İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI ÜZERİNDEKİ BASKILAR ARTIYOR

İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI ÜZERİNDEKİ BASKILAR ARTIYOR

İnsan hakları mücadelesi, tarih boyunca tüm dünyada, zorlu bir mücadele olmuştur. Gücü ele geçirenlerin hak gaspları karşısında, hak ve özgürlüklerine sahip çıkan birey ya da topluluklar, sürekli hep bedel; hem de ağır bedeller ödemek zorunda kalmışlardır. Ne yazık ki ülkemizde de böyle olmuştur; böyle olmaktadır

Şu anda çalışan insan hakları örgütleri arasında İnsan Hakları Derneği, en ağır bedeli ödemiştir. Onbeş yöneticisini, adına faili meçhul denilen silahlı saldırılar sonucu kaybeden İHD'nin Genel Başkanına da saldırılmıştır. İHD Genel Başkanı Akın Birdal, bu suikastten ağır yaralı olarak kurtulmuştur ve halen tedavisi sürmektedir. Sürekli birkaç şubesi kapatılan İHD'nin yöneticileri, neredeyse haftanın birkaç gününü, yargılandıkları mahkemelere katılmak dolayısıyla adliye koridorlarında geçirmektedirler.

İşkence yapanların yargılanmadığı, yargılanamadığı ve caydırıcı cezalara çarptırılamadığı ülkemizde, işkence mağdurlarını tedavi ve rehabilite etmek gibi suçlar (!) işleyen Türkiye İnsan Hakları Vakfı yöneticileri de, yargılamalardan ve çeşitli baskılardan kurtulamamaktadırlar.

İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği MAZLUMDER üzerinde de yıllardan beri çeşitli baskılar uygulanmakta, kimi faaliyetleri engellenmekte, hatta çoğu kez gözlem ve inceleme amaçlı çalışmalarına dahi izin verilmemektedir. Önceki yıllarda gerçekleştirdiği etkinliklerinden ötürü MAZLUMDER yöneticileri de yargılanmış ve aklanmışlardır. Ancak 1998'den itibaren MAZLUMDER, daha sistematik ve her geçen güzü dozu artırılan baskılarla karşılaşmaktadır.

Uzunca bir süreden beri MAZLUMDER Genel Merkezi'nin ve birçok şubesinin telefonları dinlenmektedir. Bunu kanıtlayan onlarca örnek olay sıralanabilir. Çeşitli kentlerde MAZLUMDER tarafından düzenlenmek istenen, ya da dernek yöneticilerinin katılacağı etkinliklere izin verilmemektedir.

Sık sık yapılan denetleme ve kontroller ile şubelerin açılmasında ve düzenlenen etkinliklerde çıkarılan keyfi zorlukları hesaba katmazsak; 1998 yılında MAZLUMDER'e yönelik baskılar bağlamında, önemli şu olaylar yaşanmıştır:

· 5 Şubat 1998 günü Şanlıurfa Şubemiz basılarak didik didik aranmış ve arşivindeki bazı belgeler ve günlük gazeteler götürülmüştür. Ancak açılan dava, şube yöneticilerinin beraatiyle sonuçlanmıştır.

· Mart ayı içerisinde normal uygulamanın dışına çıkılarak, bize ulaşan bilgilere göre bizzat Maliye Bakanı'nın talimatı üzerine Maliye Müfettişleri, Genel Merkezimizin ve bazı şubelerimizin, gelir ve giderlerle ilgili defterlerine ilaveten, 5 yıllık tüm defterlerimizi incelemeye almış ve bugüne kadar bu defterler iade edilmemiştir. 1998 Ağustos ayı içerisinde Maliye Müfettişleri tarafından Genel Merkezimiz ve İstanbul Şubemiz hakkında suç duyurusunda bulunulmuş ve Cumhuriyet Basın Savcılığı arkadaşlarımızın ifadelerini aldıktan sonra takipsizlik kararı vermiştir. Alınan defterler, suç duyurusunda bulunulmasına rağmen, "inceleme sürüyor" gerekçesiyle hala iade edilmemiştir. Kaldı ki, normal olarak derneklerin defter ve kayıtları İçişleri Bakanlığı yetkilileri tarafından denetlenmektedir. Sadece kamu yararına çalışan derneklerin denetimi, Maliye Müfettişlerince yapılmaktadır.

· 27 Nisan 1998 tarihinde İstanbul Şubemiz, Fransız Polisiyle birlikte İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından basılmış ve DGM'nin verdiği bir karara dayanılarak aranmış, birçok belge ve döküman götürülmüştür. Bu aramanın ise, İstanbul Şubemize başvurduğu iddia edilen iki mülteciye, Belçika'dan çekilen bir faxın bulunması gerekçesiyle yapıldığı ifade edilmiştir. Konu ile ilgili olarak açılan davalar hala sürmektedir.

· Özellikle Şanlıurfa ve Konya Şube Başkanlarımızın yaptığı her açıklamanın ardından soruşturmalar, davalar açılmakta ve bunlarla ilgili yargılamalar devam etmektedir. Konya Şube Başkanımız, açılan iki davadan beraat etmiş, iki soruşturma ise devam etmektedir. Şanlıurfa Şube Başkanımız hakkında açılan soruşturmaların l5 tanesi takipsizlikle sonuçlanmış; 5 Şubat'ta şubeye yapılan baskın sonunda açılan dava da dahil olmak üzere 2 davadan beraat etmiş, 6 dava 1 soruşturma ise sürmektedir. Şanlıurfa Şube Başkanımız, artık bir süreden beri emniyet görevlileri olmaksızın basın mensuplarıyla görüşememektedir. Van Şube Başkanımızın ise, ihlallerle ilgili olarak basına yapmak istediği açıklamalar, fiilen engellenmektedir.

· "İnanca Saygı, Düşünceye Özgürlük İçin Elele" eyleminin yapıldığı 11 Ekim 1998 günü de Şanlıurfa Şube Başkanımız Av. Şehmus Ülek, arabası ile seyir halinde iken Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından durdurularak gözaltına alınmıştır. Üç saat sonra Savcının araması ve niçin gözaltına alındığını sorması üzerine Savcılığa götürülen arkadaşımızın, can güvenliğini korumak amacıyla gözaltına alındığı ve kendisine yönelik herhangi bir suçlamanın olmadığı emniyet görevlileri tarafından bildirilmiştir. Ancak 11 Ekim eylemine katılan bazı kişiler hakkında açılan davanın iddianamesinde, eylemin MAZLUMDER tarafından düzenlendiğine ilişkin ifadeler yer almıştır. Şube yöneticilerimiz bu konuyla ilgili gerekli hukuki girişimlerde de bulunmuşlardır. Öte yandan Şanlıurfa Şube Başkanı Av.Şehmus Ülek'in 24 Eylül 1998 günü, üniversiteli başörtülü öğrencilerle birlikte yaptığı basın toplantısındaki konuşması nedeniyle de savcılık tarafından soruşturma açılmıştır.

· Aynı eylemden hemen sonra İstanbul Şubemiz basılarak aranmış; 12 ve 13 Ekim günlerinde ise Şube Başkanımız Av. İ. Şadi Çarsancaklı gözaltına alınmak istenmiş, bulunanamış ve 13 Ekim 1998 günü olayı öğrenen Çarsancüaklı kendisi Emniyet'e giderek ifade vermiş, ardından sevkedildiği mahkeme tarafından serbest bırakılmıştır.

· Kayseri Şube Başkanımız Prof. Dr. Nihat Bengisu, 17 Ekim'de bir basın toplantısı düzenlemiş ve hak ihlaline uğrayan vatandaşlarımızın, hukuki başvurularından sonuç alabilmeleri için nasıl hareket etmeleri gerektiğine yönelik olarak birtakım yasal/hukuki bilgiler vermiştir. Bu toplantısından ötürü 21 Ekim 1998 günü Kayseri Emniyet Müdürlüğü'ne çağrılan arkadaşımız, tam 5 saat süreyle Kayseri Emniyet Müdürlüğü'nde tutulmuş ve akşam saatlerinde, bizzat Emniyet Müdürü Sebahattin Özbay tarafından ağır hakaretlere uğramış, tehdit edilmiştir. İnsanların eylemlerinde bir suç var ise, ifadelerinin alınması kuşkusuz doğal; ancak Emniyet Müdürü'nün, insanlara hakaret etme, onları tehdit etme hakkı yoktur. Onun görevi, sanığın ifadesini almak ve yargı önüne çıkarmaktır. Oysa Kayseri Emniyet Müdürü, kendisine "Gerçekten işlenmiş bir suç ve delili varsa, mahkemeye veriniz" diyen arkadaşımıza, "Hayır, kendim halledeceğim; bundan sonra bizzat kendim uğraşacağım. Bu artık benim meselem. Kim bu MAZLUMDER? Devlet mi bu, karakol mu: ne beladır? Ne yapmak istiyor; nereden çıktı ? ...Canına okuyacağım senin.. Seni mahvedeceğim.." diye bağırma, hakaret etme, tehdit etme hakkını, cüretini nereden almaktadır; bilmek istiyoruz.

· 22 Ekim 1998 günü de bir yandan Adana Şubemiz denetlenmiş, defterleri incelenmiş; Genel Merkezimiz ise, düpedüz baskına uğramıştır. Genel Merkezimize gelen ve sayıları yaklaşık 15 civarında olan Terörle Mücadele, İstihbarat, Foto Film ve Güvenlik Şube Müdürlüğü ekipleri, tüm dosyaları, dökümanları, bilgisayarlarımızı didik didik aramış ve bazı dökümanları yanlarına alarak götürmüşlerdir. Kendilerine sorduğumuzda bunun yargı kararına dayalı bir arama olmadığını, Dernekler Kanunu'nun 45. maddesine göre Valilik izni ile yapılan bir denetim olduğunu ifade etmişlerdir. Valilik izni ya da kararı olup olmadığını sorduğumuzda ise, kendilerinin yıllık izinleri olduğunu ve bugün yapılan işlemin de özel değil, genel bir uygulama olduğunu belirtmişlerdir.

22 Ekim 1998 günü yaşadığımız olay, kuşkusuz pekçok hukuksuzluk içermektedir. Şöyle ki ;

1. Yapılan işlem, Dernekler Kanunu'nun 45. maddesinde düzenlenen bir denetim olmaktan çok, bir aramadır. Denetim eğer bu ise, "arama" denilen ve ancak mahkeme kararı ile yapılabilen uygulama nedir; öğrenmek istiyoruz.

2. Bu izinsiz ve dolayısıyla yasadışı arama sonunda alınmak istenen evraklar rastgele bir poşete konularak götürülmüştür. Yapılan arama izinsiz ve dolayısıyla yasadışı olunca, götürülenler de yasadışı bir biçimde götürülmüştür. Çünkü bunların bir torbaya konularak, torbanın ağzının mühürlenmesi ve o torbanın doğrudan hakim tarafından açılması gerekirdi. Bu götürülenler sonunda önümüze çıkacak tabloyu gördüğümüzde, bu uygulamanın hikmeti daha iyi anlaşılacaktır.

3. Bu uygulamayı, 22 Ekim 1998 günü MAZLUMDER'e gelen görevlilerin kasıtlı yaptıkları bir uygulama olarak değil; ülke genelinde sürekli yapılan "hukuk dolanımı"nın tipik örneklerinden biri olarak görüyoruz. Yasaların verdiği birtakım yetkiler, genel olarak idare tarafından subjektif yorumlanmakta, genişletilmekte ve pekçok keyfi uygulamaya dayanak olarak ileri sürülmektedir.

· 23 Ekim 1998 günü Ankara ve İstanbul Valilikleri; bir gazetecinin, köşe yazısında okuyucularını insan hakları örgütlerine bağışta bulunmaya çağırmasını, izinsiz yardım toplama kapsamında değerlendirerek, Genel Merkezin ve İstanbul Şubemizin banka hesaplarına blokaj koydurmuştur. Bankalara Valilikler tarafından gönderilen yazılarla, dernek yetkililerine ödeme yapılmaması, banka extralarının Valiliklere gönderilmesi istenmiştir.

· 26 Ekim 1998 günü ise Ankara Emniyet Müdürlüğü, Genel Başkan ve Genel Muhasip arkadaşlarımızın ifadelerini almak üzere çağırmış ve her iki yetkili; aynı köşe yazısında derneğimizin adres, telefon ve hesap numaralarının yayınlanmasını, Yardım Toplama Kanunu'na aykırı görüldüğü gerekçesiyle açılan Valilik soruşturması kapsamında Emniyet'te ifade vermişlerdir. Ankara Valiliği, gönderdiği bir yazıyla aynı gün Genel Merkezin Posta Çeki hesabına da blokaj koydurtarak ödeme yapılmasını yasaklatmıştır.

· 27 Ekim 1998 günü Sakarya Şubemizin yetkilileri, basın açıklaması yapan üniversite öğrencilerine destek verdikleri için ve birkaç arkadaşımız da, 11 Ekim günü yapılan "İnanca Saygı Düşünceye Özgürlük İçin El Ele" eylemine katıldıkları suçlamasıyla ifade vermişlerdir.

· 5 Kasım 1998 günü de İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı köşe yazısından ötürü İzmir Şubemizin banka hesabını bloke ettirmiştir.

· 11 Aralık 1998 günü, MAZLUMDER Adana Şubesine gelen bir grup polis, şube görevlisi arkadaşımızın bulunmamasından da yararlanarak şubemizin kapalı olan kapısını bir şekilde açarak arama yapmıştır. Aramadan aynı binada çaycılık yapan bir şahıs, tesadüfen haberdar olmuştur. Olay üzerine Şube Başkanımız Av. M. Halis Yetkiner, hemen Adli Savcı'ya giderek olayı anlatmış, ancak Savcı'nın haberdar olmadığını öğrenmiştir. Savcının uyarısıyla DGM Hazırlık Savcısı ile de görüşen Yetkiner, DGM Savcısından, "kendisinin böyle bir talimat vermediğini, olayı gerçekleştirenlerin suç işlemiş olacaklarını ve söz konusu olayı gerçekleştiren memurları tespit etmesi durumunda haklarında işlem yapacağı" cevabını almıştır. Bunun üzerine Adana Emniyet Müdürlüğü Dernekler Masası'na giden Şube Başkanımız'a, aramanın "İl Komisyunu" olarak belirtilen biri Başkomiser 7 kişilik bir ekip tarafından gerçekleştirildiği ve Şube kapısının açık olduğu iddia edilerek, içeri girdiklerinde kimsenin olmadığını da itiraf etmişlerdir. Arama esnasında bilgisayardan bazı çıktılar alınırken, o an için tespit edilemeyen bazı evraklara da el konulmuştur.

· 31 Aralık 1998 günü Şanlıurfa Şubemiz, bastırdığı tek sayfalık takvim nedeniyle kapatılmıştır. TCK 312/1 kapsamında değerlendirilebileceği gerekçesiyle toplatılan 1999 Yılı Takviminin toplatma kararının bizzat polis tarafından mahkeme katibine yazdırıldığı tesbit edilmiştir. Toplatılan takvimin iadesi için Şube Başkanımız Av. Şehmus Ülek tarafından yapılan itiraz haklı bulunmuş ve Şanlıurfa 2. Asliye Ceza Mahkemesi, takvimin iadesine karar vermiştir. Bunun üzerine Şube yetkilileri giderek takvimi almışlardır. Ancak takvimin iade kararından hemen sonra, Şanlıurfa Valiliği, mahkeme sonuçlanıncaya kadar Şubemizin kapatılmasına karar vermiş ve 2. Asliye Hukuk Mahkemesi de Valiliğin bu kararını onaylamıştır. 31 Aralık 1998 günü saat 19:20'de Şubemizin kapısına mühür vurulmuştur.

1999 YILINDA BASKILAR SÜRDÜ

28 Mayıs 1999 günü MAZLUMDER Malatya Şubesi keyfi olarak kapatılmıştır. Kapatma kararında, "kamu düzeninin bozulmasının, suçların işlenmesinin ve suçun devam etmesinin önlenmesi" gibi ilginç bir gerekçe öne sürülmüştür; ancak bugüne kadar derneğin suçunun ne olduğu ya da hangi suçların işleneceğinden kuşku duyulduğu bildirilmemiştir. Yani Malatya Şubemiz, işlenmemiş suçun cezalandırılması gibi bırakınız hukuk devletini, hiçbir yasa devletinde bile rastlanamayacak bir gerekçeyle mühürlenmiştir.

MAZLUMDER'E SORUŞTURMA VE ARAMA

Kamu otoritelerinin derneğimize yönelik sindirme politikaları, nihayet genel bir arama ve taciz etme eylemiyle zirveye çıkmıştır. Nitekim 19 Haziran 1999 günü saat 13:00'de MAZLUMDER Genel Merkezi, tüm şubeleri, yurt çapında tüm yöneticilerimizin ev ve işyerleri ani baskınlarla aranmıştır. Güvenlik görevlileri tarafından, bu aramaların Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Hakimliğinin, 16.06.1999 gün ve 1999/202 D.İş sayılı; Ankara DGM Savcılığının da 18.06.1999 tarih ve 1999/372 sayılı kararlarına dayanılarak yapıldığı sözlü olarak bildirilmiş, ancak istenmesine rağmen, hiçbir yerde hiçbir arkadaşımıza kararlar ibraz edilmemiştir. Konuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı'nın 18.06.1999 tarih ve B05 4 VLK 4060 400 sayılı yazısıyla valiliklere gönderdiği arama emrine göre, bu aramalar, "MAZLUMDER'in ülke bütünlüğü ve Cumhuriyet Rejimi aleyhine faaliyet gösterdiğine dair bilgi ve delillerin mevcut olduğunun anlaşıldığı" gerekçesiyle yapılmıştır. Öyle anlaşılıyor ki, MAZLUMDER'in önce suçluluğuna karar verilmiş, suçu tanımlanmış ve ardından da bu sözde suçun delillerinin aranmasına girişilmiştir.

Bu suçlama ve aramalarla, insan hakları örgütlerine bir kez daha suç örgütü muamelesi yapılmıştır. Devletten, hükümetlerden, siyasal partilerden ve tüm örgütlerden bağımsız bir insan hakları örgütü olan MAZLUMDER, dayanaksız ve kanıtsız bir biçimde, "ülkenin bütünlüğü ve Cumhuriyet rejimi aleyhine çalışan bir örgüt" olmakla suçlanmıştır.

ARAMALAR SIRASINDA YAPILAN USULSÜZLÜKLER

Arama için Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Terörle Mücadele, İstihbarat, Foto Film ve Güvenlik Şube Müdürlüğü'ne bağlı yaklaşık 30 kişilik bir polis ekibi, MAZLUMDER Genel Merkezi'ne gelmiştir. Derneğin santralı devre dışı bırakıldıktan sonra doğrudan dışarı açılan telefonlarla, yöneticilerin ev ve iş yerlerine yönelik baskınlar dernek genel merkezinden organize edilmiştir. Telefonla arayanlara ya cevap verdirilmemiş ya da "sonra arayın" denilerek derneğin faaliyetleri engellenmiş; derneğe giriş çıkışlar yasaklanarak dışarı ile bağlantısı tamamen kesilmiştir. Derneğin üye listesi ve yönetim kurulu üyelerinin telefon ve fakslarının yazılı olduğu liste, zorla fotokopi edilerek götürülmüştür. Arama esnasında bazı polisler, Genel Sekreter Yardımcısı Ömer Ekşi ve dernek çalışanlarına son derece kaba davranmış, zaman zaman sert tartışmalara girmiş, hakaretlerde bulunmuş ve kendi aralarında küfürlü sözlerle arkadaşlarımızla alay etmişlerdir. Zorla aldıkları üye listesini tutanağa geçirmemiş ve arkadaşlarımıza tutanak vermemek için hayli ısrar etmişlerdir. Çok sayıda disket alınırken, götürülen dökümanların miktarı tam bilinememektedir. Adreslerinde bulunmayan arkadaşlarımızın adreslerini, PTT'nin bilinmeyen numaralara ilişkin hizmet veren 118 nolu hattında görev yapan memurları, telefonda telsiz seslerini dinleterek ikna etmiş (!) ve yasadışı bir biçimde adreslerini alarak gidip evlerini basmışlardır. (Çünkü 118 nolu telefon hattı, yargı kararı olmaksızın, adres bildirmemektedir.)

Arkadaşlarımızın işyerleri aranarak hem ekonomik özgürlükleri ihlal edilmiş, hem de meslektaşları ve komşuları arasında itibarları, onurları zedelenmiştir. Kişi özgürlüğü, kişi güvenliği ihlal edilerek konut dokunulmazlıkları çiğnenmiş; komşuları ve sosyal çevrelerine karşı, adeta suçlu olarak ilan edilmişlerdir. Dernek faaliyetleriyle ilgili olarak arama yapmakla yetinilmemiş, üyelerimizin özel hayatlarının gizliliği bile ihlal edilmiştir. Bu da gösteriyor ki, hiçbir sivil toplum örgütü mensubunun özel hayatının gizliliği, güvence altında değildir. Dahası, sadece yöneticiler değil, hukuk uygulayıcıları bile -ancak totaliter rejimlerde görülebilecek bir tarzda- sivil örgütlenmeye gitmeyi, dernek kurmayı ve faaliyetlerine katılmayı, başlı başına bir suç saymaktadırlar.

Evrensel hukuk ilkelerine ve insan hakları standartlarına aykırı bu uygulamalar yanında mevcut yasal düzenlemeler de birçok yerde çiğnenmiştir. Örneğin, avukatlık yapan tüm arkadaşlarımızın hukuk büroları, alınması gereken özel yargı kararı ve savcı olmaksızın usulsüz bir biçimde aranmıştır.

Birçok yerde, o anda evlerinde bulunmayan arkadaşlarımızın komşularına saldırılar, hakaretler yapılmıştır. Evlerden ve işyerlerinden, birçok kitaplar, dergiler, dökümanlar, disketler ve kasetler alınmıştır. Bazı yerlerde arama yapmakla görevli polisler, arkadaşlarımıza veya ailelerine, MAZLUMDER'den istifa etmeleri tavsiyesinde (!) bulunmuşlardır.

Kapatılmış ve aylardan beri faaliyet göstermeyen şubelerimizin yöneticilerinin de ev ve işyerleri aranmış; ayrıca mühürlenmiş şubelerin bile kapıları zorla açılarak suç işlenmiştir. Kimsenin bulunmadığı bazı şubelerimizin kapı kilitleri kırılarak içeriye girilmiş ve birçok dökümana el konulmuştur. Aranan yerlerin hiçbirisinde, istenmesine rağmen arama kararı ibraz edilmemiş, götürülen eşyalar bir zarfa veya torbaya konularak ağzı mühürlenmemiş, tutulan tutanak örneği verilmemiş, aramalar sırasında mahallin ihtiyar heyetinde veya komşulardan iki kişi bulundurulmamıştır. Genel olarak, aramanın gayesi ile sınırlı bir arama yerine, özellikle bazı yerlerde, ev ve işyerlerinin didik didik aranmış, özel eşyalar karıştırılmış ve tüm eşyalar ortalığa dökülmüştür.

Bunun anlamı, mahkeme kararıyla bile olsa, arama yapmanın gerçek amacı, mevhum suçların delillerini bulmak olmayıp, bu bahaneyle MAZLUMDER mensupları ve sempatizanları üzerinde baskı ve korku yaratmaktır. Bu sindirme politikası, sadece MAZLUMDER'e yönelik değil, aslında her türlü sivil girişime verilen bir gözdağıdır.

ARAMALARIN HUKUKİ DAYANAKLARI

Ankara 2 Nolu DGM'nin 16.06.1999 tarih ve 1999/202 D.İş sayılı kararına istinaden İçişleri Bakanı adına Müsteşar Yahya Gür imzası ile 80 il valiliğine gönderilen 18.06.1999 tarih ve B05 4 VLK 4060 400 sayılı yazı ile "ülke bütünlüğü ve Cumhuriyet rejimi aleyhine faaliyet gösterdiğine dair bilgi ve delillerin mevcut olduğu anlaşıldığından" MAZLUMDER Genel Merkezinin, yurt çapındaki bütün şubelerinin ve genel merkez yöneticileri ile şube yöneticilerinin işyeri ve ikametgahlarının 19.06.1999 Cumartesi günü saat 13:00'de aranması istenmiş ve belirtilen zamanda MAZLUMDER Genel Merkezi, tüm şubeleri ve yurt çapında tüm yönetici arkadaşlarımızın ev ve işyerleri aranmıştır.

Bu aramalar sırasında hiçbir arkadaşımıza arama kararı ibraz edilmemiş, ancak bazı yerlerde yukarıda sözü edilen arama emri okunarak, Ankara 2 Nolu DGM'nin arama kararı olduğu ifade edilmiştir. Genel Merkezimizden, şubelerimizden, arkadaşlarımızın ev ve işyerlerinden bazı dökümanların alınıp mühürlenmeden götürülmesiyle sonuçlanan bu aramaya hukuki dayanak oluşturan arama kararı, mahkemeye ve savcılığa yaptığımız başvurulara rağmen tarafımıza verilmemiştir. Ancak ısrarlarımız sonucunda, 28.06.1999 günü kararın bir örneği alınabilmiştir.

Söz konusu hakim kararında, sadece derneğin genel merkezi ile şubelerinin aranmasına ilişkin bir hüküm verilmiş olup, bu karara dayanılarak yurt çapındaki tüm yöneticilerimizin ev ve işyerlerinde arama yapılabilmesi mümkün değildir. 15.07.1999 günü alabildiğimiz ve İçişleri Bakanlığı'na yazılan 18.06.1999 tarih ve 1999/372 Hz. Sayılı Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel imzalı yazıda ise, "Kısa adı Mazlum-Der olan İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği Başkan ve Yönetim Kurulu üyelerinin ikametgah ve işyerlerinde de arama yapılmasına, CMUK 86 ve müteakip maddeleri gereğince tehirinde mazarrat umulan hal nedeniyle Savcılığımızca karar verilmiştir." denilmektedir. İki gün önce hakimden dernek genel merkezi ile şubelerde arama yapılmasını isteyen savcının, iki gün içerisinde hangi "tehirinde mazarrat umulan hal"i tesbit ettiğinin tartışılması gerekmektedir. Kaldı ki bu yazı da, şube yönetim kurulu üyelerinin, denetleme kurulu ve haysiyet divanı üyelerinin ev ve işyerlerinin aranmasına imkan vermemektedir.

Özetle; gerek dernek genel merkezi ile şubelerinin, gerekse yöneticilerin ev ve işyerlerinin aranmasının kısmen hukuki dayanakları bulunmamaktadır, kısmen de var olduğu ileri sürülebilecek olan dayanaklar, oldukça tartışmalıdır.

Ankara 2 Nolu DGM Yedek Üyesi Hakim Albay Ülkü COŞKUN tarafından verilen arama kararında ise;

1. MAZLUMDER'in kurucu genel başkanı olan ve 1992 yılında yapılan ilk genel kuruldan itibaren de yöneticilik görevinden ayrılan ve o günden bu yana sadece dernek üyeliği devam eden Mehmet Pamak'ın birtakım üniversitelerde yaşanan başörtüsü sorununun çözümü için yapılan basın açıklamalarına destek veren konuşmalarından, gazete köşe yazarlığından ve son olarak da Sivas'ta STR TV'de yaptığı konuşmadan söz edilmektedir. Bunların hiçbirisi doğrudan suç oluşturmadığı gibi bunlarla ilgili olarak Mehmet Pamak hakkında açılmış herhangi bir soruşturma veya verilmiş bir mahkumiyet kararı bulunmamaktadır. Kaldı ki Mehmet Pamak, 1992 Mayıs ayından bu yana MAZLUMDER yönetiminde herhangi bir görev de üstlenmemiştir. Dolayısıyla Mehmet Pamak'ın bazı konuşmalarının, MAZLUMDER ile ilgili bir arama kararında zikredilmesinin mantığını anlamak mümkün değildir.

2. Aynı şekilde derneğin kurucularından Süleyman Arslantaş'la ilgili olarak kararda yer verilen hususlardan hiçbirinden ötürü Süleyman Arslantaş da yargılanmış ve ceza almış değildir. Yine 1992'den beri MAZLUMDER yönetiminde herhangi bir görev üstlenmemiş olan Süleyman Arslantaş'ın, bu arama kararında anılmasının da hukuki bir açıklaması yoktur.

3. Kararda "Dernek, günümüze kadar ülkemizdeki insan hakları uygulamalarının yanı sıra radikal İslami kesimlerin ilgiyle takip ettiği ulusal ve uluslararası alanda yaşanan türban, İHL, 8 yıllık kesintisiz eğitim, Kürt sorunu, Cezayir, Karabağ, Çeçenistan, Bosna-Hersek, Filistin, Kosova gibi konularda protesto mahiyetinde fotoğraf sergileri, toplantı, konferans ve seminerler düzenlemiş, bu konularla ilgili çeşitli rapor ve bildiriler yayınlamış ve bu yöndeki faaliyetlerini devam ettirmektedir." denilmektedir. Bunların hiçbirisinde herhangi bir suç olmadığını bilmek için hukukçu olmaya gerek yoktur. Kaldı ki, sıralanan konu ve ülkeler, insan hakları açısından ulusal ve uluslararası kamuoyunda en çok tartışılan konular ve ülkelerdir ve bunların bir kısmını Türkiye, gerek devlet olarak, gerekse kamu yararına çalışan yarı resmi kurumlar aracılığıyla gündemine almış ve soruna farklı düzeylerde müdahil olmuştur. MAZLUMDER ise, devletten, hükümetlerden, siyasal partilerden, tüm legal veya illegal grup ve örgütlerden tamamen bağımsız bir insan hakları örgütüdür ve insan hakları sorunlarını ele alırken, o sorunlara kimlerin ne tür bir ilgi gösterdiğine bakmaz ve bakmamalıdır.

4. "Dernek yöneticilerinin özellikle belli bir dönem, genelde Kürt kökenli vatandaşlarımızdan oluşması, derneğin Kürt kökenli radikal İslami hareketler ile diğer radikal İslami hareketlerin ortak platformuna dönüşmesini sağlamıştır. Bu yöndeki en belirgin şahsiyet 1996 yılı ortalarına kadar MAZLUMDER başkanlığını yürüten M. İhsan ARSLAN olmuştur. Özellikle ülkemizdeki yurtdışı kaynaklı radikal dini anlayışların referansları ile hareket eden radikal dini gruplar ve dini motifli terör örgütlerinin söylemlerini kamuoyuna duyurmada önemli bir yeri olan derneğin, aşırı sol kesim içerisindeki insan hakları derneklerinin irticai kesimdeki yansıması şeklinde bir görev ifa ettiği gözlenmektedir." ifadeleri de, mesnetsiz ve ağır bir suçlamadır, kabul edilmesi mümkün değildir. Kaldı ki bu suçlama, ayrıca ülkemizin bazı insanlarına yönelik olarak doğrudan ayrımcılık suçu içermektedir ve aslında MAZLUMDER'i de ayrımcılık yapmamakla suçlamaktadır.

5. Yine bu arama kararında 28-29 Kasım 1992 tarihinde yapılan MAZLUMDER Kürt Sorunu Forumu'ndan ötürü DGM'de ve Asliye Ceza Mahkemelerinde beraat ettikleri halde yargılandıklarına yer verilmesi, anlamlıdır ve hukuk düzeyimizi göstermesi bakımından da düşündürücüdür. Hakkında hem de Ankara 2 Nolu DGM tarafından beraat kararı verilmiş bir dosyaya yer verilmesi, ancak maksatlı olmakla açıklanabilir.

6. MAZLUMDER'in suçlanmak istendiği konulardan birisi de kaybedilen ve bugüne kadar hakkında hiçbir haber alınamayan Fidan Güngör'le ilgili olarak MAZLUMDER'in tepki göstermesidir. MAZLUMDER, bugüne kadar öğrenilen her kaçırma ve kayıp olayıyla ilgili olarak tepki göstermiştir; bundan sonra da bu tür ihlalleri izleyecektir. Bu da, bir insan hakları örgütünün en doğal ve öncelikli görevidir.

7. 11.09.1996 günü HADEP İstanbul İl Teşkilatı'nca düzenlendiği söylenen bir panelin de, MAZLUMDER'le ilgili bir arama kararına nasıl ve hangi amaçla girdiği anlaşılamamıştır.

8. Arama kararında PKK'nın elindeki askerlerin kurtarılması olayı da yer almaktadır. PKK'nın elindeki askerlerin kurtarılması amacıyla Kuzey Irak'a giden heyette yer alan Genel Başkan Yardımcımız M. İhsan Arslan, Ankara 2 Nolu DGM'de yargılanmış ve beraat etmiştir. Ancak her nedense bu beraat kararından, arama kararına temel oluşturan yazıyı gönderen Emniyet Genel Müdürlüğü, soruşturmayı açan ve arama kararı verilmesini isteyen savcı ve daha ilginci, bu beraat kararını veren mahkemenin yedek hakimi hep habersiz gibi davranmışlardır.

9. MAZLUMDER zaman zaman Güneydoğu'da yaşanan göç olayıyla ilgili olarak bölgede yapılan incelemeler sonunda raporlar hazırlamış ve yetkililere, ilgililere göndermiş, kamuoyuna açıklamıştır. Bunlardan birisi da İstanbul Şubesi Güneydoğu Komitesi'nce hazırlanan Tersine Göç Raporu'dur ve bu raporda tersine göçün gerçekleşme koşulları ile ilgili bir bölüm de bulunmaktadır. Bu rapor da, sorunun çözümlenmesine katkı sağlamak amacıyla hazırlanmış, bir kitapçık olarak da basılmış ve hem dönemin tüm yetkililerine gönderilmiş, hem de kamuoyuna açıklanmıştır. Sadece eleştirmeyen, çözüm de üreten bu tür çalışmalar, tartışılabilir, kabul ya da reddedilebilir ancak yargılama konusu edilmeleri mümkün değildir. Nitekim bugüne kadar bu raporda önerilen birtakım önlemler, uzun süre sonra çeşitli hükümetlerin programlarında, TBMM Komisyonlarının raporlarında da yer almıştır.

10. Arama kararında ordudan uzaklaştırılan subay ve astsubaylara yardım amaçlı kampanyalar düzenledikleri, bu amaçla İstanbul Şubesince bir dayanışma telefonu verildiği yolunda basında ilanlar yer aldığı dile getirilmektedir. Hukukdışı yöntemlerle haksızlığa uğrayan tüm birey ya da grupların yanında yer almış olan MAZLUMDER, Yüksek Askeri Şura kararlarının yargı denetimine açılmasını istemekte ve bu insanların yargılanmadan atılmalarının insan haklarına aykırı olduğu görüşünü dile getirmektedir. Bunun da suçlanılacak bir yanı olmadığı açıktır. Arama kararı çıkartmak için ileri sürüldüğü ve kararda da ifade edildiği gibi bir dayanışma telefonu veya bununla ilgili bir ilan verilmemiştir; bu iddia da tamamen gerçek dışıdır.

11. Yine kararda, başörtüsünün her yerde serbest bırakılması amacıyla kamuoyu oluşturmak için Başörtüsüne Özgürlük Ormanı adıyla bir ağaç kampanyası başlattığı, bu amaçla 1997 yılının "Başörtüsüne Özgürlük Yılı" ilan edildiğinin gözlendiği ifade edilmektedir. Başörtüsü yasağını insan hakları ihlali olarak değerlendiren MAZLUMDER, başörtülü öğrenci veya çalışanlara, başvurmaları halinde hukuki yardımda bulunmaktadır.

12. Şanlıurfa Şubesi'nin bastırdığı takvimin toplatıldığından söz edilen kararda, nedense, yapılan itiraz üzerine bu toplatma kararının kaldırıldığına ve takvimlerin iade edildiğine değinilmemektedir. Bu iade üzerine akşam saatlerinde şubemiz mahkeme süresince mühürlenmiş, ancak bugüne kadar daha dava bile açılmamıştır.

13. Arama kararında Bursa Şubemizin, çeşitli sivil toplum örgütlerinin de katılımıyla, Kosovalı mültecilere yönelik bir yardım organizasyonu gerçekleştirdiği dile getirilmiştir. Bursa Şubemiz Kosovalı mültecilere yönelik bir yardım kampanyası için başvuruda bulunmuş ancak izin alınamadığı için herhangi bir organizasyon gerçekleştirmemiştir.

14. Yine arama kararında, İzmir Şubemizin 11.04.1999 günü İzmir'de bir toplantı düzenlediği ve bu toplantıya Kayseri Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Şükrü Karatepe'nin, Savaş Karşıtları Derneği mensubu avukatların, başörtüsü yasağına karşı olan bazı üniversite öğrencilerinin, YAŞ kararları ile ordudan ihraç edilen bazı ordu mensupları ile insan hakları ihlallerine uğradıklarını iddia eden aşırı sol görüşe mensup şahısların da aralarında bulunduğu 120 kişilik bir grubun katıldığı ve yapılan konuşmalarda Türkiye'deki insan hakları ihlalleri konularına değinildiği ve bundan sonra yürütülecek çalışmaların stratejisinin belirlenmeye çalışıldığı belirtilmektedir. Özellikle bu ifadeler, arama kararının bir istihbarat raporuna dayandığını açıkça ortaya koymaktadır. Kaldı ki sözü edilen etkinliğin suç olarak nitelendirilebilecek herhangi bir yanı bulunmamaktadır. Üstelik ülkemizdeki bir insan hakları örgütünün, farklı kesimlere mensup kişileri bir araya getirebilmesi, ancak takdir edilmelidir.

Dile getirilen bu hususların hiçbirisi, arama kararı verilmesine yol açabilecek ciddiyette değildir. Buna rağmen mahkeme, derneğin genel merkezi ile şubelerinin aranmasına karar vermiştir. Yurt çapındaki tüm yöneticilerimizin ev ve işyerleri ise, "tehirinde mazarrat umulan hal" nedeniyle Ankara DGM C.Savcısı Nuh Mete Yüksel'ın talimatı ile aranmıştır.

Arama kararına yapılan itirazların reddedilmesiyle birlikte, bu konuda iç hukuk yolları tüketilmiştir. Ancak ulusal ve uluslar arası düzeyde, yetkisini aşan, kanunsuz işlemler yapan tüm görevliler hakkında hem dernek adına, hem de tek tek haksızlığa uğrayan bireyler adına gerekli hukuki girişimler sürdürülecektir.

Tüm bu baskılar, insan hakları savunucularını susturmaya, sindirmeye yöneliktir. Soruşturmayı açan DGM Savcısının basına yansıyan açıklamalarına göre MAZLUMDER hakkında bölücülük ve irticai faaliyetlerden ötürü soruşturma açılmıştır. Hukukun gerçekten üstün olduğu normal dönemlerde kesinlikle düşünemeyeceğimiz halde, bu arama kararının ardından, MAZLUMDER hakkında dava da açılırsa artık yadırgamayacağız.

Kuşkusuz MAZLUMDER'in bu suçlamalarla yargılanmaktan en küçük bir endişe ya da korkusu yoktur; hatta böyle bir yargılamadan memnuniyet bile duyacaktır. Çünkü tüm kalbimizle inanıyoruz ki, bu yaklaşım ve ön yargılarla açılacak bir davada yargılanan; insan haklarını, her zaman, her yerde ve herkes için savunan; herkesi, her zaman evrensel hukuk ilkelerine uymaya çağıran MAZLUMDER olmayacaktır. Aksine, açılacak böyle bir davada yargılanan; hukuk ile yasayı karıştıran, insan haklarını çiğneyen, ülkemizde yaşayan insanları terbiye etme; onların dilini, dinini, düşünce kalıplarını, kıyafetlerini belirleme hakkını kendinde gören baskıcı, dayatmacı hukukdışı zihniyet ve politikalar olacaktır.

Bu olay, Türkiye'de, insan haklarını savunmanın kamu otoriteleri tarafından bir suç olarak görüldüğünü göstermiş olsa da, MAZLUMDER, bundan sonra da insan haklarını her zaman, her yerde ve herkes için savunmaya devam edecektir.

YAYIN BİLGİLERİKategori Adı MakalelerTarih 2004-07-15
OHAL Raporu
Şube ve Temsilcilerimiz
mazlumder-genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mah. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 5 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: istanbul[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2441

Ziyaretçi Sayımız : 2535575

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari