MAZLUMDER Üye ve Gönüllüleriyle 17 Aralık 2017 İnsan Hakları Gecesinde Bir Araya Geldi

MAZLUMDER tarafından düzenlenen ve geleneksel hale gelen İnsan Hakları Gecesi 2017 programı 17 Aralık 2017 günü gerçekleştirildi. Ali Emiri Kültür Merkezinde düzenlenen ve cezaevlerinden gelen bir takım mektupların görsellerinin paylaşıldığı bir sergi ile zenginleştirilen programa şeref konuğu olarak Rabia Meydanı'nda keskin nişancılarca şehit edilen Esma Biltaci’nin annesi ve halen darbeci gayrimeşru Mısır yönetimi tarafından hapishanede işkence altında tutulan Dr. Muhammed Biltaci’nin eşi Sena Biltaci Hanımefendi konuştu.

Sunuculuğunu Yusuf Öcalan’ın yaptığı program Mahmut Şimşit’in Kuran-ı Kerim tilaveti ve Genel Başkan Ramazan Beyhan’ın konuşmasıyla başladı. Geceye Deniz Feneri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Av. Kamil Özçelik, ASDER Genel Sekreteri Reşat Fidan, AKDAV Onursal Başkanı Bayram Babacan ve Ramazan Kayan, Araştırma Kültür Vakfı’ndan Cevat Özkaya, ÖZGÜR-DER Genel Başkanı Rıdvan KAYA, İHAK Genel Başkanı Av. Cihat Gökdemir, İstikamet Vakfı’ndan Zübeyir Avli, Mahya Yayınlarından Mehmet Kılıç, Hilal TV’den Cuma Obuz, Akabe Vakfı’ndan Selahattin Öztekin, HAK-İŞ Konfederasyonu İstanbul İl Başkanı Mustafa Şişman, Genç ASDER Başkanı Eyüp Çanak ve bir çok STK temsilcisi katıldı.

Türkiye ve Dünya’da insan hakları ihlallerine dikkat çeken Genel Başkan Ramazan BEYHAN:

“Bugün geldiğimiz kertede neredeyse bütün devletler ve hükümetler kendi meşruiyetlerini pekiştirmek için de olsa İnsan Haklarına saygılı olduklarını ifade etmekten çekinmemektedirler. Elbette bu, teoride güzel bir şeydir, ancak pratikte neredeyse İnsan Haklarının varlığından bahsetmek mümkün değildir.

Batı dünyasında İslamafobiktutumlar, yabancıdüşmanlığı, ayrımcılık gibi hak ihlalleri iç siyasetin beslendiği malzemeye dönüşürken, aynıBatının; çıkarları için İslam Coğrafyasında ki işgallerin, çatışmaların bizzat öznesi olduğu artık herkesin bildiği apaçık bir gerçektir.

Afganistan’da,Libya’da,Yemen’de,Suriye ve Irak’ta kitlesel katliamlar yapanlar, bu ülkeleri işgal edip bölenler, sistematik işkence yapanlar, mezhep ve etnik çatışmaları körükleyen Batılı güçler ve onların suç ortağı Doğulu güçler ve yerel müttefiklerdir. ABD’nin Kudüs ile ilgili aldığı son kararı da bunun açık bir delilidir.

Siyonist rejimi ve militanlarını Filistin topraklarına taşıyarak Batı’nın kurduğu İsrail Devleti, hakkaniyet ve evrensel adalet ilkelerine aykırı olduğu gibi, pozitif hukuk açısından da yasal temellerden yoksundur.

Kudüs, bölünmeden Filistin’in başkenti olmalı, işgal ve gasp edilen yerler boşaltılmalı, Kudüs’ten sürülen bütün Makdisiler tekrar şehirlerine dönmeli ve ihlal edilen tüm hakları iade edilmelidir. Ayrıca Siyonist rejimin Filistin’de işlediği hak ihlalleri uluslararası bağımsız bir mahkemede yargılanmalıdır. İİT’nin Doğu Kudüs ile ilgili aldığı karar yetmez ama birleşik Kudüs’e giden bir adım olması hasebiyle hemen uygulanmalıdır. Bu kararı teklif eden İİT’nin Dönem Başkanı Türkiye ilk adımı atarak diğer ülkelere öncülük etmelidir.

Arakanlı Müslümanların yaşadığı trajediyi sonlandırmak üzere saldırganlıkları durduracak ve insanların can emniyetini sağlayacak siyasi destek acilen verilmeli ve insani yardımlar arttırılarak devam ettirilmelidir.

Ülkemiz mültecilerin/muhacirlerin aç ve açıkta kalmamak için sığındığı bir ülkedir. Hükümetin ülkemize sığınan bu insanlara sahip çıkması son derece insanidir. Bize sığınan bu insanları toplumumuza kazandırmak, uyum sağlamak için gerekli işlemlerin de devam etmesi gerekir.

Suriyeli mültecilerin durumu ile ilgili önemli yasal kararlar alınmakla beraber üzücü hadiseler de meydana gelmektedir. Adli ve siyasi cinayetler işlenmekte, art niyetli insanların körüklediği saldırılar olmaktadır.

Özellikle Suriyeli çocukların eğitim sorunu çeşitli düzeylerde devam etmektedir. Vatandaşlık ile ilgili kriterler biraz daha esnetilmelidir.

Suriyeli mültecilerin dışında Türki Cumhuriyetlerin vatandaşı, Kafkas ve Uygur kökenli mültecilerin “terör” gerekçesi ile sınır dışı edildiğine şahit olmaktayız. Bu insanlar inanç ve düşüncelerinden dolayı ülkelerini terk etmek zorunda kaldıkları halde bugün sınır dışı edilen bu insanların hayatından endişe etmekteyiz. Bizimgözlemimiz; göç idaresinin ve emniyetin bu konuda hassas davranmadığı yönündedir. Türkiye’ye yasal yollarla giriş yapmış, oturma izni almış insanların sınır dışı edilmesi, Çeçen mültecileri katleden ajanların iadesi İnsan Hakları açısından üzüntü vericidir.

Mısır’ın seçilmiş başkanını ve arkadaşlarını yönetimden uzaklaştıran Sisi darbesi, binlerce insanı katletmiş, binlercesiniyaralamış, binlercesini tutuklamış ve binlercesi de ülkesini terk etmek zorunda bırakmıştır. Tutuklularaişkence, kötümuamele, savunma ve adil yargılanma haklarından yoksun bırakıldıkları, sağlık hizmetleri alamadıkları, yakınları ile görüşme kısıtlandığı halde dünya buna sessiz kalmaktadır.

15 Temmuz 2016 yılında ülkemizde girişilen darbe,250 vatandaşımızı katletmiş ve binlercesini yaralamıştır. Bir insanlık suçu olan darbe ve darbeciler cezalandırılmalı, darbeciliği siyasi bir araç olarak gören zihniyet ne olursa olsun suç kapsamına alınmalıdır. 15 Temmuz darbesine girişenlerin üst ve önemli kesimi yurtdışına kaçmış Batılı ülkeler tarafından himaye görmüş, darbeye karşı destan yazan sivil halkın direnişi Batı Dünyası tarafından görmezlikten gelinmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ülkenin içinde bulunduğu şartları gerekçe göstererek Anayasanın kendisine verdiği yetkiyi kullanarak OHAL ilan etmiş, KHK ile darbeye girişen ve onlara destek veren asker,emniyet,yargı,sağlık,eğitim mensupları ve iş adamları gözaltına alınmış, önemli bir kısmı tutuklanmıştır. Ancak PDY/FETÖ ile ilişkisi olmadığı halde ihbar veya başka gerekçelerle soruşturma mağduru olmuş birçok insanın varlığı da bir gerçektir. Bunların içinden işine tekrar dönenler yok denecek kadar azdır. “Bir topluma olan öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin ”ilahi buyruğunu hatırlatmak hem insani hem de İslami sorumluluğumuzdur.

Biz MAZLUMDER olarak yürütmeyi de, yargıyı da uyarmak istiyoruz; her biri üzerine düşeni yapmalıdır. Hukuk Devletinde kurunun yanında yaş da yanmamalıdır. Davut (as)’a gelen davacı ve davalı en başta Davud’a “hak ile hüküm vermesini” istemişlerdi. Yargı sorumlu davranmalıdır. Tutuklamayan tutuklanır” ön yargısı insanlığa ihanettir, vicdanı karartmaktır. Soruşturma mağduru olmuş insanların en büyük umudu OHAL Komisyonu olmuştur. Ancak yargı sürecinde “at izini it izine karıştıranlar” OHAL Komisyonu sürecini de bulandırmaya çalışacaklardır.

OHAL Komisyonundan yaşı kurudan ayırmasını beklerken, asılsorumluluk; hür ve özgür vicdanları ve hukukun temel ilkeleri ile adaleti tesis edecek olan yargı mensuplarına aittir.

OHAL hukuka giden yolları engellememelidir: beraat-i zimmet/ma’sumiyetkarinesi, kimse kimsenin günahından sorumlu değildir/suçun şahsiliği, savunmahakkı, şüpheden sanığın yararlanması, suçun ve cezanın kanuniliği gibi temel ilkeler korunmalıdır.

İktidara gelir-gelmez Güneydoğu şehirlerinde yerleşim bölgelerinde hayatı çekilmez kıldığı için OHAL’i kaldıran hükümetin bugün ülkeyi OHAL ile yönetmesi ülkemiz adına üzüntü vericidir. Doğu ve Güneydoğuda uygulanan OHAL’in geçmişte kaldırılan OHAL’den farklı olmadığını bölgedeki arkadaşlarımız tarafından gözlenmektedir.

Söz buraya gelmişken “Doğu ve Güneydoğu sorunu/terör sorunu/ Kürt sorunu” şeklinde tanımlanan bu sorunun çözümü için daha önceleri birçok seçeneğin birden devreye girmesi ile mümkün olacağı anlayışı terk edilmiş sadece “askeri seçenek” masada kalmıştır. Bu tutum sorunu daha da derinleştirecek ve insanlık sorununa dönüştürecektir. Ağustos 2017’de Hakkari’ninŞapatan köyündeki kötü muamele ve işkence MAZLUMDER tarafından raporlanmış ve sitemizde yer almaktadır. Biran önce diğer seçenekler de etkin bir şekilde devreye girmeli, bin yıllık kardeşlik ruhu hak ve adalet temelinde barış içinde sağlanmalıdır.

28 Şubat döneminde brifing ile verilen yargı kararlarının adil yargılanma ilkesine uygun olmadığı için yeniden yargılanma yolunun açılmasını yıllardır dile getirmemize rağmen henüz bir sonuç alınamamış olmamıza rağmen bununla ilgili çalışmalarımız devam etmektedir dönemde yüzlerce düşünce suçlusunu yargılayan yargı mensupları bugün terör zanlısı olarak cezaevlerindedirler. 28 Şubatın kendisi dahi yargılanırken, düşünce suçlularının müebbet hapis yatmaları adil değildir. Sivas davasında mağdur edilenler dahil bir kısmı yaşlanmış, ihtiyaçlarını dahi gideremeyecek durumdadır.

28 Şubat davalarında gerek soruşturma gerek yargı ve gerekse temyiz aşamalarında hukukun ilkeleri açıkça ihlal edilmiştir. Bu dönemde cezaevlerine atılmış insanları bizzat ziyaret ederek,mektuplaşarak,tahliye edilenlerle söyleşiler yaparak, ulaşabildiği kadarıyla aileleri ile görüşerek onların sorunlarını, taleplerini dile getirmeye çalışan MAZLUMDER Cezaevi Komitemiz; onların duygularını mektupları aracılığı ile hem kitaplaştırdı hem de aşağıda sergiye taşıdı. Kitabın baskısı bugüne yetişmedi, ancak yakın zamanda istifadenize sunulacaktır. Ayrıca Cezaevleri Komitemiz; cezaevlerinde genel durumunun son tutuklamalarla birlikte aşırı bir yoğunluğun yaşandığını, sağlık ve hijyen şartlarının yetersiz kaldığını, sanıkların avukatları ve ailelerle görüşmelerinin kısıtlandığını, kitap okuma ve uzaktan eğitim gibi haklarının sınırlandırıldığını da gözlemlemiştir.”

diyerek konuşmasını tamamladı.

Rabia Meydan’ında keskin nişancılarca şehit edilen Esma Biltaci’nin annesi ve halen darbeci gayrimeşru Mısır hükümetince hapishanede işkence altında tutulan Dr. Muhammed Biltaci’nin eşi Sena Biltaci Hanımefendi tüm ülkelere ve yetkililere seslendiği duygusal bir konuşma yaptı. Tercümesini Doç. Dr. Fethi GÜNGÖR’ün yaptığı konuşmasında Sena Biltaci Hanımefendi dinleyicilere aşağıdaki sözlerle hitap etti:

“Rahman, Rahim Allah’ın adıyla.

Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.

Bu konuşmayı Mısır’da Turra/ el-Aqrab cezaevinde tutulan Dr. Muhammed Biltaci’nin eşi olarak, hapishanelerde tutulan İhvan-ı Müslimin önderlerinin maruz kaldığı hak ihlallerine dikkat çekmek için yapıyorum. Beni bu toplantıya davet ederek bu imkânı sunan Mazlumder yönetimine teşekkür ediyorum.

İsmim Sena Biltaci. Ailesi büyük krizler yaşayan Mısırlı bir kadınım. Ben bir eşim ve bir anneyim. Çocuklarımın ve eşim Muhammed Biltaci’nin başına gelenleri anlatan bu konuşma metnini, her bir kelimesini büyük acılar çekerek yazdım.

Eşim haksız yere ve hukuksuz şekilde 29 Ağustos 2013 tarihinde Mısır askerî rejimi tarafından tutuklandı. 25 Ocak 2011 devriminin sembol isimlerinden birisi olmakla ve askerî rejime muhalefet etmekle suçladıkları eşimin aleyhinde 35 farklı dava açıldı ama henüz hiçbiri sonuçlanmadı.

Eşim Muhammed Biltaci üniversitede doktoralı bir öğretim üyesiydi, Meclis’te milletvekili idi, Mısır Meclisi’nde İnsan Hakları Komisyonu üyesiydi. Böyle bir insan askerî rejimden hemen sonra nasıl oldu da bir anda 35 ayrı suçtan yargılanması gereken bir suçluya dönüşüverdi?! Bu kadar çok suçu hangi arada işleyebildi?! Şayet günahkâr bir adam idiyse neden kendisine bunca görev tevdi edilmişti?

Eşim, Mısır’ın en kötü hapishanesi olan Turra/ el-Aqrab cezaevinde tutulmaktadır. Sürekli şekilde işkenceye maruz bırakılmakta, tıbbi yardım alma ve tedavi görme hakları kesintisiz olarak çiğnenmektedir. Bütün mal varlığına el konulmuş durumdadır. Doktorluk mesleğini icra ettiği küçük muayenehanesi de bütünüyle tahrip edilmiştir.

Babası gibi kendisi de Rabia meydanındaki etkinliklere katılan -henüz 17 yaşındaki- biricik kızım Esma, 14 Ağustos 2013 tarihinde bütün dünyanın gözü önünde bir keskin nişancı tarafından vuruldu. Böylece biricik kızım onyedisinde hayata veda etti!

Dört oğlumuz kovuşturularak tutuklandı. Henüz 16 yaşındaki oğlumuz Halid iki kez tutuklandı. Bu yüzden bir süre gizlenerek yaşamak zorunda kaldı. 31 Aralık 2013’te 19 yaşındaki oğlumuz Enes kanunsuz şekilde tutuklandı ve 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı! Şu anda izole bir şekilde tecrit hapsinde tutulan oğlumuz, insanlık dışı aşağılayıcı tutumlara maruz bırakılmaya devam etmektedir.

Sadece Dr. Muhammed Biltaci’nin eşi olmam gerekçesiyle beni de gözetim altında tuttular. Güvenlik güçlerinin aleyhime dava açmak üzere oldukları haberini yaydılar. Böylece hapse girmemiş olan aile efradımıza -vatanlarını terk ederek başka yerlere göç etmeye zorlamak için- baskı uyguladılar.

Biz Mısır’ı terk etmeye zorlandıktan sonra Mısır hapishanelerinde tutuklu eşim ve oğlumuzdan bilgi alamaz olduğum ve onlara yardım edemediğim için büyük kaygılar yaşıyorum. Bu konuda yardım edebilecek tüm kurum ve kuruluşlarla insan haklarını önemseyen duyarlı tüm insanların vicdanlarına sesleniyorum. Yardım edebilecek tüm kuruluşlardan ve hamiyet sahibi insanlardan, eşim ve oğlum başta olmak üzere Mısır hapishanelerinde tutulan insanların çiğnenen haklarına sahip çıkmalarını ve hepsinin salıverilmesini temin
etmelerini talep ediyorum.

Biz ailece büyük hüzün ve acılar içindeyiz, özellikle de kızım Esma’yı katledenlerden hesap sorulmadığı için. Bırakınız hesap sorulmasını, bugüne dek katillerin aleyhine henüz dava açılmış bile değildir!

Ailemiz huzur ve umut dolu canlı bir aileydi. Adaletin gerçekleşeceğine olan inancım sebebiyle bu sizlere bu talebimi iletiyorum. Zira ben oğlumun ve eşimin hayatından endişe ediyorum. Sizden çok rica ediyorum, sesimiz olun, aileme ve Mısır hapishanesindeki tüm mahkumlara destek olun.

Şurası açık bir gerçektir ki; Dr. Muhammed Biltaci’ye özellikle kötü muameleyi reva görüyorlar ve işkence ediyorlar! Bunu, General Sisi ve Sohaci aleyhine yazdığı şikâyet dilekçesini geri alması için yapıyorlar. Ağustos 2016’da akdedilen duruşma için Mısır İçişleri Bakanlığı’nca hazırlanarak mahkemeye sunulan eşime ait ifade tutanağı işkence altında alınmış olup geçersiz sayılmalı ve Dr. Muhammed Biltaci’den yeni bir savunma alınmalıdır.

Burada sizin bir bacınız, bir kardeşinizin eşi olarak bulunuyorum. Dr. Muhammed Biltaci Türkiye’ye defalarca geldi, birçok etkinliğinize katıldı, Mavi Marmara gemisine bindi. Kızım Esma’yı Türkiye’de tanımayan neredeyse yok, onu hepiniz çok seviyorsunuz, bundan dolayı çok mutlu oluyoruz. Ancak orada hapiste tutulanların hakları çiğneniyor, kendilerine işkence ediliyor. Dolayısıyla sizlerden bir kardeşiniz olarak istirham ediyorum, hak bilincinin korunması, adaletin yerini bulması ve insanlığın yok olmaması için eşim, oğlum ve diğer mahkumların tamamen serbest kalması için duyarlı kişilerin ve kuruluşların somut adımlar atmasını bekliyoruz. Hepinize çok teşekkür ediyorum…”

2017 İNSAN HAKLARI ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU

İnsan Hakları Gecesinde dört ayrı dalda verilen 2017 İnsan Hakları Ödülleri sahiplerini buldu.

MAZLUMDER 2017 İnsan Hakları Ödülleri Aşağıdaki Dallarda belirtilen isimlere verilmiştir:

- Bireysel Mücadele Dalında: Suphi Özbilen, Av. Mehmet Okatan, İbrahim Halil Beyhan ve Av. Selahattin Yılmaz

- Örgütlü Mücadele Dalında: Uluslararası Mülteci Hakları Derneği

- Vefa Dalında: Av. Şadi Çarsancaklı

- Av. Aydın Durmuş Genç Hukukçu Dalında: Av. Mevlana Ubeydullah İsmail Bilir ve Av. Abdullah Yusuf Kaygusuz

28 Şubat sürecinin brifingli yargılamaları neticesinde verilen müebbet hapis cezası dolayısıyla 25 yıldır cezaevinde tutulan Can Özbilen'in babası olan ve ekim ayı başında vefat eden Suphi ÖZBİLEN Bireysel Mücadele Dalında İnsan Hakları Ödülünün sahibi oldu. Suphi Özbilen ve Mehmet Okatan'a ödülleri verilirken salon içerisinde "Müslüman Tutsaklara Özgürlük" ve "Müslüman Tutsaklar Yalnız Değildir" şeklinde slogan atılması salonda duygulu anlar yaşanmasına neden oldu. Suphi Özbilen, 25 yıl boyunca hiçbir ziyareti aksatmadan oğlunun yanında oldu. 28 Şubat mahpuslarıyla ilgili yapılan her söyleşide, belgeselde, etkinlikte sönmeyen bir heyecanla oğlu Can ve diğer yargı mağdurları için büyük mücadele yürüttü.

Bireysel Mücadele Dalında diğer ödül sahibi İbrahim Halil Beyhan’ın on yaşında olan oğlu Volkan, çeşitli kamu kurumlarının ihmalinden kaynaklanan nedenlerle askeri alana bitişik ve araç trafiğine kapalı çocuk oyun parkında oynarken, usulsüz ve güvenliksiz olarak açılmış bir güzergâhtan geçip hafriyat döken hafriyat kamyonunun çarpması sonucu vefat etti. Sadece araç şoförüne ceza verildi ve diğer sorumlular hakkında dava dahi açılmadı. İbrahim Halil Beyhan oğlunun vefatı sonrasında MAZLUMDER’in de katkılarıyla AİHM'e kadar uzanan bir mücadele ve yargı süreci yürüttü, TBMM’yi aşındırdı, suç duyurularında bulundu, basın açıklamaları yaptı.

Av. Mehmet Okatan gerek siyasi mülteciler gerekse 28 Şubat Mahpusları ile ilgili gönüllü çalışmaları dolayısıyla Bireysel Mücadele Dalında ödüle layık görüldü. Avukat Okatan,Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvuruları ile ülkesine gittiğinde işkence, eziyet ya da ölümle karşılaşacak birçok siyasi mültecinin sınır dışı edilmesini engelleyebilmiştir. Kendisi de 28 Şubat sürecinin doğrudan mağdurlarından olup 9 yıl hapis yattıktan sonra serbest bırakılmış, verdiği hukuk mücadelesi neticesinde avukatlık ruhsatını alabilmiştir. Mehmet Okatan serbest kaldığından bugüne 28 Şubat mahpuslarının dışarı çıkarılması için mücadele yürütmektedir.

Örgütlü Mücadele Dalı için takdir edilen İnsan Hakları Ödülü,  mültecilerle ilgili örgütlü mücadele yürüten Uluslararası Mülteci Hakları Derneği’ne verildi.

MAZLUMDER kurucularından olan ve iki dönem İstanbul Şube Başkanlığını yürütmüş, MALZUMDER’i hiçbir çalışmasında yalnız bırakmayan Av. Şadi Çarsancaklı'ya Vefa Dalında İnsan Hakları Ödülü verildi.

Avukat Aydın Durmuş Genç Hukukçu ödülü ise MAZLUMDER Cezaevi Komisyonu üyesi olan, gerek cezaevi ziyaretleri gerek en son 35’incisi düzenlenen Cezaevi Söyleşileri başta olmak üzere diğer komisyon çalışmalarında aktif rol üstlen Av. Mevlana Ubeydullah İsmail Bilir ve Av. Abdullah Yusuf Kaygusuz’a verildi.

Gece boyunca MAZLUMDER gönüllülerinin kurduğu göz dolduran ev yapımı yiyeceklerin bulunduğu kermes büyük ilgi gördü. Kermes gece boyunca devam edip hiç bir malzeme ziyan olmaksızın tamamlandı.

Gecenin sunuculuğunu yapan Yusuf ÖCALAN şiir dinletisi için performans gösterirken, son olarak sahneye çıkan Grup Yürüyüş, Kudüs marşlarından, intifadaya, cezaevlerindeki mahpuslardan Esma'ya ve Rabiaya uzanan geniş bir çerçevede canlılığını son ana kadar koruyan seyirci kitlesine güzel ve heyecanlı bir konser vererek geceye nokta koydu...

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı DuyurularTarih 2017-12-18Yer Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi
Okunma Sayısı : 230
Şube ve Temsilcilerimiz
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mah. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 5 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: istanbul[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2441

Ziyaretçi Sayımız : 2281734

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari