlatmadığı gerekçesiyle reddetmesi üzerine AİHM davayı 17 hakimlik Büyük Daire'ye havale etmişti. Yeniden ele alınacak davanın açık duruşması 29 Ocak Çarşamba günü saat 09.00'da Strasburg'daki AİHM binasında yapılacak. Diyarbakır'ın Bismil İlçesi'ne bağlı Ambar Köyü'nde çiftçilik yapan Mehmet Salim Acar, Ağustos 1994'te 2 sivil giyimli polis tarafından otomobile zorla bindirilerek kaçırılmıştı. Ailesine göre, Mehmet Salim Acar uzun süre gözaltında kaldı ve işkence gördü, avukatı ve ailesi ile görüştürülmedi. O tarihten bu yana da kendisinden bir daha haber alınamadı. Ailesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin, can güvenliğini sağlayan 2, işkenceyi yasaklayan 3, özgürlükler ve güvenliği koruyan 5, adil yargı hakkını öngören 6, özel ve ailesel yaşama saygıyı muhafaza eden 8, etkili soruşturmayı gerekli gören 13, ayrımcılığı yasaklayan 14 ve hakların kısıtlanmasını önleyen 18'inci maddelerinin ihlal edildiğini belirterek AİHM'e başvurmuştu. Türkiye hükümetinin mahkemeye sunduğu mektupta, "Kayıp iddiasıyla ilgili olarak özgürlükten kayıtsız olarak yoksun bırakıldığı ve yetersiz soruşturma yapılmadığı, bunun Sözleşme'nin 2, 5 ve 13'üncü maddelerinin ihlali olduğu kabul edilmektedir" dendi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), işkenceyle öldürme davasında, mağdur aileye, 60 bin euro tazminat ödenmesini, davanın yeniden görülmesi kararını verdi. 3 Ekim 1994 Dersim'in Mazgirt ilçesinin Golek (Güleç) Köyünde hayvan otlatırken "Pkk'ya yardım ve yataklık ettiği"iddiasıyla askerlerce alıkonulan A.K. İsimli 70 yaşındaki çoban, Ataçınar Karakolunda işkence altında sorguya çekilmiş ve öldürülmüştü. Türkiye, cinayet ardından açılan davada ve davanın AİHM sorgu aşamasında A.K.'nin gözaltına alındığını inkar ederken, karar aşamasında olayı kabul etti. Türkiye Hükümeti, dostane çözümle ilgili olarak AİHM'e verdiği dilekçede suçunu üstlendi ve gözaltına alınanların yaşamını koruyamamasından ve yetkililerin bu davaları yeterince soruşturmamasından ötürü "pişmanlık duyduğunu" iletti. Bu uygulamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yaşam hakkını garanti altına alan 2 ve işkenceyi yasaklayan 3. maddeye aykırı olduğunun da bilincinde olduğunu iletti. Hükümet, bu vakaların tekrarlanmaması için ise "gereken tüm tedbirleri" alma sözünü verdi. Ayrıca olayla ilgili davayı yeniden açacağını iletti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, aralık ayında karara bağladığı 6 davada Türkiye'yi toplam 1.5 trilyon tazminat ödemeye mahkum etti. Türkiye İnsan Hakları Vakfı'ndan edinilen bilgiye göre, düşünce özgürlüğünün, mülkiyet hakkının ve yaşam hakkının ihlali ile gözaltı nedenleriyle açılan davalarda Türkiye, 1 trilyon 460 milyar 915 milyon lira tazminata mahkum edildi. Türkiye, en fazla tazminatı, 7 Ekim 1988 tarihinde İstanbul Tuzla'da İsmail Hakkı Adalı, Fevzi Yalçın, Kemal Soğukpınar ve Refa Şen adlı gençlerin polisler tarafından öldürüldüğü gerekçesiyle açılan ve dostane çözümle sonuçlanan dava nedeniyle ödemek zorunda kaldı. Türkiye, Adalı, Yalçın, Soğukpınar ve Şen'in ailesine toplam 624 milyar 590 milyon 285 bin lira tazminat ödedi. Türkiye'nin mahkum olduğu diğer davalar ise şöyle: "Abdullah Öcalan ile 1992 yılı Aralık ayında yaptığı söyleşiyi içeren 'Kürt Bahçesinde Sözleşi' adlı kitabı nedeniyle Yalçın Küçük'ün açtığı davada, AİHM, Türkiye'nin AİHS'in düşünce özgürlüğüne ilişkin maddelerine aykırı davrandığı için 4.500 euro manevi tazminat ödemesine karar verirken, mahkeme masrafları için de 1.500 euro ödemesini istedi. Diyarbakır'ın Tepecik köyüne 1992 yılı Aralık ayında askerler tarafından düzenlenen baskında kuzenleri Dilek Demir ve Dilan Demir'in öldürülmesi, babası Yusuf Demir'in de yaralanması nedeniyle Mahmut Demir tarafından açılan dava, dostane çözümle sonuçlandı. Mahkeme, olaydaki sorumluluğunu kabul eden Türkiye'nin 184 bin 140 euro tazminat ödemesine karar verdi. 1994 yılı Mart ayında gözaltına alınan Avukat Sevil Dalkılıç'ın başvurusunda AİHM, Türkiye'nin 'uzun gözaltı süresi' nedeniyle 7 bin euro maddi ve manevi tazminat ödemesine karar verdi. AİHM, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Demokrasi Partisi eski Genel Başkanı Hatip Dicle'nin açtığı davada, Türkiye'nin AİHS'in "örgütlenme" hakkına ilişkin 11. maddesini ihlal ettiğine karar vererek, 210 bin euro tazminat ödemesini öngördü. 30 Mart 1990'da İstanbul Kartal'daki arazisi, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırılan Derdi Çallı'nın açtığı dava dostane çözümle kapatıldı. Türkiye, Çallı'ya 70 bin euro tazminat ödemeyi kabul etti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi işkence ve öldürülme gerekçesiyle Çeçenistan'dan yapılan altı başvuruyu kabul etti. Mahkeme, böylece ilk kez Çeçenistan'dan gelen bir başvuruyu kabul edilebilir buldu. AİHM'nin altı başvuruyu kabul etmesiyle Çeçenistan'dan yapılacak müracaatların sayısında hızlı bir artış olabileceği belirtiliyor. Mahkeme verdiği kararla Rusya'nın "iç hukuki süreç tüketilmeden başvuru yapıldığı" gerekçesiyle davanın ele alınmama isteğini geri çevirmiş oldu. AİHM, başvuruları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu'nun 1. Protokolü'nün 1. maddesine göre kabul etti. Müştekiler hayat hakkı (2. mad.), işkence, gayri insani ve aşağılayıcı muamelenin önlenmesi (3. mad.) ve zararların etkin bir şekilde telafisi (13. mad.) maddelerine göre Rusya Devleti aleyhine dava müracaatında bulundu. Şikayetler 1999-2000 yıllarında Rus güvenlik güçlerinin Çeçen gerillalara karşı yürüttükleri operasyonlar sırasında sivil halka büyük zarar verildiği üzerinde yoğunlaşıyor. Muhammed Ahmetoviç, Akayeva Rosa Aribovna, İsayeva Medka Çuçuyevna, Yusufova Zina Abdulyevna, Bazayeva Libkan ve İsayeva Zara Adamovna 11 Temmuz 2000'de AİHM'ye başvuruda bulundu. Müştekiler yakın akrabalarına Rus güvenlik güçleri tarafından işkence yapıldığını ve daha sonra öldürüldüklerini savunarak,Rus makamlarının cinayetlerin üzerinde ciddiyetle durmadıklarını belirtti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) insan hakları ihlallerine ilişkin 2002'de verdiği kararlarda Türkiye, İtalya ve Fransa'nın ardından üçüncü sırada yer aldı. AİHM'nin 2002 yılındaki çalışmalarına ilişkin bilgi veren AİHM Başkanı Luzius Wildhaber, Avrupa düzeyinde insan haklarının tutarlı bir biçimde korunması için Avrupa Birliği'ni Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olmaya çağırdı. Mahkemenin giderek artan iş yükü nedeniyle sözleşmede değişikliklerin yapılmasının gerekli ve acil olduğunu anlatan Wildhaber, 2003 başı itibarıyla AİHM'nin kararını bekleyen 29 bin 410 başvurunun bulunduğuna dikkat çekti. Wildhaber bu çerçevede prosedürün hızlandırılması için önlemlerin alınması gereğine işaret etti.

İNSAN HAKLARI POLİTİKALARI

Kopenhag kriterleri ve Anayasa'ya uyum çerçevesinde bazı yasalarda değişiklik öngören tasarı, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi. Meclis'te kabul edilen tasarı sonucunda işkence ve kötü muamele suçlarına verilen cezaların para cezasına çevrilemeyecek ve ertelemeyecek. Ayrıca Olağanüstü Hal uygulanan yerlerde hükümlü ve tutukluların cezaevi dışındaki sorgulama süreleri 4 güne indirildi. Uyum paketi parti kapatmaya da bazı kısıtlamalar getirdi. Buna göre, Anayasa Mahkemesi'nde siyasi partilerin kapatılması beşte üç çoğunluğa bağlandı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın parti kapatma istemine karşın da Anayasa Mahkemesi'ne itiraz edilebilecek. Bir siyasi partinin kanunların emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması ve ihtara rağmen aykırılığın giderilmemesi halinde hakkında kapatma davası açılabileceği hükmü yumuşatıldı. Yeni düzenlemeye göre, Anayasa Mahkemesi'nin yazılı ihtarını izleyen 6 ay içerisinde aykırılık giderilmediği takdirde Cumhuriyet Başsavcılığı partinin devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için re'sen dava açabilecek. Bunun yanında yasayla gerçek ve tüzel kişilerin her birinin bir siyasi partiye aynı yıl içinde 2 milyar liradan fazla kıymette ayni veya nakdi bağışta bulunması veya yakınları kullandırması yasaklanıyor. Diğer düzenlemelerin bazıları şunlar: Siyasi partilere üye olmak için TCK'nın 312. maddesinin ikinci fıkrasında yazılı, "Halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek" suçundan mahkum olmama koşulu, "terör eylemlerinden mahkum olmama" şeklinde değiştirildi; Milletvekili Seçimi Yasası'nın 7. maddesine, "Yukarıda yazılı haller dışında, bir ilin veya seçim çevresinin TBMM üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden 90 günden sonraki ilk pazar günü o seçim çevresinde ara seçim yapılır" fıkrası eklendi; Basın-yayın organı sahipleri, mesul müdürler ve yazı sahiplerinin haber kaynaklarını açıklamaya zorlanamayacağı hükme bağlandı; Adli sicilden silinemeyecek suç kavramı ortadan kaldırıldı ve alınan mahkumiyetlerin, suç tarihinde 18 yaşını tamamlamış olanların adli sicil kayıtları 10 yıl sonra silinebilir hale getirildi. Yasaya göre, kanunlarda yapılacak değişiklikler sonucu suç olmaktan çıkarılan veya idari nitelikte cezaya dönüştürülen suçlarla ilgili adli sicil kayıtları silinecek; Yabancılara TBMM'ye dilekçe verme hakkı getirildi. Dilekçeler Türkçe yazılacak; Cemaat Vakıfları taşınmaz mal edinebilecek ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilecek.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Bingöl Şubesi verilerine göre, Bingöl'de 2002 yılında 280 olarak gerçekleşen hak ihlalleri, 2002 yılı içerisinde yüzde 75 artış göstererek 491'e çıktı. Yazılı açıklama yapan İHD Bingöl Şube Başkanı Rıdvan Kızgın, 2002 yılında dünyada ve Türkiye'de insan hak ve özgürlüklerinin önemli oranda ihlal edildiğini söyledi.

DYP lideri Mehmet Ağar, "Ölüm orucundakiler bizim çocuklarımız. Çocuklarımızı bize düşman edenler, şimdi onları hasta bırakıp terk ettiler. Devlet, çocuklarımıza sahip çıkmak zorundadır" dedi. İki yıldır devam eden ve yüze yakın tutuklunun yaşamını yitirdiği açlık grevleri yeniden kamuoyunun gündemine gelirken, DYP lideri Ağar da, partisinin tavrını ortaya koydu. Ağar, "Bu insanların canları artık devletimizin güvencesi altına girmiştir. Devlete düşen görev, mahkumların cezalarını insani şekilde çekmelerini temin etmek ve topluma kazandırılmalarını sağlamaktır. Ölüm orucundakiler bizim çocuklarımız. Çocuklarımızı bize düşman edenler şimdi onları hasta ve takatsiz bırakıp terk ettiler. Cumhuriyet, kerim devlet geleneğine uygun olarak çocuklarımıza sahip çıkmak zorundadır. Hükümet ölüm orucundakilerin de rıza göstereceği bir çözümü bulmak durumundadır" dedi.

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FİDH), Türkiye'de işkencenin "yaygın" ve "ustaca" olduğunu belirterek, hükümeti acil olarak önlem almaya çağırdı. Paris merkezli FİDH, Türkiye'nin AB siyasi kriterlerini yerine getirme niyetini göstermesine rağmen işkencenin ülkede artık tespit edilmesinin bile zorlaştığını hatırlattı. Türkiye metropolleri ile bölge illerinde inceleme ziyareti yaptıktan sonra Fransa'ya dönen FİDH heyeti, yaptığı açıklamada, "Polis ve askeri görevlilerin gözaltına alınma ve gözaltı sırasındaki işkence ve kötü muamele pratiği henüz düşüşten çok uzak olduğu gibi çok yaygın ve sistematiktir" tespitini yaptı. FİDH'in Fransa şubesinin düzenlediği 12 günlük inceleme ziyareti, 6 Ocak tarihinde sona ermişti. Heyet, "Usta işkence yöntemlerinin daha çok artış göstermesi, bunların tespit edilmesini de ancak geliştirilmiş adli tıpla mümkün kılıyor. Ancak bu da çok yetersiz düzeydedir" bilgisini verdi.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, "YAŞ kararlarının yargıya kapalı olması ile en önemli özgürlüklerden biri olan "hak arama" özgürlüğünün engellendiğini vurguladı. Bumin, şunları kaydetti: "Cumhurbaşkanı'nın, devletin başı sıfatıyla yaptıkları dışında kalan tüm eylem ve işlemleri ile Yüksek Askeri Şura kararları ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı yolunun kapalı tutulması, temel hakların en önemlilerinden biri olan 'hak arama özgürlüğü'nü tehdit etmekte, aynı zamanda 'idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır' biçimindeki Anayasa'nın 125. maddesiyle bağdaşmamaktadır."

Kopenhag siyasi kriterleri ile Anayasa'ya uyum çerçevesinde çeşitli yasalarda değişiklik yapan 4778 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yasaya göre, işkence ve kötü muamele suçlarında dolayı verilen cezalar para cezasına çevrilemeyecek ve ertelenemeyecek. Siyasi Partiler Kanunu'nun 11. maddesi yeniden düzenlenerek, siyasi partilere üye olmak için TCK'nın 312. maddesinin ikinci fıkrasında yazılı, "halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek" suçundan mahkum olmama şartı, "terör eylemlerinden mahkum olmama" şeklinde değiştirildi. Basit ve nitelikli zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı, istimal ve istihlak kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık suçları, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma veya devlet sırlarını açığa vurma suçlarından birinden mahkum olanlar, taksirli suçlar hariç 5 yıl ağır hapis veya 5 yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkum olanlar ile terör eylemlerinden mahkum olanlar siyasi partilere üye olamayacaklar. Anayasa Mahkemesi'nde görülen siyasi partilerin kapatılması davalarında partilerin kapatılmasına karar verilebilmesi için beşte üç çoğunluk aranacak. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın parti kapatma istemine karşın ilgili parti, Anayasa Mahkemesi'ne itiraz edebilecek. Gerçek ve tüzel kişilerin her birinin bir siyasi partiye aynı yıl içinde 2 milyar liradan fazla kıymette ayni veya nakdi bağışta bulunması veya yayınları kullandırması yasaklandı. Milletvekili Seçimi Yasası'nın 7. maddesine, "Yukarıda yazılı haller dışında, bir ilin veya seçim çevresinin TBMM üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden 90 günden sonraki ilk Pazar günü o seçim çevresinde ara seçim yapılır" fıkrası eklendi. Yine aynı yasanın 39. maddesinin 3. fıkrası da değiştirilerek, iptal edilen seçimlerin yenilenmesindeki 60 günlük süre 90 güne çıkarıldı. Yüksek Seçim Kurulu bu değişikliği dikkate alırsa daha önce 9 Şubat Pazar günü yapılacağı ilan edilen Siirt'teki yenileme seçimi 9 Mart Pazar günü yapılacak. Mahalli İdareler Yasası'na eklenen bir madde ile de "mahalle ve köy muhtarlıklarında bir boşalma olması durumunda, boşalan yerler için genel ve ara seçimlerle birlikte seçim yapılabilmesi"ne imkan tanındı. Ayrıca, Basın Yasası'nın 15. maddesi değiştirilerek, basın-yayın organı sahipleri, mesul müdürler ve yazı sahiplerinin haber kaynaklarını açıklamaya zorlanamayacağı hükme bağlandı. Adli Sicil Yasası'nda da değişiklik yapan yasayla, adli sicilden silinemeyecek suç kavramı ortadan kaldırıldı ve alınan mahkumiyetlerin, suç tarihinde 18 yaşını tamamlamış olanların adli sicil kayıtları 10 yıl sonra silinebilir hale getirildi. Yasa ile yabancılara TBMM'ye dilekçe verme hakkı da getirildi. TBMM'ye gönderilen dilekçelerin Dilekçe Komisyonu'nda incelenmesi ve karara bağlanması için 30 günlük süre zorunluluğu getirildi. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu da başvuruların sonuçları ya da yürütülen işlemler hakkında başvuru sahiplerine 60 gün içinde bilgi verecek. Yasaya göre, Cemaat Vakıfları da diğer vakıflar gibi vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın dini, hayri, sosyal eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal edinebilecek ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilecek. Dernekler Yasası'nda yapılan değişikliklere göre, gerçek kişiler yanında tüzel kişiler de derneklere üye olabilecekler. Dernekler, önceden izin almaksızın bildiri yayınlayabilecekler.

Adalet Komisyonu, baroların tepki gösterdiği, Hapishane ve Cezaevleri İdaresi Yasası'nda değişiklik yapan tasarıyı ele aldı. Komisyona bilgi veren Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, avukatların X-Ray cihazından geçirilmesine karşı olmadıklarını, ancak elle arama ve savunma belgelerinin incelenmesini savunma hakkını zedeleyici bulduklarını söyledi. Savunma hakkını zedeleyici bulan komisyonun AKP ve CHP üyeleri, avukatların cezaevlerine girişte aranmasına ilişkin maddenin geri çekilmesini istedi. Eleştirileri yanıtlayan Adalet Bakanı Cemil Çiçek, tasarıdaki yanlışların düzeltileceğini söyledi. Çiçek, "Acil olmasa, bu kadar kılçıklı bir tasarı getirerek niye kendimi savunmanın önemini bilmeyen biri yerine koyayım? Testi kırılmadan tedbir almaya çalışıyoruz. Cezaevlerinde düzen için bu yasaya ihtiyacımız var" diye konuştu. Yüksek güvenlikli cezaevi kavramını getireceklerini, bu cezaevlerine giren hakim ve savcılar dahil herkesin, gerekirse elle de aranacağını belirten Çiçek, Af Yasası'nın da işe yaramadığını ve cezaevlerinin yine dolduğunu ifade etti. Komisyon başkanı Köksal Toptan'ın önerisi üzerine tasarı alt komisyona havale edildi.

Adalet Komisyonu, baroların tepki gösterdiği, Hapishane ve Cezaevleri İdaresi Yasası'nda değişiklik yapan tasarıyı ele aldı. Komisyona bilgi veren Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, avukatların X-Ray cihazından geçirilmesine karşı olmadıklarını, ancak elle arama ve savunma belgelerinin incelenmesini savunma hakkını zedeleyici bulduklarını söyledi. Savunma hakkını zedeleyici bulan komisyonun AKP ve CHP üyeleri, avukatların cezaevlerine girişte aranmasına ilişkin maddenin geri çekilmesini istedi. Eleştirileri yanıtlayan Adalet Bakanı cemil Çiçek, tasarıdaki yanlışların düzeltileceğini söyledi. Çiçek, "Acil olmasa, bu kadar kılçıklı bir tasarı getirerek niye kendimi savunmanın önemini bilmeyen biri yerine koyayım? Testi kırılmadan tedbir almaya çalışıyoruz. Cezaevlerinde düzen için bu yasaya ihtiyacımız var" diye konuştu. Yüksek güvenlikli cezaevi kavramını getireceklerini, bu cezaevlerine giren hakim ve savcılar dahil herkesin, gerekirse elle de aranacağını belirten Çiçek, AB ülkelerinden örnekler verdi. Bakan Cemil Çiçek, Af Yasası'nın da işe yaramadığını ve cezaevlerinin yine dolduğunu ifade etti. Komisyon başkanı Köksal Toptan'ın önerisi üzerine tasarı alt komisyona havale edildi.

Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, Başbakan Abdullah Gül'ün irticai faaliyetlere katılanların TSK'dan ihracına ilişkin YAŞ kararlarına muhalefet şerhi koymasının irticai çevrelere cesaret verdiğini açıkladı. Genelkurmay Başkanlığı'nın Gazi Orduevi'nde basın mensuplarına verdiği resepsiyona katılan Org. Özkök türban ve YAŞ konusunda muhtıra niteliğinde açıklamalarda bulundu. TÜRBAN UYARISI: Türkiye Cumhuriyeti'nin laik, demokratik ve üniter yapısı, Atatürk ilke ve inkılapları konularında taviz vermemiz asla mümkün değildir. Esasen bunlar Anayasamızda yer alan hükümlerdir. Herkesin dini inancına ve bunları özel yaşamlarında ifade etme tarzına saygı duyarız. Ancak özellikle türbanın mevzuata, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarına aykırı olarak siyasi bir dayatma ve Cumhuriyet geleneklerini aşındırma sembol ve eylemi olarak kullanılmasını hoş görmemiz beklenmemelidir. YAŞ: Bu müstesna bir olaydır. Bir anaysa maddesinin uygulanma istemine muhalefet şerhi koymak, idarenin kanunların uygulanmasını sağlama sorumluluğu ile çelişmiştir ve kanımca bu nedenle yasal dayanaktan yoksundur. Bu konudaki farklı düşüncenin ifade edileceği yer ve durum şüphesiz irticai faaliyetlere bulaşanlara cesaret vermiştir.

Başbakan Abdullah Gül, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün irtica ile ilgili açıklamaları konusunda, "Böyle bir ortam içerisinde mesuliyet taşıyan, sorumluluk taşıyan bir kişi olarak, bunları basın aracılığıyla konuşmam. Bizlerin bu tip meseleleri konuşacağımız yerler vardır. Orada düşüncelerimi açık açık ifade ederim. Bundan da çekinmem" dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), Türkiye'de insan haklarının yeteri kadar korunmadığını açıkladı. Merkezi New York'ta olan ve 70 ülkede temsilciliği bulunan Human Right Watch'ın 2002 yılı İnsan Hakları Raporu'nda, İslam dininin gereklerini yerine getirmek isteyen mütedeyyin vatandaşlar ile azınlıkların Türkiye'de yeteri kadar korunmadığı belirtilerek, "Öğrenci ve memurların başörtüsü takması yasağı sıkı bir şekilde uygulanmaktadır ve bu yasak özel üniversitelere de yansımıştır" denildi. Demokratik Sol Parti (DSP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Anavatan Partisi (ANAP) koalisyonunun askerin karşı çıktığı önemli reformları hayata geçiremediğine dikkat çekilen raporda, "Anayasa Mahkemesi, Fazilet Partisi'ni 'devletin laik ilkelerine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle' kapatmıştır. Ekim ayında onaylanan değişiklik paketi, tutukluluk süresini kısaltırken, idam cezası ve ifade özgürlüğü kısıtlamalarını ortadan kaldırmamıştır" denildi. Raporda; askeri mahkemelerin ifade özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik davalarda sivilleri yargıladığı ifade edildi. Avrupa Parlamentosu'nun raporunda da; hükümet yetkililerinin gösterdiği açık fikirliliğin askeri güçlerce engellenmeye çalışıldığı ve politika üzerinde alışılmadık bir etkisi olduğu vurgulanmıştı.

Türkiye, barış zamanında idam cezasını kaldıran Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. ek protokolünü 15 Ocak günü imzaladı. Türkiye böylece idam cezasını kaldıran son Avrupa Konseyi ülkesi oldu. Protokolün Türkiye'de yürürlüğe girmesi için Meclis'te onaylanması gerekiyor. İmzayı memnuniyetle karşılayan Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer, Ankara'nın demokratikleşme yönünde yeni bir adım attığını söyledi. Protokolün bir an önce onaylanıp yürürlüğe girmesini ümit ettiğini belirten Schwimmer, "6. protokolün imzalanmasını, Türk hükümetinin başlatılmış olan çok önemli demokratik reformları sürdürmedeki kararlığının yeni bir işareti olarak algılıyoruz" dedi. Türkiye, 1984'ten bu yana idam cezasını uygulamıyordu. TBMM geçen ağustos ayında idam cezasını kaldırmıştı.

28 Şubat sürecinin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir'in yakın ekibinden olan Ege eski Ordu Komutanı emekli Orgeneral Doğu Aktulga, "Efendim; satın alınmış olan askeri hakimlerle, yanlış yunluş karar veren mahkemelerle, zararlı olacak bir elemanı siz Silahlı Kuvvetler'in içinde tutabilir misiniz? Olacak iş mi? YAŞ kararları yargı denetimine açılamaz" dedi. Aktulga, şunları söyledi: "Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet olabilmesi için evvela temel ilkeleri vardır. Değerleri vardır. Nedir bunlar? Bunlar Anayasa'da yerini bulmuştur. Evvela laik, demokratik, sosyal hukuk devleti temelinde ülkesiyle ve milletiyle bölünmeyen bir bütün...Türkiye'de bütün basın organlarının bu değerler istikametinde yayın yapması lazım. Herkes her şeyi düşünebilir, ama ifadeye geldiği zaman içinde bulunduğumuz ülkenin ana ilkelerini çiğneyemezsiniz. "Peki bir askerin, evindeki eşinin başörtülü olması ordudan atılmasını gerektirir mi?" şeklindeki sorusu üzerine Aktulga şu görüşleri savundu: "Asker neden hanımına mani olmuyor? Başörtülü asker eşi inancını belli eder. Kafası öyle demektir. Olmaz..Türban meselesi bir başka amaçlara döndü. Başörtüsü değil..Başörtüsü ayrı..Bizim analarımız falan başörtüsü örter. Ama türban kasıtlı olarak bir üniforma gibi ileriye dönük bir şeyin uvertürü..Yani biz buna hassasız. Biz bu işi yaparız. Zaten Anayasa'da 'yargı denetimi dışında olsun' denilmesinin sebebi budur. Yani bu kanunu koyan aptal mıydı da koymuş? Çünkü silahlı kuvvetler disiplinini ancak böyle sağlar."

TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyeleri Muş ve Tunceli'de incelemelerde bulundu. Olağanüstü Hal uygulamasının ardından yaşanan gelişmeleri tespit etmek amacıyla incelemeler yapan komisyon üyesi milletvekilleri Faruk Ünsal, Mücahit Daloğlu, Ahmet Yılmazkaya ve Şerif Ertuğrul, Muş'un Varto İlçesi'nde, 3 ay önce kaybolduğu belirtilen Sıddık Kaya'nın ailesiyle görüştü. Kaya'nın babası Tekdemir Kaya ile görüştükten sonra açıklama yapan Komisyon Sözcüsü Ünsal, Kaya'nın evden ayrılırken telefonla bağlantı kurduğu Astsubay Celal şen ile de görüştüklerini söyledi. Kaya'nın Almanya'daki akrabalarının tespit edildiğini ve Şen ile telefon görüşmesinin ardından onlarla da irtibata geçtiklerini belirten Ünsal, "Kaya'nın bulunmasını temenni ediyoruz. Gerekli soruşturma sürdürülüyor. Kaya'nın kayboluş nedeninin ortaya çıkarılacağından şüphemiz yoktur" dedi. Muş'taki cezaevinde de incelemelerde bulunduklarını kaydeden Ünsal, "Cezaevleri günümüz şartlarına uygun. Cezaevlerinde sadece sağlık personeli eksikliği tespit ettik. Bunu da kısa sürede gidereceğiz" dedi.

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, bölgede incelemelerini sürdürürken, Tunceli Barosu, komisyona sunulmak üzere bir rapor hazırladı. "OHAL sonrası Tunceli'de İnsan Haklarının Durumu" başlıklı raporda, Tunceli'de OHAL'in etkilerinin hala sürdüğü belirtildi. Yaşanılan hak ihlallerinin örnekleriyle sunulduğu raporda, çözüm önerileri sıralanırken, Irak savaşının Türkiye'nin çıkarına olmadığı da vurgulandı ve işgalin Türkiye'den başladığına dikkat çekildi.

Memur Sendikaları Konfederasyonu'nda (MEMUR SEN) yaptığı konuşmada eğitim konularına yer veren Yargıtay eski Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk, "Dil, din, ırk veya benzeri ayırım gözetmeksizin insanları eğitme ve yetiştirme amaçlı kurulmuş yükseköğretim kurumları, ne yazık ki bugün kişilerin inanç ve düşüncelerine göre yargılandığı birimler haline gelmiştir" dedi. Yaptığı konuşmada, gençlerin eğitim gibi toplum için hayati önem taşıyan bu birimlerin bu konuda çok zayıf kaldığını söyleyen Selçuk, "Devlet hiç kimsenin düşünce ve ideolojisiyle uğraşmamalı, üniversitelerinde bu şekilde baskıcı uygulamalar olan toplumda demokrasi olmaz" dedi. Türkiye'deki yargı sistemine de değinen Selçuk, yargı sisteminin "siyasallaşmasından ziyade doğru kullanılmamasından" şikayetçi. Yargı ile ilgili kanun düzenlemelerinin altyapısı oluşturulmadan yürürlüğe getirildiğini söyleyen Selçuk, "Avrupa'da bir yargı kanunu kabul edildiği zaman, kanunun hakimlere öğretilebilmesi için yeri geldiğinde iki ya da üç yıl sonra yürürlüğe giriyor, ayrıca mahkemeleri tek duruşmada çözüyorlar, bizde ise bir hakaret davası dahi iki buçuk sene sürüyor" dedi. "Bir Anayasa bu kadar kötü yapılabilirdi; en kısa zamanda değiştirilmeli" sözleriyle Anayasa hakkındaki görüşlerini açıklayan Selçuk doğru ya da yanlış eleştirinin herkesin hakkı olduğunu ama toplumun tamamının bu kurallara uyması gerektiğini de hatırlattı.

Barış İçin 100'ler Meclisi üyeleri, hükümete ve Meclis'e, "Türkiye'yi barış ile yan yana anmak istiyoruz. Türkiye ABD'nin yanında savaşa girmesin" isteklerini iletti. Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır ise ABD'nin tutumunu sert bir dille eleştirerek, "Teslim olan Irak'a karşı neyin savaşının yapılacağını, ABD'nin çıkarının ne olacağını" sorarken, benzer sert bir tavır da Meclis Başkanı Bülent Arınç ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış'tan geldi. Barış İçin 100'ler Meclisi'nden bir heyet Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır, Meclis Başkanı Bülent Arınç ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış ile görüşerek, halkın barış taleplerini ileterek, ABD'nin savaş isteğine koşulsuz "hayır" denmesini istediler. Heyeti kabul eden Yalçınbayır, ABD'nin savaş politikasını eleştirerek, "teslim olan Irak'a karşı neyin savaşının yapılacağını" sordu. ABD'ye hitaben, "Siz hem demokrasi, insan hakları diyeceksiniz hem de teslim bayrağını çekmiş Irak'a savaş ilan edeceksiniz. Neyin savaşını yapacaksınız, o zaman bu savaştaki çıkarınız denir" dedi. Heyeti kabul eden Meclis Başkanı Bülent Arınç ise "savaşa hayır" diyenlerin sesinin büyümesinden memnun olduğunu, bunun halkın ortak duygusu olduğunu kaydetti. Türkiye'de savaş isteyenlerin de olduğunu, bazı gazete ve televizyonlardan neden hala bombaların patlamadığı, savaş uçaklarının uçmadığı, ABD'nin geciktiğinin sorulduğunu kaydeden Arınç, parlamentodaki iki partinin de barış yanlısı olduğunu söyledi. Zaman geçtikçe savaş karşıtı eylem ve etkinliklerin dünyanın her tarafından arttığının altını çizen Arınç, milletvekillerinin tamamının da barıştan yana olduğunu, 550 milletvekili adına karar veremeyeceğini, ama böyle bir kararın önlerine gelmesi halinde bütün milletvekillerinin oylarını barıştan yana kullanacaklarını umduğunu ifade etti.

Cezaevlerine girişte "cinsel tacize" varan elle arama uygulaması kısmi değişiklikle nerdeyse aynı şekilde TBMM Adalet Komisyonu'ndan geçti. Tutuklu ve hükümlü yakınları elle aranabilecek, avukatlar ise "şüpheli" görülürse duyarlı kapıdan geçtikten sonra elle aranabilecek. Böylece cezaevi görevlisi istediği avukat için "şüpheli" diyerek taciz etme imkanına sahip olacak. Elle aranmayacaklar hakim, Cumhuriyet savcıları, avukatlar, milletvekilleri ve mülki idare amirleri olarak kaldı. Emniyet güçleri de istisnadan çıkarıldı. Duyarlı kapının uyarı vermesi ve bu kişilerin istekleri halinde elle aranmayı kabul etmesi durumunda cezaevlerine girebilmeleri de yeni değişiklik olarak maddeye eklendi. Tasarı uyarınca avukatların savunmaya ilişkin olduğu yazılı olarak beyan edilen belge ve dosyaları aranmayacak. Kabul edilen Tasarı, ölüm orucuna teşvik edenler hakkında hapis cezaları da getirdi. Hükümlü ve tutukluların beslenmesini engelleyenler 2-4 yıl arasında hapis cezasına çarptırılacaklar. Hükümlü ve tutukluları ölüm orucu ya da açlık grevine teşvik edenler de ceza kapsamına alınıyor. Söz konusu eylemelere iknaya çalışanlar, talimat verenler de 2-4 yıl arası hapis cezasına çarptırılacaklar. Ölüm orucunu sürdüren kişinin yaşamını yitirmesi durumunda ise sorunlara 10 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası verilecek.

DÜNYA İNSAN HAKLARI RAPORU

Irak sağlık Bakanı Midhat Mübarek, "BM ambargosu nedeniyle 1 milyon 720 bin Iraklı öldü" dedi. Mübarek, ABD ve İngiltere'nin baskısıyla uygulanmakta olan BM ambargosunun Irak halkına verdiği zararlardan bahsederek, "Son 12 yılda uygulanan bu ambargo 1 milyon 720 bin Iraklının tıbbi imkansızlıklar nedeni ile ölümüne neden olmuştur. Ölenlerin büyük bir kısmı çocuklar ve yaşlılardan oluşmaktadır" dedi. BM Çocuk Fonu UNICEF, kasım ayında hazırladığı Irak raporunda ülkedeki çocukların büyük bir kısmının yetersiz beslenme ve hastalık nedeniyle hayatını kaybettiğini ve bu ölümlerin artarak devam ettiği takdirde ülkede büyük bir insani krizinin yaşanacağını duyurmuştu.

2002 yılında dünyada 19 gazetecinin görev yaparken hayatını kaybettiği bildirildi. Merkezi New York'ta bulunan Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) tarafından yapılan açıklamada, 2002 yılında öldürülen gazeteci sayısının önceki yıla oranla yarı yarıya azaldığı kaydedildi. CPJ Başkanı Ann Cooper, ölü sayısının azalmasından memnun olduklarını, ancak gazetecilerin hala görevlerini yaptıkları için hedef haline getirildiğini ve öldürüldüklerini hatırlattı. 2002 gazeteci ölümleri açısından 1985'den bu yana en az ölü verilen yıl oldu. Dünyada 66 gazetecinin öldürüldüğü 1994 yılı, en fazla gazetecinin öldürüldüğü yıl olmuştu. Bu arada, basın kuruluşları da muhabirlerini tehlikelere karşı daha iyi koruyacak önlemleri almaya başladılar. Bu bağlamda tehlikeli yerlerde görev yapacak gazetecilere çelik yelek ve kurşun geçirmez ceketler dağıtıldığı belirtiliyor.

Merkezi Paris'te bulunan Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, 2002 yılında 25 gazetecinin öldürüldüğünü açıkladı. RSF'nin açıklamasına göre, geçen yıl en az 692 gazeteci tutuklanırken, 1420 gazeteci fiziksel olarak tacize uğradı. Açıklamada, 2002 yılında 389 medya kuruluşunun sansüre maruz kaldığı da belirtildi. RSF'nin açıklamasında, 1 Ocak 2003 tarihi itibarıyla dünyada 118 gazetecinin cezaevinde bulunduğu kaydedildi.

AB ülkelerindeki insan hakları durumuyla ilgili rapor, Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu'nda 269'a karşı 274 oyla kabul edildi. Raporda, ulusal azınlıklara ana dillerinde eğitim dahil tüm haklarının verilmesi gerektiği kaydedildi. Raporda, Ulusal Azınlıklar Çerçeve Sözleşmesi, Azınlık ve Yerel Diller Sözleşmesi'ni halen imzalamamış olan başta Fransa olma üzere diğer Güney Avrupa ülkelerinden yasalarını sözleşmelere uyarlamaları isteniyor. Savaş durumunda idam cezasını saklı tutan Yunanistan'dan ise idam cezasını uygulamadan tamamen kaldırması talep ediliyor. Kadınlar için fırsat eşitliğinin istendiği raporda, çocuklar için de özgürlüklerin sağlanması talep edildi. Raporda, 3 yıl gibi bir süre boyunca AB ülkelerinde legal olarak kalan tüm yabancılara, yerel yönetim seçimlerinde seçme ve seçilme hakkının yanında AP seçimlerine katılma hakkının tanınması isteniyor.

İnsan hakları izleme örgütü Human Rights Watch, ABD'nin insan hakları ölçütlerini ihlal ederek kendi başlattığı terörle savaşa zarar verdiğini belirtti. Örgüt yıllık raporunda, Pakistan, Suudi Arabistan ve İsrail gibi ülkelerde baskıcı rejimlere destek vermekle Washington'un, halkı terörle mücadeleye destek vermekten soğuttuğunu kaydetti. Rapora göre, Washington'un baskıcı ülkelere desteği ve Guantanamo askeri üssündeki tutukluların haklarının çiğnenmesi gibi kendi insan hakları ihlalleri, terörün yenilgiye uğratılması için Amerika'nın ihtiyaç duyduğu toplumları işbirliğinden caydırıyor.

UNESCO merkezinde 2 gün süren "Hükümetler dışı çalışma organizasyonları" konferansında, insan hakları adına çalışan sivil toplum örgütlerinin çalışma faaliyetleri ele alındı ve toplantının ardından 18 maddelik yeni bir çalışma programı yayınlandı. Yapılan değerlendirmelerde, ABD'nin 11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan'da düzenlediği operasyonda ele geçirilen ve Guantanamo'ya götürülen tutukluların insan haklarından uzak bir muameleye tabi tutuldukları belirtildi. Ayrıca, birçok Müslüman ülke vatandaşına terörist gözüyle bakılmasının da insan haklarına aykırı olduğu vurgulandı. Toplantıya Türkiye'den Kafkasya Vakfı adına katıldığı açıklanan Mustafa Özkaya ve Çeçenistan'daki Müslümanlara karşı yapılan insan hakları ihlallerine temas etti. ONG üyelerinin düzenlediği basın toplantısında, "Bazı devletlerin 'terörizmle mücadele' ismi altında Müslümanlar üzerinde terör estirdiği, bazı Arap ve İslam ülkelerinde Müslümanların demokratik haklarının diktatör idareciler tarafından gasp edildiği ve aydınların da baskıya maruz kaldığı ifade edildi.

Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Ayırımcılığı Önleme Komitesi (CEDAW) Başkanlığı'na ODTÜ Siyaset ve Kamu Yönetimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Feride Acar seçildi. CEDAW, Kadınlara Karşı Ayrımcılığı Önleme Sözleşmesi'ne üye 170 ülke tarafından aday gösterilen bağımsız uzmanlar arasından, bu ülkelerin BM temsilcilerinin seçtiği 23üyeden oluşuyor. Avrupa Grubunca başkanlığa aday gösterilen ve iki yıllık süre için komite başkanı seçilen Acar,BM nezrindeki bir uluslar arası insan hakları sözleşme komitesinin başkanlığına seçilen ilk Türk uzman.

Uluslararası Af Örgütü (AI) Başkanı İrene Han, hükümetleri, teröre karşı mücadele adı altında içerde halkına baskı yapmak için bahane olarak kullanmakla suçladı. Han, Reuters'a yaptığı açıklamada, 11 Eylül saldırılarından sonra insan haklarına saygının azaldığını belirterek, "Buna Batılı ülkelerde, ABD'de, Avrupa ülkelerinde tanık oluyoruz" dedi. Dünyada çok baskıcı politikaları olan ya da ciddi insan hakları ihlali geçmişi bulunan birçok hükümetin de bu ihlalleri terörle savaş adına meşrulaştırdığını kaydeden Han, "Biz temel insan haklarının, yargılanma hakkının, rasgele tutuklanmama hakkının, işkence görmeme hakkının hiçbir inceleme ve hiçbir kontrol olmadan sorgulanması ve önemsizleştirilmesinden endişe ediyoruz" diye konuştu. Güvenlik ve insan haklarının birbirine zıt amaçlar olmadığını anlatan Han, güvenliğin, hakların güven altına alınması olduğunu ifade etti. Han, Washington Post'ta çıkan bir haberde, ABD yetkililerinin terör suçluları olarak nitelendirilen zanlılardan bilgi almak için "stres ve baskı" yöntemleri kullandıklarını söylediğinin belirtilmesinden kaygı duyduğunu da belirterek, "İşkence yasağı, olağanüstü hal, hatta savaş zamanı olduğuna bile bakmaksızın ihlal edemeyeceğiniz haklardan biridir" diye konuştu. Haberde, ABD yetkililerinin, şüphelileri, sert sorgulama gelenekleri ile tanınan Mısır, Ürdün ve Fas gibi ülkelere iade ettikleri ve sorguculara bazen sormaları için sorular verdiklerini söyledikleri belirtmişti.

ABD: 11 Eylül sonrası birçok ülke ve devlet, binlerce sivil masum insanı hapsetti. Küba'nın Guantanamo üssünde 598 kişi esir bulunuyor. Guantanamo üssündeki esirlerin el-Kaide ve Taliban ile hiçbir bağlantılarının olmadığı ortaya çıktı. Çok ağır işkencelere tabi tutulan esirlerin çoğunun malaria, güneş çarpması ve diğer tropikal hastalıklara tutuldukları belirtildi.

Dini inancı gereği çalıştığı yerde iş kıyafeti olan pantolonu giymeyi reddeden bir kadını işten atan firma, 30 bin dolar tazminatla cezalandırıldı. ABD Eşit Çalışma Fırsatı Komisyonu'ndan yapılan açıklamaya göre, Brink's adlı firma Hıristiyan bir kadını, "dini inancı gereği işyeri üniforması olan pantolonu giymeyeceğini belirterek, onun yerine etek-pantolon giymeyi önermesi" üzerine işten attı. Firma, kadını, dini ayrımcılık sebebiyle açtığı davanın ardından etek-pantolon giymesine izin vererek yeniden işe aldı. Federal mahkeme, firmayı 30 bin dolar tazminat ve kadının mahkeme masraflarını ödemeye mahkum ederken, ayrıca dini ayrımcılık konusunda firma yöneticilerine brifing verilip, eğitilmesine karar verdi.

Pakistan'da, Amerikan askerleri tarafından Guantanamo'daki kampa gönderilen ve 10 aydır tutuklu bulunan Bremen doğumlu Murat Kurnaz'ın serbest kalması için Türkiye'nin hiçbir girişimde bulunmadığı ortaya çıktı. Anne Rabia Kurnaz, oğlunun Afgan mültecilere yardım etmek için Pakistan'a gittiğini ve Almanya'ya dönmek üzereyken havaalanında tutuklandığını söyledi. Oğlunun serbest bırakılması için Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Dışişleri eski Bakanı Şükrü Sina Gürel'e başvurduğunu, ancak hiçbir girişimde bulunulmadığını kaydeden Rabia Kurnaz, "Oğlumun tek suçu mazlumlara yardımcı olmak. Amerika'nın insanlık dışı muamelesinin önlenmesi için Başbakan Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış devreye girmelidir. Bu haksızlık ortadan kaldırılmalıdır" dedi.

Teksas eyaletinde, 5 yaşındaki bir kız çocuğu öldürüldüğü öne sürülen kişi idam edildi. 27 Eylül 1997'de işlediği cinayet nedeniyle hakkında idam cezası verilen John Baltazar (30), zehirli iğneyle infaz edildi. Baltazar'ın, 1997 yılında, Arturo Marines ve yeğeni Vanessa Marines'in de bulunduğu eve giderek, etrafa ateş açması sonucu 5 yaşındaki Adriana Marines'in başından yararlanarak yaşamını yitirdiği belirtildi. Annesinin sevgilisi olan Arturo Marines'i öldürmeyi planladığını itiraf eden John Baltazar, bu yıl Teksas'da idam edilen ikinci kişi oldu.

ABD'nin elinde, Irak'a yönelik bir saldırıyı haklı çıkaracak hiçbir kanıt olmadığı bir kez daha görüldü. ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, "savaş açma kararı alınması halinde dahi, Irak'ın kitle imha silahlarıyla ilgili olarak ellerinde bulunan bilgiyi kamuoyuyla paylaşmayabileceklerini" söyledi. Rumsfeld'in gerekçesi ise, oldukça ilginçti. Amerikalı bakan, "Bu tip ayrıntıları dünyaya, hatta sadece BM Güvenlik Konseyi üyelerine açıklamak bile, Bağdat'a ABD'nin ne bildiğini göstererek askeri misyonu tehlikeye atar" diye konuştu. Böylelikle, Güvenlik Konseyi üyeleri de örtülü olarak "Irak'a bilgi sızdırabilecek ülkeler" olarak suçlandı.

Başkent Washington'u sarsan savaş karşıtı gösteriler sürerken, Beyaz Saray önünde toplanan genç protestoculardan 16'sı tutuklandı. Beyaz Saray'ın önündeki Lafayette Parkı'nda düzenlenen "Gençlik Irak ile Savaşa Karşı" mitingine katıla yüzlerce gösterici, "Artık suçsuz mağdurlar olmasın" ve "Bir varil petrol kaç hayata bedel?" sloganları attı. Bu arada polis, güvenlik bariyerlerini aşan göstericilerden 16'sını olay yerinde kelepçeleyerek tutukladı. Tutuklanan gençlerin, kamu düzenini bozmaya teşebbüs, güvenlik bariyerlerini aşma ve polise karşı gelme suçlarından yargılanabilecekleri belirtildi.

Irak konusunda düzenlenen son ankette, halkın Bağdat'a karşı askeri güç kullanılmasına verdiği desteğin bir ayda 5 puan düştüğü görüldü. ABC televizyonu ve Washington Post gazetesinin ortak anketinde Irak'ta savaşa olumlu bakan Amerikalıların oranı yüzde 57 olarak ortaya çıktı. Bu rakam, aynı kuruluşların aralık ayında yaptığı ankette yüzde 62 olmuştu. Son ankete katılan Amerikalıların yüzde 54'ü, ABD Başkanı George W. Bush'un Irak'ta askeri seçeneğe yönelme konusunda gereğinden hızlı davrandığını savunurken, Bush'un "yavaş bile kaldığını" ileri sürenlerin oranı yüzde 39 oldu. Bush'un Cumhuriyetçi Partisi'nin üyelerinin yüzde 78'i Irak'a karşı askeri operasyona destek verirken bu oran demokratlarda sadece yüzde 37 oldu. Söz konusu ankette, Başkan Bush'a ekonomiyle ilgili ilk defa zayıf not verildi.

Amerikan Federal Soruşturma Bürosu FBI, terörizmle mücadele adı altındaki savaşta yeni bir boyut açarak, üniversite kampüslerinde, polislerin de yardımıyla yabancı uyruklu öğrencilerin her hareketini gözleyecek. Amerikan Göçmen ve Vatandaşlık Dairesi, bu amaçla yabancı öğrencilerin bilgisayar kayıtlarının tutulacağı bir sistemi bu ay devreye sokuyor. Washington Post gazetesi ve CBS televizyonunda yer alan haberlere göre FBI, Amerika'ya zarar vermek isteyebileceğinden şüphelenilen veya vizesinin süresi dolmuş öğrencileri takibe aldı. ABD'nin ayrıca, şüphelendiği 50 bin Iraklıyı sorgulamaya başladığı ve kendilerine yardım edebilecek kişilere ilişkin bilgi topladığı belirtiliyor. Bu soruşturmalarda, Irak lideri Saddam Hüseyin'i devirmeye yardım edecek kişilerin de bulunması ümit ediliyor. ABD topraklarında, yaklaşık 300 bin Iraklı'nın yaşadığı ve bunların çoğunlukla Michigan, California, Texas, Illinois, Pennsylvania ve Tennessee'de bulundukları belirtiliyor. New York ve Washington'daki 11 Eylül terörist saldırılarından bu yana FBI'ın, yüzlerce kampüs polisiyle yakın çalışma içine girdiği ve özellikle Müslüman olan "Ortadoğu kökenli" öğrencileri yakın takibe aldığı da, Amerikan basınındaki haberlerde yer alıyor. ABD'de, 200 binden fazla yabancı öğrenci bulunuyor. Ülkedeki bütün yabancı uyruklu öğrencilerin bilgisayar kayıtlarının tutulacağı bir sistemi devreye sokacak olan Amerikan Göçmen ve Vatandaşlık Dairesi'nin bu kararı, üniversitelerin yetkilileri, insan hakları savunucularıyla Müslüman örgütlerin liderleri tarafından şiddetle eleştiriliyor. Öte yandan, FBI'ın bazı yerel bürolarının, üniversitelerden, yabancı öğrencilerin detaylı kayıtlarını talep ettikleri belirtiliyor.

Teksas eyaletinde bir masaj kliniğinde çalışan iki kadını öldürmek suçundan idam cezasına çarptırılan mahkumun cezası infaz edildi. Richard Dinkins adlı 40 yaşındaki mahkum, 1990'da idam cezasına çarptırılmıştı. Dinkins, bu yıl öldürülen 5. idam mahkumu oldu.

AFGANİSTAN: Amerikan askerleri Afganistan'ın Host kentinin bir köyündeki camiyi basarak ibadet edenleri dövdükten sonra içlerinden iki kişiyi kaçırdı. Camiye saygısızca ayakkabılarıyla giren askerler kapı ve pencereleri kırarak köy sakinlerini kızdırmaya çalıştılar.

Güvenlik güçleriyle Taliban mensupları arasında çıkan çatışmada 4 kişinin öldüğü bildirildi.

Afganistan'daki Amerikan askerleriyle direnişçi güçler arasında yoğun çatışmalar yaşanıyor. Taliban, El Kaide ve Gulbeddin Hikmetyar güçlerinin ortak hareket ettiği çatışmalarda 12 Amerikan askerinin ve 18 ABD yanlısı Afgan'ın öldüğü, 20 kişinin de yaralandığı bildirildi.

AFRİKA: Mozambik'in batısında bir köyde 9 kişinin açlıktan öldüğü bildirildi. Devlet radyosu, Tete eyaletinin bir köyde 9 kişinin öldüğünü, eyalette 175 bin kişinin açlıkla karşı karşıya olduğunu duyurdu. Haberde, ulusal ve uluslararası yardım kuruluşlarının bölgedeki gıda ihtiyacını belirlemek için çalışmalar yaptıkları belirtildi. Radyo, güney eyaletleri Gaza, Maputo ve İnhambane eyaletlerinde de gıda sıkıntısının çekildiğini, eyaletin uzak köylerinde insanların yaşayabilmek için yabani meyveleri yediklerini kaydetti. Mozambik hükümetinden yapılan açıklamada ise merkez ve güney eyaletlerinde yaklaşık 600 bin kişinin ektiklerinin kuraklık nedeniyle yok olması üzerine gıdaya ihtiyaçlarının olduğu belirtildi.

ALMANYA: Doğudaki Kamenz ve Frankfurt an der Oder kentlerinde, biri Türk üç yabancı, aşırı sağcı oldukları sanılan kişilerin saldırısına uğradı. Polis kaynakları, Kamenz'de bir araçtan inen üç kişinin 25 yaşındaki bir Türk ve bir Iraklı'ya saldırdıklarını, Frankfurt an der Oder garında da, 26 yaşındaki bir Ürdünlü'nün çok sayıda Alman'ın saldırısına uğradığı ve dövüldüğünü açıkladı.

Türkiye'den çeşitli etnik ya da siyasi gruplara mensup sığınmacıların Almanya'daki bazı kamplarda kobay olarak kullanıldıkları belirtildi. Schleswill-Hostein Eyaleti'ndeki Itzheo sığınmacı kampında yaşayan ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen sığınmacılar, nasıl kobay olarak kullanıldıklarını anlattılar. Gece ambulanslarla alınıp, Borstel'deki Forschungszentrum Tıbbi ve Biyolojik Araştırmalar Enstitüsü'ne götürüldüklerini anlatan mağdurlar, orada iradeleri dışında iki ay tutulduklarını ileri sürdüler. Sığınmacılar, üzerlerinde deneysel uygulamalar yapıldıktan sonra, kendilerine oturma izni verildiğini açıkladılar.

ARNAVUTLUK: Müslüman cemaatin liderlerinden Sali Tivari, ofisinde uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. 58 yaşındaki Tivari, parlamento yakınındaki ofisinde saldırıya uğradı ve hastaneye kaldırılırken yolda öldü.

AZERBEYCAN: Karabağ-Azerbaycan sınırında yer alan Ağdam şehri yakınlarında, Azerbaycan'dan Dağlık Karabağ sınırına geçmeye çalışan bir gurubun, Karabağ askerleriyle çatışmaya girdiği bildirildi. Çatışmada 1 Azerbaycan askerinin yaralı olarak Karabağ askerlerinin eline geçtiği öğrenilirken, söz konusu çatışmayla ilgili olarak Karabağ Enformasyon Bakanlığı çatışmanın yaşandığını doğruladı.

BOLİVYA: Hükümetin ABD güdümlü tarım politikalarına karşı direnen Bolivyalı köylüler, bir kez daha şiddetle karşı karşıya geldi. Önceki gün, yerli nüfusun yoğun olduğu Cochabamba bölgesinde düzenlenen protesto gösterilerine saldıran ordu birlikleri, dört köylüyü katletti, çok sayıda köylüyü yaraladı ve tutukladı. Ölen köylülerden birinin 18 yaşındaki Romulo Gonzales Teran, diğerinin 36 yaşındaki Victor Hinojosa olduğu bildirildi. Yaralılar arasında, bir dipçik darbesiyle çenesi kırılan 45 yaşındaki Estaban Garcia da bulunuyor. Katliama rağmen, karayollarına barikat kurulması şeklinde gelişen eylemler giderek yayılıyor.

BREZİLYA: Bir grup beyaz genç, "eğlenmek" için 77 yaşında bir yerliyi öldürdü. Güvenlik güçlerinin açıklamasına göre, güneydeki Rio Grande do Sul eyaletinin Miraguai kasabasında yaşları 14 ile 19 arasında değişen üç genç, ihtiyar yerliyi tekmeleyerek öldürdüklerini itiraf etti. Gençler, "Biz onu tekmeyle sadece uyandırmak ve eğlenmek istemiştik" diyerek kendilerini savundular.

CEZAYİR: Fransa güdümlü askeri cuntaya karşı savaşan İslami grupların ordu konvoyunu pusuya düşürerek 43 askeri öldürdüğü, 19'unu yaraladığı eylemin, ülkede son beş yıldaki en büyük taarruz olduğu bildirildi.

Güneyde bulunan Tenyet El Abid yöresinde, yönetime karşı çatışan eylemcilerin düzenledikleri bombalı saldırı sonucu 43 güvenlik görevlisi öldü. Dava ve Cihad örgütlerinin faaliyet gösterdiği yörede düzenlenen saldırıda 19 kişi de yaralandı.

Fransa güdümlü Cezayir Cuntasına karşı savaşan Silahlı İslami grupların, Cezayir'in çeşitli kentlerinde düzenledikleri taarruzlarda, 3 kişinin öldüğü, 7 kişinin de yaralandığı bildirildi. Cezayir ulusal radyosunun haberinde, başkent Cezayir'in 600 kilometre doğusundaki Şetaybi kentinde, İslami grupların yola kurdukları pusuda, bir araçla geçmekte olan kent valisi Hasan Gazayli ve Vali Yardımcısı Hasan Ayyadi'nin öldürüldüğü duyuruldu. Aracın şoförü ile bir diğer vali yardımcısının yaralandığı eylemde, eylemcilerin araçla kaçtıkları belirtildi. Öte yandan Cezayir'de çıkan El Vatan gazetesinde çıkan haberde, başkent Cezayir'in 145 kilometre batısındaki Ayn Defla kentinde bir bombanın patlaması sonucu 1 askerin öldüğü, 5 askerin yaralandığı kaydedildi. Cezayir'de 1992 yılında yapılan parlamento seçimlerinin iptal edilmesi üzerine ülke çapında başlayan olaylarda, şimdiye kadar 120 bin kişinin hayatını kaybettiği bildiriliyor.

Cezayirli milletvekili Abdülmelik Benbara, Paris'te otomobilinin bagajında ölü bulundu. Üç haftadır kendisinden haber alınamayan ve tüm aramalara rağmen bulunmayan milletvekilinin cesedinin, tanınmayacak durumda olduğu bildirildi.

ÇEÇENİSTAN: Çeçenistan'daki Rus yanlısı idarenin verdiği bilgilere göre son 24 saat içerisinde Rus güçleri ile Çeçen direnişçiler arasında çıkan çatışmalarda Çeçenlerin üç önemli komutanı hayatını kaybetti. Çatışmalarda ayrıca 4 Rus askeri de Çeçenlerin düzenlediği eylemler sonucundan öldürüldü. Rusya Çeçenistan Komuta Merkezide ölen komutanların isimlerini Rezvan ve Müslüm Gakayev ve Ebu Selim Dzhabrailov olarak açıklarken bu komutanların idaresinde kaç kişinin olduğunu ve nasıl öldürüldükleri konusunda ise bir bilgi vermedi. Bu arada, Rusya yönetimi Çeçenistan'a gitmek isteyen Alman insan hakları savunucularını kapıdan geri gönderdi. Alınana bilgilere göre gazeteci Günter Wallraff ve yanında bulunan eski Çalışma Bakanı Norbert Blüm ve "Cap Anamur" adlı insani yardım örgütünün kurucusu Rupert Noydek, Çeçenistan'da yaşanan halk trajedisini ve çiğnenen insan haklarını dünya kamuoyuna iletmeye çalışıyorlardı.

Çeçen mücahitlerle çatışmaya giren Rus askerlerinden 4'ünün öldüğü, 9'unun da yaralandığı açıklandı.

Çeçen mücahitlerin son iki gün içinde Çeçenistan'ın değişik yerlerinde Rus askerlerine düzenlediği saldırılarda 57 Rus askeri öldü. Bu arada, Çeçenistan'da sarhoş bir Rus askeri, bir Çeçen yolcu otobüsüne ateş açarak şoförü öldürdü, 4 kişiyi de yaraladı. Argun'da ise Ruslar 18 Çeçen'i tutuklayarak bilinmeyen bir yere götürdü. Onlarca kişi dövüldü.

Çeçen mücahitler düzenledikleri taarruzlarla 6 Rus askerini öldürdü, 13 Rus askerini yaraladı.Rus uçakları ise 3 bölgede Çeçenler'in mevzilerini bombalarken, 5 bölgede Çeçen mevzileri topçu ateşine tutuldu. Çeçenistan'da ayrıca, Rus askerlerinin bir Çeçen yolcu otobüsüne ateş açması sonucunda otobüsün şoförü öldü, 3'ü kadın 4 yolcu yaralandı.

ÇİN: Çin'in, 2002 yılında teröre karşı yürütüldüğü öne sürülen uluslar arası mücadele ve Çin Komünist Partisi (ÇKP) 16. Ulusal Kongresi bahanesiyle baskıcı politikalar uyguladığı belirtildi. İnsan Haklarını İnceleme (Human Rights Watch) tarafından hazırlanan raporda, genç yöneticilerin iş başına geldiği 16. Ulusal Kongre hazırlıklarının, insan hakları uygulamalarını "renklendirdiği" savunuldu. 558 sayfalık raporun Çin ilgili bölümünde, Çin'in, halkla ilişkiler oyununu daha iyi oynamaya başladığı ve ne zaman yumuşak ne zaman da sert davranılacağını dikkatlice hesapladığı kaydedildi. Raporun Çin'e ayrılan 7 sayfalık kısmında, Çin'in terörle mücadele adı altında Sincan'daki Uygur Müslümanlarına yönelik baskıları derinleştirmede avantaj elde ettiğine dikkat çekildi. Raporda, bölgedeki, son "Sert Yumruk" kampanyasında binlerce kişinin tutuklandığı ifade edildi. Raporda, Çin hükümetinin Müslümanların evlenme ve adetlerine yönelik gözetimleri artırdığı, Uygur dili ve kültürünü engellediği ve Müslüman din adamları için siyasi eğitim kursları düzenlediğine işaret edildi. Çin'de, serbest bilgi akışının engellendiği bildirilen raporda, internet haberleşmesini denetlemek için yeni bir sistem kurulduğu kaydedildi. Raporda, yazılı basına yönelik kısıtlamaların arttığı ve yolsuzluk gibi hassas konulara değinen gazetelerin hedef alındığı belirtildi.

DOĞU TÜRKİSTAN: Çin'in, Müslüman halka karşı giderek artan baskıları büyük huzursuzluklara neden olmaya başladı. Uygur Türkleri'nin bağımsızlık hareketi lideri Mehmet Emin Hazret, Çin hükümetine karşı askeri bir kanat oluşturacaklarını söyledi. Çin hükümeti, insan hakları kuruluşları tarafından Doğu Türkistan'daki Uygur Türklerinin dini ve milli değerlerine baskıda bulunmak ve onlara karşı eğitim ve istihdam alanında ayrımcılık yapmakla suçlanıyor. Hükümet, ABD'ye 11 Eylül'de yapılan saldırılardan sonra dünyada oluşan hassasiyetlerden faydalanarak Doğu Türkistan'daki Müslüman halka baskılarını büyük ölçüde arttırdı. Çin hükümeti tarafından Sincan olarak adlandırılan Doğu Türkistan, Çin'de siyası suçluların düzenli olarak idam edildiği bölge durumunda bulunuyor. Bölgede 1990'ların ortalarından bu yana yüzlerce kişi idam edildi. Bölgede hiçbir bağımsızlık yanlısı teşkilata üye olmayan sıradan halkın da Çin hükümetinin baskı politikalarından nasibini aldığı kaydedildi. Tacikistan sınırındaki Kaşgar şehrinden bir Uygur, "Hiç kimse gece sokağa çıkmaya cesaret edemiyor. Eğer gece kimlik kartınız olmadan yakalanırsanız güvenlik güçleri tarafından alınıp götürülürsünüz" dedi.

ENDONEZYA: Doğudaki bir köyde, İkinci Dünya Savaşı'ndan kalma bir bombanın patlaması sonucu 8 kişinin öldüğü bildirildi.

FAS: Fas'tan İspanya'ya kaçak yollarla girmeye çalışanları taşıyan şişme botun batması sonucu 16 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Batan bottaki 3 kişinin ise kurtarma operasyonuna katılan helikopterin yardımıyla kurtarıldığı belirtildi. Her yıl binlerce Afrikalı yoksulluktan kurtulma hayaliyle Avrupa ülkelerine geçmeye çalışıyor. 2002 yılında Cebelitarık Boğazı'nı geçmeye çalışırken boğulanların sayısının 120'yi bulduğu bildirildi.

FİLDİŞİ SAHİLLERİ: Güvenlik güçleriyle isyancıların çatıştığı Fildişi Kıyısı'nda, hükümet birliklerine ait helikopterin isyancıların kontrolündeki bir bölgeyi bombalaması sonucu 11 sivil öldü. Bölgeye giden Fransız askerleri, olay yerinde roket kovanları buldular.

İşgalci Fransız askerleriyle gerillalar arasında çıkan çatışmada 30 gerilla öldü, 9 Fransız askeri de yaralandı.

FİLİPİNLER: Güneydeki Mindanao adasında 3 gün süren çatışmalarda yaklaşık 20 Müslüman şehit edildi.

Filipinler Ordusu, ülkenin güney kesiminde meydana gelen çatışmalarda, 4 Müslüman'ın öldüğünü, 1 askerin de hayatını kaybettiğini açıkladı. Diğer taraftan, Jolo Adasındaki İndanan Kasabası'nda meydana gelen diğer bir olayda ise 2 Ebu Sayyaf örgütü mensubu ile 1 askerin öldüğü bildirildi.

Güneydeki Mindanao adasında, şeriatçı Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLF) milisleri ile ordu birlikleri arasında çıkan çatışmada 28 milisin öldüğü bildirildi.

FİLİSTİN: Batı Yaka'daki El Halil'de, 1 Filistinli İsrail askerlerince dövüle dövüle şehit edildi. Filistinli hastane kaynakları, 18 yaşındaki İmran Ebu Ramdiye'nin bir cipte bulunan İsrail askerlerince kaçırıldığını, başından yaralı halde El Halil'de bulunan Ramdiye'nin daha sonra hastaneye kaldırıldığını, ancak hastanede hayatını kaybettiğini belirtti. Öte yandan, İsrail askerlerinin gece yarısı, Gazze Şeridi'nin güneyinde Han Yunus yakınlarında bir Filistinliyi öldürdüğü bildirildi. Filistin güvenlik yetkilileri, Filistinli Hasan Ebu Said'in vurularak öldürüldüğünü belirtti.

Yeni yıl arifesinde Ortadoğu'da çatışmalar hız kesmedi. Batı Şeria ve Gazze'de çıkan son şiddet olaylarında 5 Filistinli yaşamını yitirdi. Nablusıta Filistinliler kenti işgal altında tutan İsrail güçlerine taş ve molotofkokteylileriyle saldırdı. Askerlerse Filistinlilere gerçek mermilerle karşılık verdi. Olaylar sırasında 20 yaşındaki bir Filistinli başından vurularak öldürüldü. Cenin yakınlarında Filistinli bir öğretmen aracıyla İsrail askerlerine ait cipe çarpmasının bedelini hayatıyla ödedi. İsrail askerleri çarpışamadan sonra aracından çıkan 37 yaşındaki Filistinliyi öldürdü. El Halil'deyse 1 Filistinli, İsrail askerleri tarafından dövülerek öldürüldü. Gazze şeridinde de iki ayrı olayda 2 Filistinli öldürüldü.

İsrail askerlerinin, Gazze Şeridi'ndeki bir Yahudi yerleşim birimine sızmaya çalışan üç Filistinliyi vurarak şehit ettikleri bildirildi. Öte yandan Filistinli güvenlik kaynakları, İsrail askerlerinin Gazze Şeridi'nin merkezinde bulunan Deir el-Balah'da iki evi yıktığını, buldozerlerin de yaklaşık bir hektarlık zeytinlik alanı tahrip ettiğini açıkladı.

Helikopterler ve zırhlı buldozerler desteğindeki İsrail askerlerinin, Gazze Şeridi'ndeki Nuseyrat, Burey ve Refah mülteci kamplarına yönelik saldırılarında 5 Filistinli şehit oldu. Çatışmalarda 10 Filistinli'nin de yaralandığı duyuruldu. Eley Sinai Yahudi yerleşiminde üç Filistinli genç, İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu şehit oldu. Batı Şeria'nın güneyinde bir Filistinli, öldürüldü.

Görgü tanıkları, İsrail saldırısı üzerine, mülteci kamplarında camiden İsrail askerlerine karşı konulması için çağrılar yapıldığı ve bunun üzerine caddelere toplanan silahlı Filistinlilerin, askerlerle silahlı çatışmaya girdiklerini belirtirken, Filistinli ambulans görevlileri, çatışmalarda 5-6 dolayında Filistinlinin yaralandığını duyurdular. Öte yandan, Batı Yaka'nın güneyinde İsrail'e ait Maor adlı devlet çiftliğindeki bir eve giren silahlı bir Filistinlinin, evi kuşatan İsrail askerlerince vurularak şehit edildiği bildirildi.

İsraillilere yönelik saldırılarda yaşanan durgunluğa dikkat çeken Washington Post gazetesi; buna karşılık İsrail'in ise aralarında çocukların da yer aldığı Filistinli sivilleri hemen her gün öldürmeyi sürdürdüğünü belirterek, bunu "vahşi bir rutin" olarak niteledi. Gazete başyazısında, Filistinlilerin katledilmesi konusundaki İsrail açıklamalarının da rutin bir hal aldığını kaydetti. Açıklamalarda, "Filistinli gençlerin askerleri taşladığı veya askerlerin kendilerine yönelik ateşe karşılık verdikleri" şeklinde ifadelerin yer aldığına değinen gazete, bu açıklamalarda, soruşturmanın devam ettiğinin belirtilmesine karşın, soruşturma sonuçlarının nadiren açıklandığına dikkat çekti. İsrailli insan hakları grubu B'Tselem'in, 700 İsrailliye karşın 2 bin Filistinlinin hayatını kaybettiği son 15 aydaki olaylar sırasında "sadece bir İsrail askerinin vahşi eylemden dolayı suçlu bulunduğu" yönündeki açıklamasına yer veren başyazıda, İsrail ordusunun Batı Şeria'yı yeniden işgal ettiği son 6 aydan beri bilinçli vahşet uygulamasının daha da artığına vurgu yapıldı. Yazıda, El Halil'de İsrail paramiliter güçlerinin, gözaltına aldıkları Filistinlilere 'piyango' denen bir oyun yoluyla vahşet uyguladıklarının 22 Aralık'ta İsrail basınına yansıdığı ifade edildi. Söz konusu uygulamada, Filistinlilere, üzerlerine 'kırık bacak' ve 'kırılmış kafa' gibi ifadelerin yer aldığı kağıtlardan birinin tombala usulü çektirildiğini vurgulayan gazete, İsrail hükümetinin bu haberlere ilişkin açıklama yapmadığını kaydetti. Bu haberlerin basında yer almasından bir hafta kadar önce, İsrail askerleri tarafından El Halil'de gözaltına alınan 18 yaşındaki lise öğrencisi Amran Ebu Hamediye'nin birkaç dakika sonra dövülerek öldürülmüş halde bulunduğu hatırlatıldı. Pazar günü Tulkarim kentinde 11 yaşındaki bir çocuğun, bir gün önce de Gazze Şeridi'nde evinin dışında oynayan 9 yaşındaki bir kız çocuğunun İsrail askerlerince öldürüldüğünü ifade eden gazete, geçen ay 16 yaşının altında 4 Filistinlinin daha Gazze'de İsrail kurşunlarının hedefi olduğunu belirtti. Başbakan Ariel Şaron'un, sertlik yoluyla Filistinlilerin saldırılarını azalttığı görüşünde olduğunu hatırlatan Washington Post, daha çok Filistinlinin ölümüyle sonuçlanan ve İsraillilere gerçek bir güvenlik sağlayamayarak bu uygulamanın sadece geçici bir sessizlik sağlayacağı uyarısında bulundu.

Batı Şeria'nın Ramallah kenti yakınlarında yer alan İsraillilerin gözaltı merkezinde, protestocu Filistinli mahkumlarla İsrailli gardiyanlar arasında çatışma yaşandı. Ofer kampında, çoğunluğu İsrail işgaline karşı ayaklanmada çıkan şiddet olaylarıyla bağlantılı, yaklaşık 700 kadar Filistinli tutuluyor. Filistinli bir insan hakları örgütü, mahkumların bundan önce gardiyanlar tarafından dövüldükleri iddiasıyla açlık grevi ilan ettiklerini söylüyor. Çatışmanın nasıl çıktığı henüz belirsizliğini korurken, İsrailliler protestocu mahkumları bastırmak için göz yaşartıcı bomba kullandı. Mahkumlardan bazılarının olay sırasında yaralandığı bildiriliyor.

İsrail ordusu tarafından öldürülen üç Filistinli'nin, bir Yahudi yerleşimine sızmaya çalışan silahlı eylemciler olduğu iddiasının asılsız olduğu ortaya çıktı. İsrail ordusu, 1 Ocak'ta yaşları 13 ile 16 arasında değişen üç Filistinli çocuğun yanı sıra, Batı Şeria yakınlarında Yahudi yerleşimlerinin yanında bomba taşıdığı iddia edilen bir Filistinli'ye de ateş açmıştı.

İsrail askerlerinin, helikopterler ve tanklar desteğinde Gazze şeridi'ndeki El Magazi mülteci kampına saldırı düzenlediği bildirildi. Görgü tanıkları, onlarca tank ve zırhlı araçlarla gelen İsrail askerleri ile kamptaki camiden yapılan anons üzerine ortaya çıkan çatışmada, ilk belirlemelere göre 3 Filistinlinin şehit olduğunu belirttiler.

Batı Yaka'da bir Filistinli daha İsrail askerleri tarafından şehit edildi. Batı Yaka'daki Sayda şehrinde, 17 yaşındaki Ahmet Accac adlı Filistinli, komşularının evi yıkıldıktan sonra İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu şehit edildi. Çevredeki Filistinlilerin slogan atmaları üzerine başlayan çatışmada, İsrail askerleri göz yaşartıcı bomba attı. İsrail askeri kaynakları, 8 İsraillinin ölümünden sorumlu tutulan bir mücahidin ailesine ait evin yerle bir edildiğini belirttiler. Askeri kaynaklar, evin yıkılmasında sonra İsrail askerlerinin 2 Filistinliye de ateş açtığını ve bu kişilerden birinin vurulduğunu açıkladılar. İsrail askerleri, günün ilk saatlerinde de, Han Yunus kenti yakınlarında bir Filistinliyi vurarak şehit etti. Görgü tanıkları, 30 yaşındaki taksi şoförünün bölgeden geçen İsrail askerlerine bakarken vurulduğunu belirttiler.

İsrail güçlerinin, düzenledikleri saldırılarda 5 kişi öldürüldü, 15 kişi de yaralandı. İsrail askeri helikopterinin Gazze Şeridi'nde bir araca düzenlediği füze saldırısında 2 Filistinli'nin öldüğü, bir kişinin ise ağır yaralandığı bildirildi. Ölen kişilerin 14 yaşındaki Muhammed Kavara ve 19 yaşındaki Abdullah Necar olduğu belirtildi. Bu arada Mısır sınırında ise İsrail askerleriyle Gazze Şeridi'ndeki geçiş noktası Nitzana'da çıkan çatışmada ise 2 Filistinlinin öldüğünü bir İsrailli askerin de yaralandığını duyurdu. Öte yandan, Nablus'ta 20 yaşında bir Filistinli İsrail askerlerinin ateş açması sonucu öldü.

İsrail güçleri 12 Ocak günü Batı Yaka'nın değişik şehirlerine ve mülteci kamplarına yönelik saldırılar düzenlemişlerdi ve bu bölgede bulunan Asker mülteci kampında 18 yaşındaki Bisman Ömer Şenir adlı genç işgal güçlerinin tanklarından atılan mermilere hedef olarak hayatını kaybetti.

Filistin'de işgal altındaki topraklara yönelik operasyonlarını yoğunlaştıran İsrail askerleri, Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus, Beyt Hanun ve Batı Şeria'nın Nablus bölgelerinde düzenledikleri operasyonlarda iki kişiyi öldürdü, 6 kişiyi de yaraladı.

İsrail, Batı Yaka'da bulunan Filistinliler'e ait 2 üniversiteyi kapattı. İsrail ordusu, yaptığı yıkım ve keyfi tutuklamalardan sonra işi daha da ileri götürerek, El Halil'deki İslam Üniversitesi ile Politeknik Enstitüsü'nü kapattı. Politeknik Enstitüsü'nün kapısına demir parmaklıklar konulurken, enstitünün etrafı da İsrail askerlerince kuşatıldı. Enstitünün kapatılmasının ardından, öğrencilerle İsrail askerleri arasında tartışma çıktı. Askerler, öğrencilere silahla cevap verdiler.

İşgalci İsrail askerleri, Batı Yaka'da 3 Filistinliyi öldürdü. Filistinli görgü tanıkları, İsrail askerlerinin, Batı Yaka'nın Tulkarim kentinde 16 yaşındaki bir Filistinli'yi şehit ettiğini söyledi. İşgalci İsrail askerleri, yine Tulkarim'de askerlere taş attığı iddiasıyla Muahmmed Hamza adlı 16 yaşındaki Filistinli ile Kabatiye köyünde askerlerin saldırı yaptığı sokakta bulunan Ribhi Zekarna'yı şehit ettiler.

Batı Şeria'daki yasadışı Kiryat Arba Yahudi yerleşim birimine silahlı saldırı düzenleyen Filistinli gerillalar, bir yerleşimciyi öldürdü, ikisini yaraladı. Daha sonra çatışmaya giren İsrail askerleri, iki Filistinli'yi katlettiler. Bu arada, Batı Şeria'nın İsrail askeri komutanı, "hayati tehlike olmadığı sürece" İsrail askerlerinin Filistin araçlarına ateş açmasını yasakladı.

Gazze Şeridi'nin güneyinde bulunan Yunis kasabasında, İsrail askerleri tarafından açılan ateş sonucu yaralanan bir Filistinli'nin hayatını kaybettiği bildirildi. Amar Aliyan (20) adlı Filistinli'nin İsrail askerleri ile çıkan çatışmada başına isabet eden bir kurşunun nedeni ile ciddi şekilde yaralandığı ardından kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği öğrenildi. Amar Aliyan'ın hayatını kaybetmesiyle 28 ay önce başlatılan Filistin intifadasından bu yana ölenlerin sayısı resmi rakamlara göre 2 bin 875'e yükselmiş oldu.

Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi 2. Başkanı Metin Bakkalcı, Filistin'de yaşanan İsrail saldırıları sonucunda şehit olanların yüzde 14'ünün 15 yaş altı çocuklar olduğunu bildirdi. TTB Merkez Konseyi ve TTB üyeleri, Kocaeli Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı ve Adli Tıp Uzmanları Derneği Başkanı Ümit Biçer ve Çevre için Hekimler Derneği Başkanı Ümit Şahin'den oluşan heyetin, 6-12 Ocak 2003 tarihlerinde İsrail ve Filistin'de yaptıkları incelemelere ilişkin hazırladıkları rapor açıklandı. TTB Merkez Konsey Başkanı Füsun Sayek, heyetin, işgal edilmiş Filistin topraklarında ve İsrail'de yaptığı incelemeler sonucunda ortaya çıkan tablo karşısında dünyada var olan sessizliğe isyan ettiklerini belirterek, "İşgal edilmiş Filistin topraklarında tüm insanlık değerlerinin tahrip edilmesi gerçeğine tanık olduk" dedi. Sayek, bölgede yapılan incelemelerin ortaya çıkardığı sonuçların Irak sorunu konusunda ders olması gerektiğini kaydetti. Raporu okuyan Metin Bakkalcı da, 2000 yılı Eylül ayından bu yana bölgede çıkan çatışmalarda saldırıya uğrayan Filistin ambulansı sayısının 335 olduğunu, bunların 35'inin kullanılamaz hale geldiğini belirtti. Saldırılar sırasında yaralanan sağlık personeli sayısının 415 olduğunu ifade eden Bakkalcı, saldırılarda 5'i hekim olmak üzere 22 sağlık çalışanının hayatını kaybettiğini bildirdi. Bakkalcı, sağlık personelinin seyahat özgürlüğünün kısıtlandığını, bölgede tıbbi malzeme ve ilaç sağlanmasında problemler yaşandığını anlattı. Bölgede ekonomik sıkıntıların ağırlaşması, işsizliğin artması ve halkın yüzde 80'inin yoksulluk sınırının altında yaşaması sebebiyle halkın büyük bölümünün yeterli ve dengeli beslenemediğini anlatan Bakkalcı, bölgede kaliteli içme suyunun da bulunmadığını söyledi. Son dönemde halk sağlığı konusunda yaşanan olumsuz gidişin, hastanede yapılan doğum oranının düşmesine sebep olduğunu kaydeden Bakkalcı, 2001 yılında yüzde 94.8'e ulaşan hastanede doğum yapma oranının 2002 yılında seyahat özgürlüğünün kısıtlanması sebebiyle yüzde 71'e düştüğünü ifade etti. Kontrol noktalarındaki bekletmeler sebebiyle 48 kadının kontrol noktalarında doğum yapmak zorunda kaldığını, bu bebeklerin 22'sinin hayatını kaybettiğini bildiren Bakkalcı, bölgede çocukların yüzde 43.8'inde ve kadınların yüzde 48.6'sında kansızlık tespit edildiğini bildirdi. Bakkalcı, çatışmaların bölgede ruh sağlığını da önemli ölçüde etkilediğine işaret ederek, travma sonrası stres bozukluğuna toplumdaki her 10 kişiden 3'ünde rastlandığını kaydetti. Bölgede yaşanan çatışmalarda meydana gelen ölümlerin yüzde 49'unun 19-29 yaş arası, yüzde 14'ünün 15 yaş altı, yüzde 10'unun 16-18 yaş arasındakiler olduğunu dile getiren Bakkalcı, 18 yaş altı ölümlerin ve yaralanmaların yüzde 53'ünün baş, boyun ve göğüs yaralanmaları olduğuna dikkat çekti.

İsrail helikopterlerinin, Gazze'nin güneyindeki ve doğusundaki hedeflere füze saldırısı düzenlediği bildirildi. Saldırı sonucu biri ağır 6 Filistinlinin yaralandığı ve birçok binada maddi hasar meydana geldiği açıklandı.

Batı Şeria'nın El Halil kentinin güneyinde, Filistinlilerin açtığı ateş sonucu 3 İsraillinin öldüğü bildirildi.

İsrail askerlerinin Batı Yaka'nın kuzeyindeki Nablus kenti yakınlarında bir anne ile oğlunu katletti. Yetkililer, saldırının Filistinlilere ait Nablus şehrinin kuzeyinde bulunan Homesh Yahudi yerleşim merkezi yakınlarında meydana geldiğini açıkladı. Şehit edilen son 2 Filistinliyle 27 aylık intifadada şehit olan Filistinlilerin sayısı 2 bin 139'a yükseldi. Öte yandan, İsrail tanklarının, Gazze kentine güneyden girdikleri ve açtıkları ateş sonucu bir Filistinlinin yaralandığı belirtildi.

Gazze Şeridi'nin kuzeyinde ve merkezinde, İsrail askerlerinin ateş açması sonucu 2 Filistinli öldürüldü. Operasyonda, 3'ü ağır, yaklaşık 20 Filistinlinin de yaralandığı belirtildi. Gazze Şeridi'nin orta kesimlerindeki Magazi bölgesinde de, akli dengesi yerinde olmayan 24 yaşındaki bir Filistinli İsrail askerleri tarafından vurularak öldürüldü.

Gözü dönmüş işgalci İsrail ordusu, Gazze Şeridine girerek katliam yaptı. Helikopterler, füze ve tank destekli saldırıda 12 Filistinli şehit olurken, 64 kişi yaralandı. Birçok ev ve işyeri siyonistler tarafından yerle bir edildi. ( 14 ölü, 100 yaralı).

17 yaşında Said Madi isimli bir Filistinlinin Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta meydana gelen bir patlama sonucunda hayatını kaybettiği bildirildi.

Batı Yaka'nın Cenin kentinde İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu şehit edilen Filistinlilerin sayısının 4'e yükseldiği bildirildi. Cenin'de ayrıca, AFP'nin Filistinli foto muhabiri Saif Dahlah'ın bacağından yararlandığı bildirildi.

Gazze'de bir binaya İsrail helikopterleri tarafından düzenlenen roket saldırısında, biri kız çocuğu 3 Filistinli öldü. Saldırıda 8 Filistinli de yaralandı.

İsrail askerleri, Batı Şeria'da 32 yaşındaki Feyyaz Cabir ile 1 çocuğu acımazsızca katletti.

FRANSA: Siyasi sığınma taleplerinin kabul edilmesi 26 kişinin Fransa'nın güneyindeki Bordeaux kentinde başlattıkları açlık grevi 38. gününe girdi. Bordeaux'daki Saint Croix Kilise'sinde süresiz açlık grevinde olan mülteciler tarafından yapılan açıklamada, "ölmeyi göze alarak eylemimize başladık. Bazı arkadaşların durumu kritik, ama hükümetle olan görüşmelerimizde kesin sonuç almış değiliz. Kesin bir sonuç alıncaya kadar eylemimizi sürdürmekte kararlıyız" denildi.

Başkent Paris'ten Çin'in Şanghay kentine giden Fransız havayolları Air France uçağının kargo bölümünde kaçak seyahat eden iki kişi, iniş sırasında açılan iniş takımlarından fırlayıp bir gecekondu mahallesine düştü. Avrupa'dan Çin'e kaçak girme girişimi olduğu için dikkat çeken olayda, her ikisi de kırmızı palto giyen ve birinin elinde walkie-talkie'ye benzer bir cihaz bulunan kaçakların, düşüşten önce donarak ölmüş olabilecekleri belirtildi. Paris Roissy Havaalanı yetkililerinin, iniş takımlarından düşerek ölen iki kişinin Türk olduğunu tahmin ettiği bildirildi.

Paris mahkemesi, eski Genelkurmay Başkanı emekli Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun Sınır Tanımayan Gazeteciler hakkında açtığı davayı reddetti. Paris mahkemesinin açıklanan kararında, Kıvrıkoğlu'nun başvurusu kabul edilmezken, 2 bin euro tutan mahkeme masraflarının da Kıvrıkoğlu'na ödetilmesi kararlaştırıldı. Bilindiği gibi; Kıvrıkoğlu'nun resmi Paris'teki bir tren garına çizilmiş ve onbinlerce insan tarafından çiğnenmişti.

Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, Türkiye Genelkurmay eski Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun RSF'ye açtığı dava ile ilgili Paris Asliye Hukuk Mahkemesi'nin verdiği kararın olumlu olduğunu açıkladı. RSF avukatı Jean Martin'e göre, söz konusu karardan ortaya çıkan sonuç, Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun, Fransa'da RSF'nin ifade özgürlüğünü ihlal etmekten, Fransa yargısı tarafından mahkum edildiğini söyledi.

GÜNEY AFRİKA: Güney Afrika ülkelerinde 15.4 milyon kişi açlıkla pençeleşiyor. BM Kurumlar Arası Bölgesel Büro tarafından Jahannesburg'ta yayımlanan raporda, kıtlık ve açlığın kol gezdiği bölge ülkelerinde durumun, gittikçe daha vahim olduğu belirtildi ve açlığın pençesindeki insan sayısının , son dört ayda yaklaşık 1 milyon arttığı vurgulandı. Raporda, açlığın başta Zimbabve olmak üzere Lesotho, Malavi, Mozambik, Svaziland, Zambiya ve Zimbabve'de yaygın olduğu kaydedildi.

HOLLANDA: Bir ilkokul yönetimi, başörtüsü taktığı gerekçesiyle yılbaşından bu yana derslere sokmadığı bir öğrenciye, tekrar başörtülü derslere girebilme imkanı tanıdı. Başkent Amsterdam'ın Geuzenveld semtindeki Timotheus adlı ilkokulda, son sınıf öğrencisi 12 yaşındaki Faslı öğrenci Yasemin Bensid, başörtülü derslere girerek kıyafet yönetmeliğini ihlal ettiği gerekçesiyle yılbaşından bu yana derslere alınmıyordu. Yasemin, "Dinimin gereğini yapıyorum. Başımı açmam. Örtümle okumak istiyorum" diyerek yasak kararına direndi. Okul yönetimi, öğrenci velilerinden ve Amsterdam Irkçılıkla Mücadele Bürosu'ndan gelen itirazlar üzerine konuyu yeniden değerlendirdi. Yönetim, konuyu taraflarla yeniden ele alan değerlendirmesinden sonra yaptığı açıklamada, "başörtülü öğrenciyi derslere almamanın, mevcut yasalarla uyuşmadığı" görüşüne varıldığını bildirdi. Okulun aldığı yeni karar uyarınca, Yasemin tekrar derslere girmeye başladı.

Sağlık-İş Genel Başkanı Mustafa Başoğlu, Hollanda'da başörtüsü takan 12 yaşındkai bir öğrenci tek başına bir sınıfa alınarak tecrit edildiğini belirterek, "Başörtüsü yasakçılarımız yasağı dünyaya ihraç etmekten dolayı övünebilir" dedi. Başoğlu yaptığı yazılı açıklamada, Hollanda ve Faslı Müslüman bir kızın başörtüsünden dolayı tek bir sınıfta oturtulmasının tecrit uygulaması olduğunu belirterek, Türkiye'de uygulanmakta olan yasakların ihraç edilmesinden yetkililerin övünebileceğini kaydetti.

IRAK: ABD ve İngiliz uçaklarının, Irak'ın güneyini bombaladığı belirtildi. Bombardımanda, 3 kişi öldü, 16 kişi de yaralandı. Irak yönetimi, müttefiklerin hava saldırısını protesto etti.

Amerikan ve İngiliz savaş uçakları, Irak'ın güneyindeki bir bölgeyi bombaladı. ABD kaynakları bombalanan bölgenin bir radar istasyonu olduğunu iddia etti. Iraklı yetkilileri saldırıda 1 sivilin öldüğünü, iki Iraklı'nın da yaralandığını duyurdu.

Irak, Amerikan ve İngiliz uçaklarının, ülkenin güneyinde düzenlediği bombardımanda 2 Iraklının öldüğünü bildirdi. Iraklı askeri sözcü, resmi INA ajansına yaptığı açıklamada, uçakların, Başkent Bağdat'ın güneyindeki Misan'da, sivil yerleşim bölgelerini bombaladığını ve bombardımanda 2 kişinin öldüğünü, 13 kişinin de yaralandığını söyledi.

Irak, ABD uçaklarının, Basra kenti yakınlarına önceki gün düzenlediği saldırıda 6 sivilin yaralandığını bildirdi.

İNGİLTERE: Başkent Londra'daki Finsbury Camisi'ne düzenlenen polis baskınında 7 kişi tutuklandı. Başkentte 5 Ocak'ta bir evde ele geçirilen zehirli ricin maddesiyle ilgili soruşturma kapsamında düzenlenen baskına 150'den fazla memurun katıldığı bildirildi. Görgü tanıkları, polisin, cami yakınındaki iki eve de girdiğini, bu evlerden de gözaltına alınanlar olduğunu belirtti. Polis sözcüsü, ancak operasyonun uzun zamandır toplanan istihbarat sonucu önceden planlandığını, yakalananların, 2000 yılında çıkartılan Terörle Mücadele Yasası kapsamında gözaltına alındığını kaydetti. Polis Sözcüsü, baskının bazı teröristlere yönelik olduğunu, Müslüman cemaatın gönül rahatlığıyla camiyi kullanmaya devam edebileceğini belirtti. Baskının, ülke genelinde süren operasyonun parçası olduğunu da anlatan sözcü, cami ve evlerde ricin maddesine rastlanmadığını ifade etti.

Hiç yargı önüne çıkmadan 13 aydır hapiste tutulan Filistinli açlık grevine başladı. The Guardian gazetesinin haberine göre, yargılanmadan süresiz hapiste tutulabilmesini sağlayan madde uyarınca hapiste bulunan Ebu Rideh'in psikolojisi de bozuldu. Rideh'in, sıkı güvenlik önlemleriyle tanınan Belmarsch hapishanesinden, psikolojik rahatsızlığı bulunan mahkumların tutulduğu Broadmoor cezaevine nakledildiği belirtilen haberde, Rideh'in ailesiyle görüştürülmediği ve tekerlekli sandalyede olduğu kaydedildi. Haberde, 11 Eylül saldırılarından sonra terör zanlısı olarak tutuklanan, yargılanmadan cezaevinde tutulan 14 yabancının daha bulunduğu belirtildi. İnsan hakları örgütleri Liberty ve Uluslararası Af Örgütü ise bu 15 kişinin durumunu yakından izlediklerini, söz konusu kişilerin kendilerine yöneltilen suçlamaları ayrıntılı olarak bilmediklerini bildirdiler.

İRAN: İran Anayasayı Koruyucular Konseyi (AKK), işkencenin önlenmesini öngören yasayı tekrar veto etti. Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'yi destekleyen reformcuların çoğunlukta olduğu meclis, konseyin yasayı ilk kez reddetmesinden sonra, geçen ay bazı eklerle birlikte yasayı yeniden kabul etmişti. Yasa, gözaltındaki kişilere işkence ve kötü muamele yapılmasını engellemek için yasal değişiklikler yapılmasını amaçlıyordu.

İSRAİL: İsrail Seçim Komisyonu, parlamento üyeliği için yarışmaya hazırlanan İsrail vatandaşı Filistinli Ahmed Tibi'nin aday olmasına izin vermedi. Seçim Komisyonu toplantısında, Tibi'nin adaylığının, İsrail'i hedef alan Filistin saldırılarını desteklediği gerekçesiyle yasaklanmasına karar verdi. Tibi, bir dönem Filistin lideri Arafat'a da danışmanlık yapmıştı.

Helikopterler ve zırhlı buldozerler desteğindeki İsrail askerleri, Gazze Şeridi'ndeki Nuseyrat, Burey ve Refah mülteci kamplarına saldırı düzenledi. Görgü tanıkları, İsrail saldırısı üzerine, mülteci kamplarında camiden direniş çağrıları yapıldığını ve bunun üzerine caddelere toplanan silahlı Filistinlilerin, askerlerle çatışmaya girdiklerini anlattılar. Ambulans görevlileri, İsrail saldırısında 5-6 dolayında Filistinlinin yaralandığını duyurdu.

Batı Şeria'nın güneyinde İsrail'e ait Maor adlı devlet çiftliğindeki bir eve giren silahlı bir Filistinli, evi kuşatan İsrail askerlerince vurularak öldürüldü.

Batı Şeria'nın kuzeyinde bomba taşıyan bir Filistinli askerler tarafından öldürüldü.

Cinayetle suçlanarak yargılanan El Fetih liderlerinden Mervan Barguti'nin duruşmasında, Barguti İsrail polislerince tartaklandı. El Fetih'in Batı Şeria lideri olan Barguti, Tel Aviv'deki mahkeme salonuna girişte zincirle bağlanan ellerini havaya kaldırarak, "İntifada kazanacak, barış kazanacak, işgal yenilecek" diye bağırdı. Saldırılarda öldürülen İsraillilerin akrabaları da Barguti'ye "katil" diye bağırdı. İsrail polisi tarafından tartaklanan ve ayaklarında zincirler olan Barguti yere düştü. Barguti'nin avukatı Cevat Bulus, müvekkilinin polis tarafından düşürüldüğünü söyledi, ancak karşı taraf bu iddiayı reddetti.

Tel Aviv kentinde, iki istişhadi eylemcinin kendilerini havaya uçurması sonucu 24 kişi öldü, 100 civarında İsrailli de yaralandı. Tel Aviv'de Kasım ayından bu yana ilk defa bombalı saldırı yapıldığına dikkat çekiliyor.

35 yaşın altındaki Filistinlilere Batı Yaka ve Gazze'yi terk etmelerini yasakladı. AFP'ye açıklama yapan Filistinli başgörüşmeci Saib Erakat, "İsrail, 35 yaşından küçük Filistinlilerin Batı Yaka ve Gazze'den çıkmalarına yasak getirdi. Özerk yönetim yetkililerinin de yurtdışı ve içi seyahatlerini engelliyor" dedi. Erakat, "Bu, İsrail'in Filistin yönetimini yok etmek istediğinin yeni kanıtı..." diye konuştu. Filistinli yetkililere göre, 17 bine yakın Filistinli İsrail'de çalışma iznine sahip bulunuyor.

İsrail askerlerinin, İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri'nde Suriyeli bir askeri öldürdüğü, bir diğerini ise tutukladığı açıklandı.

İsrail askerleri, Batı Yaka'nın El Halil kentinde İran Radyo Televizyonu'nun muhabirini tutukladı. Tehran Times gazetesinin haberine göre, IRIB'in Filistinli yerel muhabiri Halid Sabarne, 7 Ocak Salı günü akşam bir arkadaşının evinde yakalanıp dövüldükten sonra hapse konuldu. İsrail askerleri, birkaç gün önce de Sabarne'nin evini yıkmıştı.

Batı Şeria'nın Beytüllahim kentindeki Filistin mülteci kampı Ayda'da, İsrail askerleri 1 Filistinli'yi öldürdü.

Genel seçimlere iki hafta kala İsrail-Filistin gerilimi tırmanırken, düzenlenen İsrail saldırısında11 Filistinli şehit oldu, 2 İsrailli öldü.

Filistinli tutuklulardan sorumlu bakan Hişam Abdülrezzak, İsrail cezaevlerindeki Filistinlilerin sayısının 8 bini aştığını söyledi. Bakan Abdülrezzak, Gazze'de tutuklularla dayanışma amacıyla düzenlenen toplantıda yaptığı açıklamada, bu kişilerin çoğunun yargılanmadan cezaevlerinde yattığını belirterek, işgal güçlerinin tutuklamalarla aramalarının arttığını hatırlattı.

Tel Aviv kenti çevresinde düzenlenen operasyonlarda inşaat sektöründe çalışan çok sayıda Türk işçisi gözaltına alındı. İnşaat şirketinin yetkilileri, gözaltına alınan Türk işçilerinin sayısının 200'den fazla olduğunu öne sürdü. Türk Büyükelçiliği ise sayının 50 civarında olduğunu açıkladı. İşçilerin gözaltına alınışı sırasında İsrail polisinin zor kullandığı bildirildi. Gözaltına alınan işçilerin büyük bölümünün yasal olarak İsrail'de bulundukları belirtiliyor. Türk Büyükelçiliği, olayı İsrail makamları nezdinde protesto etti. İsrail askerlerinin operasyonundan kaçma fırsatı bulan Ömer Ataseven isimli işçi, gözaltına alınan işçilerin ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve şiddete maruz kaldıklarını söyledi. Ataseven, gözaltındaki arkadaşlarından birinden "Burada çok zor durumdayız, bizi kurtarın" şeklinde cep telefonu mesajı aldıklarını da belirtti.

İsrail hapishanelerinde bulunan 8 bin Filistinli'yi yalnızca 16 avukatın savunmasına izin veriliyor. Filistinli avukatlar, İsrail hapishanelerine hatta mahkemelerine alınmıyor. Filistin İnsan Hakları Örgütü'nün yaptığı açıklamada, sokağa çıkma yasaklarının ve kapalılık bölge politikasının durmaksızın uygulanması nedeniyle Filistinli avukatların mahkemelere katılımına izin verilmiyor. İnsan Hakları Örgütü'nün Yöneticisi Reji El-Sürani, Filistinli avukatlar için İsrail hapishanelerine girmenin imkansız olduğunu belirtti. Sürani, El-Ensar kampına yalnızca İsrailli avukatların alındığını İsrail mahkemelerine girmelerine izin verilen Gazzeli avukatların bu "kampa girme lükslerinin bulunmadığını" belirtti. Filistinli El-Sürani, "bu davaların adil ve yasal olmadığını, avukatlara tutukluların listesinin bile verilmediğini" söyledi. El-Sürani ayrıca, davaların yasalara aykırı oluşunun davaların ilgili uluslararası kurallara uygun olarak yapılmamasından ve mahkemede yargılanan Filistinlilerin en temel haklarından bile yoksun olmalarından (kendi avukatlarını seçmek gibi) kaynaklandığını belirtti. El Sürani, İsrail baskısını durdurmak için bölgede bulunan Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin (ICRC) ise görevini yerine getirmediğini belirtti. Sürani, CRC'nin "İsrail'in yaptıklarına müdahale edeceği gibi pembe hayaller kurmadık ama en azından sivilleri koruyacağını ve onların yaşamlarını sürdürmesi için tüm gerekli koşulları sağlayacağını ummuştuk" diye konuştu. El-Sürani, İsrail'in ABD'nin Irak'a savaş tehditleri savurmasını, Filistinliler üzerinde kurduğu baskının dozunu artırmak için kullandığı fikrine karşı çıkmadı.

İsrail ordusu Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus kentini işgal etti. 3 buldozerle ve 20'den fazla tankla şehre baskın düzenleyen İsrail ordusu kenti yaylım ateşine tuttu. İsrail ordusu 5 Filistinli ailenin evini, "İsrail'den izinsiz yapıldıkları gerekçesiyle" buldozerle yıktı. İsrail askerleri bu hafta içinde yine aynı gerekçeyle Batı Şeria'da Filistinlilere ait 62 dükkanı yıkarak son yılların en büyük toplu yıkımını gerçekleştirmişti.

İsrail askerlerinin Gazze Şeridi'nde 13, Batı Şeria'da ise 11 Filistinli'yi tutukladığı bildirildi.

Gazze Şeridi'ndeki Refah mülteci kampında, İsrail ileri karakolu yakınında, 7 yaşındaki Filistinli bir çocuk, oyun oynadığı sırada açılan İsrail ateşinde öldü. Çocuğun 6 yaşındaki kardeşinin de yaralandığını söylediler. İkinci Filistin İntifadası'nın başladığı Eylül 2000'den bu yana çıkan şiddet olaylarında 100'den fazla Filistinli çocuk öldü.

İngiltere'de faaliyet gösteren Christian Aid adlı yardım vakfı, işgal topraklarındaki Filistinlilerin büyük yoksulluk içinde yaşadığını belirterek, İngiltere, ABD ve Avrupa'yı bu şartların düzeltilmesi için birlikte hareket etmeye çağırdı. Bölgedeki insani krizden İsrail hükümetini sorumlu tutan vakfın raporunda, bu açlık ve sefaletin de en az intihar eylemleri kadar bölgeye has bir durum olduğunu bildirdi. İsrail'in insani yardımlarla ilgili yasaları da çiğnediği kaydedilen raporda, Filistinlilere sokağa çıkma yasakları uygulayarak ve Batı Şeria ile Gazze Şeridi'nde bulunan ev ve işyerlerini tahrip ederek halkı daha da büyük fakirliğe mahkum ettiğine dikkat çekildi. Raporun yazarlarından William Bell, Filistinlilerin büyük bölümünün gelecek korkuları bulunduğunu ve dörtte üçüne yakın bölümünün BM'in belirlediği fakirlik sınırının altında yaşadığını, bunun da ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını ifade etti.

İSPANYA: Göçmen taşıyan teknenin İspanya'nın güney kıyılarının açıklarında yaptığı kazada en az 5 kişi öldü. İspanyol yetkililerinden öğrenildiğine göre, göçmenleri taşıyan tekne Endülüs'teki Tarifa açıklarında sabah saatlerinde kayalıklara bindirdi. Çarpmanın etkisiyle bazı yolcular denize düştü. Kaza yerine ulaşan yardım ekipleri denizde 5 kişinin cesedini buldu. Afrikalı oldukları belirlenen 35 göçmen gözaltına alındı.

İTALYA: Mültecileri taşıyan bir geminin battığı, 6 kişinin öldüğü, 23 kişinin de kayıp olduğu bildirildi. Bari Limanı yetkilisi Mario Della Valle, İtalyan gemilerinin Türkiye'den gelen gemiden denize atlayan 23 kişiyi arama çalışmalarının da sürdüğünü söyledi. Valle, 6 kişinin soğuktan öldüğünü, kurtarılan 6 kişinin ise, hastanede tedavi altına alındığını belirtti. Kurtarılan kişilerin gemide 35 kişi olduğunu söylediklerini ifade eden Valle, "Sadece 12 kişiyi bulduk, 23 kişiyi arıyoruz, onları canlı bulma ümidi çok az" dedi. Kurtarılanlardan 5'inin Türkiyeli, birinin ise Yunanistanlı olduğu ve insan kaçakçılığı yapan bir şebekenin üyesi olduklarının sanıldığı bildiriliyor.

Yunanistan'dan İtalya'ya geçmek üzereyken Adriyatik Denizi'nde batan bir botta 30 Kürt mülteci öldü. İki hafta önce İtalya'nın güneyinde meydana gelen kazaya, 5-6 kişilik bota aşırı yüklenme sebep oldu. Çok kötü hava koşullarında Yunanistan'dan yola çıkan bot Güney Kürdistanlı 35 mülteciyi taşıyordu. İtalya'nın güney ucuna vardığında ise batmak üzereydi. Uluslar arası Iraklı Mülteciler Federasyonu'ndan (IFIR) yapılan açıklamaya göre, şiddetli rüzgar ve yağmur botun yönünü değiştirdi ve mülteciler bir hafta boyunca batmayı bekleyen teknede ölümle yüz yüze kaldı. İtalya'nın Güney ucundaki Santa Maria di Leuca'dan gelmekte olan diğer bir bot, mültecileri tesadüfen fark edince sahil güvenlik yetkililerini bilgilendirdi. İtalya sahil Güvenliği, 19 Ocak günü olay yerine vardığında 30 mülteci ölmüştü. Bottan sadece 5 kişi bitkin vaziyette kurtuldu. Bu mülteciler halen bir hastanede tedavi altında tutuluyor. Kaza yerinde şu ana kadar sadece 7 cesede ulaşıldı. Olay yerinde trajediyi araştıran IFIR, kazayı son dönemlerin en tehlikeli ve şiddetli olayı olarak niteledi.

KENYA: Yasadışı Mungiki tarikatına mensup kişilerin, minibüs güzergahı konusundaki anlaşmazlık nedeniyle iki kentteki minibüs işletmecilerine saldırmaları sonucu 12 kişi öldü.

KEŞMİR: Hindistan işgalindeki Cammu-Keşmir eyaletinde, güvenlik güçleri ile ayrılkçı gerillalar arasında meydana gelen çatışmalarda geçen yıl 3296 kişi öldü. Hindistan polisi, geçen yıl çatışmalarda ölenlerin 1707'sinin gerilla, 539'unun güvenlik gücü ve 1050'sinin de sivil olduğunu açıkladı.

Hindistan işgalindeki Cammu-Keşmir eyaletinde ayrılıkçıların hükümet yanlısı 3 milisi başlarını keserek öldürdüğü bildirildi.

KOLOMBİYA: FARC gerillalarının, bir polis konvoyuna tuzak kurduğu, 8 polisin öldüğü, 5'inin yaralandığı bildirildi.

İçinde 36 ceset bulunan toplu mezar ortaya çıkarıldı. Mezar, ülkenin güneyindeki Caqueta eyaletinde bulundu. Mezardan yaşları 16 ile 45 arasında değişen 33 erkek ve 3 kadın cesedi çıkarıldı. Cesetlerin bazılarında işkence ve kurşun izlerine rastlanırken, bazılarının ise başlarının kesik olduğu belirtildi.

'Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri'ne mensup gerillaların, ülkenin kuzeybatısındaki uzak köylere bir dizi baskın düzenlediği öne sürüldü. Baskınlar sonucu 16 köylü yaşamını yitirdi.

FARC gerillaları ile polis arasında meydana gelen çatışmada toplam 6 polis ve bir sivil hayatını kaybetti.

KOSOVA: İpek kentinde uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybeden Kosova Kurtuluş Ordusu'nun (UÇK) eski komutanlarından Tahir Zemay ve oğlu Enis Zemay ile birlikte ölen yeğeni Hasan Zemay'ın, Kosova Başkanı İbrahim Rugova'nın liderliğini yaptığı Kosova Demokratik Birliği'nin (LDK) İpek Gençlik Kolu Başkanı olduğu açıklandı. Tahir Zemay, üç yıl önce NATO girişimiyle lağv edilerek yerine kurulan hafif silahlı Kosova Muhafız Gücü'nün halen çalışan mensubuydu. BM'nin UNMİK polisi ise NATO öncülüğünde işleyen barış gücü KFOR, saldırıyla ilgili ilk değerlendirmesinde, bu karanlık cinayetin profesyonelce işlendiğine dikkati çekti ve faillerin yakalanması için geniş çaplı operasyon başlattıklarını bildirdi. Geçen yıl, LDK'lı Suvareka Belediye Başkanı Uka Bütüçi ve iki akrabası silahlı saldırıda öldürülmüştü. Aralık ayının ortalarında Priştine'deki bir bombalı saldırı sırasında da 30 kişi yaralanmış, çevrede büyük maddi zarar meydana gelmişti.

KUZEY İRLANDA: Kuzey İrlanda'da County Armagh'da cami inşa edilmesini, belediye meclisindeki Protestan birlikçiler reddettiler. Birlikçiler, caminin yapılması halinde, "Müslümanların Hıristiyanlık üzerindeki sabotajlarının artacağını" öne sürdüler ve ezan okunmasının da çevre sakinlerini "rahatsız edeceğini" savundular. County Armagh'da yaşayan yaklaşık 200 Müslüman, bu iddialara tepki verdiler ve Müslümanların Orange törenlerine gösterdikleri saygıyı, Protestanların da diğer dinlere saygı göstermeleri çağrısında bulundular.

KUZEY KORE: Amerikan NBC televizyonu, Kuzey Kore'nin Çin ve Rusya sınırı yakınlarında 200 bin kişinin tutulduğu ölüm ve terör kampları bulunduğunu öne sürdü. Amerikan televizyon kanalı, varlığı uydu fotoğraflarıyla saptanan kamplarda çoğu mahkumun siyasi suçlu, kadın ve çocuk olduğunu iddia etti. Konuyla ilgili olarak NBC'ye görüşlerini açıklayan senatör Sam Brownback, kamplardaki durumu, dünyadaki insan hakları ihlallerinin en kötüsü" olarak nitelendirerek, "Kuzey Kore rejiminin kendi vatandaşlarına yaptığı zulmün bir benzerinin dünyada görülmediğini" söyledi.

KUVEYT: Kuzeyde düzenlenen saldırıda, bir Amerikan vatandaşının öldüğü, diğerinin yaralandığı bildirildi. ABD'nin Kuveyt Büyükelçiliği sözcüsü John Moran, kimliği belirsiz kişilerin, başkent Kuveyt yakınlarındaki ABD'nin Doha kampı yakınlarından geçen otoyolda, 2 Amerikalıya ateş açtıklarını söyledi. Sözcü, saldırıya uğrayan Amerikan vatandaşlarının, Kuveyt'te üslenen ABD ordusu için çalışan sivil müteahhitler olduğunu belirtti. Moran, her ikisi de erkek olan sivillerin, saldırıya uğradıkları sırada araçlarında olduğunu kaydetti. Kuveyt'te, 15 binden fazla ABD askeri bulunuyor.

MISIR: Katarlı ailelerinden kaçan iki kadın Kahire havaalanında Mısır'a sığınma talebinde bulundu. Birleşmiş Milletler'in mülteci örgütü,, ailelerinin kürtaja zorlamak amacıyla Mısır'a getirdiği Katarlı iki kardeşin güvenliğinden endişe duyduğunu açıkladı. Mülteci örgütünden temsilcilerin, Kahire Havaalanı'nda ülkenin sınırları dışına çıkarılmayı reddeden kız kardeşlerle bağlantı kurma çabaları sonuçsuz kaldı. Kardeşlerin ikisi de geçen yıl ailelerinin onayı olmadan iki Hintli'yle evlenmişti. İkisi de hamile olan Katarlı kardeşler ülkelerine dönmeyi reddetse de, Mısırlı yetkililer kardeşlerin Mısır'a girmesine izin vermiyor.

NEPAL: Rejime karşı yıllardır silahlı mücadele veren Nepal Komünist Partisi (Maoist) gerillaları, bir karakolu basarak 5 polisi öldürdü.

PAKİSTAN: Afganistan sınırında ADB ve Pakistan askerleri arasında çatışma çıktığı bildirildi. ABD Hava Kuvvetleri'nden bir F-16 uçağının da katıldığı çatışmada 2 pakistan askeri öldü, 1 ABD askeri yaralandı.

RUSYA: Çeçenistan'daki Rus saldırıları sırasında bir Çeçen kızını boğarak öldürdüğü için yargılanan Rus subayı, mahkeme tarafından suçsuz bulundu ve psikiyatrı kliniğine gönderildi. 160. zırhlı alayının eski komutanı albay Yuri Budanov, birliklerinin Çeçenistan'daki Rus saldırıları sırasında, evinden gözaltına aldığı 18 yaşında ir Çeçen kızını, tecavüz ettikten sonra öldürmekten geçen Mart'ta tutuklanmıştı. Ancak iddianamede, tecavüz suçlamasına yer verilmemiş, albay sadece cinayet ve adam kaçırmadan yargılanmıştı. Güneydeki Rostov'da görülen davada Budanov, Çeçen keskin nişancı olduğundan şüphelendiğini belirttiği Heda Kungayeva'yı sorgu sırasında cinnet geçirerek öldürdüğünü kabul etmişti. Mahkemenin Budanov'un akli dengesinin yerinde olup olmadığını tespit için istediği muayeneyi yapan ilk ekip, akli dengesinin yerinde olduğu yönünde rapor vermiş, ancak daha sonra yapılması istenen ikinci muayenenin sonuçları ise şimdiye kadar açıklanmamıştı. Bundan sonra yapılan iki muayenede ise albayın geçici cinnet geçirdiğine karar verilmişti. Mahkeme, 31 Aralık'ta yapılan duruşmada albayı suçsuz buldu ve tedavi için kliniğe yatmasına karar verdi. Duruşmaya albayın yanı sıra ölen Çeçen kızın ailesi ve avukatı katılmazken; aşırı Rus ırkçı gruplara bağlı 50 kadar kişi, albay lehine mahkeme dışında gösteri yaptı. Yargıç, Budanov'un duruşmaya katılmama gerekçesi olarak, "psikolojik durumunun katılmayacak kadar hassas olmasını" gösterdi.

15 Aralık 2002'de, hapsedildiği cezaevinde işkence ile şehit edilen Komutan Salman Raduyev'in kız kardeşi Makka (Mekke) Raduyev, ağabeyinin dul eşi Lida Raduyev'in Rusya'da eşinin hapsedildiği cezaevi yetkilileri ile görüştüğünü, özel eşyalarını teslim aldığını belirtti. Cezaevi yetkililerinin, "Ceset alınacak bir durumda değil, gömdük" diyerek, Raduyev'in mezarını gösterdiklerini belirtti. Büyük ağabeyi Süleyman Raduyev ile birlikte yengesi Lida Raduyev'in cenazeyi alma konusunda şu ana kadarki girişimleri sonuçsuz kaldı. Makka Raduyev, "Babam, ağabeyim cezaevine düştükten sonra üzüntü ile yatalak hasta olmuştu. Ona ağabeyimin şehit edildiğini söylemedik, duyarsa dayanamaz" dedi. Lida Raduyev, cezaevi yetkililerinden eşinin cenazesini almak istediğini belirttiğinde, "Cesedi keserek gömdük, ceset alınacak halde değil" cevabını aldığını Makka Raduyev'e anlattı. Makka, gözyaşları içerisinde, "Söylemeye dilim varmıyor, ama cesedi kestik demişler" dedi.

Çeçenistan'a gitmek üzere gelen Alman gazeteci-yazar Gunther Wallraff, Rusya'ya sokulmadı. Wallraff ve beraberinde bulunan insan hakları savunucuları, 8 Ocak'ta Rusya'ya giriş yapamadan Almanya'ya geri döndüler. Beraberindekilerin de Wallraff'a destek için geri döndükleri kaydedildi. Rusya Dışişleri Bakanlığı'ndan konuyla ilgili yapılan açıklamada, Wallraff'ın turist vizesi ile Rusya'ya girip gazetecilik yapmaya çalışacağının anlaşıldığı belirtildi ve "Stern dergisi ile yaptığı söyleşiden anlaşıldığı kadarı ile Wallraff'ın amacı, Çeçenistan'da insan hakları ihlallerinin ipuçlarını bularak, ülkemize karşı Almanya'da yeni bir Rusya karşıtı kampanya başlatmaktı" denildi. Wallraff'ın, geldiği Moskova Şeremetyevo havaalanında, elinde bulunan vizenin geçerliliğini yitirdiği iddia edildi. Rusya Sınır Koruma Servisi tarafından yapılan açıklamada da, "Ülke güvenliğinin gerektirdiği hallerde, yabancılar ülkeye sokulmayabilir. Bu, uluslararası hukuka da uygundur" denildi.

Anadolu Ajansı Moskova temsilcisi Remzi Öner Özkan, 21 Ocak sabahı kimliği belirsiz beş-altı saldırgan tarafından bir süreliğine kaçırıldı. Dar bir sokakta aracının camları kırılarak dışarı çıkarılan Özkan, elleri kelepçelenerek yeşil bir Lada'ya bindirildi. Özkan'ın Moskova'nın dışında bir yere götürülüp mahzen gibi bir yerde dövülerek sorguya çekildiği ve kameraya alındığı kaydedildi. Saldırganların Çeçen oldukları izlenimi vermeye çalışarak, 'Rus domuzlarından kaç para alıyorsun?', 'Bizim için niye terörist diye yazıyorsun?' dedikleri belirtildi. Özkan ardından bir cadde kenarına bırakıldı.

Moskova polisinin, suçsuz Çeçenleri hedef aldığı, Adam Ustarkhanov'un adlı bir Çeçen'in dövülerek öldürüldüğü bildirildi. Leila Shabeyeva, insan hakları savunucularının katılımıyla düzenlenen basın toplantısında, eşi, 30 yaşındaki Adam Ustarkhanov'un 22 Kasım'da, Moskova'daki ikamet belgelerinin eksik olduğu gerekçesiyle gözaltına alındığını belirtti. Shabeyeva, eşinin feci şekilde dövülerek sokağa bırakıldığını ve ambulans çağrıldığını bildirdi. Eşinin kafatasının kırıldığını ve 24 Kasım'da öldüğünü söyleyen Shabeyeva, bu konuda adaletin yerini bulacağını sanmadığını ifade etti. Mültecilere yardım örgütü Civic Asistance'ın başkanı Svetlana Gannushkina, Ekim ayındaki tiyatro baskınından beri Moskova polisinin şehirdeki Çeçenleri hedef aldığına dikkati çekti. Gannushkina, Çeçenlerin sık sık kimlik kontrolünden geçirildiğini, parmak izlerinin alındığını ve suçlamalara maruz kaldığını söyledi. Gannushkina, Ustarkhanov'un öldürülmesini de, rehine olayından sonra Çeçenlere karşı başlatılan merkezi kampanyanın bir parçası olarak değerlendirdi. Moskova Helsinki Grubu Başkanı Ludmila Alekseyeva, polisin soykırımın bir silahı haline geldiği görüşünü dile getirdi. Basın toplantısına katılanlar, polisin şiddet kullanmasının Çeçenler ve Kafkasya bölgesinden diğer azınlıkların Moskova'daki hayatlarının gerçeği haline geldiğini belirterek, bu suçsuz insanların artık kendilerini Rus vatandaşı olarak hissetmediklerini ve düşmanla sarılmış duygusu içinde olduklarını ifade ettiler.

SRİ LANKA: İçinde patlayıcı bulunan bir paketi açmaya çalışan 5'i çocuk 6 kişi öldü.

SUDAN: İki köye düzenlenen silahlı soygunlarda 17 kişi öldü. Güney Darfur eyaletinde 30 kadar soyguncunun bir köye düzenlediği baskında 11 kişi öldü. Ölenler arasında soyguncu olup olmadığı belirtilmedi. Batı Darfur'da da bir köyde, silahlı soyguncularla köylüler arasında çıkan çatışmada 6 kişi öldü.

VENEZÜELLA: Devlet Başkanı Hugo Chavez yanlılarıyla karşıtları arasında meydana gelen sokak çatışmalarında 1 kişi öldü, 21 kişi yaralandı.

Başkent Caracas'ta, onbinlerce kişinin katıldığı Devlet Başkanı Hugo Chavez'e destek yürüyüşü sırasında bir patlama meydana geldi. Patlama nedeniyle bir kişinin öldüğü, 14 kişinin yaralandığı belirtildi.

YUNANİSTAN: Ülkeye yasadışı yollardan kaçak sokma suçundan yargılanan bir Türk, ağır hapis ve para cezasına çarptırıldı. Midilli suçüstü mahkemesi, 4 Ocak günü Midilli adasının Ksambelia bölgesinde kaçak taşıdığı teknenin karaya oturması sonucu 10 kaçakla birlikte yakalanan Gökhan Gavlı'yı 9 yıl hapis ve 12.000 Euro (yaklaşık 20 milyar TL) para cezasına mahkum etti. Gavlı'nın teknesine de el konulması kararlaştırıldı.

Yunanistan-Türkiye sınırını yasadışı yollardan geçmek isteyen 2 Burundili kaçağın, mayına basarak öldüğü bildirildi. Yunanistan Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın açıklamasına göre, Meriç Nehri'ni yasadışı yollardan geçen 3 Burundili kaçak, mayın tarlasına girdi. Kaçakların mayına basması sonucu meydana gelen patlamada, 2 Burundili öldü, 1'i de ağır yaralandı.

Ülkeye yasa dışı yollardan girdikleri belirlenen 20 kişi yakalandı.

AYRIMCILIK

Elazığ Keban İlçe Kaymakamı Adem Uslu'nun fakir öğrencilere yapılan sosyal yardımlarından HADEP ve DEHAP'lı ailelerin çocuklarını yararlandırmadığı belirtildi. DİHA'dan edinilen bilgiye göre HADEP Keban ilçe başkanı Nadir Demir, 16 Ekim 2002 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından Keban'a atanan Adem Uslu'nun göreve geldiği günden bu yana 'ayrımcılık' yaptığını söyledi. Demir, Uslu'nun Ramazan Bayramı öncesi Elazığ Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından öğrencilere verilen 50'şer milyon liralık yardımlardan HADEP ve DEHAP'lıların çocuklarını yararlandırmadığını belirtti.

ÇOCUK HAKLARI

Bursa'da bir süre önce düzenlenen 'terör' konulu konferansta ilk ve orta öğretim öğrencilerine izlettirilen ve yoğun tepkiler alan parçalanmış gerilla cesetleri, bu defa Dersim'de sergilendi. Katılımın zorunlu olduğu "terör" konulu konferansta sinevizyon aracılığıyla gösterilen parçalanmış gerilla cesetleri, Dersim'de de eğitimcilerin ve sivil toplum kuruluşlarının tepkisine neden oldu.

KÜLTÜREL HAKLAR

Diyarbakır Valiliği, çocuğuna "Ahmed" ismi vermek isteyen Bedir Aydemir'e hakaret ettiği ileri sürülen Merkez İlçe Nüfus Müdürü Semanur Başgül hakkında inceleme başlattı. Diyarbakır Valiliği tarafından başlatılan ön inceleme soruşturmasını yürüten İl Sivil Savunma Müdürü Bekir Şen'e ifade veren Bedir Aydemir, şöyle ifade verdiğini anlattı: "Çocuğum 7 aylık oldu ve hala isimsiz. Nüfus Müdürlüğüne giderek çocuğuma Ahmed isminin verilmesini istemiştim. Ancak müdüre hanım kendi inisiyatifini kullanarak, 'Ben bu ismi vermiyorum, siz provokasyon yaratıyorsunuz' dedi. Ben de, bu isim Diyarbakır'ın tarihine ait bir isimdir' dedim".

Elazığ'ın Karakoçan İlçesi'nde DEHAP'ın düzenlediği şölende "Siyasi partiler Yasası'na muhalefet ederek Kürtçe konuştukları ve yasadışı sloganlara göz yumdukları" gerekçesiyle aralarında HADEP Karakoçan İlçe Başkanı Abdulkadir Gül'ün de bulunduğu 7 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.

Tedavi masraflarını karşılayamadığı için 'Yeşil Kart' çıkarmak isteyen baba Salih Karadağ, oğlunun isminden dolayı hali zorlandığını dile getirdi. Baba Karadağ: "Jandarmada oğlumun isminden dolayı sorun çıkarılmak istendi. 'Neden Devrim ismini çocuğunuza koydunuz, devleti devirmeye mı çalışıyorsunuz?' dediler" diyor. Çıkartılan sorunlardan dolayı Kaymakamlığa başvurduğunu belirten Karadağ, Kaymakamlığın devreye girmesiyle Yeşil Kart'ı aldığını ifade ediyor.

2002 Newroz kutlamaları sırasında "Yasadışı örgüte yardım ve yataklık ettikleri" iddiasıyla yargılanan 50 sanıktan 30'u hakim karşısına çıktı. Adana 1 No'lu DGM'deki duruşma ertelendi.

Ankara Cumhuriyet Savcılığı, seçim bürosu açılış töreninde halkı "Kürtçe selamladıkları" gerekçesiyle DEHAP Genel Başkanı Mehmet Abbasoğlu ile HADEP PM Üyesi Orhan Miroğlu hakkında soruşturma başlattı. Savcılık tarafından başlatılan soruşturmada, Mehmet Abbasoğlu ve Orhan Miroğlu'nun Mardin'in Midyat ilçesindeki bir seçim bürosu açılışı sırasında halkı Kürtçe selamlayarak "Siyasi Partiler Yasası'na muhalefet ettikleri ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'nı ihlal ettikleri" iddia ediliyor.

2002 mersin Newroz'unda Tertip Komitesi'nde yer aldığı için "PKK'ye yardım ve yataklık ettiği" iddiasıyla tutuklanarak 4 ay cezaevinde yattıktan sonra beraat eden Genel İş Sendikası Mersin Şube Başkanı Mithat Fahrioğulları, devlet aleyhine açtığı 3 milyar 706 milyon 675 lira tazminat davasını kazandı.

Diyarbakır'da 3 aylık kızına Rozerin ismini vermek için yoğun çaba harcayan Mehmet Sert, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) gitme resti çekince istediğini elde etmeyi başardı. Yeni doğan kızına Rozerin ismi vermek için Dicle Nüfus Müdürlüğü'ne başvuran Mehmet Sert, müdürlük yetkilileri tarafından reddedildi. Daha sonra Dicle Kaymakamlığı Kamuran Taşbilek ile görüşen Sert, kaymakamdan "Rozerin Abdullah Öcalan'ın korumasının adı, o ismi bırak" yanıtı aldı. Bunun üzerine, "Ne olursa olsun kızıma bu ismi vermek istiyorum" diyen Sert, avukatı aracılığıyla girişim başlattı. Kaymakam Kamuran Taşbilek ile görüşen Avukat Berdan Acun'un, ismin kabul edilmemesi durumunda AİHM'e başvuracaklarını belirtmesi üzerine, nüfus müdürlüğünü arayan kaymakam, ismin kabul edilmesi için talimat verdi.

Konya'da seyyar satıcılık yapan Mustafa Kuyak, çocuğuna "Recep Tayyip Erdoğan" isminin verilmesini "teknik nedenler" ileri sürerek ve "bu isim çok uzun, bilgisayarın isim hücresine sığmıyor" diyerek kabul etmeyen Nüfus Müdürlüğü'ne dava açtı.

3 Kasım seçimlerinde, Kürtçe konuşma, slogan ve türkülere müdahale etmedikleri gerekçesiyle DEHAP, EMEP Elazığ İl ve İHD Elazığ Şube yöneticileri hakkında dava açıldı. Savcı Arslantürk, söz konusu kişilerin Siyasi Partiler Yasası'nın 78/1-a, 89/c ve 117. maddeden ayrı ayrı cezalandırılması talep etti.

Kürtçe'nin seçmeli ders olarak okutulması isteğiyle üniversite rektörlüklerine dilekçe verdikleri gerekçesiyle "PKK-KADEK örgütüne yardım yataklık ve üyelik" suçlarından tutuklu yargılanan 4 sanıktan 2'si tahliye edildi. Mahkeme heyeti, Serhat Azizoğlu ve Ali Turgay'ın tahliyesine karar vererek, duruşmayı erteledi.

____________________

(*) MAZLUMDER İnsan Hakları İhlallerini İzleme Komisyonu'nca hazırlanmıştır.

YAYIN BİLGİLERİKategori Adı YURT İÇİ RAPORLARTarih 2003-01-30
Şube ve Temsilcilerimiz
genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Mithatpaşa Caddesi No: 62/4 Kızılay/ANKARA
E-posta: info@mazlumder.org | Telefon: +90 (0312) 418 1046 | Faks: +90 (0312) 418 7093

Ziyaretçi Sayımız : 848910

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari