İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ'NDEKİ BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI VE MALATYA'DA YAŞANAN OLAYLAR

Ankara, 21 Temmuz 1999

MAZLUMDER İnsan Hakları İhlallerini İzleme Komisyonu, geçtiğimiz aylarda Malatya'da yaşanan olayları, olayların arka planını ve geçmişini yerinde araştırarak bir rapor hazırladı. MAZLUMDER Genel Sekreter Yardımcısı ve İnsan Hakları İhlallerini İzleme Komisyonu Başkanı Ömer EKŞİ tarafından hazırlanan rapor, Malatya olaylarının ve bugün süren yargılamaların sağlıklı değerlendirebilmesi için gelişmelerin arkaplanında kalan önemli noktalara ışık tutuyor.

İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ'NDEKİ BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI VE MALATYA'DA YAŞANAN OLAYLAR

Ömer EKŞİ

MAZLUMDER

İnsan Hakları İhlallerini İzleme Komisyonu Başkanı

Malatya'da Nisan ayının ikinci yarısında yürürlüğe koyduğu başörtüsü yasağı yüzünden halkın yoğun protestolarına neden olan, İnönü Üniversitesi'nin (İÜ) Rektörü emekli general Ömer Şarlak, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in özel isteğiyle bu göreve atanmıştır. İÜ'de 1997 yılında yapılan rektörlük seçimlerinde Demirel'in onayına sunulan adayların en sonunda bulunmasına rağmen Şarlak'ın rektörlük görevine atanması, son olaylar paralelinde değerlendirildiğinde bir hayli önem arzetmektedir.

İÜ'de ilk başörtüsü sorunu 97-98 öğretim yılı sonlarında Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'ndaki başörtülü öğrencileri Araştırma Hastanesi'nde yapmaları gereken stajlara alınmamaları üzerine başlamıştır. Böylesi bir uygulama, Malatya'da ilk olma özelliğini taşıdığından üniversite öğrencilerinin yanısıra halkın da çok büyük tepkisiyle karşılaşmıştır. Yasağı protesto etmek amacıyla yapılan eylemlere çok sert müdahalelerde bulunan jandarmanın 22 kişiyi gözaltına almasıyla, yasağa tepki gösterenlere gözdağı verilmek istenmiştir. Gözaltına alınanların 7'si, Asliye Ceza Mahkemesi'nce tutuklanarak cezaevine konuldu ancak, daha sonra yapılan itiraz haklı bulundu ve bu kişiler diğerleriyle birlikte tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldılar. (Bu dava hala devam etmektedir). Nihayetinde gösterilen tepkiler üzerine Rektör Şarlak, başörtülü öğrencilerin stajlarını kabul etmek zorunda kalmış ve yasak 98-99 öğretim yılına ertelenmiştir.

Önce Kapalı Mekanlar Yasaklandı ve Cezalar Birbirini Takip Etti

Yeni dönemin başlamasıyla birlikte, bir çok üniversitede olduğu gibi İnönü Üniversitesi'nde de yasak, ilk önce öğrenci kayıtlarında boy gösterdi. Bir yandan başörtülü resimlerin kabul edilmeyeceği duyurulurken, bir yandan da başı açık resim verdiği halde kayıt sırasında başı örtülü olan öğrencilere başlarını açmaları yönünde tehditler yapılmaya başlandı. Toplanan Üniversite Senatosu da 26.10.1998 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, üniversitenin kapalı mekanlarına başörtülü ve sakallı öğrencilerin girişini yasakladı.

Yasağı ihlal eden öğrencilere ilk önce kınama cezası verildi. Bir süre sonra bu ceza, bir hafta uzaklaştırmaya dönüştürüldü. Bunun üzerine harekete geçen sivil toplum kuruluşları, Malatya Barosu'na kayıtlı 15 avukatla birlikte, yasağın başladığı ilk günden beri yaptıkları gibi, Rektör Ömer Şarlak'la görüşmek üzere harekete geçtiler. Üst üste yapılan görüşmelerde, Şarlak'tan yasakçı uygulamalara son vermesi istendi. Ancak görüşmelerden olumlu herhangi bir sonuç alınamadı.

İşin diğer bir trajik boyutu da, uzaklaştırma cezalarındaki keyfiliklerin, öğrencilerin birçok açıdan mağdur olmalarına yol açmasıdır. Örneğin öğrencilere verilen uzaklaştırma cezaları, kasıtlı olarak sınav haftalarına denk getirilmiştir. Şarlak'la yapılan görüşmelerde, cezaların sınav haftalarına denk getirilmemesi özellikle istenmesine rağmen Şarlak yine de bildiğini okumuştur.

Öte yandan ceza bildirimleri tam bir skandala dönüşmüştür. Ceza alan öğrenciye normal yolla tebligat yapmak varken, bu iş, bazen dersteki bir hocaya yaptırılmıştır. Ders ortasında öğrenciye okuldan uzaklaştırıldığını duyuran hoca bununla yetinmemiş ve hemen o anda öğrenciyi hakaretlerle sınıftan atarak arkadaşları arasında küçük düşürmüştür.

Bununla birlikte hukuki başvuruların yapabilmesi amacıyla öğrencilerin evrakların bir örneğini almak üzere yaptıkları müracaatlar da bir türlü sonuçlandırılmak istenmemiştir. Öyle ki İdare Mahkemesindeki davalarla ilgili tebligatların çok gecikmesi üzerine yapılan araştırmada, tebligatların üniversite postanesinde bekletildiği ortaya çıkartılmıştır.

Her şeye rağmen öğrenciler, izin verildiği ölçüde, okullarına devam etmeye çalıştılar, ancak cezalar da bir birini takip etmeye devam etti. Başörtülü öğrencilere bu defa da 1 ay okuldan uzaklaştırma cezası verilmeye başlandı. Cezalar nedeniyle derslere sokulmayan öğrencilere arkadaşları, oturdukları yerlere karanfil koyarak destek vermeye çalıştılar.

"Yasal" Cezalar Olmayınca Tecrit Politikaları Devreye Sokuldu

Öğrencileri "yasal" cezalarla okuldan uzaklaştırmayı bir türlü başaramayan üniversite yönetimi, biraz da bunu pekiştirmek amacıyla olsa gerek, tecrit politikalarını devreye soktu. Yasakçı hocaların, başörtülü öğrencilere özellikle arkadaşlarının gözleri önünde çağırıp bağırmaları, alaya almaları, hakaret etmeleri sıradan bir hal aldı. Ayrıca jandarmalar da durumdan vazife çıkarmayı ihmal etmiyorlardı; bir yandan öğrencilere başlarını açmaları yönünde telkinlerde bulunurlarken, bir yandan da giriş çıkışlarda öğrencilerin kimliklerine el koyarak tehditkar bir dille isimlerini tek tek tespit ettiklerini söylemek suretiyle psikolojik baskı uyguluyorlardı. Her başörtülüye bir jandarma düşecek şekilde jandarma sayısının artırılması da, "Üniversite kışlaya mı döndü" sorusunun öğrenciler arasında sorulmasına neden oluyordu. Zamanla tecrit politikaları öyle bir noktaya vardırıldı ki, herhangi bir fakülte hizmetlisinin, başörtülü bir öğrenci ile herhangi bir konuda konuşması, o kişinin uyarılmasına yetiyordu.

Başörtülü ve Sakallılara "Üniversite Yasak Bölge" İlan Edildi

Nisan 99'da, bütün baskıcı uygulamalarına rağmen, başörtülü öğrencileri, vermiş oldukları mücadeleden geri adım attıramayacağını anlayan Şarlak, çareyi öğrencilere üniversiteyi tamamen yasaklamakta buldu. Zira öğretim dönemi başında sadece kapalı mekanlar yasaklanmıştı. Bu amaçla Rektör Şarlak başkanlığında 21 Nisan 1999 tarihinde toplanan Üniversite Senatosu, 26 Nisan'dan geçerli olmak üzere, başörtülü ve sakallı öğrencilerin, üniversite sınırlarına girmelerini yasakladı. Şarlak, "yasağın delinmemesi" için de güvenlik güçlerini tam yetkili kıldı ve bunu da herkese duyurdu.

Belirtilen tarihte uygulamaya konulan genişletilmiş yasak kararı üzerine üniversite sınırlarına hiçbir şekilde giremeyen öğrenciler, şehre geri döndükleri otobüslerden iner inmez, "merkezde eylem yapacakları" gerekçesiyle apar topar gözaltına alınarak Merkez Karakolu'na götürüldüler. Karakol önüne giden öğrenci velileriyle konuya duyarlı bazı kimseler, öğrencilerin suçsuz yere gözaltına alındığını ve asıl suçlunun Rektör Şarlak olduğunu belirterek gözaltındakilerin serbest bırakılmalarını istediler. Bunun üzerine öğrenciler, kimlik tespiti yapıldıktan ve ifadeleri alındıktan sonra, ertesi gün savcılığa giderek ifade vermeleri şartıyla serbest bırakıldılar.

İfade vermek üzere savcılığa giden öğrenciler, buradan kimliksiz ayrılmak zorunda kaldılar. Öğrencilerin kimliğine el koyan Cumhuriyet Savcılığı, bu defa da, ilgili Nüfus Müdürlüğü hakkında, öğrencilerin başörtülü kimlik taşımalarından dolayı dava açtı.

Rektör Yasakçılığı Huzura Tercih Etti

Yasak karşısında halkın tansiyonunun her geçen gün yükselmesini dikkate alan çeşitli sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile Belediye Başkanı, Malatya Valisi ile bir görüşme yaparak endişelerini bildirdiler. Görüşme sonunda ortak bir basın açıklaması yapıldı fakat, herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.

Daha sonra bir araya gelen Vali, Emniyet Müdürü, Garnizon Komutanı ve Rektör Şarlak'ın görüşmelerinden ise, öğrencilerin hafta başından itibaren derslere ve sınavlara gireceklerine dair bir karar çıktı, ancak değişen bir şey olmadı. Bu karar basın organlarında yer aldıysa da, halkta beklenen ilgiyi görmedi. Çünkü hiç kimse Rektör'e inanmıyordu ve herkes bu tür açıklamalarla halkın her geçen gün yoğunlaşan tepkisinin dindirilmek istendiğinin farkındaydı.

Sonuç olarak bütün bunlar halkın biraz daha gerilmesine neden oldu. Yapılan "olumlu" duyurular, Şarlak'ın her geçen gün katmerleşen yasakçılığını tekzip ediyordu ve halk adeta birşeyler yapmaya zorlanıyordu. Bunun içinde özellikle Cuma saatleri için özel bir gayret sarfediliyordu ve şehrin kalabalık camilerine konuşlandırılan basın organları, "irticanın resmini" vererek şiddet kullanımının kaçınılmaz olduğunu zihinlere kazımaya çalışıyordu. Malatya halkı, binlerce insanın gösterisine neden olan 7 Mayıs Cuma gününe, işte böyle bir ruh hali içerisinde girdi.

"Devlet" önceden hazırlığını yaptı ve Elazığ, Tunceli, Sivas gibi çevre illerden takviye kuvvetler getirilerek sabah saat 09.00'dan itibaren şehir merkezine çıkan bütün cadde ve sokakların giriş çıkışları kuşatıldı. Bazı yollar trafiğe kapatıldı ve olağanüstü hal koşullarını andırırcasına hemen her yerde aramalar yapıldı.

Camiden Çıkanların Dönüş Yolları Kapatıldı ve

Herkesin Meydanda Toplanması Sağlandı

Kolluk kuvvetleri bu hazırlığı, görünürde, muhtemel kitlesel bir başörtüsü yasağı protestosunu önlemek amacıyla gerçekleştiriyordu. Ancak her şey Cuma namazı çıkışında açıklığa kavuştu; namaz çıkışında, geldiği gibi gitmek isteyen insanlar, bütün çıkışların kapatılmış olduğunu gördü. Adeta oradakilerin eylem yapması için "uygun" bir ortam hazırlanmıştı. Aylardır uygulanan yasaklarla sokaklara dökülmeye zorlanan halka, "şimdi tam sırası" dercesine bir oyun oynanıyordu. Bu durumda, bazı provokatörlerin marifetiyle hareketlenmeye başlayan kalabalığa, kolluk kuvvetlerinin tavrı da çok sert oldu, birçok insan yerlerde sürüklendi, coplandı, tekmelendi. Kolluk kuvvetleri, önüne gelene saldırıyor, panzerlerle su sıkıyor, göz yaşartıcı bomba kullanıyor, yukarıdan da alçak uçuş yapan helikopterler adeta bir savaş ortamı oluşturmaya çalışıyordu.

Gösteri sırasında yüzlerce insan gözaltına alındı. Fakat gözaltına alınanların, doğrudan Emniyet'e götürülmediği, önce Jandarma Kışlası'na götürüldüğü, orada gözaltına alınanların bazılarının ayrıldığı ve geriye kalanların Emniyet'e gönderildiği, birçok kimse tarafından dile getirilmektedir. Bu iddiaların araştırılması gerekmektedir. Çünkü bu iddialar doğruysa, çok ciddi bir provokasyon planının hazırlandığı ve uygulandığı açıktır. Ancak asıl "operasyon", gösteri bittikten sonra başladı. Birçok insan gece yarısı operasyonlarıyla Terörle Mücadele Şubesi'ne götürüldü. Burada bazı tanınmış simalara çeşitli işkenceler yapıldı. Bunlar arasında Malatya şube yöneticilerimizden Abdullah Polat da bulunmaktadır. Evlere düzenlenen baskınlarda aranılan şahıslar bulunamayınca yerlerine aile fertlerinden herhangi birisi götürüldü. Ayrıca il genelinde faaliyet gösteren birçok sivil toplum kuruluşu da basılarak arandı. Ortada tam bir sindirme operasyonu vardı ve bu operasyondan öğrenciler de paylarına düşeni aldılar; yurtları ve evleri basıldı, üniversite de öğrenci avına çıkıldı. Sonuç olarak baskınlar adeta bir cezalandırma yöntemine döndü; öyle ki birçok insan, evinde kalmaya çekinir hale geldi.

"Suçun İşlenmesinin Önlenmesi" İçin Şubemiz Kapatıldı

Derneğimizin Malatya Şubesi Başkan Yardımcıları Özkan Hoşhanlı ve Abdullah Polat da hiçbir gerekçe gösterilmeden gündüz iş yerlerinden alınarak TEM'e götürüldüler. Gerekçe olarak da, bir insan hakları örgütü olan MAZLUMDER'in başörtüsü mağduru öğrencilere hukuki yardım sağlaması gösterildi. Salt bu gerekçe bile Malatya'da sürdürülen operasyonların keyfiliğini ortaya koymaya yetmektedir. Nitekim bu bağlamda 28 Mayıs günü bir skandal daha yaşanmış ve MAZLUMDER Malatya Şubesi'nin mahkeme süresince faaliyetten men edilmesine karar verilmiştir. Mahkeme kararında, "suçun işlenmesinin önlenmesi" gibi hiçbir hukuk devletinde rastlanmayacak bir gerekçeye, yani işlenmemiş suçun cezalandırılması gerekçesine dayanılmış olması tam bir hukuk trajedisidir.

"Gösteriye Katılanlar" İdamla Yargılanıyor

Yaşanılan bu süreçle ilgili olarak şu an, 75'i Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde, 220'si de Malatya 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nde olmak üzere toplam 295 kişinin yargılanmasına devam edilmektedir.

Olaylar sonrasında ev ve işyerlerine düzenlenen baskınlarla gözaltına alınanların bir kısmı, TCK 312/2'ye muhalefetten tutuklanarak cezaevine atılırken, bir kısmı da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır. Ancak bir süre sonra söz konusu 75 kişi hakkındaki dava, Malatya 1 Nolu DGM'de görülmek üzere TCK 146/2 ve 146/3 maddelerinden idam talebine dönüştürülmüştür. Şahıslar "Anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışmak ve bu suça iştirak etmek" suçlamasıyla yargılanmaktadırlar. Bu nedenle 51'i hakkında idam cezası istenirken, 24'ü hakkında da 5 ila 15 yıl arasında değişen ağır hapis cezası talep edilmektedir.

Malatya 1 No'lu DGM'de görülen davanın 22 Haziran tarihli ilk duruşmasında, idamla yargılanan 5 sanık tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken, bir sonraki duruşma 22 Temmuz tarihine ertelenmiştir. Duruşmaya gözlemci olarak katılmak isteyen MAZLUMDER Genel Başkanı Yılmaz Ensaroğlu ve Genel Sekreter Yardımcısı Ömer Ekşi, mahkeme heyetince içeri alınmamıştır. Dava kapsamında cezaevinde şu an 38 sanık bulunmaktadır.

Sanıklar arasında en çok ilgi uyandıran isimler, idamla yargılanan Selam Gazetesi Malatya muhabiri Hüda Kaya ile kızları Zehra Nurulhak, Gülan İntisar ve Nurcihan'dır. Anne Hüda Kaya, geçtiğimiz yıl hazırladığı bir bildiri nedeni ile de TCK 312/2'den 20 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Bu ceza halen Yargıtay'da temyiz aşamasındadır.

7 Mayıs günkü olaylar nedeniyle gözaltına alınan 220 kişinin (ki bunlardan sadece 10'u gösteriler sonrasında gözaltına alınmıştır) davası da, Asliye Ceza Mahkemesi'nde, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefetten halen devam etmektedir. Sözkonusu sanıkların 49'u, çocuk yaşta oldukları gerekçesiyle gözaltına alındıkları gün sorgu hakimliğince serbest bırakılırken diğerleri cezaevine konulmuşlardı. Bu davanın ilk duruşması da 28 Haziran tarihinde yapıldı ve sanıkların tamamı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldılar.

Öte yandan yasağa en başından beri karşı çıkan ve bu konudaki görüşlerini 27 Eylül 1998 günü düzenlenen bir programda açıklayan Malatya Şube Başkanımız Av. Raşit Alaca ile İHD Malatya Şube Başkanı Av. Doğan Karaoğlan ve gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak hakkında da TCK 159/1'den 1 yıldan 6 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmış bulunmaktadır. Bu davanın ilk duruşması ise 15 Eylül 1999 tarihinde Malatya Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecektir. Yine çeşitli tarihlerde basına açıklamalarda bulunan Malatya Şube yöneticilerimiz hakkında da, iki ayrı basın açıklamasından dolayı dava açılmış olup, yöneticilerimizin 1'er yıl hapsi istenmektedir.

Sonuç

Malatya'da yaşanan olaylarla ilgili olarak DGM'de açılan iddianame, son yıllarda yoğun bir biçimde tartışılan "yargının siyasallaştığı" iddialarını yeniden gündeme getirdi. Hukukçular, İnönü Üniversitesi Rektörlüğü'nün, başörtülü öğrencilerle ilgili olarak aldığı bir kararı protesto etmek için gösteri yapan kitlenin, "Anayasal düzeni cebren değiştirmeye kalkışma" eylemi ile suçlanarak haklarında TCK 146. maddeden idam talebi ile dava açılmasını bir türlü anlayamadıklarını dile getirmektedirler. Çünkü bu eylemler, ancak Anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme ve bu yürüyüşe katılma hakkının kullanımında, şekli bir suç olan 72 saat öncesinde bildirimde bulunma yükümlülüğünün yerine getirilmemesinden kaynaklanan, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'na muhalefet suçunu oluşturabilir. Ama bu gösteri, laik düzeni cebren değiştirmeye teşebbüs olarak yorumlanabilmektedir. O zaman yargıya, insan hak ve özgürlüklerini güvence altına almak yerine, onları kısıtlamak ve toplumu hak aramaktan vazgeçirmek amacına yönelik bir işlevin yüklenmek istendiğini ileri sürenlerin iddialarının haklılığını kabul etmek gerekmektedir ki, bu da, yargının siyasallaştığı iddialarını güçlendirmekten başka bir anlam taşımamaktadır. Daha önemlisi, tüm bu baskılar ve provokasonların toz dumanı içerisinde; toplumun nasıl bir çok tehlikeli bir çatışmanın eşiğinden, yöneticilerin değil halkın ileri görüşlülüğüyle döndüğü hatırlanmamaktadır. İnönü Üniversitesi'nde bir zamanlar sayılarının 1600 olduğu ifade edilen başörtülü öğrenci sayısının nasıl 150'ye düştüğü ve başını açmak zorunda bırakılan öğrencilerin kişilik hakları, din özgürlükleri; veya okulunu bırakmak zorunda kalan öğrencilerin öğrenim özgürlükleri ve hepsinin uğradığı maddi kayıpları ise, hiç kimse tarafından hesaba katılmamaktadır. Çünkü yöneticilerimiz, başlarını açtırdıkları öğrenci sayısıyla övünmekte ve ödüllendirilmektedirler.

Ömer EKŞİ

MAZLUMDER

İnsan Hakları İhlallerini İzleme Komisyonu

YAYIN BİLGİLERİKategori Adı Yurt İçi RaporlarTarih 1999-07-21
OHAL Raporu
Şube ve Temsilcilerimiz
mazlumder-genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mah. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 5 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: istanbul[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2441

Ziyaretçi Sayımız : 2513738

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari