Barış ve müzakere için hendekler ve operasyonlar çözüm değildir!

 

2013’ten itibaren başlayan çözüm ve müzakere süreci Dolmabahçe mutabakatıyla belirli bir aşamaya gelmiş, toplumun geniş bir kesimiyle birlikte, içtenlikle benimsenmiştir. Bu süreçle beraber, üçüncü bir göz olarak, Türkiye'nin sivil dinamiklerini de sürece dâhil ederek ve iyice planlanmış bir süreç yönetimiyle çatışmaların ve ona sebep olan sorunların ortadan kaldırılacağı ümidi oluşmuştu. Tüm Türkiye halkı, bu çatışmasızlık sürecinde derin bir nefes almış, çatışmasızlık nedeniyle yaşanan normalleşmeyi, bununla beraber gelişen barışçıl ortamı olumlu karşılayarak içtenlikle benimsemişti. Bu süreçte, MAZLUMDER olarak, zaman zaman yaşanan kırılma ve aksamalara sessiz kalmayıp, barışa doğru atılan tarihi adımların sürdürülmesinde ısrarcı olunmasını, aksine her tutumun telafisi imkânsız sorunlarla birlikte şiddet ve çatışma sürecini tetikleyebileceğini yüksek sesle dile getirmiştik. Ancak  halkın desteklediği çözüm sürecinin 7 Haziran seçimlerinden önce bozulmaya başlamasıyla birlikte, sivil siyaset zemini ve müzakere imkânları, bölgedeki askeri ve siyasi gelişmelerin de etkisinde kalarak yerini çok hızlı bir şekilde, tekrar silahlı çatışma ortamına bıraktı. Altı aydır artarak devam eden bu çatışma ve şiddet siyaseti, adeta bölgeyi savaş alanına çevirmiş, birçok şehri, mahalle ve ilçeleri askeri bir karantinaya dönüştürmüştür. Başta MAZLUMDER olmak üzere, sivil toplum bileşenlerinin müzakere ve barış çağrılarına duyarsız kalan taraflar, tüm insani, hukuki değerleri çiğneyerek ve çatışma hukukunun evrensel temel kriterlerini de hiçe sayarak, başta çocuklar olmak üzere onlarca sivilin hayatına kasteden bu kör şiddet sarmalının devam etmesine sebep olmuşlardır. MAZLUMDER olarak, bu sürecin başından beri; çatışan taraf olarak PKK’ye yaptığımız çağrılarda, öncelikle çatışmaları sivil alandan uzaklaştırması, ateşkes ilan ederek siyasi, kültürel ve kimlik taleplerinin barışçıl sivil siyaset üzerinden sürdürülmesi gerektiğini ısrarla söyledik. Devlete de PKK tarafından ilan edilecek ateşkese olumlu karşılık vererek operasyonları durdurmasını ve gecikmeksizin barış için çözüm ve müzakere masasını oluşturmasını talep ettik. Tüm bu çağrılarla, sorunun siyasal ve anayasal çözümlemeler içerdiği ısrarla ifade edilmesine rağmen, yeni çatışma sürecinin, KCK ve siyasi /silahlı bileşenlerinin belirli şehir ve ilçelerde özyönetim ilanı ve bu çerçevede yürüttüğü hendek /çatışma stratejisiyle yeni bir boyut kazanması, Devlet’in de bu süreci ve sebeplerini ortadan kaldırma yöntemi olarak silahlı müdahale ve operasyonları temel ve tek tercih olarak kabul etmesiyle beraber şu anda içinde yaşadığımız trajedi ile yüz yüze kaldık. 

Gelinen noktada birçok yerleşim yerinin harap edildiği, sivil can kayıplarının sürekli arttığı, sokakların mayınlandığı, roketlerin, top ve tankların kullanımının rutinleştiği, yüzlerce insanın can verdiği, on binlerce insanın göç etmek zorunda kaldığı, hastane, okul, ev, tarihi eser ve camilerin hiçe sayılarak çatışmanın araçlarına dönüştürüldüğü, sonuçları itibarıyla vahim, ürkütücü bir tablo oluştu. 

Çatışma bölgesinde yaşayan halk, iki ateş arasında kalarak mağduriyete katlandığı gibi, hem sokağa çıkma yasağı ve yasağın yaşamı tehdit eden süresi, hem yapılan top atışlarıyla sivil can kayıplarına sebep olunması ve hem de sokakların hendek ve bombalı tuzaklarla donatılmasından dolayı yaşam hakkının tehdit edilmesinin yanı sıra insani en temel haklarından da yoksun bırakılmaya mahkûm edilmiştir. Hiçbir vicdan bu çatışmanın daha fazla sürdürülmesini kabul edemez. Akan her kan, işittiğimiz her acı ve duyduğumuz her çığlık herkese vicdani bir sorumluluk yüklemektedir. Kendi evinden, kendi sokağından hastası için, yaralısı için, doğumu için, ölüsü için, göç için beyaz bayraklarla çıkış arayan halkın tarihi dramı daha fazla görmezden gelinemez. Başta tank olmak üzere, ağır silahlarla, sebebi ne olursa olsun halkın yaşadığı yerleşim yerlerine hedef gözeterek ateş açılması, hiç bir insani ve hukuki sebeple izah edilemeyecek kadar can yakıcı bir durum olarak asla kabul dilemez. 

MAZLUMDER olarak bir kez daha ifade ediyoruz ki, sivil yaşam ve yerleşim alanları özyönetim taleplerinin aracı ve uluslararası insancıl hukukun da öngördüğü gibi PKK/YDG-H'nin ve Devlet’in çatışma alanı olmaktan çıkarılmalıdır. Taraflar mevcut pozisyonlarını terk ederek, daha önce sürdürülemediği  görülmüş çatışma ortamına son vermelidir. Çocukların savaşın bir nesnesi haline getirilerek çatışmaya dâhil edilmesi kabul edilemez bir durum olarak, tüm duyarlı kesimler tarafından yüksek sesle kınanmalıdır. Tüm çatışma ortamlarının birincil mağdurları kadınlar ve çocuklar olduğu gerçeğiyle, bu mağduriyetlerin oluşmaması için önleyici ve çözümleyici tedbirler daha fazla gecikmeden bir an önce alınmalıdır. Siyasal iktidar hiç bir şarta bağlı kalmaksızın Kürt halkının temel kültürel ve kimlik hakları için acil eylem planı açıklamalıdır. Başta mecliste temsil edilen partiler olmak üzere, tüm siyasal ve sivil yapılar müzakere sürecine dönülmesi, adil bir barış ve eşit bir vatandaşlık için kendilerine düşen sorumlulukları bir an önce yerine getirmelidir. Çatışma değil, müzakere ve çözüm istiyoruz. Barış ve huzur ortamı hepimizin hakkıdır ve onu elde etmek için sivil siyaset araçları temel çözüm olarak derhal devreye konulmalıdır. Bu süreç devam ettiği ve müzakere masalarına dönülmediği sürece çatışmanın tüm sonuçlarından taraflar sorumlu olduğu kadar tüm bunlara seyirci kalanlarda sorumlulukta pay sahibi olduklarını bilmelidirler.

 

MAZLUMDER Genel Merkezi

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Basın AçıklamalarıTarih 2015-12-26
Okunma Sayısı : 1202
Şube ve Temsilcilerimiz
mazlumder-genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mah. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 5 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: istanbul[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2441

Ziyaretçi Sayımız : 2382611

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari