YÜKSEK ASKERİ ŞURA KARARLARI İNSAN HAKLARINI İHLAL EDİYOR

YÜKSEK ASKERİ ŞURA KARARLARI İNSAN HAKLARINI İHLAL EDİYOR

Ağustos 1996

Türkiye'de insan hakları ihlallerinin devletten kaynaklanan boyutu, son Yüksek Askeri Şura kararları ile yeniden endişe verici bir nitelik kazanmıştır. YAŞ kararı ile Ağustos/1996'da 29 subayın 12'sinin "irtica", 17'sinin ise "bölücülük" ve "Söylemez Çetesine mensupluk" iddialarıyla; ,Aralık/1996'da ise 58'i "irticai faaliyet", 4'ü "solculuk" ve 7'si de "yabancı hayat kadınlarıyla evlenmek" gerekçesiyle olmak üzere toplam 69 subay ve astsubayın ordudan ihraç edilmeleri, başta 1982 Anayasası ile güvence altına alınmış olduğu kabul edilen temel hak ve özgürlüklere ilişkin açık hükümler olmak üzere, insan haklarına ve genel olarak da hukukun egemenliği ilkesine aykırı bir nitelik taşımaktadır.

Bu aykırılığın özünde, söz konusu kişilerin kendilerine isnat edilen suçları işleyip işlemediklerinin kesin olarak belirlenmesini sağlayacak bir yargılama sürecinin dışına çıkılmış olması ile YAŞ kararlarının yargı denetiminin dışında olması, yani bu kararları haksız bulan ve suçsuz olduğunu kanıtlayabileceğini düşünen mağdurların mahkemeye başvurarak uğradıkları kayıpları tazmin etmelerini sağlayacak hukuksal güvenceden yararlanma yollarının kapalı tutulması bulunmaktadır. İhraç edilen kişilerin suçlulukları (askeri) mahkeme kararı ile saptanmış olmadığı gibi, bu kişiler karara karşı mahkemeye başvurarak kendilerini savunma hakkına da sahip değildirler. Bu durum, Anayasa'nın "suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz" (15/2) hükmü ile , "herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir" (36/1) hükümlerinin ihlali anlamını taşımaktadır.

Kaldı ki yine Anayasa'nın "idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır" (125/1) ilkesi gereği, bir yargı kurumu değil, bir idari kurum olan YAŞ'ın da yargısal denetim kapsamında olması zorunludur.

Her yıl sistematik olarak yaşadığımız bu ihraç kararlarının askeri mahkemelerde değil, yargı denetiminin dışındaki YAŞ'da alınıyor olması, bu insanların yukarıda belirtilen "savunma hakkı"ndan bile yararlandırılmamaları, kararların objektif kriterlerden çok, keyfi ve ideolojik kriterlere dayalı olduğu şeklindeki eleştirilere haklılık kazandırmaktadır. Gerçekten de, ihraç edilen kişilerin, eğer suçlu iseler, neden mahkeme edilerek bu durumun saptanması yoluna gidilmediği ve her yıl aynı tartışmaların, aynı hak gasbı şikayetlerinin yapılmasına zemin hazırlandığı sorusu cevap beklemektedir.

Özellikle ihraç edilenler arasında ilk sırayı alan ve "dinci" olarak nitelenen insanlara yönelik suçlama konuları da, hukuk devleti ve hukukun egemenliği ilkesi açısından endişe vericidir. Bu insanların dindar olarak biliniyor olmaları ve mesela eşlerinin başörtülü oluşu, ihraç gerekçesi olarak bildirilmekte; ve hukuki bakımdan kabul edilemez bir "potansiyel suçlu" kategorisi yaratılarak, bu insanlar ileride işleyebilecekleri muhtemel suçlardan dolayı bugünden cezalandırılmaktadırlar. Bu durum, kanunun suç saymadığı bir fiilin, yine kanunla bağlı olarak faaliyet göstermesi gereken bir devlet kurumunca suç sayıldığını düşündürmektedir. Görevin yürütülmesi ile ilgili olmayan konularda kamu görevlileri arasında hangi sebeple olursa olsun ayrımcılık yapılması "eşitlik" ilkesinin ihlali anlamını taşımaktadır.

İhraç gerekçesi olarak belirtilen "çete üyesi olmak" da, sadece orduda görev yapmaya engel bir durum olmayıp, kanuni olarak da suçtur. Eğer bu insanlar iddia edildiği gibi "Söylemez Çetesi" üyesi iseler ve YAŞ da bunu biliyorsa, bu "suçlular"ın kanun önünde hesap vermesi için de üstüne düşeni yapmak zorundadır. Aksi halde, suçu bildiği halde sadece kendi kurumundan uzaklaştırmakla yetindiğinden dolayı, suça iştirak etmiş demektir. Aynı durum "bölücü" ve "irticacı" subaylar için de geçerlidir. Bu durumda YAŞ'ın, bu insanların beraat etmelerinden korktuğu ve suç ve cezanın kanuniliğine ilişkin anayasal ilkeyi kabul etmekten çekindiği endişesi doğmaktadır.

Bir kısım insanın, mahkemece masum bulunma ihtimali olduğu halde YAŞ üyelerinin tercihlerine göre "suçlu" olarak değerlendirilmeleri, YAŞ'ın kendisini kanunlarüstü bir kurum olarak konumlandırmaya, Anayasa ve kanunlarda vatandaşlara verilen "fazla" özgürlükleri geri almaya çalıştığını ve kamu görevlileri arasında keyfi ve ideolojik ayrımcılığa başvurduğunu düşündürmektedirler. Oysa hukukun egemenliği ilkesi, devlet gücünün, vatandaşlar arasında ayrımcılık yapmak üzere kullanılması yetkisinin herhangi bir makama verilmesine engeldir.

YAŞ kararlarının yargı denetiminin dışında bırakılması gibi hukuk devleti ilkesini ihlal eden askeri müdahale sonrası dönemin izlerini taşıyan mevzuatın en kısa sürede değiştirilmesi, "insan haklarına saygılı" bir devletin olmazsa olmaz gereklerindendir. MAZLUM DER olarak bizler, mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar suçsuz kabul ettiğimiz bu insanlara yapılan muameleyi kınıyor ve en kısa sürede mağdur edilenlerin haklarının iade edilmesini bekliyoruz. Bu adımlar atılmadığı sürece YAŞ kararları şaibeli niteliğini koruyacak ve MAZLUM DER de ihraç edilenlerin haklarının takipçisi olmayı sürdürecektir.

YAYIN BİLGİLERİKategori Adı MakalelerTarih 1996-08-20
OHAL Raporu
Şube ve Temsilcilerimiz
mazlumder-genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mah. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 5 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: istanbul[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2441

Ziyaretçi Sayımız : 2461016

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari