KÜLTÜREL VE TARİHSEL BOYUTLARIYLA BÖLGEMİZDE İNSAN HAKLARI MÜCADELESİ VE ÖTEKİ KAVRAMI

KÜLTÜREL VE TARİHSEL BOYUTLARIYLA

BÖLGEMİZDE İNSAN HAKLARI MÜCADELESİ VE "ÖTEKİ" KAVRAMI

Helsinki Yurttaşlar Derneği

İstanbul, 04-07 Eylül 2003

Tarihsel ve Kültürel Boyut

Tarihsel açıdan bölgedeki hakim ve kadim uygarlığın bir gerileme dönemi yaşadığını söyleyebiliriz. Bölge ülkeleri, ekonomik bakımdan kötü, kültürel açıdan da olumsuz şartlar altındadırlar. Aynı şekilde bu ülkelerde egemen yönetim sistemleri de insan haklarını koruma ve geliştirmeye müsait değildirler.

Esasen tüm bunlar, yani olumsuz ekonomik koşullar ya da ekonomik kaynakların hakim aile veya çevreler tarafından sömürülmesi, adil paylaşımın olmaması, baskıcı yönetimlerin egemenliği sürdürmesi, kültürel baskılar gibi faktörler, insan haklarını beslemekte, etkin bir insan hakları mücadelesinin gelişmesini kolaylaştırmaktadırlar.

Öte yandan bölge halklarının kültürel gelenekleri, insan hakları açısından pek çok olumlu unsur taşımaktadır. Bölgede en yaygın değer ve din olan İslam, yine insan hakları açısından bir temel sağlamaktadır.

Bölge ülkelerindeki rejimler ise halka dayanmamaktadır, neredeyse tüm ülkelerde oligarşik bir zümre egemenliği sürmektedir. Doğal olarak bu rejimler insan haklarına karşıdırlar ve insan haklarının gelişmesini istememektedirler. Çünkü bu rejimler, insan haklarının gelişmesi halinde kendi konumlarını koruyamayacaklarını bilmektedirler. Buna karşı dine, tarihe, devlete yönelik yerleşik yaklaşım ve anlayışlar, yorumlar, insanları egemenlere, gücü elinde tutanlara "itaat" etmeye zorlamaktadırlar.

O yüzden bölgede insan hakları sadece siyasal değil, aynı zamanda kültürel, aynı zamanda sınıfsal bir sorundur. Ancak tüm bu ve benzeri olumsuzluklara rağmen genel olarak bölgede insan hakları düşüncesinin son yıllarda gelişmeye başladığı söylenebilir.

Kuşkusuz bunlar olumlu ama yeterli değil..

Bölgesel Boyut

Bölgesel bir insan hakları mücadelesinden söz etmek mümkün değil. Her ülkenin tek tek ayrı tecrübeleri var. İnsan hakları mücadelesi bakımından da ülkeler arasında iletişim sorunu yaşanmaktadır. Örneğin Türkiye'deki insan hakları savunucularının en yakın komşuları olan ve ciddi insan hakları sorunları yaşanan Irak'tan, Suriye'den ya da İran'dan bile habersiz olduklarını söyleyebiliriz. Bir diğer deyişle Türkiye'deki insan hakları savunucuları bakımından, bu ülkelerdeki bir insan hakları örgütünün, Venezüella'daki bir insan hakları örgütünden herhangi bir farkı bulunmamaktadır.

Oysa Türkiye'deki insan hakları savunucuları, ulusal sınırları aşan bir vizyona sahiptir ve Türkiye'deki insan hakları örgütleri, uluslararası insan hakları ağlarında etkin yer almaktadırlar. Bazılarının uluslararası insan hakları örgütleriyle organik ilişkileri dahi bulunmaktadır. Ya da pek çok hükümetler arası insan hakları örgüt ve mekanizmalarıyla doğrudan ilişki ve iletişim içerisindedirler. Ne var ki bu örgütlerin ilk komşularıyla aralarındaki ulusal sınırları aşamadıklarını görüyoruz. Yani bizler en yakın komşularımızda olup bitenleri oralardaki insan hakları savunucularından değil, öncelikle Batılı haber ajanslarının haberlerinden öğreniyoruz. Ama bunun, Türkiye'deki insan hakları savunucularının duyarsızlığından kaynaklanmadığını da söylemeliyim. Çünkü bu ülkelerin birçoğunda devlet dışı, hükümet dışı insan hakları örgütü ne yazık ki bulunmamaktadır. Bağımsız, özgür basından söz etmek mümkün değildir. Sonuç olarak bölge ülkelerindeki insan hakları savunucuları arasında güçlü bir işbirliği ve dayanışma, büyük ve acil bir ihtiyaç olarak önümüzde durmaktadır. Bu işbirliğinin temelini de kuşkusuz tutarlı bir insan hakları perspektifi ve ayrımsız bir insan hakları pratiği oluşturmalıdır.

Batılı insan hakları örgütlerinin bizlerle ilgili eleştirilerinin çeşitli ön yargılarla hemen mahkum edilmeye çalışılmasını da, ancak buralarda güçlü bir örgütlü mücadeleyi geliştirerek boşa çıkarabiliriz.

"Öteki"

Genel olarak bölgedeki, özel olarak da Türkiye'deki "öteki" yapaydır ve "yukarıdakiler" yani gücü elinde bulunduranlar tarafından oluşturulmuştur. Örneğin Amerika'da siyahlara yönelik ayrımcılık, halk içerisinde de görülmektedir. Ama Türkiye'de sorun, Türk ile Kürt, Alevi ile Sünni, Müslüman ile Ermeni veya Süryani arasında olmaktan çok, hepsi ile devlet arasındadır. Bunlar arasındaki bir gerilim varsa, bu da izlenen devlet politikalarıyla diri tutulmaktadır. Çünkü Türkiye'de izlenen milliyetçilik ve laiklik politikaları, resmi bir dile, resmi bir etnik kökene ve resmi bir dine dayanmaktadır ve tek tip bireylerden oluşan homojen bir toplum, yeni bir ulus yaratma hedefine yöneliktir. O yüzden de devlet, farklı diller, dinler, etnik kimlikler karşısında tarafsız ve hepsine eşit uzaklıkta durmamaktadır. Bu yüzden de Türkiye'deki gayrimüslimlerin var olan tanınmış yerleri ya da meşrulukları, laikleşme ile güçlenmemiş, güvence altına alınmamıştır. Tam aksine bunların meşruiyet zeminleri önemli ölçüde kaybettirilmiştir. Özetle İslami dönemde görülmediği kadar gayrimüslimler şu anda ötekileştirilmiştir, hatta sayısal olarak neredeyse nesilleri tüketilmiştir.

Tüm bunlara rağmen umutlu olabiliriz, çünkü "öteki" imajının kaynaklandığı yer tarihsel, kültürel olmaktan çok siyasaldır. Bizlere düşen ise, farklılıklarımızı da koruyarak barış içinde bir arada yaşama kültürünü geliştirmektir. Artık sağ-sol gibi ideolojik ayrışmalar, daha sağlıklı yeni ayrışmalara evriliyor. Örneğin ulus devletçi, içe kapanmacı, farklılıklara tahammülsüz olan tek tip birey - homojen toplum yanlıları bir araya geliyorlar. Ben bunun daha sağlıklı olduğuna inanıyorum. Bu noktada üzücü olan ise, insan haklarından, özgürlüklerden yana olanların henüz yeterince bir araya gelememiş olmalarıdır.

"Öteki"lerin kaynağının siyasal olması da olumludur. Çünkü "öteki"lerimiz sosyal kaynaklı olsaydı, toplumun genlerine işlemiş olsaydı, çözmek daha zor olurdu. Türkiye coğrafyasındaki ortak tarihi geçmişin ve "öteki"lerle ilgili İslami geleneğin, olumlu yönde yararlanılabilecek, hatta yararlanılması gereken önemli faktörler olduğunu düşünüyorum. Çünkü en yaygın toplumsal, kültürel değer dindir. Dinin kendisine baktığımızda, barış içinde bir arada yaşamaya imkan veren, bunu kolaylaştıran bir öğretiyi hemen görürüz. Bir düşünürün dediği gibi bazı kültürler dışarıdan barışçıl görünür ama öyle değildir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinde başka dinlere mensup insanların çalışmaları Milli Güvenlik Kurulu gündemlerinde sık sık tartışılmakta ve birtakım kararlar alınmaktadır. Veya Rumlarla, Ermenilerle ilgili çatışmalar ve gerilimlerle İslam'ın gerilemesinin aynı dönemlere rastlaması üzerinde de düşünülmesi gerekir kanaatindeyim.

Siyasal süreçler demokratikleştikçe, olumlu gelişmeler daha da hızlanabileceği de açıktır.

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Seminer & Panel & KonferansTarih 2003-09-04
Okunma Sayısı : 3811
OHAL Raporu
Şube ve Temsilcilerimiz
mazlumder-genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mah. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 5 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: istanbul[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2441

Ziyaretçi Sayımız : 2466341

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari